Hüsamettin Özkan (1950 - .... )

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve RüzGaR tarafından 25 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Hüsamettin Özkan (1950 - .... )

    1950 Develi doğumlu. Evli ve iki çocuk babası olan Özkan, Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksekokulu'nu bitirdi. Devlet Bakanı ve Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Özkan, Ecevit'e olan yakınlığı ile tanındı. Genel başkanını bir an olsun yalnız bırakmaması nedeniyle karikatürlere ve fıkralara konu oldu.


    Ecevit'in basına ve kameralara yansıyan her karesinde Özkan da yer aldı. Ecevit'in sağ kolu ve sırdaşı oldu.


    Genel başkanı ile birlikte üç hükümette yer aldı. Zengin bir işadamı olan Özkan, DSP'ye 1991 yılında girdi. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde DSP'nin 7 milletvekilinden biri olarak Meclis'e girdi.



    4 DSP'li SHP'ye geçerken Erdal Kesebir ile birlikte Ecevit'in yanından ayrılmadı. Meclis'te Grup Başkanvekilliği görevini üstlendi. 1995 seçimlerinden sonra kurulan 55, 56 ve 57'nci hükümetlerin tümünde görev alan Özkan, hükümet kurma çalışmalarında da başrolü üstlendi.


    KESİTLER
    Dans Kralıydı
    "İki Defa Ters Düştü"
    Ecevitle Geldim Ecevit'le Giderim
    Krizin Kilit İsmi
    Halk Bankası ile Gündeme Geldi
    Sezer'in Hedefi Oldu
    Bir Yorum

    Ecevit, liderlerle yine onun aracılığı ile görüştü. 57'nci hükümetin kurulma aşamasında Rahşan Ecevit'in verdiği demecin ardından yaşanan sıkıntıyı yine Özkan giderdi.


    Bir geceyarısı operasyonu ile Bahçeli ile görüştü ve buzlar eritildi. DSP, ANAP ve MHP arasında doğan krizleri çözmek de Özkan'ın işi oldu. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile İçişleri Bakanı Sadettin Tantan arasındaki krize el koydu.




    DANS KRALI SEÇİLDİ

    Hüsamettin Özkan, 1968 yılında dönemin Akşam Gazetesi tarafından düzenlenen Altın Fener Dans Yarışması'nda birinci seçildi. Samba, Rock and Roll ve twistteki başarılı figürleriyle "Dans Kralı" olan Özkan, bu hobisini amatörce devam ettiriyor.


    Kayserili olmasına rağmen Özkan'ın tek ve en büyük tutkusu "tekneler ve deniz". Vakit buldukça, ailesi ve dostlarıyla birlikte teknesinde vakit geçiriyor. Özkan kimi zaman teknesinin bakımıyla bizzat kendisi ilgileniyor.


    Üç büyük kulüple değişik yollarla bağlantılı olan Hüsamettin Özkan, aslında koyu bir Beşiktaş taraftarı. Ali Şen tarafından kendisine boş bir kağıda imza attırılması sonucu Fenerbahçe kongre üyesi de oldu. Ama Beşiktaşlılık'tan vazgeçmedi. Özkan'ın Sarı-Kırmızılı camia ile olan bağı ise Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksek Okulu mezunu olmasından kaynaklanıyor.




    İKİ KEZ TERS DÜŞTÜ

    Ecevit'i her konuda savunan, hatta genel başkanı hakkında çıkarılan 'hasta' söylentilerinden sonra, "Eğer bir sağlık problemi varsa namerdim. Çok ayıp ediyorlar" diyen Özkan, Ecevit ile Fetullah Gülen konusunda ters düştü.


    Genel Başkanı'nın evinde kabul ettiği bunun da ötesinde kurucusu olduğu cemaati "faydalı tarikat" diye savunduğu Fetullah Gülen için Özkan, "şeriat devleti kurmak için gizli hedefleri olan biri" yorumunu yaparken, Fetullahçılar için de , "Onlar laiklik düşmanıdır" diyerek adeta Ecevit'i tekzip etti.

    ECEVİTLE GELDİM ECEVİTLE GİDERİM

    Kendisi için yapılan "Ecevit"in veliahtı yakıştırmasına tepki gösteren Hüsamettin Özkan, politikaya Ecevit ile başladığını ve onun bu camiadan kopması halinde kendisinin de onunla ile birlikte siyasi hayatına nokta koyacağını söyledi.


    Özkan, "Beni politikaya Sayın Ecevit taşıdı. Ben politikaya değil, Sayın Ecevit'e hizmet için bugüne kadar onun yanında bulundum. Onunla geldim. Onunla giderim. Hangi şart ve ne olursa olsun kararım değişmez" şeklindeki ifadeleriyle genel başkanına olan bağlılığını ifade etti.




