Hz. Mevlanadan Öğütler

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve CAN tarafından 3 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Hz. Mevlana'nın Altın Değerinde Düşündüren Öğütleri

    Allah'ın lûtfuna kaçmalı
    Allah'ın lûtfuna kaçmalı, ona sığınmak; çünkü o canlara binlerce lûtuflar saçmış dökmüştür.
    Bir sığınak bulmak gerek; ama nasıl sığınak? Öyle bir sığınak ki ona sığındın mı su da sana asker olsun, ateş de.
    Nuh'a, Musa'ya deniz dost olmadı mı? Su, onların düşmanlarını kinle kahretmedi mi?
    Ateş İbrahim'in kalesi değil miydi; böylece de Nemrud'un gönlünden duman tüttürmedi mi?
    Dağ, Yahya'yı kendisine çağırmadı mı; ona kastedenleri taşla sürüp kovmadı mı?
    Ey Yahya, gel, bana kaç; kaç da keskin kılıçtan kurtarayım seni, sığınak olayım sana demedi mi?

    Her kötü huyunu bir diken bil
    Diken, güçlenmede, boy atmada... Diken sökecekse kocalmada, gücü kuvveti eksilmede.
    Diken, her gün, her solukta daha da yeşermede.
    O, daha da gençleşiyor; sen, daha da kocalıyorsun.. Tez ol, vaktini boş geçirme.
    Her bir kötü huyunu bir diken bil; dikenler, kaç keredir ayağını yaraldı.
    Kaç kere, kötü huyun yaraladı seni; fakat sende duygu yok ki; duygusuz yaratılmışsın.
    Çirkin huyunun, başkalarını yaraladığını bilmiyorsan.
    Kendi yarandan da haberin yok değil ya; sen hem kendine azapsın, hem başkalarına.

    Şehvete batan bir daha çıkamaz
    Kendine gel a yolcu, kendine gel! Akşam oldu, ömür güneşi kuyuya düşmek üzere.
    Aklını başına al da yarın deme; nice yarınlar geçti... Ekin çağı büs bütün geçmesin bari.
    Öğüdümü dinle: Beden, güçlü bir bağdır; gönlün yeniye bakıyorsa eskiyi çıkart.
    Şehvetleri, tadları boşlamaktır cömertlik. Şehvete batan, bir daha çıkamaz.
    Bu cömertlik, cennet selvisinden bir daldır; vay böyle bir cennet dalını elinden çıkaranın hâline.
    Yok olan şu dünyâ, var gibi görünmede. O var olan dünyâsa pek gizlenmiş.

    Sevgi acılan tatlılaştırır
    Sevgiden, acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur.
    Sevgi yüzünden tortular durulur, arınır. Sevgiden dertler şifâ bulur, sağalır.
    Sevgiden, ölü dirilir; sevgi yüzünden pâdişâh kul kesilir.
    Bu sevgi de, bilginin sonucudur; saçma sapan şeylere kapılan, nasıl olur da böyle bir tahta oturur?

    Topluma dost ol
    Yol arkadaşlarını arayıp sormayı gerekli bil; ister yaya olsun, ister atlı.
    Hattâ düşman bile olsa bağışta bulunmak iyidir; bağış yüzünden nice düşman, dost olur gider.
    Dost olmasa bile kini azalır; çünkü bağış, kine merhemdir.
    A iyi dost; daha da çok faydası var; var ama sözü uzatmaktan korkuyorum.
    Sözün kısası şu: Topluma dost ol; put yapan gibi taştan bile kendine bir dost düz.
    Çünkü topluluk, kervan halkının çok oluşu, yol kesicilerin bellerini kırar; mızraklarını köreltir.

