Göz Hastalıkları -Genel-

Konusu 'Sağlık-Genel' forumundadır ve RüzGaR tarafından 6 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    KATARAKT NEDİR ?

    Katarakt, saydam olan göz merceğinin saydamlığını kaybederek görmenin azalmasıdır. Gözün renkli tabakası irisin arkasında yer alan ve saydam bir yapı olan göz merceğinin, görme işlevinde önemli bir rolü vardır. Göz merceğinin saydamlığının azalması, yani katarakt söz konusu olduğunda görme netliği azalacak, hasta bulanık görecektir. Kataraktlı gözlerde görme bulanıklığı, kataraktın derecesine göre, az bulanık görmeden başlayarak sadece ışık görecek dereceye kadar çok değişik seviyelerde olacaktır.

    KATARAKT İKİ GÖZDE BİRLİKTE Mİ ORTAYA ÇIKAR ?
    Katarakt, çoğunlukla iki gözü de etkileyen bir rahatsızlıktır. Bazen her iki gözde birlikte başlar ve birlikte ilerleyerek her iki gözün de eşit derecede etkilenmesine sebep olur. Bazen de katarakt tek gözde başlar. Ancak diğer göz tam görüyorsa hasta, katarakt ilerleyene kadar o gözün az gördüğünü farketmeyebilir; ya da hasta görmesinde bir değişiklik olduğunu farkedince, bunun gözlük numarasının değişmesine bağlı olduğunu zannederek doktoruna başvuracak ve muayenede katarakt olduğu ortaya çıkacaktır.

    KATARAKTIN BELİRTİLERİ NELERDİR ?
    Katarakt, göz merceğinin değişik bölgelerinden başlar ve buna göre de hasta farklı görme şikayetleriyle doktora başvurur. Hastaların tümünde ortak şikayet, görmenin azalması ve bulanık görmedir. Fakat, hastaların bazısı ışıkta değil, loş ortamlarda daha iyi gördüklerini belirtirler. Bazısı da görmesinin sürekli bulanık olmasından ve giderek daha kötüleştiğinden, bazısı da iyi okuyamadığından şikayet eder. Bazı katarakt türlerinde görülen tipik bir görme şikayeti de gözün miyop hale gelmesidir. Bu hastalar, eskiye göre yakını daha iyi gördüklerini, hatta kitap-gazete okurken yakın gözlüklerine gerek duymadan çıplak gözle daha iyi gördüklerini ifade ederler. Uzak için hipermetrop gözlük kullanan hastalarda bu gözlüğe ihtiyaç duyulmadığı görülür. Bu hastalar muayene edildiklerinde gözlükleri hipermetrop ise gözlük numarasında düşme, miyop ise numarada yükselme olduğu izlenir. Önceleri, gözlük yardımı olmaksızın yakını daha iyi gördüğünü farkeden hasta, bu durumdan memnun olur. Fakat zamanla görmesinin bulanıklaştığını ve uzak mesafeyi daha kötü görmeye başladığını anlayınca, doktora başvurmak zorunda kalır.turkeyarena.com

    KATARAKT HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR ?
    Katarakt genellikle bir yaşlılık hastalığı olarak bilinir. Bu doğrudur, kataraktlı hastaların %90'ından fazlası 60 yaşın üzerindeki kişilerden oluşur. Fakat, kataraktın sadece yaşlılarda görüldüğü sanılmamalıdır. Katarakt, daha küçük oranlarda olmak üzere her yaş grubunda görülebilir. Örneğin yeni doğan bebeklerde doğuştan katarakt adı verilen bir katarakt türü görülebildiği gibi çocuklarda, gençlerde ve orta yaşlılarda katarakta rastlanabilir. Dolayısıyla, hangi yaş grubunda olursa olsun görme bulanıklığı veya azalması olan bir hastada, akla gelebilecek hastalıklardan biri kataraktdır.

    KATARAKTA YOLAÇAN NEDENLER NELERDİR ?
    Katarakta yol açan nedenler çok çeşitlidir. Kataraktların %90 gibi büyük çoğunluğu yaşlılık kataraktı adı verilen ve 60 yaş üzerinde yaşlılığa bağlı olarak oluşan kataraktlardır. Yaşlılık kataraktında, kataraktın nedenini aramaya gerek yoktur. Ancak 50 yaşın altındaki kişilerde görülen kataraktlarda, altta yatan bir sebep mevcuttur. Bu tür kataraktlar soyaçekimle ilgili olabileceği gibi bazı metabolik bozukluklar, travmatik nedenler (göze gelen çeşitli fiziksel darbeler) veya kullanılan ilaçlarla (örneğin kortizonlu ilaçlar) da bağlantılı olabilir.

