Halk Edebiyatı’nda Nazım Biçimleri

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 27 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Halk Edebiyatı’nda Nazım Biçimleri

    - Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri

    • Mani
    • Ninni
    • Türkü
    • Ağıt
    - Aşık Edebiyatı Nazım Biçimleri

    • Koşma
    • Semai
    • Varsağı
    • Destan
    - Tekke - Tasavvuf Edebiyatı Nazım Biçimleri

    • İlahi
    • Nefes
    • Deme
    • Nutuk
    • Devriye
    • Şathiye
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Mani

    Mâni, başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türüdür. Çoğunlukla 7 heceli dört dizelik bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxadır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Maniler çok çeşitlidir. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani’dir.

    Özellikleri:

    1. Sözlü edebiyat ürünlerindendir.
    2. Genellikle bir dörtlükten oluşur. Ama mısra sayıları 5,6,7,8 hatta 14 olan maniler de vardır.
    3. Kafiye düzeni aaxa şeklindedir.
    4. Anonim halk edebiyatının en yaygın şeklidir. Özellikle yüzük oyunları ve mangal sohbetlerinde söylenirler.
    5. Maninin birinci ve ikinci mısraları konuya giriş için hazırlık mısralarıdır. Asıl söylenilmek istenen 3. ve 4. mısralarda söylenir. 1. ve 2. mısralar tamamen de konu dışı değildir.
    6. Üçüncü mısraın serbest oluşu söyleme kolaylığı sağlar.
    7. Anlam bakımından bir bütünlük gösteren maninin başlıca karakteri kendi kendine yetmesidir.
    8. Manilerde konu sınırı yoktur. Genelde aşk, toplum olayları, ölüm, iyilikler, hasret, evlat sevgisi vb. konuları işlenir.

    Not: Divan Edebiyatındaki tuyuğun karşılığıdır.

    Maniler şekillerine göre 4’e ayrılırlar.

    1. Düz (tam) mani:
    - 7’li hece ölçüsüylesöylenir.
    - Dört mısradan oluşur.
    -aaxa şeklinde kafiyelenir.
    -Maninin en yaygın şeklidir.
    -Bu tarz manilere tam mani de denir.

    Şu dağlar olmasaydı Kaşların ok dedikçe
    Çiçeği solmasaydı Kirpiğin çok dedikçe
    Ölüm Allah’ın emri Pek mi gönlün büyüdü
    Ayrılık olmasaydı Sen gibi yok dedikçe


    2. Kesik (cinaslı) mani:
    -İlk dizesi cinaslı bir sözden oluşur.
    -Bu ilk mısra hece sayısı bakımından diğerlerinden eksiktir.
    -Kesik manilere, cinaslı mani, hoyrat da denir.

    Güle naz Boğaza
    Bülbül eyler güle naz Derdim çıktı boğaza
    Girdim bir dost bağına Moskof gözün oyarım
    Ağlayan çok gülen az Yan bakarsan boğaza
    Bağ bana
    Bahçe bana bağ bana
    Değme zincir kâr etmez
    Zülfün teli bağ bana


    3. Yedekli (artık) mani:
    -Düz maninin sonuna anlamı tamamlamak ya da pekiştirmek için iki dize daha eklemek suretiyle elde edilen manidir.
    -Bu tarz manilere artık mani de denir.

    Ağlarım çağlar gibi Derdim var beller gibi
    Derdim var dağlar gibi Söylemem eller gibi
    Ciğerden yaralıyım Kalbimin hüznü var
    Gülerim sağlar gibi Yıkılmış eller gibi
    Her gelen bir gül ister Gözlerimden yaş akar
    Sahipsiz bağlar gibi Bulanmış seller gibi


    4. Ayaklı Mani:
    -Kesik manilerin birinci dizesinin doldurularak söylenen şeklidir. Bunlara doldurmalı kesik mani de denir.

    Ah o beni o beni
    Kakül örtmüş o beni
    Ben yarimi unutmam
    Unutsa da o beni
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Ninni

    NİNNİ: Annelerin, bebeklerini sallayıp uyuturken veya ağladıklarında avuturken ezgi ile söyledikleri manzum (bazen de mensur) sözlere ninni denir. Annenin çocuğunu uyutmak için kendine özgü bir ezgiyle söylediği şiirlerdir. Belli bir kafiye ölçüsü olmadığı gibi, çoğu zaman dizeler arasında tam bir ölçü birliği de görülmez. Hatta ninnilerin dörtlükler halinde olmayanları da vardır.

