Hz. Peygamber'in Kişisel Bakimi...

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 22 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Saçları

    Yazılı vesîkalara göre Hz. Peygamber, ustura tıraşlı değil, uzun saçlıdır. Saç biçimi ise, uzunluk kısalık durumuna göre, üç şekil arzetmektedir. En kısa şekli kulak yumuşağına kadar olup, en uzun şekli de omuzlarına dokunacak derecede olandır ki, her durum için üç ayrı tâbir kullanılmıştır. Kısadan uzuna doğru, kaynaklardaki ifâdeler şöyledir:


    Kulak yumuşaklarına kadar olan haline, "vefre", kulak yumuşağını biraz geçene, "limme", omuzlarına dokunacak kadar olan haline de "cümme" denmiştir. Rivâyetler arasındaki değişiklik ise son derece normaldir. Her râvî, kendi gördüğü andaki hâlini anlatmış olacağına göre, rivâyetler arasındaki farklılığı, bir çelişki olarak değerlendirmemek gerekecektir.

    Hz. Peygamber'in saç tarama şekline gelince: İbn Abbâs (r.a)'ın rivâyetinden anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber döneminde Hicaz bölgesinde iki türlü saç tarama biçimi yaygındı. Ehl-i kitap olanlar, kâküllerini önlerine düz tararlardı. O günün putperestleri ise perçemlerini ortadan ikiye ayırarak yanlara bırakırlardı.

    Yeni bir model getirme yoluna gitmemişler; başlangıçta ehl-i kitâbın uygulamasını benimseyerek, onlar gibi perçemlerini önüne düz taramışlar; Hicaz bölgesinde putperestliğin kökü kazınıp toplumda taraftarı kalmayınca, bu def'a da, saçlarını önden ikiye ayırarak sağ sola bırakır olmuşlardır.

    Saç Bakımı
    Peygamber Efendimiz, saç bakımı husûsunda, umûmî bir tavsiyede bulunmuşlardır: "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin". " Saçı olan, saçına ikrâm etsin".

    İslâmî kaynaklar, Hz. Peygamber'in dâimâ yanlarında bulundurdukları bazı zâti eşyalarını da kaydetmişlerdir. Bunlar; tarak, ayna, misvâk, kürdan, makas, sürmedân gibi eşyalardır.

    Peygamber Efendimiz, üst-baş temizliğine son derece dikkat ettiği gibi, üstlerinin başlarının tertipli olmasına da o ölçüde itinâ gösterirlerdi.

    Üst başın tertipli olmasını ve buna titizlik gösterilmesini isteyen Peygamber Efendimiz, sadece süslenmekle vakit geçirmeyi ise hoş karşılamamışlar; şık ve sâde olmakla, süslenmeyi bir meşgale haline getirmeyi birbirinden ayırmışlardır.

    Bize ulaşan bilgilerden anlaşılacağı üzere, Rasûlullah Efendimiz'in mübârek saçları ve sakal-ı şerîfleri, göze batacak kadar ağarmamıştı. Esâsen, Kâinâtın Efendisi'nin vücûd yapılarında, son nefeslerine kadar bir değişiklik husûle gelmemiştir: İhtiyarlık belirtileri, diş dökülmesi, az görme, yavaş işitme, saç dökülmesi, sakal ağarması, ve benzer ârızî durumlar, O'nda görülmemiştir.


    Mevcut metinlere göre, ak düşen yerler; sakal başları, yâni gözle kulak arasındaki favori yerleri, alt dudakla çene arasındaki bölge ile saçlarının dağınık yerlerinde olup, sakal-ı şerîflerindekilerin sayısı, saçlarındakinden fazla idi. Bunlar da, karşıdan fark edilecek cinsten değildi. Ağarmaya yol açan sebepler ise, yine kendilerince şöyle îzâh edilmektedir: "Benim saçımı sakalımı, Hûd ve benzeri sûrelerdeki âyet-i kerîmeler ağarttı".

    Peygamber Efendimiz, saç boyası kullanmamışlar; ancak başlarını zaman zaman zeytinyağı ile yağlamışlardır. Yağı başlarına sürdükten sonra, sarıklarına bulaşmaması için, sarığın altına bir tülbend koyarlardı. Bu tülbend, yağın fazlasını emer ve sarıklarını yağlanmaktan korurdu.