    BEBEKLERDE GÖRÜLEN KATARAKTIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR ?
    Yeni doğan bebeklerde, doğuştan katarakt adı verilen bir katarakt türü görülebilir. Doğuştan katarakt, bir veya her iki gözde de görülebilir. Doğuştan katarakt da genetik olabileceği gibi hamilelik esnasında annenin geçirdiği bazı hastalıklar, kullandığı bazı ilaçlar, röntgen ışınlarına maruz kalma gibi değişik sebeplere bağlıdır. Ayrıca, doğuşta başlangıç halinde olup çocuk yaşta ilerleyen katarakt çeşitleri de vardır. Doğuştan kataraktların tedavisi, yaşlılık kataraktına göre farklılık gösterir. Çünkü doğuştan kataraktlı bebeklerin hemen hepsinde, zamanında ameliyat edilseler dahi görme tembelliği kalır. Ayrıca ilk 2 yaş içinde bebeklerde katarakt alındıktan sonra göziçi merceği yerleştirmenin çeşitli problemlere yolaçabileceği bilindiğinden 2 yaşa kadar olan bebeklerde sadece katarakt alınmakta göziçi merceği yerleştirilmemektedir. Fakat bu bebeklerde görme tembelliğinin oluşmaması için gözlük veya kontakt lens kullanması sağlanmalıdır. 2 yaşından sonraki kataraktlarda ise göziçi merceği kullanılabilir. Yine de bu konuda göz hekimleri arasında değişik düşünceler ve tartışmalar halen mevcuttur. Ancak, uygulama ne olursa olsun, doğuştan kataraktlı bebeklerin görme dereceleri %100'e çıkmamakta görmelerinde hafif, orta veya ağır derecede bir zayıflık kalmaktadır.

    KATARAKTIN TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?
    Katarakt'ın bugün için tek tedavi şekli cerrahidir (ameliyattır). Çocuk veya yaşlı kataraktlarının ameliyatlarında teknik olarak bazı faklılıklar olmakla birlikte katarakt ameliyatında yapılan işlem, kataraktın alınıp yerine bir göziçi merceği yerleştirilmesinden ibarettir.

    KATARAKT AMELİYATI
    Katarakt ameliyatı çocuklarda genel anestezi ile erişkinlerde ise lokal anestezi ile yapılmaktadır. Lokal aneztezi enjeksiyonla (iğneyle) veya enjeksiyonsuz (iğnesiz); damla ile yapılabilir. Günümüzde katarakt ameliyatı, halk arasında ''laserle katarakt ameliyatı'' olarak bilinen tıbbi adı ''FAKOEMÜLSİFİKASYON'' veya kısaca ''FAKO'' olarak isimlendirilen bir teknikle yapılmaktadır. Bu teknik, halk arasında ''dikişsiz katarakt ameliyatı'' olarak isimlendirilmektedir. Gerçektende bu teknikte dikiş gerekmemektedir. Dikişli ameliyat olarak bilinen eski teknikte ise ameliyat yeri dikiş ile kapatılmakta idi. FAKO ameliyatı, laserle katarakt ameliyatı olarak bilinmektedir. Fakat burada kullanılan enerji, gerçekten laser enerjisi olmayıp ultrason (ses titreşimleri) enerjisidir. Fako tekniğinde katarakt, ultrason enerjisiyle küçük parçalara ayrılıp emilerek tümüyle temizlenmekte, ancak kataraktın kapsülü yerinde bırakılmaktadır. Yerinde bırakılan kapsülün içine de, göziçi merceği yerleştirilmektedir. Göziçi mercekleri sert, katlanabilir olmak üzere iki çeşittir. Katlanabilir göziçi mercekleri, daha küçük bir kesi yerinden göziçine takılabildiği için birtakım üstünlükleri vardır. Göziçi mercekleri polimetilmetakrilat, akrilik, silikon gibi değişik materyallerden üretilmektedir. Bu materyallerin çeşitli avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Cerrah, bunları ameliyat olacak gözün özelliklerini gözönünde tutarak hangi tür göziçi merceği kullanacağını önceden planlar veya ameliyat esnasında da duruma göre plan değişikliği yapabilir.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    GLOKOM (GÖZ TANSİYONU YÜKSEKLİĞİ) NEDİR?

    Glokom, göziçi basıncının yükselmesi nedeniyle görme sinirinin giderek zayıflamasına ve böylece görme kaybına yolaçan ciddi bir hastalıktır.
    Birçok glokom çeşidi vardır. Fakat en sık görülen glokom tipi açık açılı glokomdur.



    GLOKOM NASIL TEŞHİS EDİLİR ?