    Özellikleri:
    1. Sözlü edebiyat ürünlerindendir.
    2. Ölçü, kafiye yapısı, mısra sayısı her zaman düzenli değildir.
    3. Çoğu zaman tek dörtlükten veya birden fazla dörtlükten oluşabilir. 7,8 veya 9’lu hece ölçüsü ile söylenir.
    4. Genellikle mısraların dördü de birbiriyle kafiyelidir. aaaa
    5. Dili sadedir.
    6. Genelde anonimdirler ama söyleyeni belli olan niniler de vardır.
    7. Genelde “ninni yavrum ninni” “uyusun da büyüsün ninni” gibi kalıplaşmış sözlere yer verilir.
    8. Anne çocuğuna ilişkin isteklerini, iyi dileklerini, kendi sevincini, üzüntülerini anlatır.


    Dandini dandini dastana
    Danalar girdi bostana
    Kov bostancı danayı
    Yemesin lahanayı
    Dandini dandini damama
    Kızlar gider hamama
    Hamamın yolu taşlıdır
    Kızım kara kaşlıdır.
    Dandini dandini dan kuşu
    Yüksek saraylar kuşu
    Çalım çırpım yuvası
    Şeker getir yavrumun babası
    Dandini dandini danadan
    Bir anadan bir babadan
    Bağışlasın Yaradan
    Nenni benim oğlum neni
    Babası beyler başı nenni
    Anası cevahir taşı neni
    Nenni benim oğlum neni
    Nenni dedim uyuyasın
    Kaymak verdim büyüyesin.
    Uyumuyor ben neydeyim
    Neneni yavrum nenni neni
    Nenni dedim yatasın
    Kızıl güle batasın
    Kızıl gül bir ağaçtır
    Duldasında yatasın
    Nenni der de uyuturum
    Uyutur da büyütürüm
    Ben yavrumu yürütürüm
    Nenni yavrum nenni nenni.
    Nesi var yavrumun nesi var
    Benim yavrumun uykusu var
    Uyusun da büyüsün neni
    Tıpış tıpış yürüsün neniNen çalar uyurdum neni
    Üstünü soyudurum neni
    Mevlam izin verirse
    Küçüksün büyüdürüm nenni



    Elma attım yuvalandı nenni
    Vardı beşiğe dayandı nenni
    İçinde bebek uyandı nenni


    Ak taş diye belediğim nenni
    Haktan dilek dilediğim nenni
    Tülbendime doladığım neni


    Kalaylı kazanda yemek pişiyor
    Oynayan bebeğe gönlüm düşüyor
    Bir fazla söylesem kocam boşuyor


    Yüce dağ başında höllük eleseydim
    Aynalı beşiğe oğlan beleseydim
    Al bayrak dike esdireydim
    Emmisin dayısın küstüreydim


    Dandil dandil danası var
    Bir kötüce anası var
    Yumaz başını kırkar saçını
    Yamru yumru kafası var


    Hu hu hu derviş
    Derviş bir gelin almış
    O da öpmeden ölmüş
    Cıngıllısı püsküllüsü … kalmış


    Dandini dandini dastana
    Danalar girmiş bostana
    Kov bostancı danayı
    Yemesin lahanayı
    Eee.. Eee.. Eeeh


    Dandili oğlum dandili
    Ulu Caminin kandili
    İmamların asası
    Küçük kürkün yakası
    Tüccarların kasası
    Güvalerin kesesi


     
  4. RüzGaR Super Moderator

    Türkü

    Türkçe ait ürün anlamındadır.Türküyü oluşturan dize grupları arasında tekrarlardan kavuştak bölümleri vardır. Türküler ezgilerine göre adlar;uzun havalar,kırık havalar(oyun havaları). Konusuna göre ise ölüm,ayrılık,savaş,çocuk,doğa…türküleri olur.



    Bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için Türkiye’nin sözlü geleneğinde en çok kullanılan ad Türküler dir. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.



    Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuş ve bunlar da anonimleşme eğilimine girmiştir. Türkü söylemeye “türkü yakmak” da denir. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça “ı” eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. “Türk’e özgü” anlamına gelir.

