Hz. İbrahim Kıssaları

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve CAN tarafından 13 Haziran 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Hz. İbrahim ve Misafiri

    Hz İbrahim (s.a) misafirleri çok severdi. Evine misafir çağırmaktan, onlara ikramda bulunmaktan lezzet alırdı Yolculara karşı da iyi davranırdı. Onları evine davet eder, yiyecek-içecek verir, yatacak yer gösterirdi. Her sabah. Evinin yanındaki yolun kenarında durur ve yoldan geçecek yolcuları beklerdi.

    Onları görür görmez de, ikramda bulunmak için evine davet ederdi. Başka insanları memnun ve rahat ettirmek onu mutlu ederdi. Bir günü sofrasında bir misafir olmadan geçtiğinde rahatsız olur, evinde bir yolcu ağırlamamışsa yemeğe kendisi de dokunmazdı. Bir ara, yoldan üç gün boyunca hiçbir yolcu geçmedi. Bu durum haliyle Hz. İbrahim'i (s.a) üzdü. Ama bıkmadan usanmadan yola çıkıp ümitle beklemeye devam etti. Ufuğa gözlerini kısarak bakıyor, bir yolcunun gelmesini istiyordu. Üç gün geçmiş ama hiçbir yolcu gelmemişti.

    Bir sabah, deve üzerinde yaşlı bir adam göründü yolda. Hz. İbrahim çok sevindi hemen yaşlı adamı yemeğe evine davet etti. Adam bu daveti kabul etti. Evde yemeğe oturduklarında Hz. İbrahim yemeğe başlamadan önce "Bismillah" dedi, ama yaşlı adam hiçbir şey demeden yemeye başladı. Hz. İbrahim sordu:

    "Neden besmeleyle başlamadın? Bize bu yiyecekleri hediye eden rabbimiz hem Rahman, hem de Rahim değil mi? Sunduğu bu rızkı yemeye başlamadan önce Onun ismini anmak doğru olmaz mı?
    Yaşlı adamın cevabı:
    "Benim dinimde böyle bir adet yok" şeklinde oldu.
    "Hangi dindensin sen?"
    "Mecusiyim." Adam ateşe tapılan bir dine mensuptu. Hz. İbrahim buna çok kızdı ve adamı evinden kovdu. Yaşlı adam oradan uzaklaşırken. Hz. Cebrail, Hz. İbrahim'e geldi. Bir mesaj getirmişti. Ona, Allah'ın kendisine inanmayan bu adamı 70 senedir rızıklandırdığını, ama onun, yani Hz. İbrahim'in bir öğün yemek bile tahammül edemediğini bildirdi. Hz. İbrahim hatasını anlamıştı. Hemen ihtiyarın arkasından koştu, yetişti ve evine yemeğe devam etmek üzere
    dönmeye ikna etti.
     



  2. CAN Well-Known Member

    İbrahim (a.s)'ın Kurban Kıssası

    1) Aradan uzun yıllar geçmiş, Cenâb-ı Hak Hz. İbrâhim’e sâlih bir evlat ihsan etmişti. Adı İsmâil’di. Fakat aradan uzun seneler geçtiğinden Hz. İbrahim daha önce kendisine gelen meleklere konuştuğu sözü (Allah icin oğlumu bile kurban ederim )sözünü zaman içinde unutmuştu.

    Hz. İsmail en sevimli olduğu bir çağa gelmiş ve ihtiyacını görme çağına gelmiş Kabe’i muazzamayı inşa etmiş. Bina tamamlanınca beytullahi hac ve tavaf etmiş. Hac erkanını tamamlayıp ayrıldıkdan sonra terviye günü yani arafe gününden bir gün evvel bir rüya gördü. Hz. İbrahim, yattığı yataktan, “Nezrini yerine getir, Ya İbrahim!” nidasıyla, kalktı. Bu rüy acaba Allah’tan mıydı? Nezri neydi, onu uzun uzun düşündü. İşte bu tereddüdden dolayı bu güne terviye günü denildi.