    Özellikle, kronik açık açılı glokom adı verilen en sık görülen glokom çeşidinde, eğer göziçi basıncı çok yüksek seviyelerde değilse hastalık hiçbir belirgin belirti vermeden sinsi olarak seyreder. Bu nedenle hastalığın teşhis edilmesi, ilerlemiş dönemlerinde yapılır.
    • Glokom, çoğunlukla başka bir nedenle, sıklıkla da sıradan bir gözlük muayenesi veya basit nedenlerle doktora başvuran hastalarda yapılan muayene sırasında tesadüfen teşhis edilir. Bu nedenle göz muayenesi sırasında göz tansiyonunun ölçülmesi ihmal edilmemelidir.
    • Ayrıca, bir kısım hastada akut glokom krizi denilen ve göziçi basıncının ani olarak çok yüksek düzeylere yükselmesiyle ortaya çıkan, şiddetli göz ağrısı, başağrısı, gözün kıpkırmızı olması, bulantı, kusma gibi gürültülü bir tabloyla kendini gösterir. Bu durumda teşhis çok kolaydır ve acil tedavi gerekir.
    • Glokom teşhisinde göz doktorlarının klasik olarak birlikte aradıkları üç bulgu gereklidir. Bunlardan birincisi, göziçi basıncının yüksek olmasıdır. Normalde göziçi basıncı 10-20 mm. civa basıncı düzeyindedir. Göz içi basıncının 20 mm civa basıncının üzerinde bulunması çoğunlukla glokom lehindedir, ancak sadece göziçi basıncının yüksek bulunması,glokom teşhisi için yeterli değildir. Çünkü göziçi basıncı 20 mm civanın üzerinde olduğu halde normal olan gözler olduğu gibi, göziçi basıncı 20 mm civanın altında olmasına rağmen glokomlu olan gözler de mevcuttur. Glokom teşhisi için ikinci olarak aranılan bulgu, gözdibi muayenesinde görülen göz siniri tahribatıdır. Üçüncü bulgu da, görme alanı muayenesinde, görme sinirindeki tahribatı gösteren görme alanı bozulmalarıdır. Glokomlu hastalar, göziçi basıncı düzeyi, görme sinirinin ve görme alanının durumu birlikte değerlendirilerek izlenirler ve yine bu bulgulara bakılarak ilaç tedavisine veya ameliyata karar verilir.
    GLOKOM ERKEN TEŞHİS EDİLMEDİĞİNDE GÖRME KAYBINA YOLAÇAN CİDDİ BİR HASTALIKTIR:

    Glokom, sinsi bir hastalıktır. Çoğunlukla ileri dönemlere kadar hiçbir belirti vermez ve doktor muayenesi olmadıkça ortaya çıkarılması güç bir hastalıktır. Glokom yavaş seyreden, fakat sürekli ilerleyen ve giderek göz siniri tahribatına yani görme kaybına yolaçan karakteristik bir belirtisi bir belirtisi olmayan kronik bir göz hastalığıdır. Tedavi edilmediğinde kesinlikle görmenin tümüyle kaybına neden olan bir hastalık olduğundan, teşhis edildiğinde hastalığın niteliği ve ciddiyeti, doktor tarafından hastaya ve hasta yakınlarına tüm açıklığıyla anlatılmalıdır. Çünkü hasta, hastalığın ciddiyetinin tam bilincinde olmadığında çoğunlukla tedaviyi sürdürmemekte, bu da görme kaybıyla sonuçlanmaktadır.



    GLOKOMUN DEĞİŞİK TİPLERİ VAR MIDIR ?

    Glokom başlıca açık açılı ve kapalı açılı glokom olmak üzere iki tipte görülebilir.
    • AÇIK açılı glokom:Glokomların %85-90'ı bu tiptedir. Açık açılı glokomlu hastalarda hastalık belirgin bir belirti vermeden sinsi seyrini sürdürür ve hasta, hastalığının farkında olmaz. Ancak son döneme yaklaştıkça görmesinin bozulduğunu ve azaldığını farkeder ve doktora başvurur. Fakat bu durumdaki bir hastada, göz siniri büyük oranda tahrip olmuş ve görme alanı çok daralmıştır. Yapılacak tedavi ancak mevcut görmeyi korumaya yardımcı olur. Kaybolan görme geri çevrilmez. Glokom görülme sıklığı özellikle 40 yaşından sonra artış gösterir. Tüm glokomların %90'ı 40 yaşın üzerinde kişilerde görülmektedir. Bu nedenle, 40 yaş üzerindeki kişilerde göz muayenesi sırasında, göziçi basıncının ölçülmesi göz doktorları için bir kural haline gelmiştir. Özellikle ailesinde glokomlu olanlar, kendilerinde glokom olma olasılığının daha yüksek olduğunu bilerek 40 yaşından sonra hiç olmazsa yılda bir kez göz muayenesi olup göz tansiyonlarını ölçtürmelidirler.
    • KAPALI açılı glokom:Glokomlu hastaların %5-10 kadarını oluşturur. Bu tip glokom yukarıda anlatılan ve çoğunluğu oluşturan sessiz gidişli, belirti vermeyen, sinsi glokom tipinin tam tersine çok gürültülü bir tabloyla ortaya çıkar. Açı kapanması glokomu veya akut glokom krizi olarak isimlendirilen bu tabloda, birden gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, görmenin bulanıklaşması ve azalması, ışığa hassasiyet, bulantı, kusma belirtileri ortaya çıkar. Bu tabloyla doktora başvuran hastanın göz tansiyonu genellikle 40-50 mm veya daha yüksek civa basıncı gibi çok yüksek düzeylerde bulunur. Bu yüksek göz tansiyonunun acilen ilaç tedavisiyle düşürülüp hastanın ameliyata alınması ve probleminin halledilmesi gerekir. Aksi halde, hasta doktora başvurmakta gecikirse bu yüksek göz tansiyonu ile birkaç gün içinde tam görme kaybı oluşur. Bu belirtilerin görüldüğü hastanın ağrı kesicilerle ağrıyı azaltmaya çalışmadan, bir an önce doktora başvurması gerekir.
    En çok görülen bu iki glokom tipinden başka bir de sekonder glokom adı verilen bir glokom türü mevcuttur. Sekonder glokomda, gözde göziçi basıncının yükselmesine neden olan bir hastalık vardır. Bu, değişik nedenlerle oluşan göziçi kanamaları, göziçi iltahapları, şeker hastalığı, göze gelen darbeler (travma), ileri dönemdeki katarakt gibi çok değişik sebeplerle olabilir.
    GLOKOM TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIK MIDIR?