    Türkü sözcüğü ilk kez XV. Yüzyılda Doğu Türklerince kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.



    Ezgilerine göre türküler

    * Kırık havalar: Usullü ezgilerdir. Alt türleri; türkü (genelde tüm kırık havalar için, özelde diğer türlerin dışında kalanlar için kullanılır), deyiş, koşma, semah, tatyan, barana, zeybek, horon, halay, bar, bengi, sallama, güvende, oyun havası, karşılama, ağırlama, peşrev, teke zortlatması, gakgili havası, dımıdan, zil havası, fingil havası dır.



    * Uzun havalar: Usulsüz ezgilerdir. Alt türleri; uzun hava (diğer türlere girmeyenler için kullanılır), barak, bozlak, gurbet havası, yas havası, tecnis, boğaz havası, elagözlü, maya, hoyrat, divan, yol havası, yayla havası, mugam dır. Ayrıca gazeller de özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde halk arasında söylenmektedir.



    Konularına göre türküler

    Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.



    Yapılarına göre türküler

    * Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
    * Dörtlüklerle kurulu türküler.dörtlüklerle kurulu türküler adı üstünde dörtlüklerden oluşan türkülerdir.bu tür türküler de anonimdir.


    Özellikleri:


    1. Türkülerde konu zenginliği vardır. Aşk, ayrılık, ölüm, tabiat, kahramanlık, güzellik başlıca konularıdır.
    2. Hecenin yedili, sekizli en çok da on birli kalıplarıyla yazılırlar.
    3. Türküler genelde dörder mısralı bentlerden oluşur.
    4. Bazıları koşma şeklindedir.
    5. Bazı türkülerde her bendin sonunda aynı dize veya dizeler tekrarlanır. Bu tekrarlanan dizelere nakarat (kavuştak) adı verilir. Nakaratların völçüsü bazen ana bentlerin ölçüsünden ayrı olabilir.
    6. Türkülerin kafiye örgüsü genelde şöyledir: “aaab cccb dddb”, “aaabb cccbb dddbb” veya “aaabcc dddbcc eeebcc” şeklindedir.
    7. Türküler ait oldukları bölgelere göre adlar alırlar.
    8. Genelde anonimdirler ama söyleyeni belli olan türküler de vardır
     
  5. RüzGaR Super Moderator

    Ağıt

    Ağıt, genellikle bir ölüm’ün ya da acı, üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü’südür. Doğal afet’ler, ölüm, hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözlerdir. Ağıt söylemeye ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.Ağıtın halk edebiyatındaki adı anonim, divan edebiyatındaki adı ise mersiyedir.

    Türkiye’de Ağıt Geleneği

    Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Anadolu’nun hemen her yerinde söylenir. Ağıtlar yarı anonim folklor ürünleri arasında da sayılabilir. Türkçede 7, 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir. Gösteri bölümüyle tiyatro, söyleniş biçimiyle şiirseldir. Ağıtlar türkü ve destanla yakın ilişki içindedir. Erkeklerin söylediği ağıtlar varsa da ağıtları daha çok kadınlar söyler.

    AĞIT: Ölen kişilerin iyi hallerini, meziyetlerini dile getirmek, kaybından dolayı duyulan üzüntüyü ifade etmek amacıyla yazılan, söylenen şiirlerdir.

    Özellikleri:
    1. Dörtlüklerden oluşur.
    2. Kafiyelenişi genelde mani ve koşmaya benzer. Yani; abab cccb, dddb, şeklindedir.
    3. Anonimdir.
    4. Hece vezniyle yazılır (söylenir).
    5. Uzun veya kırık hava adı verilen ezgilerle söylenir.
    6. Ağıt genelde ölen kişilerin ardından söylendiği gibi kaybedilen canlı cansız bir varlığın ardından da söylenebilir.
    7. Ağıtlarda ölen kişinin ailede ve toplumda bıraktığı boşluk ve hatıraları, dostluğu, iyiliği, fazileti, cesareti, merhameti gibi konular işlenir.

    Not: Edebiyatımızda ağıtın konu bakımından İslamiyet’ten önceki karşılığı sagu, Divan edebiyatında ise mersiyedir.