    KRİZİN KİLİT İSMİ

    19 Şubat 2001'de yapılan MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında ortaya çıkan krizin ardından Özkan, “Sanki babama hakaret edildi” diyerek bir anda krizdeki kilit isim haline geldi. Sezer’in Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nu etkinleştirmek istemesinin, daha önce Özkan’ın sorumluluğunda olan Halkbankası’ndan kaynaklandığı belirtiliyor. Çünkü Halkbankası şimdiye kadar denetlenemeyen tek kamu bankası. Ve Halkbankası’ndan usulsüz olarak medya gruplarına, büyük şirketlere kredi dağıtıldığı iddiaları yoğun olarak gündeme geliyor.




    HALK BANKASI İLE GÜNDEME GELDİ

    Özkan’ın isminin politika arenasında ilk kez yoğun biçimde gündeme gelmesine vesile olan olay, Halkbankası’nın 1998 yılında açtığı usulsüz kredilere ilişkin soruşturma oldu. Müfettişler, Halkbankası eski Genel Müdürü Yenal Ansen’in Has ailesi başta olmak üzere birçok aile şirketine kredi açtığını ortaya çıkardılar. Hüsamettin Özkan ise uzun süre bu kredi ilişkilerini yalanladı, kredilerde sorumluluğun kendisine dayanması üzerine de Genel Müdür Ansen’in soruşturma kapsamına alınmasına onay verdi. Ancak Özkan kısa bir süre sonra soruşturmayı yürüten Bankalar Yeminli Murakıpları’nı “kasıtlı davranmakla” suçlayıp haklarında işlem yapılmasına ilişkin bir yazıyı Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a göndermesi ortalığı karıştırdı. Özkan’ın bu müdahalesi Ansen’i üç davadan kurtardı. Böylece Özkan’ın “diplomatik girişimleri” Halkbankası yolsuzluğunun üzerini örtmüş oldu.






    SEZER'İN HEDEFİ OLDU

    Halkbankası ile ilgili ikinci ciddi gelişme ise Dinç Bilgin’e ait Etibank’ın batması sonrasında yaşandı. Halkbankası’nın Bilgin’e borçlarını ödemek için 10 milyon dolar kredi açtığı ortaya çıktı. İmzayı veren ismin ise yine Özkan olduğu belirtildi. Ancak Özkan yine olayı reddetti ve soruşturma kapatıldı. Özkan, Halkbankası kredileri üzerine art arda gelen bu soruşturmalar üzerine bankadaki sorumluluğunu ani bir kararla Aralık 2000’de Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal’a devretti. Devrin gerekçesini ise “kamu bankalarının özelleştirilmesinin kolaylaştırılması” olarak açıkladı. Ve böylece Özkan Halkbankası’ndan “işi bittikten sonra” kurtulmuş oldu! Bütün bu süreçte Özkan’a kimse dokunamadı. Başbakan Ecevit de “manevi oğlunu” sonuna kadar savundu.


    Sezer’in “Çamurun üzerinde oturuyorsunuz. Yolsuzlukları koruyorsunuz” sözü işte Özkan’ın bu “denetim dışı” kalan icraatlarına yönelikti.





    HALA UĞRAŞIYORUM/Serdar Turgut


    Ecevit'i televizyonda ne zaman görsem hemen arkasında, omzunun hemen yanı başında aynı surat da yer alıyordu hep.


    İlk başlarda bayağı korkuttu beni bu surat; çünkü açıkça söylemek gerekirse böyle bir kişinin gerçekte olmadığını, bunu kendimin hayal ettiğini düşünüyordum hep.


    Yani dünyada hiçbir insan, omzunun yanı başında hep aynı kişiye yapışık olarak yaşayamaz ki, böyle düşünüyordum ve bana göre o suratı hep orada var olarak görmeye başlamam, hastalıklarımın yepyeni bir aşamaya doğru evrildiği konusunda son derece net bir işaretti de.


    Sonra bir gün Ankara'ya gittim ve suratın hayatta gerçekten de var olduğunu ve aynen televizyonda görüldüğü gibi Başbakan'ın omzunun yanı başında süregiden bir tuhaf yaşamı olduğunu bizzat gördüm.


    * * *


    ‘‘Kim bu adam’’ başlıklı kampanyam da ondan sonra başladı işte.


    Adını da ondan sonra öğrendim Hüsam'ın. Aslında onun için de uzun süre uğraşmam gerekti, ya kimse bilmiyordu adını ya da bilip de bana söylemek istemiyorlardı, ama sonunda sırrı daha fazla saklayamadılar. Gerçekler uzun süre saklanamıyor, sonunda onun da ismini öğrenmem mümkün oldu.