    Glokom teşhis edildikten sonra tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak, zamanında teşhis edilmeyip hastalık göz sinirinde tahribat yapar ve görme derecesini düşürdükten sonra teşhis edilirse, yapılan tedavi ancak mevcut görmeyi korumaya yardımcı olur. Kayıpların geriye getiremez. Bu nedenle hastalar, görme kayıpları oluşmadan, göz siniri tahrip olmadan erken dönemde yakalanırsa görme kaybına engel olunarak kolayca tedavi edilir.



    GLOKOMUN TEDAVİSİNDE BAŞLICA ÜÇ YOL MEVCUTTUR.

    1) İlaç tedavisi
    2) Laser uygulaması
    3) Cerrahi tedavi (Ameliyat)
    • İlaç tedavisi: Glokomun ilaçla tedavisinde kullanılan birçok damla mevcuttur. Bu damlalar değişik mekanizasyonlarla göziçi basıncını düşürürler. Göziçi basıncı düşürülmeye çalışılır. Başarılı olunamazsa, ikinci damla eklenir. Yine göz tansiyonu düşmezse tedaviyi yapan doktorun anlayışına göre üçüncü damla eklenir (bu tartışmalıdır) veya diğer tedavi yöntemlerine başvurulur.

      Damla tedavisine başlamadan önce hastada kalb-akciğer rahatsızlığı olup olmadığı araştırılmalıdır. Çünkü glokom tedavisinde kullanılan damlaların bazıları, solunum zorluğuna ve kalbde ritm bozukluklarına yolaçabilir. Bu nedenle bu tür ilaçlar dikkatle kullanılmalıdır. Yine bazı tür glokom damlaları da görme bulanıklığına, gözde ağrıya, başağrısına allerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Bir de göziçi basıncının düşürülmesinde kullanılan ve ağızdan alınan bazı ilaçlar (tabletler) mevcuttur. Fakat bu ilaçlar, göziçi basıncını kısa sürede düşürmek için birkaç gün süreyle kullanılan ilaçlardır. Uzun süreli kullanılmaları durumunda kan elektrolit dengenin bozulması (özellikle potasyum kaybı), ellerde, ayaklarda uyuşmalar ve uzun vadede böbrek taşları oluşması gibi yan etkiler ortaya çıkar. Glokomlu bir hastada göziçi basıncı damla tedavisi ile normal düzeyde seyrediyorsa ve sürekli bu düzey korunuyorsa, hasta bu damlaları sürekli ve düzenli olarak hayat boyu kullanmak zorundadır.
    • LASER tedavisi: Glokom tedavisinde, ilaç tedavisine yeterli cevap alınamayan hastalarda laser, ameliyattan önce uygulanabilen bir tedavi seçeneğidir. Laser tedavisi çok yüksek olmayan göziçi basınçlarını normal düzeye indirebilir. Etki süresi genellikle 2-3 yıl kadardır. Sonra göziçi basıncı tekrar yükselebilir. Uygun hastalarda laser, etkili bir tedavi alternatifi olabilir.
    • CERRAHİ tedavi (Ameliyat): Eğer, glokomlu bir hastada göziçi basıncı kullanılan bütün ilaçlara rağmen normal düzeye indirilemiyorsa, göz siniri tahribatı giderek ilerliyor ve görme alanı giderek kötüleşiyorsa ameliyat gerekli olur. Ameliyat gerekli olduğu halde ertelenirse hasta görmesini günden güne kaybeder. Glokom ameliyatı lokal anestezi ile yapılır. Ameliyatta yapılan işlem, gözdışına çıkmakta zorlanan ve böylece göziçi basıncının artmasına neden olan göziçi sıvısının çıkışını kolaylaştırmaktır. Bunun için değişik teknikler mevcuttur. Glokom ameliyatları, eğer hasta bebek veya çocuk ise genel anestezi ile, erişkin hastalarda ise lokal anestezi ile yapılır. Ameliyattan sonra hastanın yatması gerekli değildir. Bazen ameliyattan sonra, göziçi basıncı tekrar yükselebilir. O zaman ikinci kez glokom ameliyatı yapmak gerekebilir. Bazı inatçı glokom türlerinde standart ameliyat teknikleriyle sonuç almak mümkün değildir. Bu durumda da göze bazı tüpler (valfler) yerleştirerek, yüksek göziçi basıncı düşürülmeye çalışılır.
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    ŞAŞILIK NEDİR ?

    Şaşılık, normalde birbirine paralel olan iki göz ekseninin paralelliğinin bozulması şeklinde tanımlanabilir. Ancak, şaşılık sadece basit olarak göz eksenlerinin paralelliğinin bozulmasından ibaret olmayıp gözlerin birinde veya her ikisinde değişik derecelerde görme bozukluğu da mevcuttur.