    Ertesi gece, aynı rüyayı, yeniden gördü. Artık Hz. İbrahim anladı ve bildi ki, bu rüya Allah’tandır. Bildiği için bu güne “Arefe” ismi verildi. Fakat nezri neydi, onu hatırlayamadı. Bayram akşamı da aynı rüyayı görünce, nezrini hatırladı. Oğlunu kurban ettiğinin tatbikatını gördü ve bu günede kurban günü dendi.
    (Şir’atül İslam S 219)

    2) Artık Allah'ın emrini yerine getirmesi lazımdı. Bayram sabahı olunca, Hacer validemizi çağırdı. Oğlu Hz. İsmail’i hazırlamasını söyledi. Hacer validemiz, Hz. İsmail’i giydirip, süsledi. Baba oğul, beraberce Mina istikametine doğru yola koyuldular. Fakat nereye gidildiğini, ne evlat ne de annesi biliyordu.

    Şeytan bu duruma hayrette kalıp böyle imtihanda hiç görmedim. İbrahim (a.s) bu işide yaparsa ve ben böyle meselede onları caydıramazsam bir daha ebediyyen onlara tesir edemem ve üzüntümden helak olurum demişti. (Şir’atül İslam S 222.)

    3) Hz. İbrahim’in önüne çıkarak: Ya İbrahim! Böyle bir evladı nasıl kesersin? Hiç baba evladını kesebilir mi? Hz. İbrahim, şeytanın sözüne kulak bile vermedi, hiç tereddüt etmeyerek, yerden aldığı taşla şeytanı defetti.

    Şeytan durmuyordu. Bu sefer Hacer validemizin yanına gelerek, onu kandırmaya çalıştı. Fakat Hacer validemiz verdiği cevabla, teslimiyetin zirvesine varıyordu: “Eğer Allah’tan böyle bir emir gelmişse, ben de bir anne olarak, bu emre teslim olup, boynumu büküyorum.” Çünkü o bir peygamberdir peygamber yanlış yapmaz dedi.

    Şeytan vazgeçmiyordu. Bu defa Hz. İsmail’in yanına gelip: “Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun? Kesmeye götürüyor, kesmeye.” diyerek onu korkutmağa çalıştı.

    Hz. İsmail de, annesinden geri kalmayarak: O benim babamdır. O bir Peygamberdir. Eğer bu emri Allah’tan almışsa, emri muhakkak yerine getirmesi lazımdır." cevabını verdi ve şeytanı taşladı. İbrahim (a.s) kendine ve evladına vesvese veren Şeytani Mina mevkiinde taşladiığından dolayı aynı mahalde şeytan taşlamak bir sünnet olarak devam etmiş ve ahir zaman peygamberinin şeriatindada yer almıştır.

    Sonunda baba oğul işaret olunan yere kadar geldiler. Fakat Hz. İbrahim, oğluna nasıl söyleyecekti. Bütün mesele buradaydı. Sonunda: “Ey benim yavrucuğum. Ben, seni, rüyamda, kesiyor görüyorum. Sen benim bu rüyama bir bak, ne söylersin.” Hz. İsmail kıyamete, kadar gelecek insanlığa ibret olacak şu sözleri söyledi: “Ey babacığım. Sana Allah’tan ne emir olunmuşsa, onu derhal yerine getir. İnşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın.”

    Artık baba oğul Allah’ın hükmünü yerine getirmeye hazırlanmıştı. Bu esnada Hz. İsmail: “Babacığım, birkaç ricam var. Yerine getirmeni istiyorum. Babacıgım ellerimi bağla belki sana eziyet ederim. Yüzümü yere çevir belki yüzüme bakarsında merhamet edersin. Gömleğimi anneme götür beni hatırlasın. Anneme selam söyle. Allahın emrine sabır etsin. Beni nasıl kesdiğini ve ellerimi bağladığını söyleme. Ellerinden öptüğümü ilet. Küçük çocukların arasına girmesin. Olur ki, onlara bakıp, beni hatırlar da, Allah’a isyan edebilir.