    Yalancının vefası yoktur
    Eğri, yalancı kişinin, dinde vefası yoktur; her zaman andını bozar o.
    Gerçek kişilerin, anda ihtiyaçları yoktur; çünkü onların iki aydın gözü vardır.
    Andı, ahdi bozmak, ahmaklıktandır; yemininde durmak, vefayı elden bırakmamak, çekinen kişinin işidir.
    Peygamber dedi ki: Sizin andınızı mı doğru sayayım, Allah'ın andını mı?
    Topluluk, ellerinde Mushaf, dilleri oruçla mühürlü, gene and içtiler.
    Bu doğru, bu ter temiz söz hakkı için o mescidi kurmamız, Allah içindir.
    Orda hiç düzen yok; orda ancak Allah'ı zikir var, gerçeklik var, dostluk var dediler.

    İçi olmayan çekirdek fidan olur mu?
    Allah, "suçları pek örterim ben" dedi, sırlarını söylemem; belâlara uğradığına dâir ancak bir belirtiyi söyleyeyim.
    Cezasını verdiğimin bir tek belirtisi şu: Kulluk ediyor, oruç tutuyor, dua ediyor;
    Namaz kılıyor, zekât veriyor, daha da başka şeyler yapıyor hani. Fakat bir zerrecik bile can tadı bulamıyor.
    Kulluklar ediyor, yüce işler işliyor; ama bir zerre bile tad alamıyor.
    Kulluğu güzel ama mânâsı güzel değil; cevizler çok ama içleri yok.
    Tad gerek ki kulluklar meyva versin. İç gerek ki tohum ağaç olsun.
    İçi olmayan çekirdek hiç fidan olur mu? Cansız şekil ancak hayâldir.

    Nefis vurulmaktan anlar
    Töhmet altında olan nefisdir; yüce akıl değil. Töhmet altındaki, duygudur; latif ışık değil.
    Nefis şüphecidir, vur başına onun; vurulmaktan, dövülmekten anlar o, delil getirmekle yola gelmez.
    Mucize görür, o çağda aydınlanır; ondan sonra hayâldi o der;
    O şaşılacak şey göründü ya hani; gerçek olsaydı gece-gündüz, gözönünde kalmaz mıydı?
    O, temizlerin gözlerinde kalır, hayvan gözüne eş dost olmaz o.
    O şaşılacak şey, bu duygudan utanır, arlanır; hiç tavus kuşu, daracık kuyuda durur mu?
    Çok söylüyor deme sakın bana; yüzde birini söylüyorum, o da kıl gibi hani.

    İmanın belirtisi ölümü hoş karşılamaktır
    A genç, îmânın belirtisi şudur: O sırada ecelin gelip çatsa, gene de gözüne görünmez, bir hoş halde karşılarsın ölümü.
    A benim canım, îmânın böyle değilse, olgunlaşamamıştır; yürü, dinini olgunlaştırmaya uğraş.
    Hangi işe girişir de o işe koyulduğun sırada ölüm bile gözüne görünmezse, işte o iştir sevdiğin iş.
    Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölmü değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş.
    Tiksinmek gitti mi ölüm, fayda veren birşey olur; şu halde gerçekten de anlaşılmıştır ki ölüm, geçip gitmiştir.
    Sevgili, Hak'tır, bir de, Hakk'ın, sen benimsin, ben de seninim dediği kişidir.

    Gerçekte büyük âlemsin
    Demek ki sen, görünüşte, küçük âlemsin; fakat gerçekte büyük âlemsin sen.
    Görünüşte o dal, meyvanın temelidir; fakat iç yüzde dal, meyva için var olmuştur.
    Meyva elde etmeyi dilemeseydi, meyvayı ummasaydı bahçıvan hiç ağaç diker miydi?
    Öyleyse, görünüşte meyva ağaçtan doğmuşsa da gerçekte o ağaç, meyvadan doğmuştur.
    Mustafâ (a.s.m.) bunun için, Âdem de, peygamberler de benim ardımdadır; benim sancağımın altındadır dedi.