    İÇE ŞAŞILIK

    Şaşılık, çoğunlukla içe olmak üzere dışa ve diğer yönlere de olabilir. Şaşılık; genellikle çocuklarda görülen bir problem olup ya doğumdan itibaren mevcuttur veya sonraki yaşlarda belirginleşir. Çocuklarda görülen şaşılık çok büyük oranda içe şaşılık şeklinde olup yine bu çocukların büyük kısmında şaşılık, hipermetropla birliktedir. Burada bilinmesi gereken en önemli nokta, göz kaydığı için görmenin bozuk olmadığı, tam tersine hipermetropinin yani görme bozukluğunun gözün içe kaymasına = şaşılığa yolaçtığıdır. Dolayısıyla içe şaşılığın tedavisinde ilk adım, çocuğa uygun numaralı gözlüğün verilmesidir. İçe şaşılıklı çocuklarda kayma, eğer sürekli olarak tek gözde ise o gözdeki hipermetropi derecesi, diğer gözden (kaymayan gözden) genellikle daha yüksektir ve kayan gözün görme düzeyi kaymayan gözden daha düşüktür. Şaşılıklarda ana amaç, bozuk olan görmeyi gözlüklerle düzeltmektir. Bazı şaşılıklar, sadece gözlük takmakla düzelebilirler. Bu tip içe şaşılıklarda, gözlük çıkarıldığında göz içe kayar, gözlük takıldığında ise kayma tamamen düzelir. Bazı şaşılıklarda ise gözlük takmakla şaşılık tümüyle düzelmez, gözlüğe rağmen göz kaymaya devam eder. Bu tür şaşılıklarda kaymanın tamamen düzeltilmesi için ameliyat gerekli olmaktadır.


    ŞAŞILIKTA GÖRME TEMBELLİĞİ

    Eğer kayan göz, diğer gözden çok daha zayıf görme düzeyindeyse yani görme tembelliği varsa, bu durumda sadece gözlük takılması, görme düzeyinin artması için yeterli olmayacaktır. Bu hastalarda, kaymayan göz, tembelliğin derecesine göre her gün belirli sürelerle kapatılarak kayan ve tembel olan gözün görme derecesinin arttırılmasına çalışılır. İyi gören gözün kapatılması genellikle çocuk tarafından tepkiyle karşılanır. Böylece, kapama tedavisinin uygulanması güçleşir. Burada anne-babaya durumun önemi anlatılıp belki aylarca devam edecek bu uygulamanın sürdürülmesine çalışılmalıdır. Kapama tedavisi, uzun, yorucu ve sabır gerektiren bir uygulamadır. Kapama tedavisiyle tembelliğin azaltılması, özellikle 7-8 yaşlarına kadar etkili olabilmektedir. Bu nedenle, görme tembelliği ne kadar erken yaşta tanınır kapama tedavisine başlanırsa alınacak sonuç da o kadar iyi olacaktır.
    İçe şaşılıklar, en çok çocuk yaşta görülmekle birlikte yaşlılarda da olabilmektedir. Fakat yaşlılarda görülen içe şaşılıklar, daha çok gözü hareket ettiren kaslardan birinin felç olmasına bağlıdır. Burada felçden genellikle hipertansiyon ve diabet (şeker hastalığı) sorumludur.
    Dışa şaşılıklar, içe şaşılıklara göre daha az sıklıkla görülürler.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    KERATOKONUS NEDİR ?Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken saydam tabakanın bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır. Yani keratokonus, "konik şekilli kornea" anlamındadır. Normalde yuvarlak şekilli olan korneanın konikleşmesiyle görme azalır.

    KERATOKONUS'DA GÖRME NEDEN AZALIR ?Keratokonus hastalığında korneanın şeklinin bozulması, deforme olması, gözde oluşan görüntünün de deforme olmasına, görme netliğinin ve kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin azalmasına neden olur.

    KERATOKONUS'DA İLK BELİRTİ NEDİR ?Keratokonuslu gözlerde, başlangıçta astigmat denilen görme bozukluğu ortaya çıkar. Bu, genellikle miyop-astigmat türündedir. Hastalığın ilerlemesi ile birlikte göz gittikçe daha fazla miyop ve astigmat olmaya başlar, özellikle astigmatizma çok ilerler, kornea (saydam tabaka) giderek öne doğru konikleşir ve incelir, düzensiz bir şekil alır. Bu şekil bozukluğuna paralel olarak da gözlükle düzeltilemeyen bir astigmatizma oluşur.

    KERATOKONUS'UN NEDENİ BİLİNİYOR MU ?Keratokonusun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik bir yönü mevcuttur. Keratokonus bir anlamda, korneanın dejeneratif bir hastalığıdır.

    KERATOKONUS SIK GÖRÜLEN HASTALIK MIDIR? KAÇ YAŞINDA GÖRÜLÜR ?Keratokonus, toplumda ortalama her 2000 kişide bir (1/2000) görülen bir hastalıktır. Ortaya çıkışı genellikle 15-20 yaşlarındadır. Her hastada değişik seyredebilir. Bazen 4-10 yıl ilerler, sonra durabilir. Bazen de hızla ilerler, görme kısa zamanda bozulabilir.

