Hizbullah ve Hamas

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Bu kitapta, yıllardır Ortadoğu'nun en etkili iki örgütü olarak bilinen HİZBULLAH ve HAMAS'ın doğuşu, örgüt yapıları, yönetim şekilleri ve bazı eylemleri anlatılmaktadır. Yazar Murat ERDİN, NTV Muhabiri olarak bölgede yaptığı gözlemler ve ayrıntılı araştırmaların sonuçlarını bu kitapta sunmaktadır. Kitabın ilk bölümünde HİZBULLAH, ikinci bölümünde ise HAMAS ve İSRAİL ele alınmaktadır.
    Hizbullah (Allah'ın Partisi), zengin ama kimilerine göre karmaşık bir etnik yapıya sahip olan Lübnan'da, 1980'li yılların başında hızla artan Şii radikalizminin bir ürünüdür. 1974'te bir Şiii mollası olan İmam Musa SADİ'nin kurduğu "Şii Emel Örgütü" Hizbullah'a giden yolun ilk ve önemli bir adımıdır. 18 Eylül 1982'de Batı Beyrut'u kontrolünde tutan İsrail'in göz yummasıyla, Hristiyan Falanjistlerin, Şabra ve Şatilla'da Filistin'li mültecileri katletmesi Ayetullah HUMEYNİ için, İran'ı bu mücadelenin içine sokma yolunda bulunmaz bir fırsat sağlamıştır. HUMEYNİ, üçbin kadar devrim muhafızını gizlice Lübnan'a gönderdi. Çünkü Siyonistlere karşı alınacak bir zafer, HUMEYNİ'yi bütün İslam dünyasının lideri yapacaktı.
    Örgütlenme çalışmaları, Güney Lübnan'daki Baalbek ve Berkaa Bölgesi'nde yoğunlaştı. Berkaa Bölge sorumlusu, Hasan NASRALLAH adlı iyi eğitim görmüş bir Şii'ydi. Hasan NASRALLAH Emel'in misyonunu bitirdiğini düşünerek beş yüz kadar adamıyla Hizbullah'a katıldı. daha sonra örgütün liderliğine kadar yükseldi. Şah rejimine karşı savaşan bir molla olan Muhammed GAFFARİ'nin temellerini attığı Hizbullah Fikri, 1979 İran İslam Devrimi'nin ardından İran Devleti'nin yarı-resmi ideolojisi haline geldi. Bu ideoloji, "iyi ve kötü" temeline oturacak kadar basit olduğundan, kasaba ve kentlerdeki yoksul kesimlerle, mevcut düzene tepki duyan fazla bilgi sahibi olmayan kimseleri kolayca etkiledi. Artık İran'da parmakla gösterilemeyen belli bir merkezi olmayan ama herkesin bildiği, varlığını hissettiği bir güç vardı. Örgütün fikir başkenti Tahran'dı. Ama liderlik müessesi, savaşçı kadrosu ve karargahı Beyrut'taydı.
    Başta da belirtildiği gibi Hasan NASRALLAH Hizbullah'ı Lübnan'a taşıyan isim olmuştur. Lübnan'ın saygın bir Şii din adamı olan Muhammed Hüseyin FADLALLAH'ın ruhani liderliğine soyunması örgütün Lübnan temellerini iyice sağlamlaştırdı. Bir süre Emel'i kendi amaçları için kullanan İran ise, daha sonra kendini doğrudan temsil edecek olan Hizbullah ile yoluna devam etti. İran-Hizbullah ilişkileri basit bir denkleme dayanmaktadır. İran, devrim sonrası savunduğu fikirler dizisini, Orta Doğuda Hizbullah aracılığıyla dile getirirken, Hizbullah da İsrail'e karşı yürüttüğü bölgesel savaşı, İran aracılığıyla uluslararası alana taşıyabiliyordu.

    İran sahip olduğu vizyona ulaşmak için yalnız Hizbullah'ı kullanmakla kalmayıp, Müslüman bir halka sahip oldukları halde İslami bir rejime sahip olmadığına inandığı ülkelerdeki radikal İslamcıları da desteklemektedir. Suriye ise Hizbullah'a verdiği desteği açıkça dile getirmekten kaçınmakla beraber kendi stratejik hedefleri doğrultusunda PKK'nın da dahil olduğu pek çok terör örgütünü desteklemektedir.

    Hizbullah'ın Ortadoğu'da çok iyi bilinen bu iç yüzünü, Batı dünyası 23 Ekim 1983 günü, 241 Amerikan askerinin ölümüyle sonuçlanan eylemle görmüştür. Bu eylemler günümüze kadar değişik şekillerde yoğun olarak devam etmiştir.

    Hizbullah güttüğü amaç doğrultusunda medyayı da etkin şekilde kullanmaktadır. AL Manar isimli televizyon kanalı, Nur isimli radyo kanalı, Lahit isimli gazetesi ve El Mukaweme adını taşıyan bir dergisi vardır.

    Hizbullah, Türkiye'deki örgütlenmesini ise 1990'lı yılların başında Güneydoğu'da başlattı. Bu örgütlenme İlim ve Menzil adlı kitapevleri ile filizlendi, kitapevleri etrafında sağlanan birlik, bu adı taşıyan cemaatlerin doğmasına neden oldu.