    İbn Sa'd'ın kaydettiği bir vesîkadan anlaşıldığına göre, Hz. Peygamber, başlarını, sidr ağacı yaprağının kaynatılmasıyla elde edilen bir karışımla yıkardı. Mü'minlerin Annesi Ümmü Seleme (r.a) başta olmak üzere, ashâb-ı kirâm'dan pek çoğu, Hz. Peygamber'in mübârek saçlarını ve sakal-ı şerîflerinin kıllarını, teberrüken saklamışlardır. Bunların, bir kutsal mîras ciddiyetiyle, nesilden nesile intikal ettiğini de biliyoruz.

    Güzel Koku Sürünmeleri
    Hz. Âişe (r.a), Rasûlullah Efendimiz'in giyim kuşamı ve kılık kıyâfeti ile birinci derecede ilgilenen güzîde hanımlarındandı. Kendisi, hayatının her safhasında Rasûlullah Efendimiz'i, "bulabildiği en güzel kokular" sürerek giydirirdi.

    Peygamber Efendimiz, yanında "sükke" tâbir edilen bir koku bulundurur ve gerektikçe ondan sürünürdü. Özellikle yolculuklarında birlikte götürülmesi mûtad olan eşyaları arasında bir de "koku şişesi" yer almaktadır. Hz. Peygamber'in güzel koku ile ilgili davranışlarından biri de, O'nun ikrâm edilen kokuyu reddetmemesi idi.

    "Zîrâ koku, külfetsiz bir ikrâmdır!" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 320; Ebu Dâvûd ve Nesaî).

    "Dünyâda bana, kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da, gözümün nûru kılındı" (Nesâî, VII,61,62; İbn Sa'd, 1, 398; el-Hâkim, el-Müstedrek).

    Peygamber Efendimiz sokağa çıktıkları zaman, kokularının o kendine has güzelliği ile çevredeki insanlar tarafından hemen farkedilirdi. Bu durumu, Enes b. Mâlik (r.a) şöyle ifâde etmektedir: "Rasûlullah Efendimiz Medîne sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk, o yoldan Hazreti Peygamber'in geçtiğini söylerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz'in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık" (İbn Sa'd, Tabakât, 398-399; Mecme'uz-Zevâid, VIII, 282; el-Metalib'ül-Âliye, IV,25; Behcetül-Mehafil, II, 254).

    Gözlerine Sürme Çekmesi
    Peygamber Efendimiz, hıfzısıhha dediğimiz koruyucu hekimliğe son derece önem verirlerdi: Saçlarını yağlaması, dişlerini misvakla temizlemesi, gözüne sürme çekmesi, suyu dinlene dinlene içmesi, fazla kireçli ve kalitesiz suları içmeyip Medîne dışındaki pınar ve kuyulardan içme suyu getirtmesi, yediği gıdaların vücut ihtiyaçlarına göre ayarlanması ve daha pek çok tatbîkatı, hep sıhhati korumak için almış olduğu tedbîrlerdendi.

    Hz. Peygamber, sürmeyi, gece yatacağı zaman kullanırlardı. Yatmadan önce, üç def'a sağ gözlerine, üç def'a sol gözlerine çekerler; ondan sonra yataklarına girerlerdi. Gerek sürmeyi kullanma zamanı, gerek sürmenin faydalarına dâir bilgilerden, sürmenin, süslenmek için değil, gözün sıhhatini korumak için kullanıldığı anlaşılıyor.

    İbn Abbâs rivâyet ediyor:

    Peygamber Efendimiz: "Gözlerinizi ismid ile sürmeleyiniz. Zîrâ ismid ile sürmelemek göze cilâ verir ve kirpik bitirir" buyurmuşlardır. İbn Abbâs der ki: "Hattâ Rasûlullah Efendimiz'in bir sürmedan'ı olup, her gece yatmadan önce bu sürmedandan üç kere sağ gözlerine, üç kere de sol gözlerine sürme çekerlerdi".
     



Sayfayı Paylaş