    KERATOKONUS TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ ?Keratokonusda rahatsızlığın dönemine göre değişik tedavi uygulamaları yapılır. Hafif miyopi ve astigmatizmanın bulunduğu erken dönemde gözlükle hasta net görebilir. Hastalık ilerlediğinde artık gözlükle net görüş sağlanamaz duruma gelir. Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden (gaz geçirgen kontakt lensler) faydalanır. Hastalar kontakt lens takabildikleri ve görme dereceleri yeterli seviyede kaldığı sürece ameliyata gerek yoktur. Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir. Bu dönemde ameliyat gerekli hale gelir. İstatistikler, keratokonuslu gözlerin sadece %20'sinde ameliyat gerektiğini göstermektedir. Söz konusu ameliyat, deforme olan merkezi korneanın yerine sağlam bir korneanın nakledilmesidir. Tıbbı adı keratoplasti veya kornea transplantasyonu olan bu ameliyat halk arasında yanlış olarak "göz nakli" ismiyle bilinmektedir. Bu ameliyat bir organ nakli olamayıp doku naklidir. Kornea tabakası (gözün saydam tabakası) damarsız bir doku olduğundan, doku reddi organ nakillerine göre çok azdır.
     
  5. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    Miyop

    Miyopluk kalıtsal ancak çekinik bir göz bozukluğudur.


    Gözün belirli bir uzaklığın ötesindeki nesneleri odaklayamamasına miyopluk denir.

    Hipermetrop gözde, göz küresinin ön-arka çapı normalden kısa olduğu ve mercek eğriliğini (kırma gücünü) belirli bir sınırın ötesinde arttıramadığı için nesneleri odaklayamaz.

    Miyop gözde bunun tam tersi bir durum ortaya çıkar. Genellikle göz küresinin ön-arka çapı normalden uzundur ve mercek,belirli bir sınırın ötesinde eğriliğini azaltamaz.

    Miyopluk kalıtsal ancak çekinik bir göz bozukluğudur. Bu nedenle, miyop anne babaların çocuklarında her zaman ortaya çıkmayabilir. Ancak ana babanın her ikisi de miyopsa, doğal olarak çocukların da miyop olma olasılığı yüksektir. Miyopluk belirtileri genellikle altı yaşına doğru kendini gösterir. Çocuk küçük yazıları rahat okur ama tahtaya yazılanları okuyamaz. Uzağı görmenin gerekli olduğu oyunlardan kaçınır ve arkadaşlarından ayrı durmayı yeğler. Altı yaşına doğru başlayan miyopluk,büyüme dönemi boyunca ilerlemeyi sürdürür ve vücut gelişimiyle birlikte durur.

    Göz küresinin ön-arka çapı normalden daha uzundur. Bu miyopluk türü,gözlükle düzeltilebilir ve genellikle başka bir soruna yol açmaz. Bundan farklı olarak patolojik miyoplukta ise görme kusuru ilerler,ayrıca ağtabakada bazı bozukluklar ortaya çıkar. Miyopluğun türü ve uygun düzeltici camlar tek muayenede saptanamayabilir. Dikkatli ve düzenli muayenelerle hastalığın gidişi izlenerek kesin tanı konur ve uygun tedavi sağlanır.



    Radial Keratotomi : Miyopi tedavisinde uzun yıllar kullanılan bu yöntemle kornea üzerinde kesiler yapılarak , korneaya kalın kenarlı mercek şekli verilir.

    FotoRefraktif Keratotomi : Excimer laser ışınları yardımıyla, kornea merkezi doku ablasyonu yapılarak düzleştirilir. Kornea epitel katı mekanik yöntemlerle uzaklaştırılır ve fotokerotoktomi yapılır. 6 diyoptriye kadar miyopi tedavi edilebilir. Astigmatizma da miyopi ile birlikte veya tekbaşına , excimer laser ile tedavi edilebilir . Hastanın gözleri operasyondan sonra kapatılır. Epitel dokusu oluşuncaya kadar ( maksimum 48 saat ) hasta ağrı duyar.

    Lasik : ( Laser in situ kerotomileusis ) 10 diyoptriye kadar olan yüksek miyoplarda ve 3- 4 diyoptriye kadar olan hipermetroplarda başarı ile uygulanabilmektedir. Kornea yüzey katları mikrokeratomi ile kaldırıldıktan sonra, stromaya excimer laser uygulanmakta, daha sonra da kaldırılmış kornea katı yerine konmaktadır.

    LAZERLE MİYOP AMELİYATIna karar verirken göz önünde bulundurulması gereken hususlar nelerdir:

    1· Excimer lazer cerrahisi sonrası refraksiyon kusuru eksik veya fazla düzeltilebilir (yani tedaviye ragmen tekrar gözlük kullanmak gerekebilir).

    2· Gözde kamasma hissi, saydam tabakada bulanıklasma, uzun süreli göz damlası kullanma geregi ortaya cıkabilir.

    3· Uzun süreli steroidli göz damlalarının kullanılması neticesinde bu olgularda göz tansiyonunda yükselme (glokom) gelisebilir.

    4· LASIK uygulaması esnasında kaldırılan parcanın kopması sonrasında göz naklini gerektiren sonuçlar dogabilir.

