Haccın Farz Kılınması

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 8 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    İslâmın beş şartından biri olan hac, Hicretin dokuzuncu senesinde farz kılındı.1

    “Muhakkak ki, insanların ibâdeti için kurulan ilk mâbed, Mekke’deki o çok mübârek ve insanların kıblesi olup âlemlere doğru yol gösteren Kâbe’dir.

    “Onda, Allah katındaki şeref ve hürmetini gösteren ap açık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Ona giren her türlü tecâvüzden emin olur. Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi ise, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Her kim bu hakkı tanımaz ve haccı inkâr ederse, doğrusu Allah bütün âlemlerden müstağnîdir, kimsenin ibâdetine ihtiyacı yoktur”2 meâlindeki âyet-i kerimeler Hicretin dokuzuncu yılında nâzil olunca, Hz. Resûlullah bir hutbe irad ederek Müslümanlara bu mükellefiyetlerini şöyle bildirdi:

    “Ey insanlar, hac üzerinize farz kılındı. O halde haccediniz.”3

    Resûl-i Ekremin bu tebliği üzerine Sahabîler, “Yâ Resûlallah, her yıl mı?” diye sordular.

    Peygamber Efendimiz, cevap vermeyerek sustu.

    Aynı sualin Sahabîler tarafından üçüncü kere tekrarlanmasından sonra Peygamberimiz, “Hayır! Her yıl değil.

    “Şayet ‘Evet’ demiş olsaydım, muhakkak ki her sene haccetmek üzerinize farz olurdu. Ve siz buna güç yetiremezdiniz.”4

    Peygamber Efendimiz, Âshab-ı Kiramın aynı şeyi tekrar tekrar sormasından dolayı da şu dersi verdi:

    “Ben bir şey teklif etmeyerek sizi kendi halinize bıraktıkça, siz de beni kendi halime bırakınız. Muhakkak ki, sizden evvelki milletler ancak çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı muhalefetleri yüzünden helâk olmuşlardır.

    “Binaenaleyh, ben size bir şey emrettiğimde, siz bundan gücünüzün yettiği kadar yapınız. Bir şeyden de sizi nehyettiğimde, artık onu terk ediniz.”1

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

    “İslâm beş şey üzerine binâ edildi: Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Resûlullah olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek, Ramazan orucunu tutmak.”2

    Hacc farz kılınınca Peygamber Efendimiz hac yapmak istedi. Fakat sonra, “Beytullahta müşrikler de bulunacaklar ve onu çıplak tavaf edecekler. Bu hal ortadan kalkmadıkça, ben haccetmek istemem”3 buyurarak şimdilik bu isteğini tehir etti.

    Gerçekten müşrikler, geceleyin Kâbe’yi kadın erkek karışık ve çıplak olarak tavaf ederlerdi. Üstelik bunu, Kâbe’ye hürmet sayarlardı.4



    Hz. Ebû Bekir’in hac emirliğine tayini


    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, kendisi gitmeyince, Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebû Bekir’i Müslümanlara haccettirmek ve hac yapma usûlünü öğretmek üzere Hac Emîri olarak tayin etti.5

    Hz. Ebû Bekir, hac yapmak üzere hazırlanmış bulunan üç yüz Müslümanla Medine’den yola çıktı. Medinelilerin ihrama girme yeri olan Zülhuleyfe’ye varınca orada ihrama girdi ve “Lebbeyk Allahümme Leybeyk lâ şerîke leke Lebbeyk. İnnelhamde vennimete leke ve’l-Mülk. Lâ şerike leke” diye telbiye getirdi.

    Üç yüz kişiden ibâret İslâmın ilk hacı kafilesi Medine’den hareket ettikten bir müddet sonra “Tevbe Sûresi” nâzil oldu. Ashab-ı Kiram, “Yâ Resûlallah! Bu sûreyi, halka okumak üzere Ebû Bekir’i gönderseniz” dedi.

    Peygamber Efendimiz, “Bu tebliği ya ben, veya ev halkımdan birisinin yerine getirmesi lâzımdır” buyurdu.1

    Arapların âdet ve geleneklerine göre, herhangi bir anlaşmayı ancak kabilenin reisi veya onun akrabasından biri yapabilir veya bozabilirdi. Hz. Ali akrabalık cihetiyle Peygamberimize Hz. Ebû Bekir’den daha yakın bulunuyordu.