    AĞIT
    Telgrafın direkleri sayılmaz
    Böyle civan teneşire koyulmaz
    Benim yavrum baygın düşmüş ayılmaz
    Ne deyip de ağlayayım bugün ben

    Mezarımı yol üstüne kazsınlar
    Üzerine al yeşili koysunlar
    Gelen geçen nâ-muratmış desinler
    Ne deyip de ağlayayım bugün ben

    Telgrafın direkleri dört olur
    Sen ağlama yüreğime dert olur
    Böyle yerler baykuşlara yar olur
    Ne deyip de ağlayayım bugün ben
     
  6. RüzGaR Super Moderator

    Koşma

    Koşma, Türk Halk edebiyatında doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile getirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani “dedim” “dedi” diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara “mürâcaa” ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara “tecnis” denir.

    Özellikleri:
    1. Türk Halk edebiyatının en çok sevilen, en çok kullanılan nazım şeklidir.
    2. Dörtlüklerle söylenir.
    3. Dörtlük sayısı genelde 3 veya 5’tir.
    4. Koşmalarda en çok 11’li hece ölçüsü kullanılır. 4+4+3=11 ya da 6+5=11.
    5. Genelde yarım kafiye kullanılır.
    6. Kafiye örgüsü; ilk dörtlük; aaab, abab, aaba veya abcb şeklinde olup diğer dörtlükler cccb, dddb şeklindedir.
    7. Koşmada, tabiat güzellikleri, sevgi, ayrılık, yiğitlik, yakınma, ıstırap, eleştiri, hayata ait görüşler konu alabilir.
    8. Genelde şiirin içinde özellikle de son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
    9. Dil sade, anlatım yalın ve içtendir.
    10. Koşmalar işlenen konulara göre çeşitli isimler alır. Bunlar aynı zamanda âşık edebiyatı nazım türleridir.

    1- Güzelleme: Doğa güzelliklerini sevgiyle içe içe işleyen lirik şiirlerdir. Kadın, at gibi sevilen varlıkları övmek için söylenen koşmadır.



    Dinleyin ağalar medhin eyleyim
    Elma yanaklımın kara kaşlımın
    O gül yüzlerine kurban olayım
    Dal gerdanlımın da sırma saçlımın

    Noksanî


    2- Koçaklama: Yiğitlik, kahramanlık, vuruşma konularını işleyen ve bu kavramları öven, koşma nazım şekliyle söylenen şiirlerdir.



    Benden selam olsun Bolu Beyine
    Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
    Ok gıcırtısından kalkan sesinden
    Dağlar gümbür gümbür seslenmelidir

    Köroğlu


    3- Taşlama: Toplumdaki bozuk yönleri, kişilerin eksikliklerini, zaafları eleştirmek için söylen koşmalardır. Bu şiirlerde şair son derece acımasızdır. Aksak ve eksik yönler açıkça eleştirilir.

    Not: Konu bakımından taşlamanın Divan Edebiyatındaki karşılığı hicviyedir.


    Nesini söyleyim canım efendim
    Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
    Arzuhal eylesem deftere sığmaz
    Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim.

    Serdarî

    4.Ağıt: Ölen bir kişinin ardından söylenen ve onun iyiliğinin, mertliğinin dile getirildiği koşmalardır.

    Not: Bunların dışında koşma nazım biçiminin kullanıldığı münferit ağıtlar da vardır.

    Sefil baykuş ne gezersin bu yerde
    Yok mudur vatanın illerin hani
    Küsmüş müsün selâmımı almadın
    Şeydâ bülbül şirin dillerin hani

    Kağızmanlı Hıfzî
     
  7. RüzGaR Super Moderator

    Semai

    Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık, kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsü kullanılarak yazılanları da vardır.

    Özellikleri:
    1. Tabiat, sevgi ve ayrılık konularını işler.
    2. Sekizli hece ölçüsüyle yazılırlar.
    3. Özel bir beste ile söylenirler.
    4. Nazım birimi dörtlüktür. En az 3, en çok da 5,6 dörtlükten oluşur.
    5. İlk dörtlüğü aaab, abab, aaba, abcb şeklinde diğer dörtlükler dddb, eeeb, fffb şeklindedir.
    6. Sona doğru şairin mahlası bulunur.
    7. Karacaoğlan’ın semaileri çok ünlüdür.