    Çok meşgul bir insan olduğu için bizzat gidip tanışma imkánım da olmadı kendisiyle.


    Devletten bir talebim olmadığı için onu görme nedenim de yoktu açıkçası. O kadar meşgul olan bir insanın sadece tanışmak nedeniyle vaktini almak da olmazdı gayet tabii ki.


    O aralar Hüsamettin Özkan aynen Woody Allen'ın meşhur ‘‘Bananas’’ filmindeki tercümanın üstlenmiş olduğu işlevi yerine getiriyordu.


    Filmde Woody Allen yabancı bir ülkenin başkanı olarak Amerika'ya gelir, uçaktan iner ve Amerikalı yetkiliyle konuşmaya başlar.


    İşin ilginci her üçü de İngilizce konuşmaktadırlar, ama buna rağmen Allen istediklerini direkt olarak yetkiliye söylemez, bunu tercümana anlatır, tercüman da bunu aynen yetkiliye iletir, iş böyle devam eder gider.


    Türkiye'de de uzun yıllar boyunca bu absürd film sahnesi aynen yaşandı. Kimse Başbakan'a derdini direkt olarak anlatamadı. Hüsam herkesi dinledi, herkese bazı cevaplar verdi, işler böyle gitti. Artık verdiği cevapların ne kadarı kendi cevabıydı, ne kadarı Başbakan'a aitti bunu da herhalde ben bilecek değilim.


    Ve aslına bakarsanız bu fazla önemli de değildi; çünkü cevabı alan da veren de memnundu ve sonuçta alacağı da vereceği de olmayan bizlerin bu konuyu kafasına takması için bir neden yoktu. Bilmem anlatabiliyor muyum?

    Tüm başbakan görüntülerinde suratı görülen bu esrarengiz kişiliğin adını öğrendikten sonra bende başka bir takıntı başlamıştı.


    Onu da size anlatmıştım vaktiyle. Tamam, adını öğrenmiştim adamın ama hayatta bir kerecik olsun sesini de duymak istiyordum.


    Yani tamam, memleketi idare etmeye soyunanların fikirlerini bilmemeye filan alışıktık da en azından onların sesini, hem de istemediğimiz kadar fazla duyuyorduk hep.


    Bu kez durum farklıydı. İsmini bile gecikmeli olarak öğrendiğimiz bir kişinin, fikirlerini ve dahası sesini de bilmiyorduk ama o hükümetin en önemli adamıydı anlatılanlara göre.


    Bunun demokratik teamüllere uygun olmadığı konusunda şüphelerim de vardı ama benim dışımda kimse bu şüpheyi taşımadığından, bunu ifade etmeyi de pek istemedim açıkçası.


    En azından bir yerde ses vereceğini, konuşacağını umut ediyordum Hüsam'ın. ‘‘Ne olur biz sıradan insanlara da bir ses ver Hüsam'ım, gulüm benim’’ diye çığıran nice yazılar yazdım ama nafile.


    Ne yazık ki onun ses tonunu duymak bana nasip olmadı. Onu en çok dinlemek zorunda kalan gazetelerin Ankara temsilcileri de ser verdiler sır vermediler. Hiçbir tanesi bir gün bile onun sesini teybe alıp bana dinletmedi, merakımı gidermedi. Onların da alacakları olsun yani, bunu da yeri geldiği için ifade etmek zorundayım.


    * * *


    Anlayacağınız son derece abuk bir durumla karşı karşıyayız sevgili okurlar. Varlığı uzunca bir süre resmen teyit edilmeyen, ismini bile onca zorlukları aşarak öğrenebildiğimiz, fikirlerini hiç bilmediğimiz (o siyasetçi olduğundan bizlerin zaten bu konuda fazla ısrarımız da yoktu), sesini de hiç duyma şansına sahip olamadığımız bir kişinin bugünlerde güçlü siyasi kariyerinin sona erip ermeyeceği tartışılıyor. Böylesine bir saçmalık sadece Türkiye'de olabilirdi zaten ama olsun, vatan sağ olsun.


    Yani gizli siyasi kariyere demokrasilerde ilk kez rastlandı, bunu da benim canım Türkiyem başardı. Şimdi ben bu ülke siyasetçileriyle övünmeyeyim de kiminle övüneyim bilemiyorum ki!


    Resmen başlatılmadan bitirilmeye çalışılan bu siyasi kariyer sonunda belki Hüsam'ın sesini de canlı yayında duyarız. Ve yine umarım, bu kez de playback kullanarak bizi atlatmaya çalışmaz. Çünkü o Hüsam, ne yapacağı belli olmaz. Hurriyet-9/07/2002
     



Sayfayı Paylaş