    Bu sebeple Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Ali’yi huzuruna çağırdı ve “Tevbe Sûresinin baş tarafından şu yazılmış olanları götür” diye emrettikten sonra şöyle buyurdu:

    “Kurban kesme günü Mina’da toplandıkları zaman halka yüksek sesle ilân et ki: Hiç bir kâfir Cennete giremez.

    “Bu yıldan sonra hiç bir müşrik hac yapmayacak!

    “Hiç bir çıplak Beytullahı tavaf etmeyecek!

    “Kimin Resûlullahla anlaşması varsa, onun anlaşması, müddeti bitinceye kadar geçerli olacaktır.

    “Müddetsiz anlaşmalar için dört ay müddet tanınacaktır.”2

    Hz. Ali neden kendisinin gönderilmek istendiğini öğrenmek istiyordu. “Yâ Resûlallah,” dedi, “ben yaşlı olmadığım gibi, hatib de değilim?”

    Peygamber Efendimiz, “Bunu, mutlaka ya ben ya da sen götüreceksin. Fakat sen git. Muhakkak Allah, senin diline ve kalbine sebat ihsan eder!”1 buyurdu.

    Bunun üzerine Hz. Ali, derhal Medine’den hareket etti. Beraberinde Hz. Ebû Hüreyre’de vardı. Yolda Hz. Ebû Bekir’e yetişti. Hz. Ebû Bekir ona, “Âmir misin, memur mu?” diye sordu.

    Hz. Ali, “Memurum” dedi ve geliş maksadını şöyle izah etti:

    “Resûlullah (a.s.m.) beni, halka Tevbe Sûresini okuyayım ve ahd sahibine ahdinin tamamlanacağını haber vereyim diye gönderdi.”2

    Hz. Ebû Bekir başkanlığındaki ilk hacı kafilesi Mekke’ye girdi. Hz. Ebû Bekir, bir hutbe irad buyurdu. Hutbesinde, halka haccın nasıl yapılacağını anlattı.

    Hz. Ebû Bekir, konuşmasını bitirince, Hz. Ali ayağa kalktı ve “Ey insanlar! Ben size Resûlullahın elçisiyim” dedikten sonra Tevbe Sûresinin ilk otuz veya kırk âyetini okudu.

    Bu sûrenin ilk âyetlerinden birkaçı şu meâldedir:

    “Müşriklerden aranızda anlaşma bulunanlara, Allah ve Resûlunden bir ihtardır.

    “Dört ay müddetle yeryüzünde dolaşın. Ve bilin ki Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz ve Allah elbette kâfirleri rezil edecektir.

    “Büyük hac gününde Allah ve Resûlunden insanlara şunu ilân edin ki, Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır. Tevbe ederseniz sizin için daha hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, bilin ki, Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri ise acı bir azapla müjdele.

    “Ancak, müşriklerden aranızda antlaşma olup da bunu hiçbir şekilde ihmâl etmemiş ve kimseye size karşı yardım etmemiş olanlar müstesnâdır. Onlarla olan antlaşmalarınızı, müddetlerinin sonuna kadar tamamlayın. Muhakkak ki Allah, haksızlıktan sakınanları sever.

    “Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, hapsedin ve onların bütün yollarını tutun. Ancak onlar tevbe eder, namazlarını dos doğru kılar ve zekâtlarını verirlerse, siz de onları serbest bırakın. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

    “Eğer müşriklerden biri emân dileyecek olursa, sen de ona emân ver—tâ ki Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra da, îmân etmeyip yurduna dönmek isterse, onu emin olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar hak ve hakikatı bilmez bir topluluktur.”1

    Daha sonra Hz. Ali, “Ben, size dört şeyi bildirmeye memurum” dedi ve memur bulunduğu hususları halka şöyle ilân etti:

    “Hiç bir kâfir Cennete giremez! Bu seneden sonra hiç bir müşrik haccetmeyecek! Beytullah çıplak tavaf edilmeyecek! Kimin Resûlullahla (a.s.m.) anlaşması varsa onun anlaşması, müddeti bitinceye kadar mu’teber olacak!

    “Bunlar dışındakilere dört ay daha mühlet tanınmıştır. Bundan sonra hiç bir müşrik için ne ahd, ne de himâye vardır.”2

    Hz. Ali yanında, Hz. Ebû Hüreyre de yukarıdaki hususları zaman zaman halka yüksek sesle ilân ediyordu.

    Haclarını tamamladıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali ve beraberindeki Sahabîler Medine’ye döndüler.
     



Sayfayı Paylaş