Hukuka göre suçluların geri verilmesi

Konusu 'Hukuk Rehberi' forumundadır ve EmRe tarafından 27 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    SUÇLULARIN GERİ VERİLMESİ

    1. Genel olarak
    Suçluların geri verilmesi, bulunduğu ülkede suç işledikten sonra, cezadan kurtulmak için, kaçarak başka bir ülkede yaşamını sürdürmek isteyen kişilerin, işledikleri suçların yanlarına kalmaması düşüncesinden doğmuştur. Suç nerede ve kim tarafından işlenirse işlensin uygar toplumun zararına olan bir davranıştır. Bundan ötürü, suçlunun geri verilmesi, “ya ver ya cezalandır” esasına dayanmaktadır.
    Suçluların geri verilmesinde üç sistem bulunmaktadır. Suçlunun geri verilmesine, hükümet yetkili kılınmış olabilir, yargı yetkili kılınmış olabilir veya bazı işlemleri yargı ve bazı işlemleri hükümet yapabilir. Geri vermede sadece hükümeti yetkili kılan sistemler teminatsız görülmüşlerdir. Sadece yargıyı yetkili kılmak isteyen sistemler, teminatlı görülmekle birlikte, geri vermenin niteliğine aykırı bulunmak yanında, sistemin ağır işlediği düşünülmüştür. Suçlunun geri verilmesinde en iyi sistemin karma sistem olduğu kabul edilmektedir. Bu sistemde failin ve fiilin niteliğini mahkeme belirlemekte, geri vermeye hükümet karar vermektedir.
    Suçlunun geri verilmesi ne tek başına adli, ne tek başına idari bir faaliyettir. Suçlunun geri verilmesi ayrıca Devletler arasındaki bir ilişkidir. Hukuk düzenimiz karma sistemi kabul etmiştir.
    Vatandaş ve siyasi suçlu geri verilemez.
    Köklerini ortaçağ İtalyasında bulmuş olmakla birlikte, vatandaş ve siyasi suçlunun geri verilmemesinin evrensel bir kural haline gelmesi Aydınlanma döneminin eseridir. Tabii hukuk düşüncesinde, toplumu, beşeri ortak irade oluşturmaktadır. İradesi ile toplumu oluşturan kişi vatandaştır. Bir suç isnadına muhatap olan vatandaşın teminatlı bir biçimde yargılanabileceği tek yer kendi ülkesidir. Bu nedenle vatandaş iade edilmez, ülkesinde yargılanır. Siyasi suçluya gelince, 1789 Fransız Devrimi döneminde, o günün kralcı- feodal düzenlerine karşı oldukları düşünüldüğünden, bunların, suç işlemiş olmalarına rağmen, ülkelerine zararlı değil, tam tersine yararlı insanlar olarak değerlendirilmişlerdir. Bu kimseler, ülkelerinden kaçıp Fransaya sığındıklarında korunmuşlardır.
    Bugün, dünyada ve uygar ülkelerde, tedhiş ve terörizmin, tahammül sınırlarını aşmış olması, siyasi suç ve siyasi suçlu üzerinde yoğun düşünmeyi zorunlu kılmıştır.
    Öyleyse, suçluyu geri vermenin konusu, yabancının yabancı ülkede işlediği niteliksiz, yani adi suçlardır.
    Ancak, Devletlerin, bu suçlar bakımından, mutlak geri verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Kendisinden suçlunun geri verilmesi istenen Devletin, isteyen Devlet bakımından, istem dışında kalan suçlarından da yargılamaya kalkışacağı veya kötü muamelede bulunacağı kuşkusu varsa, suçluyu vermekten kaçınabilir. Bu kez, suçluyu, kendisi yargılar. Vermeme suçlunun serbest kalması nedeni olamaz.