    5· Görmesi tam olarak düzeltilen olgularda 45 yasından sonra yakın gözlügüne ihtiyac dogar. Bunlar tabi ki kesinlik kazanmış hususlar değil sadece olabileceği varsayılmıştır
     
  6. RüzGaR Super Moderator

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]TurkeyArena[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hipermetropi

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Halk arasında "yakını iyi görememe" olarak bilinir. Hipermetropi de miyopi gibi kalıtsaldır. Hipermetroplar gözlükleriyle kocaman gözlü gözüken ama aslında normalden de ufak gözleri olan kişilerdir. Hipermetrop gözün ön-arka uzunluğu normalden daha kısa ya da odaklama gücü normalden daha azdır. Bu nedenle özellikle yakındaki cisimlerden gelen birbirinden uzaklaşan ışınları hipermetrop göz retinaya kadar toplayıp odaklayabilmeyi başaramaz. Hipermetrop gözde odak noktası sanal olarak retinanın arkasına düştüğü için, retinada yakın cisimlerin bulanık bir görüntüsü oluşur. Dolayısıyla hipermetrop göz yakını net göremez. Uyum yapmayan bir hipermetrop gözde ise uzaktaki cisimlerden gelen paralel ışınlar da retinanın üzerinde değil arkasında odaklaşırlar. Bunun anlamı uyum yapamayan bir hipermetrop gözün yakının yanı sıra uzağı da net göremeyeceğidir. Hipermetrop bir göz uyum yaparak yani göz merceğini tutan göz kaslarını kasarak göz merceğini bombeleştirebilir, böylece kırıcılığını arttırarak net görmeyi sağlayabilir. Yakındaki bir cismi net görebilmek için daha fazla uyum yapmak gerekir. Genç yaşlarda eğer hipermetropi çok yüksek değilse bu uyum mekanizmasıyla hem uzak hem de yakın için net görme sağlanabilir. Fakat yaş ilerledikçe uyum yeteneği azaldığından hem yakın hem de uzak görme bozulur. Ağır ve çok ağır hipermetroplar her yaşta hem uzağı hem de yakını az görürler.[/FONT]
    [​IMG]
    Hipermetropi özellikle yakın görüşü bozar
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Hipermetropinin 3 tipi vardır:

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]1. Uzunluk hipermetropisi
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]En sık görülen tipidir. Gözün kırıcılık gücü normaldir fakat gözün ön-arka uzunluğu normalden az olduğu için uzak cisimlerden gelen ışınlar retinanın arkasında odaklaşırlar.

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]2. Eğim hipermetropisi
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözün boyutları normaldir fakat ya kornea ya da lensin eğimindeki azalma ışınların gerekenden daha az kırılarak retinanın arkasında odaklaşmasına neden olur.

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]3. Kırıcılık hipermetropisi
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yaşla birlikte göz merceğinin yapısındaki değişikliğe bağlı olarak kırıcılığının (katarakt başlangıcı vs.) azalması sonucunda oluşur. Bu nedenle yaşlanmayla hipermetropik hale gelen göz ışınları eskisi gibi retina üzerinde odaklayamaz ve bulanık görmeye başlar.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bebekler ve küçük çocuklar genellikle hafif hipermetropturlar ama göz merceklerinin mükemmel elastikiyeti sayesinde bunu tolere ederler. Yaş ilerledikçe göz büyüdükçe hipermetropi azalır. Hipermetropinin belirtileri baş ağrısı, okurken ya da televizyon seyrederken gözlerde yorgunluk, ışığa hassasiyet, yakın görmede bulanıklık, yüksek hipermetropi varsa uzağı da iyi görememedir. Başağrısı ve yorgunluğun nedeni göz kaslarının devamlı uyum yaparak zorlanmasıdır. Hipermetropiyi düzeltmek için ince kenarlı, ortası bombeli, yakınsak mercekler kullanılır. Dioptrik değerin önüne (+) işaret konularak gösterilir. Hipermetropinin ağırlığı da astigmatizma gibi sınıflandırılır.[/FONT]
    Hafif Hipermetropi< +2.00 dioptriOrta Hipermetropi+2.00 .. +4.00 dioptriİleri Hipermetropi +4.00 .. +6.00 dioptriAğır Hipermetropi> +6.00 dioptri
     
  7. RüzGaR Super Moderator

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]TurkeyArena[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Presbiyopi (Yaşla ortaya çıkan yakını net görme güçlüğü)[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][​IMG]Yaşın ilerlemesiyle görülen normal bir durumdur. Uyum yeteneğinin azalması yakını görmede güçlüğe yol açar. Özellikle okumanın güçleşmesiyle farkedilir. Kişi yazıyı gittikçe daha uzağa götürerek okuma gereksinimi duyulur. Göz merceği yeterince bombeleşemediği için yakın cisimlerden gelen diverjan (birbirinden uzaklaşan) ışınlar retinanın arkasında odaklaşırlar. Başka bir deyişle presbiyop bir kişi yakına baktığında gözü ışınları gerektiği gibi odaklayamaz ve hasta bulanık görür. Yakındaki cisimleri net görebilmek için tıpkı hipermetroplarda olduğu gibi (+) işaretli (ince kenarlı ve ortası şişkin, büyüteç gibi; yakınsak) camlara ihtiyaç duyar. Aşağıdaki tabloda yaşla birlikte ortaya çıkan gözlük ihtiyacının değişimini görebilirsiniz.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yaş[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözlük [/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]40'tan 45'e [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+1.25 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]45'ten 50'ye [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+1.50 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]50'den 55'e [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+1.75 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]55'den 60'a [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+2.00 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]60'dan 65'e[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+2.25 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]65'den yaşlı [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]+2.50 [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yaşlara göre gözlük ihtiyacı[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yukarıdaki tablodan da anlaşıldığı gibi[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif] yaş ilerledikçe gözlüklerin derecesi yavaş yavaş artar. Presbiyopi sadece gözü bozuk kişilerin problemi değildir ve 40 yaşından önce mükemmel gören insanlarda da presbiopi gelişir. Bu durum yaşın ilerlemesinin bir parçasıdır. Presbiyopi ne yazık ki, kader gibi bir durumdur ve son istatistiklere göre dünyada 590 milyondan fazla presbit insan yaşamaktadır. Fakat bilim ve teknoloji artık buna bazı çareler bulmuştur. Bunlar monovizyon, presby, presbiyopik lens ve multifokal IOL'dir.
    [/FONT]
     