    1992 yılında PKK'nın Yolaç Köyü'nü basıp 10 kadar Hizbullahçıyı öldürmesi, örgütün ikiye bölünmesine neden oldu. Fidan GÜNGÖR liderliğindeki Menzilciler henüz PKK'ya ve devlete karşı silahlı eylem için erken olduğunu düşünüyorlar ve Hüseyin VELİOĞLU liderliğindeki İlimciler ise zamanın geldiğine inanıyorlardı. Ancak İlimciler Menzilcileri etkisiz hale getirerek günümüze kadar bir çok eylemde boy göstermişlerdir.

    Kitabın ikinci bölümünde ise Hamas ele alınmaktadır. Hamas, 8 Aralık 1987'de bir İsrail askeri kamyonunun Gazze'de üç sivil Filistin kamyonuna çarparak bir çok kişinin ölümüne neden olmasıyla ortaya çıkan "İntifada" isimli ayaklanma ile ortaya çıkmıştır.

    İsmi Arapça "İslami Direniş Hareketi" kelimelerinin baş harflerinden oluşan örgüt Şeyh Ahmed, İsmail, Hasan ve Yasin tarafından kurulmuştur. HAMAS'ın hem düşünsel hem de örgütsel olarak ortaya çıkmasında kutup ülke yine İran'dır. Ancak HAMAS, Hizbullah gibi İran'lı mollaların dolaylı ve dolaysız emirleriyle hareket etmez. Asıl amacı İsrail'den bağımsız bir "Filistin İslam Cumhuriyeti" kurmaktır. HAMAS yalnız İran'da değil aynı zamanda Mısır kaynaklı olan İHVAN (Müslüman Kardeşler Örgütü) ve Filistin'deki devrimci sol örgütlerden de destek görmüştür.

    HAMAS'ın örgüt yapısı ise siyasi bölüm, istihbarat bölümü ve askeri harekat bölümü olarak üç unsurdan oluşur. Örgütü asıl yönlendiren kurum ise Şura Meclisidir. Örgütün fakir Filistin halkına çeşitli hizmetler veren bir sosyal kanadı da bulunmaktadır. Bu kanadın faaliyetleri Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğince de etkinlik olarak örnek gösterilmektedir.

    HAMAS'ın eylemleri tipik "terörist" eylemleridir. Örgüt, İsrail'i temsil eden her şeye saldırmayı amaçlar. Eylem çeşitleri arasında; adam kaçırma, ev baskınlar, pusu kurma gibi yöntemler de vardır.

    HAMAS, uluslar arası ortamda da bir çok ülke tarafında desteklenmektedir. Özellikle Körfez Krizinde Yaser ARAFAT'ın Irak'ı desteklemesi üzerine, FKÖ'ye akan yardımların çoğu HAMAS'a kaymıştır. Malezya, Ürdün, Libya, Afganistan, Yemen ve Pakistan'dan örgüte yardımlar gelmektedir. Bununla beraber, ABD'de dahil olmak üzere bir çok ülkedeki kuruluşlarca desteklenmektedir.

    HAMAS'la, FKÖ arasındaki çatışma ise Filistin Özerk yönetimi Lideri Yaser ARAFAT tarafından İsrail'le imzalanan 1993 Oslo Antlaşması ile ortaya çıkmıştır. Çatışma 11 Kasım 1997'de FKÖ ve HAMAS tarafından imzalanan antlaşmaya kadar sürmüştür.

    HAMAS'ı destekleyen bir devlet de İsrail'dir. Başlangıçta çok ilginç bir yaklaşım olarak görünen bu ilişkinin aslında basit bir mantığı vardı. FKÖ ve HAMAS arasında yaratacağı çatışmadan faydalanmak isteyen İsrail, tam tersi sonuçla karşılaşmıştır. 1948'de ilan edilen İsrail, demokratik bir yapıya sahip olmakla beraber aslında dini bir devlettir. Özellikle sağ eğilimli bir parti olan LİKUD iktidarlarının verdiği tavizler sonucu dini çevreler yönetimde büyük söz sahibi olmuşlardır. Görülen o ki, İslamcı Fundamantalistlerle boğaz boğaza olan İsrail, kendi Fundemantalistleriyle de aynı mücadeleyi yaşamaktadır.

    Bu inceleme sonunda ortaya çıkan tablo her ne kadar barış girişimlerinde bulunanlar var olsa da Ortadoğu'da kaybedilen barışın kısa vadede kurulmasının imkansız olduğunu göstermektedir. Filistin ve İsrail tarafında yer alan radikal kesimler bu barışın önünde yer alan en önemli engellerken var olan ortamdan faydalanarak tek güç olma planları yapan İran ise, bu tabloyu daha da karmaşık bir şekle sokmaktadır. Hemen güneyimizde çok yakın bir kesimde yer alan bu sorunlar, her durumda Türkiye'yi de etkilemektedir. Türkiye, çok yönlü düşünerek ve planlarını da bu ölçüde geniş tutarak bölgedeki sorunları kendi lehine çözülmesini sağlamalıdır.
     



Sayfayı Paylaş