    Hz. İbrahim oğlunun isteklerini yerine getirdi. Biraz sonra Hz. İsmal tekrar: “Ey babacığım, ellerimi ve ayaklarımı çöz. Allah Beni görüyor, melekleri görüyor. Ne isyankar çocukmuş, babası, bağlamak zorunda kaldı, demesinler.” dedi.

    Artık baba oğul, Allah’ın hükmüne tam teslim olunca, Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i, şakağı üzerine yatırdı. Boğazına bıçagı koydu, çok şiddetli bir şekilde bıçağı boğazına sürdü. Bu esnada yerde gökte ne kadar melek varsa secdeye kapanmış: “Allah’ım! Koru İsmail’ini, Affet İsmail’ini” diye yalvarıyordu. Allah'da meleklerine (Unzuru ila abdi keyfe yemürrüssikkin alal halki veledihi liecli rizai ve entüm gultüm Etec´alü fiha men yüfsidü fiha ve yesfiküddimae) Yani ‘Ey meleklerim benim kulum İbrahime bakınız benim rızam için oğlunun boğazına bıçagı nasıl sürüyor. Halbuki siz Adem (a.s)'ı yaratacagım zaman yer yüzünde kan dökecek yeryüzünü ifsad edecek birisinimi yaratacaksınız demiştinizde bende size benim bildiklerimi siz bilmezsiniz demistim’ buyurdu.
     
  3. CAN Well-Known Member

    Hz. İbrahim ve Nemrut Kıssası

    Bir zamanlar Urfa'da adı Nemrut olan zalim bir hükümdar yaşarmış. Yaptığı bu zalimliklerle kendinden geçen Nemrut gün gelmiş kendisini Allah zannetmeye başlamış ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş. Halkına da baskı yaparak kendisine Allah diye tapmalarını istemiş.

    Bir gece Zalim Nemrut uykusunda korkunç bir kabus görmüş. Kan ter içinde fırlamış yatağından. Hemen sarayın bütün kahinlerini ve büyücülerini çağırtmış ve rüyasını anlatmış onlara. Nemrut'un rüyasını dinleyen kahinlerin ileri gelenleri şöyle yorumlamış Nemrut'un rüyasını: "Efendim, krallığınızda dünyaya gelecek bir çocuk sizin tahtınızı ve saltanatınızı yıkacak, ülkeniz üzerindeki hakimiyetinize son verecek."

    Sarayındaki danışmanlarına çok güvenen Nemrut korku içinde kaskatı kesilmiş. Panik halinde nasıl önlemler alabileceklerini sormuş onlara. Sarayın baş kahini atılmış öne hemen; "Değerli efendim" demiş, "Eğer bu sene krallığınızda doğacak bütün erkek çocuklarını öldürtürseniz, erkekler ve kadınların da bu yıl boyunca birbirlerine yakınlaşmalarını yasaklarsanız ve aksine yapan herkesi asarsanız bu sorunu da çözersiniz" .

    Nemrut kahinlerin önerisiyle doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesi emrini vermiş. Ülkesinde yaşayan her on aileye bir gözlemci düşecek şekilde kuralların uygulanıp uygulanmadığını izlemeye başlamış. Sadece başdanışmanı Azer'e çok güvendiği için onun ve ailesinin başına gözlemci koymaya gerek duymamış.