    Not: Semailer koşmalardan hece sayısı ve özel ezgisi bakımında ayrılır.
    Bize nisbet mi sultânım
    Adûlarla salınırsın
    Yusuf misli cânım
    Sevildikçe alınırsın

    Gevherî
     
  8. RüzGaR Super Moderator

    Varsağı

    Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.

    Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde “bre”, “hey”, “hey gidi”, gibi ünlemler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir. Güney Anadolu’da Maraş’tan Mersin’e kadar uzayan bölgede yaşayan Varsak Türkleri, Selçuklular zamanında Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Varsağı, Varsak Türkleri’nin kendilerine özgü bir ezgiyle söyledikleri türkü biçimidir.

    Halk edebiyatında en çok varsağı söyleyen aşık, Karacaoğlan’dır.

    Özellikleri:
    1. Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkmenlerine ait halk şairleri tarafından söylenen şiirlerdir.
    2. Özel bir bestesi vardır.
    3. 8’li hece ölçüsü ile söylenir.
    4. Varsağıda hayattan ve talihten şikayet gibi konular da işlenir.
    5. Şiirin sonuna doğru mahlas kullanılır.
    6. Yaygın olmayan bir nazım şeklidir.
    7. En güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.

    Not: Semai ile benzerlik gösterir. Varsağının semaiden farkı, ezgisi ve “Bre, hey” gibi ünlemler kullanılarak erkekçe, yiğitçe bir söyleyişe sahip olmasıdır.
    Bre ağ(a)lar bre beyler
    Ölmeden bir dem sürelim
    Gözümüze kara toprak
    Dolmadan bir dem sürelim

    Karacaoğlan
     
  9. RüzGaR Super Moderator

    Destan

    Destan milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış (savaş, göç, istilâ gibi) tarihî olayların (yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi) toplumsal ve doğal olayların çağdan çağa aktarılmış, aktarılırken de hayal unsurlarıyla oluşmuş, süslenmiş, değiştirilmiş manzum söylenceleridir.

    Destanlar, Araplar’da “esatir”, Batı’da “myth” olarak adlandırılır. Destanlar ikiye ayrılır; Yapay ve Doğal Destanlar. Yapay Destanlar: yazarı belli olan,daha yakın zamanda YAZILAN ve olağanüstü durumlara az yer veren bir destan türü iken, Doğal Destanlar: anonim( yazarı belli olmayan),ilkel dönemde yaşanmış olayları konu alan ve SÖZLÜ destan türüdür. Destanlar İslamiyet’in kabulünden önceki Türk Edebiyatı kategorisine aittirler. Ayrıca da çok uzun yazılardırlar. Destanlar 3 safhadan oluşur:

    1. Halkın benliğinde iz bırakan olaylar ve bunda rol oynayan kahramanlar,
    2. Olayın ağızdan ağıza aktarılması,
    3. Yazıya daha sonradan geçirilmesidir.

    Milletlerin toplumu derinden etkileyen, tarihi önem arz eden önemli olaylarını (doğal afetler, savaşlar, göç, yangın vb.) konu edinirler. Çoğu kez manzum olurlar. Tarih, etnografya, folklor gibi bilimler destanlardaki bilgilerden yararlanır.

    Özellikleri:

    1. Nazım şekli bakımından koşmaya benzer.
    2. Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı sınırlı değildir.
    3. Hece ölçüsünün 11’li kalıbı kullanılır.
    4. Son dörtlükte şairin mahlası geçer.
    5. Destanda konu olarak toplumu ilgilendiren, heyecana getiren savaş, kahramanlık, isyan, yangın gibi konular, ayrıca; dalkavukluk, gülünç olaylar, parasızlık vb. işlenir.
    6. Bu türe en güzel örneklerden biri; Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Osman Destanı’dır.

    Not 1: Halk Edebiyatındaki en uzun nazım şeklidir. Bazı destanlarda dörtlük sayısının yüzü geçtiği görülür.
    Not 2: Koşmadan farkı; uzun oluşudur.
    Not 3: Âşık Edebiyatı nazım şekillerinden olan destan, milletlerin tarihine ait kahramanlıkları konu edinen halkın ortak malı olan destanlarla karıştırılmamalıdır.

    Dinle, sana bir nasihat edeyim
    Hatırdan, gönülden geçici olma
    Yiğidin başına bir iş gelince,
    Anı yâd ellere açıcı olma

    Karacaoğlan
     
  10. RüzGaR Super Moderator

    İlahi


    İlahi, Allah’ı övmek, O’na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmıs makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir. Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.

    İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler. İlahiler çoğu dinde din eğitiminin önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat, ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur.

    İlahiler tarikatlere göre değişik isimler alır. Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme(deyiş), diğer tarikatlerde de cumhur ve ilahi adını alır.

    İlahi nazım şeklinin öncüsü YUNUS EMRE’dir.Yunus Emre, şiirlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmıştır.Hece ölçüsü kullanmıştır.11′li hece ölçüsünü kullanmıştır.Halkın içinden biri olduğu için halk tarafından çok sevilmiştir ve dili halkın dilidir.
    1. Allah’ı övmek ve O’na yalvarmak için yazılan, Allah sevgisiyle, insan sevgisini bütünleştiren içten şiirlerdir.
    2. Özel bir beste ile söylenir.
    3. Hece ve vezninin 7’li, 8’li ve 11’li kalıbıyla söylenirler.
    4. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir.
    5. Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer.
    6. İlahi denince akla Yunus Emre gelir.
    Not: İlahiler tarikatlara göre farklı isimler alır. Mevleviler’de âyin, Bektaşilerde nefes, Aleviler’de deme, Gülşeniler’de tapuğ, Halvetiler’de durak, öteki tarikatlar da hur ya da ilahi gibi.
    Aşkın aldı benden beni
    Bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün ü günü
    Bana seni gerek seni
    Yunus Emre
     
  11. RüzGaR Super Moderator

    Nefes

    Nefes, Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.
    1. Bektaşi şairlerinin yazdığı tasavvufi şiirlerdir.
    2. Genellikle, nefeslerde tasavvuftaki Vahdet-i Vücud felsefesi anlatılır.
    3. Bunun yanında Hz. Muhammed (A.S.M) ve Hz. Ali (R.A) için övgüler de söylenir.
    4. Nazımbirimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı 3 ila 8 arasında değişir.
    5. Hece ölçüsüyle yazılırlar. Ama aruz ölçüsüyle yazılan nefesler de vardır.
    6. Nefeslerde, kalenderâne ve alaycı bir üslup dikkati çeker.
    7. Duygu ve düşünceleri nükteli bir şekilde ve zarafet ölçüleri içinde söylemek nefesin en belirgin özelliğidir.


    Hak yoluna gidenlerin
    Âsâ olsam ellerine
    Er pîr vasfın edenlerin
    Kurban olsam dillerine.Seyrânî
     
  12. RüzGaR Super Moderator

    Deme

    Halk edebiyatının “tasavvufi halk edebiyatı” ya da “tekke edebiyatı” denilen türü 12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başladı. Ama Anadolu’nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’dir. Anadolu’da 19′uncu yüzyıla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü Alevi-Bektaşi ve Melami-Hamzavi şairler oynadı.

    Tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. Bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.genelde 8′li hece ölçüsü ile 4+4 kalıbıyla yazılır.telmih,tenasüp,tezat,mübalağa,gibi sanatlar sıkça kullanılır. masiva yani allah dışındakileri önemsememe söz konusudur. ilahilerin mevlidlerde bir ezgi ile söylenmesinin sebebi;hece ölçüsü,kafiye şeması ve ahenk unsurlarıdır.

    1. Alevi ve Kızılbaş şairlerin kendi düşüncelerini dile getirdikleri şiirlerdir.
    2. Bu şiirler Alevî tekkelerinde, tören sırasında sazla terennüm edilir.
    3. Hecenin 8’li ölçüsü kullanılır.
    4. 3 veya 5 dörtlükten oluşabilir.
    Güzel âşık cevrimizi

    Çekemezsin demedim mi
    Bu bir rıza lokmasıdır
    Yiyemezsin demedim mi


    Pir Sultan Abdal

    Cennet cennet dedikleri
    Birkaç köşkle birkaç huri
    İsteyene ver sen onu
    Bana seni gerek seni

    Yunus Emre
     
  13. RüzGaR Super Moderator

    Nutuk

    Nutuk, tarikata yeni giren dervişlere, tarikat derecelerini, tarikat adâbını öğretmek için söylenmiş şiirlerdir. Türkmen Alevi ve Bektaşilerinin, aşık tarzı halk edebiyatı nazım türü olan nefese verdiği isimdir. Türün en önemli temsilcisi Kaygusuz Abdal’dır.
    1. Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren dervişlere öğüt vermek, çeşitli konularda bilgilendirmek ve tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek için söyledikleri şiirlerdir.
    2. Şekil yönüyle koşmaya benzer.