    Ölçü Kur'ân'dır
    A yiğit, akıl, şehvetin tersidir; şehvet çevresinde dönüp dolaşanda akıl var deme.
    Şehvete kul olana vehim sahibi de; vehim, geçer altınlara benzeyen akıllara göre kalp akçedir.
    Meheng olmadıkça vehimle akıl belirmez; tez ikisini de meheng taşına götür.
    Bu meheng Kur'ân'dır, peygamberlerin halleridir; onlar da meheng gibi kalpa gel derler;

    Fırsatı ganimet bil
    Kendine gel, bari bundan sonra çekin; çünkü Allah'ın lûtfuyla tövbe kapısı açıktır.
    Tövbenin batı tarafından bir kapısı vardır; kıyamete dek halka açıktır.
    Güneş batıdan baş gösterinceye dek o kapı açıktır; o kapıdan yüz çevirme.
    Allah'ın rahmetiyle cennetin sekiz kapısı vardır; oğul, o sekiz kapının birisi tövbe kapısıdır.
    Öbür kapılar, kimi çağda açıktır; kimi çağda kapalı; o tövbe kapısıysa hep açıktır, hiç kapanmaz.
    Aklını başına al, fırsatı ganimet bil, tövbe kapısı açık; tez pılını-pırtını oraya çek; çek de hasetçi kör olsun gitsin.

    Sanat edinmeye bakın
    A akıllılar, sanatlar elde etmeye bakın, bunun için yardımlasın; ama her sanatı, ehli olan temiz, büyük bir kişiden öğrenin.
    A kardeşim, inciyi sedefin içinde ara; hüneri sanat ehlinden iste.
    Öğütçüleri gördünüz mü, insaf edin; öğrenip öğretmeye koyulun, çekinmeyin.
    Adam deri tabaklarken kirli bir hırka giyse, bu hırka, kendisi zenginse, zenginliğini, uluysa ululuğunu azaltmaz ki onun.

    Eûzü çekmenin zamanı
    İnsanı rezil eden Şeytan, ömrünü yok ettikten sonra Eûzü çekmenin de bir tadı tuzu yoktur, Fatiha okumanın da.
    Şimdi bağırıp çağırmak, tatsız-tuzsuzdur ama gaflet, gerçekten de ondan daha tatsız-tutsuzdur.
    Gene de sen, tatsız tuzsuz da olsa ağla, feryad et, sızlan, a Yüce Allah düşkünlere bir bak diye yalvar.
    Ey Allah, zamanında da gücün yeter, zamanı geçince de; senden hiçbir şey yitmez; herşeyi bilirsin sen.
    Sen, "Yitirdiğiniz şeye açıklanmayın" diyen padişahsın; öyle bir padişahın istediği şey, nasıl olur da olmaz?

    Yaratılış neden altı gün sürdü?
    Tencereyi yavaş yavaş ustaca kaynatmak gerek; delice kaynayan yemekte iş yok.
    Allah'ın, gökleri bir kere, ol demekle yaratmaya gücü mü yetmezdi?
    Peki, yine yaratışı altı gün sürdü; hem de a faydalanmak isteyen, her gün, bin yıl kadar.
    Çocuğun yaratılışı neden dokuz ay? Çünkü yavaş-yavaş iş görmek, o padişahın âdeti.
    Neden Âdem'in yaratılışı kırk sabah sürdü; o balçığı yavaş-yavaş insan haline getirdi?
    Hani sen şimdi at sürdün, koştun ya a ham adam, senin gibi değil. Sen çocuksun, kendini şeyh gösteriyorsun.
    Kabak gibi herkesin üstüne çıktın ama savaşacak ayak nerde sende?
    A kelceğiz, sen, ağaçlara, duvarlara dayandın da kabak gibi yücelere çıktın.
    Önce bineğin usul boylu selvi oldu, ama sonunda kupkuru, içsiz, bomboş olur gidersin.
     



Sayfayı Paylaş