    2. Kanunun düzenlemesi
    Kanun suçluların geri verilmesini “ Geri verme” madde başlığı altında 18. maddede düzenlemiştir. Kanun, yabancı ülkede suç işlemiş olan ve suç işlemiş olma isnadı altında bulunan kişinin, Türk Hükümetinden istenmesini düzenlemiştir.
    Ülkede suç işledikten sonra, yargılanmadan veya cezasını çekmeden, yabancı ülkeye kaçıp giden kişilerin, yargılanmalarının veya cezalarını çekmelerinin sağlanmasını için Hükümetin yabancı ülkeden suçluyu istemesi, Türkiyenin taraf olduğu uluslar arası anlaşmalarla düzenlenmiştir.
    Bu her iki halde, geri vermenin temel koşulu, kişi hakkında bir ceza kovuşturmasının başlatılmış olması veya mahkumiyet kararının verilmiş bulunmasıdır ( m. 18/1 ).
    Ceza kovuşturması, CMK’ un 2/f maddesinin tanımladığı kovuşturma anlamındadır. Suçun işlendiği ülkede kişi hakkında yapılan işlem bu nitelikte değilse istenen kişi geri verilemez. Gerçekten, geri verilmesi istenen kişi hakkında suçu işlediği ülkede “soruşturma” başlatılmış olması ( CMK., m. 2/3 ) geri verme için yeterli değildir. Öte yandan, Hükümlü geri isteniyorsa, mahkumiyet kararı, CMK’ un anladığı anlamda olmalıdır.
    Geri vermenin amacı, kovuşturmanın yapılabilmesinin veya hükmedilen cezanın yerine getirilmesinin sağlanması olmalıdır. Amaç, çoğaltılamaz, tahdididir.
    Kanun, koşullar gerçekleşirse, kişi, isteyen ülkeye geri verilebilir demektedir ( m. 18/1) . Bu, geri vermenin, Hükümetin takdirinde olması demektir. Geri verme, salt idari bir işlem değildir, karma bir işlem de değildir, Hükümetin de katıldığı tamamen adlî bir işlemdir. Bundan ötürü, Hükümetin geri vermeme kararı, idarî yargının denetimine tabi işlerden (Ay., m. 125 ) değildir.
    Kanun geri verme işlemine konu fiilin ayrıca TCK’ una göre olmaması gereken niteliklerini belirlemiştir ( m. 18/ 1, a,b,c,d,e ). Kanun ifadesiyle geri verme işlemine “tabi” fiil;

    - Türk kanunlarına göre suç değilse,
    - Düşünce suçu, veya siyasi ya da askeri suç niteliğindeyse
    - Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye devletinin veya Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,
    - Türkiyenin yargılama yetkisine giren bir suç ise,
    - zamanaşımı veya affa uğramış ise,

    “ geri verme talebi[1] kabul edilemez “.


    Elbette, Türk ceza mevzuatında suç olmayan bir fiil ve faili hakkında, Anayasanın 38, CK’ un 2. maddesi uyarınca, TCK’ unu uygulanması söz konusu olamaz.
    Ceza Kanunu, yukarıda belirtildiği üzere, hangi suçların kovuşturmasının kanunun hükümranlığı içinde olduğunu ( ör. m. 12 ) açıkça göstermiş bulunmaktadır. Talebin konusu fiilin bu suçlardan birini oluşturması halinde, yabancı ülke hükümetinin talebi kabul edilemez .
    Öte yandan, talebin konusu fiilin oluşturduğu suç, TCK’ una göre zamanaşımına veya affa uğramışsa, ortada kovuşturulabilir bir suç bulunmadığından, yabancı ülke hükümetinin talebi kabul edilemeyecektir.
    Suçun Türkiye devletine veya Türk vatandaşına karşı işlenmesinden ne anlaşılması gerektiği daha önce açıklanmıştır. Burada aynı düşünceleri yinelemek istiyoruz.