    Evvel tevhid sürer mürşid dilinden
    Erişir canına fazl-ı Hüdâ’nın
    Kurtulursam emâretin elinden
    Erişir canına fazl-ı Hüdâ’nın
     
  14. RüzGaR Super Moderator

    Devriye

    Devir kuramını anlatan şiirlere denir. Devir kuramı Muhammed’in “Ben nebî iken Âdem su ile çamur arasındaydı.” hadisi ile ilgilidir. Mutasavvıflara göre vücut halindeki Muhammed, yeryüzüne sonradan gelmiştir. Halbuki ruh halindeki Muhammed ezelden beri vardı. Vakti gelen ruh maddi aleme iner. Önce cemâdata (cansız varlıklara) sonra nebata (bitkilere), hayvana, insana en sonra da İnsan-ı Kamil’e geçer. Oradan da Allah’a döner ve onunla birleşir. Bu inişe nüzul, tekrar Allah’a dönüşe de huruc denir. Bu inişi ve çıkışı anlatan şiirlere devriye denir.
    Lâ mekân ilinde bir nokta iken İsmi var, cismi yok yerden gelirim Daha hiçbir nesne yaratılmadan Kandilin içinde Nûr’dan gelirim.
    Dört nesneden yoğrulup da yapıldım Şekillendim, fırınlara atıldım Mevla’m ruh verince ayağa kalktım Adem denen bir beşer’den gelirim.



    1. Devir kuramını anlatan şiirlerdir.

    Devir kuramı; Hz. Muhammed’in (a.s.m) “Ben Nebi iken Âdem su ile çamur arasındaydı” hadisi ile ilgilidir. Mutasavvıflara göre vücut halindeki Hz. Muhammed (S.A.S) yeryüzün sonradan gelmiştir. Halbuki ruh hâlinde olan Hz.Muhammed(A.S.M) ezelden beri vardır. Vakti gelen ruh maddî âleme iner. Önce cansız varlıklara sonra bitkilere, hayvana, insana en sonra da insan-ı kâmile geçer. Oradan da Allah (c.c)’a döner ve onunla birleşir. Bu inişe nüzûl Allah’a dönüşe de hurûç denir. Bu inişi ve çıkışı anlatan şiirlere devriye denir.

    2. Ölçü ve uyak bakımından ilahiye benzer.
    Dokuz ay on gün batn-ı mâderde
    Kudretten gözüme çekildi perde
    Vaktim tamam olup ahir yerde
    Çıkıp ten donundan cihana geldim
    Hüsnî
     
  15. RüzGaR Super Moderator

    Şathiye

    Dini ve tasavvufi halk şiirinde mizahi manzumelere genel olarak şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır. Ama şathiyeler asla küfür değildir.Şathiyeler biçimce komik ve alaylı olabilir ama şathiyede aranan şiirin arkasındaki düşüncedir. Anlanıp yorumlandığında çok derin anlamlara sahip oldugu görülür.Şathiye çok derin tasavvufi konular işleyen felsefi şiirlerdir.Kaygusuz Abdal şathiye yazmıştır.



    1. İnançlardan teklifsizce, alaycı bir dille söz eder gibi yazılırlar.
    2. Görünüşte saçma ve dini esaslara aykırı sanılan bu şiirlerin içinde ince ve derin anlamlar, yorumlandığında tasavvufla ilgili değişik konuların olduğu görülür.
    3. Nefesin bir türüdür.
    4. Tanrıyla konuşur gibi şakalaşırcasına yazılan şiirlerdir.

    Çıktım erik dalına
    Anda yedim üzümü
    Bostan ıssı kakıyıp
    Der ne yersin kozumu
    Kerpiç koydum kazana
    Poyraz ile kaynattım
    Nedir diye sorana
    Bandım verdim özünü
    Yunus Emre

    Not: Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle söylenen Divan, Kalender, Satranç, Selis vb. nazım örnekleri de vardır.
     

Sayfayı Paylaş