    Böylece şehirde bir yıl sürecek dehşet ve zulüm dönemi başlamış. Nemrut bu bir yıl süresince on binlerce çocuğu öldürtmüş, aileleri darmadağın etmiş. Bütün ülke Nemrut'un bu büyük zulmü altında inim inim inliyormuş. Bir yılın sonunda Nemrut yine bütün danışmanlarını etrafına toplamış. Müneccimleri ona demişler ki "Hükümdarım maalesef aldığımız tedbirler yeterli olmadı. Sizi ve tahtınızı yok edecek çocuk yarın gece ana rahmine düşecek."

    Nemrut kâhinlerinin bu sözleri üzerine daha da büyük bir paniğe kapılmış. Ve hemen şehirdeki bütün erkeklerin toparlanıp şehir dışına çıkarılmasını ve iki gün boyunca da şehre girmelerinin yasaklanmalarını emretmiş. Nemrut şehri dolaşırken aniden krallık mührünü sarayında unuttuğunu farketmiş. Hemen en güvenilir adamı Azer'i göndermiş saraya mührünü alıp kendisine getirmesi için. Azer, saraya gidip mührü almış. Geri dönerken aklına karısı gelmiş. Evine varınca nefsine hakim olamamış ve karısıyla birlikte olmuş. Ve böylece Zalim Nemrut'u yok edecek olan Hz.İbrahim ana rahmine düşmüş.

    Kahinler sabaha doğru Nemrut'a onu korkudan tir tir titreten haberi vermişler. "Efendimiz maalesef aldığımız tüm önlemlere rağmen o çocuk bu gece ana rahmine düştü" Nemrut sinirden küplere binmiş ve ülkesinde bu yıl doğacak bütün erkek çocuklarının öldürülmesin emretmiş. O gece Azer'den hamile kalan karısı bu durumu kocasından saklıyor, kendisini şişmanlamış gösteriyormuş. Doğum vakti yaklaşınca da bugünkü Urfa Kalesinin kuzeyinde bulunan küçük bir mağaraya gitmiş ve tek başına doğurmuş çocuğunu.

    Çocuğunun öldürüleceği korkusuyla onu iyice sarıp sarmalayıp mağaranın en dibine gizlemiş. Her gün bir defa onu emzirmeye geliyormuş mağaraya. Gelemediği günlerde açlıktan ve soğuktan oğlunun ölmüş olabileceğini düşünüp ağlıyormuş ama her seferinde telaşla gittiği mağarada küçük çocuğu sağ salim görünce mutluluktan uçuyormuş. Mağarayı kendilerine korunak olarak kullanan ceylanlar bu küçük çocuğu kendi sütleriyle besliyorlarmış.

    Aradan 15 ay geçmiş ama Hz.İbrahim (a.s) 15 yaşında bir delikanlı gibi görünüyormuş Günlerden bir gün kralın askerleri şehrin hemen yamacındaki dağa avlanmaya çıkmışlar. Dağda dolaşırken ceylanların arasındaki Hz. İbrahim (a.s) 'i görmüşler. Hemen yakalayıp saraya getirmişler. Nemrut, ceylan sütüyle beslenmiş 15 yaşındaki genç, gürbüz ve güzel bir delikanlı olan Hz. İbrahim (a.s) 'i hemen yanına almaya karar vermiş. Böylece genç İbrahim sarayda yaşamaya başlamış ve burada Nemrut'un bir diğer evlatlığı genç Zeliha ile tanışıp dost olmuş. Hz. İbrahim (a.s) sarayda geçirdiği günlerde kendisini evlatlık alan Nemrut'un halka yaptığı zulümlerden ve putlara tapınmasından dolayı kızmaya başlamış. Bir gün bu düşüncelerini arkadaşı Zeliha ile paylaşmış ve ona taştan yapılmış bu putlara tapınmanın anlamsızlığını anlatmış.

    Hz. İbrahim (a.s) bir gün tapınağın boş olduğu bir saatte eline bir balta almış ve tapınaktaki bütün putları tek tek kırmaya başlamış. Hepsini kırdıktan sonra elindeki baltayı da tapınağın baş köşesine yerleştirmiş ve Nemrut'a benzeyen en büyük heykelin omzuna asmış. Nemrut olanları duyunca sinirden çılgına dönmüş ve derhal bunu yapanın bulunmasını emretmiş.