    3. Düşünce suçu, siyasi ve askeri suç
    Kanun, düşünce sucu, siyasi suç ve askeri suç faillerinin geri verilmesini mutlak surette yasaklamıştır. Ancak, bunların ne olduğu konusunda gerekçede bir tanım veya bir açıklama bulunmamaktadır.
    Düşünce suçundan maksat, salt düşüncenin, inancın veya kanaatin kendisinin suç sayılmasıdır. Gerçekten, salt düşüncesi, inancı veya kanaatinden ötürü, bir kimse hakkında, ülkesinde ceza kovuşturması yapılması veya bu kimsenin cezaya çarptırılması imkansız değildir. Bu kişi, Türkiyeye sığındığında, geri verilmeyecektir. Biz, düşüncesi, inancı veya kanaatinden ötürü haklarında ceza kovuşturması bulunan veya mahkum edilen kişilerin siyasi suçlu olduklarını düşünüyoruz. O nedenle “ düşünce suçu” ifadesinin fazlalık olduğu kanaatindeyiz.
    Siyasi suçun ne olduğu doktrinde tartışmalı bir konudur.
    İCK, 9/son maddesinde siyasi suçu tanımlamıştır. Kanun, “Ceza kanununun uygulanmasında sıyası suç, Devletin siyasi çıkarlarını veya vatandaşın siyasi bir hakkını ihlal eden her suçtur. Ayrıca tamamen veya kısmen siyasi bir maksatla işlenen adi suçlar da siyası suç sayılırlar” demektedir.
    Bu durumda, siyasi suç, Devletin siyasi çıkarlarına zarar veren veya vatandaşın siyasi bir hakkını kullanmasını engelleyen fiillerdir. Bu demektir ki, Devlet idaresine, kamu düzenine ve adliye karşı suçlar, Devletin siyasi çıkarlarını ilgilendirmemektedirler. Öyleyse, siyasi suçlar, Devletin toprak bütünlüğünü, egemenliğini, Devletin toplumsal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenlerini, Devletin güvenliğini ihlal eden, vatandaşı Devletine isyanına kışkırtan suçlardır.
    Ancak, 765 s. Kanun “ siyasi veya ona murtabıt cürümlerden” söz etmesine rağmen, Kanun, murtabıt siyasi suçlardan, yani siyasi suçla bağlantılı olan suçlardan söz etmemektedir. Gerekçede bu konuda bir açıklık yoktur. Herhalde, siyasi suçtan, esasen adi suç olmasına rağmen, tamamen veya kısmen siyasi maksatla işlenen suçu da anlamak gerekmektedir. Bu anlamda, ör. siyasi saikle banka soymak, adam öldürmek, ulaşım araçlarını tahrip etmek, kamu mallarına zarar vermek vs. suçları da, siyasi suçturlar.
    Devlet başkanı, eşi ve çocuklarına karşı suikasta bulunma fiilleri Devletlerin genel kabulünden ötürü siyasi suç sayılmamaktadır. Buna “Belçika şartı” denmektedir.
    Kanun vatandaşın siyasi haklarını kullanmasının engellenmesinde de söz etmemektedir. 765 s. Kanunda da bu konuda bir açıklık bulunmuyordu. Ancak, doktrin, vatandaşın siyasi haklarını kullanmasının engellenmesini siyasi suç saymaktadır. Bu bağlamda, ör. kişilerin seçme ve seçilme haklarını kullanmalarının engellenmesi, kişilere dilekçe haklarının kullandırılmaması siyasi suçtur. Öyleyse, kanunda açıklık olmamasına rağmen, vatandaşın siyasi haklarına vaki saldırıları da siyasi suç kavramı içinde düşünmek gerekmektedir.
    Doktrinde, en çok tartışılan konu, terör saiki ile işlenen suçlardır.
    Bugün genel kanaat, sadece düşünce, inanç veya kanaatlerinden ötürü ülkelerinde ceza kovuşturmasına uğrayan kişilerin siyasi suçlu sayılmalarıdır. Her ne amaçla olursa olsun, siyasi, dini, etnik, ideolojik, vs., zor kullanarak, kitleleri sindirme, korkutma ve canından bezdirmeye yönelik tüm şiddet fiilleri, yani, ör. adam öldürme, yol kesme, kundaklama, soygun vs., gibi tüm tedhiş fiilleri, siyasi suç dışında bırakılmak istenmektedir. Ancak, Devletlerin uygulamalarında, terör saiki ile işlenen suçlar hala siyasi suç sayılmaktadır.
    Askeri suçlar, ACK’ un cezalandırdığı fiillerdir. Bunlar, salt askeri suçlar ve askeri suç benzeri suçlardırlar. Kanun bunlar bakımından bir ayırım yapmadığına göre, fiilleri ACK’ unu ihlal eden kişiler, geri verme işleminin konusu yapılamazlar.

    4. Vatandaş geri verilemez
    Kanun, 18/2. maddesinde, Anayasanın 38. maddesine uygun olarak, vatandaşın geri verilmezliği esasını kabul etmiştir. Ancak, bu kural mutlak değildir. Kanun, “ Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülükleri hariç bırakmıştır. Böyle olunca, vatandaş, sadece Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın Devlete getirdiği yükümlülükler gerektirdiğinde, Divanda yargılanmak üzere geri verilebilir” demektedir.
    Kanun kişinin suçu işlediği tarihte veya sonradan Türk vatandaşı olması arasında bir fark gözetmemiştir. Kişinin geri istendiği tarihte Türk vatandaşı olması geri verilmemesi için yeterlidir.
    Bir kimsenin vatandaş olup olmadığı Türk kanunlarına göre belirlenecektir. Kişinin çifte vatandaşlığı olduğunda esas olan Türk vatandaşlığıdır.

