Halide Edip Adıvar ve Atatürk

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve BaRıŞ tarafından 24 Mayıs 2012 başlatılmıştır.

  1. BaRıŞ Well-Known Member


    Halide Edip Adıvar Ve Atatürk
    Atatürk’ün Halide Edip Adıvar’a Söyledikleri, Halide Edip Adıvar'ın Atatürk'ün Elini Öpmesi

    Halide Edip, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Atatürk ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar'ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti dönemi başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrılmak zorunda kalarak İngiltere'ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurtdışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere'de, 10 yılı da Fransa'da geçti.

    Halide Edip Adıvar'ın Atatürk'ün Elini Öpmesi
    Kurtuluş savaşı sonrası Atatürk'e zıt bir tavır takınan Halide Edip Adıvar, kurtuluş savaşı öncesi Atatürk'e bakın nasıl bakıyor: Mustafa Kemal Paşa Sakarya Savaşı öncesi ata binerken yere düşerek bir kazar geçirir. Üç kaburga kemiği kırılır. Doktorların tam istirahat tavsiyelerini dinlemez. Kazadan 48 saat geçmeden Paşa’yı at sırtında savunma hatlarını dolaşırken görürler. Yanına gelen asker topluluğuna, acı ve bitkinlikten kısılmış bir sesle: “Kemiklerimden birinin kırıldığı bir yerde, düşman direnişi de kırılacaktır” der. Mustafa Kemal’in bu azmi, orduya da sirayet eder. Halide Edip, o dönemdeki Paşa’yı şöyle anlatır: “Gazi Paşa oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga kemikleri hâlâ ağrılar içindeydi. Ona doğru mutlak bir hürmetle yanaştım. O mütevazı odada bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray, ne şöhret ne de herhangi bir kudret onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim, elini öptüm.”

    Atatürk’ün Halide Edip Adıvar’a Söyledikleri
    Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığı ilk günler… Mustafa Kemal İzmir’de düşmanı denize dökmenin keyfini çıkartıyor. O sıralar yanında ünlü yazar Halide Edip Adıvar da bulunuyordu. Atatürk zaman zaman Halide Edip Adıvar’a, Türkiye’nin bu günü ve geleceğiyle ilgili düşüncelerini açıklıyordu…

    Israrla: “ Bundan sonra Batılılaşacağız. Bunun için de inkılablar (devrimler) yapacağız. Latin harflerini kabul edeceğiz” diyordu. Zaten bunu yıllar öncesinden görmüş ve planlamıştı. Bunu gerçekleştirebileceği ile ilgili ise hiçbir kuşkusu yoktu!...

    Latin harflerini kabul ettirmek için Cumhuriyet’in ilanından sonra bir süre beklemek zorunda olduğunu çok iyi biliyordu. Önce alt yapıyı hazırlamalıydı. O da öyle yaptı.

    Önce Padişahlık ve Halifelik kaldırıldı. Uluslar arası takvim, ölçüler ve rakamlar kabul edildi. 1926 yılında fes ve çarşaf kaldırılarak çağdaşlığa bir adım daha yaklaşıldı. Bunu Şapka Devrimi izledi. Yeni Türk Harfleri’nin kabulü için uygun zamanı bekledi. 900 yıl boyunca halkın kullandığı Arapça’yı bir anda yeni harflerle değiştirmenin zorluğunu biliyordu. O’na göre en uygun zaman 1928’di…

    Geleceği önceden görebilme yeteneği sayesinde sadece zamanı bekliyordu.

    Bulgar kökenli Türkolog Manalof’a söylediği kehanetinde şöyle diyordu:

    - “ Batı Uygarlığı’na girebilmemize engel olan yazıyı atarak kılık kıyafetimize kadar her şeyimizde Batılılara uymalıyız. Emin olunu ki, bunların hepsi bir gün olacaktır…” Şu anda bütün bunlar gerçekleştiği için bize basit bir olay gibi görünebilir. Ama o yılların o şartlarını şöyle bir gözünüzün önünde canlandırın. Ne kadar imkansız bir olay gerçekleştirilmiştir, o zaman daha iyi anlarsınız. Anlayınız ki gelecek nesillere de bunu anlatabilesiniz…

    1928’de yeni harflerin kabulünden sonra bu harfleri halka öğretmek ve yaşam sokmak gibi zorlu bir çalışmaya sıra gelmişti. Bu konuyla ilgili Atatürk’ün Bakanlar ve Profesörlerle yaptığı geniş araştırmadan çıkan sonuç, Atatürk’ün zihnindeki tarihten çok farklıydı… Profesör ve Bakanlar 5 ile 15 yıl arasında bir sürenin gerekli olduğunu ileri sürüyorlardı. Atatürk ise yine inanılmaz bir kehanette bulunuyordu:

    - “ Bu iş ya 3 ay içinde olur ya da hiç olmaz!...”

    Türkçe harflere karşı olanların sayısı son derece fazlaydı. İstanbul’da yayınlanan Akşam Gazetesi’nin anketine cevap veren 16 kişilik aydın kitlesinden bile sadece 3 kişi (Dr. Abdullah Cevdet, Mustafa Hamit ve Refet Avni) Latin Harflerini savunuyor, geriye kalan 13 kişi ise şiddetle karşı çıkıyordu…

    Ancak… Evet… İnanılacak gibi değil ama bir mucize daha gerçekleşmiş ve 29 Ağustos 1928’de resmen ilan edilen Yeni Harflerin Kabulünden sadece 3 ay geçmişti ki halkın büyük bir çoğunluğu bu yeni harfleri öğrenmeye başlamıştı…

    3 ay gibi son derece kısa bir sürede “ İnanılmaz İnsan “ bir inanılmazı daha gerçekleştirmişti…

    Bu olayın tarihte bir eşi benzeri daha yoktur…
     



Sayfayı Paylaş