    Kısa bir araştırmanın ardından Hz. İbrahim (a.s) Nemrut'un huzuruna çıkarılmış. Nemrut "Sen mi yaptın" diye sorunca, son derece sakin bir şekilde cevap vermiş "Hepinizin gördüğü gibi balta en büyük heykelin omzunda duruyor. Yapsa yapsa o yapmıştır." Demiş. Nemrut Hz.İbrahim'in bu cevabı üzerine daha da sinirlenmiş, "Olur mu böyle saçmalık. O cansız bir taş parçası. Nasıl eline bir balta alıp da böyle bir şey yapabilir ki?" Hz. İbrahim (a.s) da gülümseyerek cevap vermiş Nemrut'a ."İşte benim de anlatmak istediğim buydu. Siz kendi elinizle yaptığınız bu taş parçalarına nasıl olur da taparsınız ve onlardan adalet, huzur, bereket beklersiniz? Bu taşlar gerçekten Allah olsalardı kendilerini koruyabilirlerdi"

    Bu cevaba çok sinirlenen Nemrut hemen Hz. İbrahim (a.s) 'in yakalanıp ateşe atılmasını emretmiş.

    Nemrut, kalenin kuzeyinde kalan dağın tepesindeki iki büyük sütunu mancınık olarak kullanıp, Hz.İbrahim'i buradan ateşe atmaya karar vermiş. Tam bu esnada Allah: "Ey ateş, serinlik ve esenlik ol" diye buyurmuş. Hz. İbrahim ateşin üzerine düşer düşmez ateşin yerinde berrak küçük bir göl oluşuvermiş. Allah'ın emri ile hazırlanan o devasa ateş bir göle; ateş için toplanan odunlar da balıklara dönüşmüşler. Odunlar biraz yanmış oldukları için balıkların sırtında kara lekeler oluşmuş. Varlığına inandığı ve sürekli onu aradığı için Allah, Hz.İbrahim'e "Halilim" yani dostum demiş. Bu göle de bu yüzden "Halilurrahman Gölü" (Rahmanın dostunun gölü) denmiş.

    Zeliha'nın döktüğü gözyaşlarından oluşan göle ise "Zeliha'nın gözyaşları" anlamina gelen "Ayn-ı Zeliha Gölü" ismi verilmiş.

    Nemrut bütün bu olanlar karışsında daha da sinirlenmiş. Ve Allah'ı inkara devam etmiş. Allah da ona bir yğı sakat sivrisinek göndermiş. Bu sivrisinek bir gece Nemrut yatarken kulağından içeri girmiş ve beynine kadar gitmiş. Beynini kemirmeye başlayınca ağrılar balşamış. Günler geçmiş ve Nemrut bu sinekten dolayı kafasında büyük ağrılar hissetmeye başlamış.

    Ülkesindeki bütün büyücüleri ve hekimleri derdine derman bulsunlar diye çağırtmış. Ancak hiçbiri Nemrut'a yardım edememiş. Nemrut, ağrıları biraz olsun azaltabilmek için kendi hazırlattığı özel tahta ve üzerine keçe sarılı bir tokmakla kafasına vurduruyormuş her gün. Ağrı arttıkça tokmakla vuruşlarının şiddetini de arttırmış. her vurdurduğunda vurha vurha derken zamanla beynin aldığı darbelerden ötürü urfa demeye başlamış. şehrin adının buradan kaldığıdı söylentiler arasındadır. Sonunda tokmağın acısına dayanamamış ve kafası parçalanarak can vermiş.

    urfa şehri edessa , reha , ruha isimleri ilede bilinmektedir...
     

Sayfayı Paylaş