    5. Geri verme işlemleri
    Kanun, yabancı ülke hükümetinin geri verilmesini istediği kişinin geri verilmesine yasal bir engelin bulunup bulunmadığına, mahkemenin karar vermesini istemiştir( m. 18/4 ).
    Görevli mahkeme istenen kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesidir. Yabanı ülke hükümetinin talebi diplomatik yoldan Hükümete ulaştığında, Adalet Bakanlığı talebi geri istenen kişinin bulunduğu yer Cumhuriyet savcılığına iletecektir. Cumhuriyet savcısı, ağır ceza mahkemesinde geri verme davası açacaktır.
    Mahkeme, Türkiyenin taraf olduğu anlaşmaları, TCK’ un ve CMK’ unu göz önünde tutarak karar verir. Ancak, 18/4. maddede yer alan “… bu madde..” ifadesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bunun “ …bu kanun..” olarak anlaşılmasının daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Mahkemenin kararı son karar niteliğindedir. Bunun içindir ki, tarafların, karara karşı, temyiz yoluna başvurabilmeleri kabul edilmiştir.
    Mahkeme, 18/1. karşısında, önce kişi hakkında geçerli bir talebin olup olmadığına bakacak, talep yerinde değilse esasa girmeyecek, geri verme talebinin geçerli olmadığına karar verecektir. Mahkeme, daha sonra, talebe konu fiile bakacaktır. Gerçekten, mahkeme, kararında, fiilin, Türk kanunlarına göre suç olup olmadığını, düşünce veya siyasi ya da askeri suç oluşturup oluşturmadığını, Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türk Devletinin veya Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmiş olup olmadığını, suçun Türkiyenin yargılama yetkisine girip girmediğini, affa veya zamanaşımına uğrayıp uğramadığını, kişinin vatandaş olup olmadığını, dolayısıyla uluslar arası bir yükümlülüğün bulunup bulunmadığını tespit edecek, fiil sayılan bu yasaklar dışında kalıyorsa istenen kişinin geri verilebilir olduğuna karar verecektir.
    Mahkeme istenen kişinin geri verilebilir olduğu kararıverirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi artık hükümetin işidir. Kanun, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi Bakanlar Kurulunun taktirine bağlıdır” demektedir (m. 18/5 ).
    Hükümet, taktirini kullanırken, kişiyi ülkesine isteyen hükümetin, kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal edeceği, ayırımcılık yapma yasağına uymayacağı, kişiye ülkesinde işkence ve kötü muamele yapılacağı konusunda ciddi kuşkuları olduğunda, talebi yerine getirmeyebilir ( 18/3 ). Bu hüküm, Kanunda, 4. fıkra hükmünden önce 3. fıkrada yer almış olmasına ve yorumcuda bu işin de mahkemeye ati olduğu izlenimi uyanmasına rağmen, Talepte bulunan hükümetin belirtilen hususlara uymaması konusunda “ kuvvetli şüphe sebeplerinin “ bulunup bulunmadığının taktiri, mahkemenin işi değildir. Yabancı ülkenin davranışını taktir, siyasi/diplomatik bir meseledir. O nedenle, bu konuda karar yeri hükümettir.
    Talepte bulunan yabancı ülke hükümeti, mutlak surette talebiyle bağlıdır. Açıkçası, hükümet, talebinde kişiyi hangi suçtan veya hangi hükümden sorumlu tutacağını söylemişse, ancak o suçundan dolayı yargılayabilir ve hakkındaki o hükümden dolayı işlem yapabilir. Kanun, bunu “ geri verme halinde kişi ancak geri verme kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkum olduğu ceza infaz olunabilir” şeklinde ifade etmiştir (18/8). Buna, geri vermede “ihtisas ilkesi” denmektedir. Tabii, kanun, bir başka ülke hükümetinin iradesini bağlayamaz. Bu hüküm Türk Hükümetini bağlar. Bundan ötürüdür ki, Hükümetin, ayrıca bu konuda, ciddi kuşkuları varsa, teminat istemekte, tatmin olmadığı taktirde talebi yerine getirmemekte serbesttir.

    6. Koruma tedbirleri
    Geri verilmesi istenen kişi hakkında, mahkeme önüne çıkarılmasını sağlamak bakımından, koruma tedbirlerine başvurulabilir. Ancak, koruma tedbirlerine, Türkiyenin taraf olduğu ilgili uluslar arası sözleşme hükümlerine göre karar verilir ( 18/6 ).
    Karar verecek mercii her halde mahkemedir.
    Öte yandan, mahkeme, geriverme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verdiğinde, elbette “ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre tutuklama kararı verebilir ve diğer koruma tedbirlerine başvurabilir” ( 18/7). Burada “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu” ifadesinden maksat, 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanunudur. Kanun, 31.3.2005 tarihinde yürürlükten kalkmış olan 1412 s. Kanuna göndermede bulunmuştur. Kanun birçok kez değiştirilmiş olmasına rağmen, yürürlükten kalkmış olan bir kanuna göndermede bulunan kanun hükmü, değiştirilmemiş, tersine yanlışlık, maalesef, her ne nedense, ya ciddiye alınmamış, ya da inatla korunmuştur.

    Notlar:
    (1) Kanunda terim birliği yoktur. Gerçekten, ör., 12. maddede “Adalet Bakanının istemesi” , 17. maddede “ Cumhuriyet savcısının istemi” terimi kullanılırken 13. maddede “ Adalet Bakanının talebi”, 18. maddede “ geri verme talebi” Terimi kullanılmıştır. Kanunun dilinin, en güze, en veciz, en anlaşılır, kısacası mükemmel olması asıldır. Kanun koyucu her nedense bu kurala uymamıştır.

    Kaynak: Zeki Hafızoğulları
    Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
    Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
     



Sayfayı Paylaş