  8. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    Astigmatizma

    Gözün, ışınları değişik meridyenlerde farklı kırmasıyla tek düzlemde odaklayamaması durumudur. Dolayısıyla nokta, çizgi şeklinde görülür. Astigmatizma, Latince “nokta olmayan” (a= değil, stigmata= nokta) anlamına gelmektedir. Gözün optik yüzeylerinin eğimlerindeki düzensizlikler veya göz merceğinin kırma indeksindeki farklılıklar nedeniyle meydana gelir. En sık nedeni, korneanın futbol topu gibi yuvarlak değil de rugby topu gibi oval eğimde olmasıdır.

    Belirtileri baş ağrısı, gözlerde yorgunluk, görme bulanıklığı, ışığa karşı hassasiyet ve gözlerini kısarak bakmadır.

    [​IMG]
    Düzenli ve düzensiz astigmatizma olarak 2 ana gruba ayrılır. Normalde nokta şeklinde oluşması gereken görüntü düzenli astigmatizmada iki ayrı düzlemde birbirine dik iki çizgi şeklinde oluşur. Bu iki dikey çizgi astigmatizmanın meridyenlerini oluşturur.
    Astigmatizma mevcut optik duruma göre 5 gruba ayrılır:

    1. Basit hipermetrop astigmatizma: Bir meridyen emmetrop, diğeri hipermetroptur.

    2. Basit miyopik astigmatizma: Bir meridyen emmetrop, diğeri miyoptur.

    3. Bileşik hipermetrop astigmatizma: Her iki meridyen de hipermetroptur, fakat dereceleri farklıdır.

    4. Bileşik miyopik astigmatizma: Her iki meridyen de miyoptur, fakat dereceleri farklıdır.

    5. Mikst (karışık) astigmatizma: Bir meridyenin hipermetrop, diğerinin ise miyop olması durumudur.

    Düzenli astigmatizma silindirik merceklerle düzeltilir.

    Düzensiz astigmatizma birbirine dik iki meridyen yerine çok sayıda odaklaşma çizgilerinin olduğu durumdur. Bu nedenle görme keskinliği ileri derecede düşmüştür. Gözlüklerle tam düzeltilemez. Gaz geçirgen kontakt lenslerle daha iyi sonuçlar alınır.


     
  9. RüzGaR Super Moderator

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]TurkeyArena[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözün Yapısı[/FONT]​
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Göz düşünen canlı insanın en önemli organlarından biridir. İnsan algılamasının yaklaşık yüzde 80'i gözler tarafından sağlanır. Bu inanılmaz organın özellikleri hayret vericidir. Bütün vücuttaki duyu algılayıcılarının yüzde 70'i gözün retina tabakasında yer alır. Kıyaslayacak olursak Sony'nin 2001yılı itibariyle en gelişmiş dijital kamerasında 4.200.000 görüntü algılama noktasıyla işlev görürken insan gözü yaklaşık 120.000.000 renksiz algılama ve 6.500.000 renkli algılama hücresiyle 1 fotonluk hassasiyetle çalışabilmektedir.
    Göz kafatasında orbita adı verilen bir kemik yuvaya yerleşmiştir. Etrafı yumuşak yağ dokusuyla sarılıdır. Üzerine yapışan 6 adet kas göz hareketlerini sağlar.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][​IMG][/FONT]​
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Göz bir fotoğraf makinasına benzer şekilde fonksiyon görür. Cisimlerden gelen ışık önce en dıştaki saydam kornea tabakasına gelir. Kornea gözün kırıcı gücünün yaklaşık %70'ine sahiptir. Gelen ışınları kırarak gözbebeğine gönderir. Buradan geçen ışınlar göz merceği tarafından tekrar kırılırlar. Mercek ışınları retinaya odaklayacak şekilde ince ayar yapar. Bu ayar merceğin incelip bombeleşerek kırma gücünü değiştirmesi sayesindedir ve buna gözün uyum yapması (akomodasyon) adı verilir. Uyum yapmayan genç bir gözde lensin kırma gücü 20 dioptrinin altındayken maksimum uyumla 30 dioptrinin üzerine çıkabilir ki bu gözün toplam kırma gücünde yaklaşık 8.5 dioptrilik artışa karşılıktır. Bu sayede göz yakını da uzağı da net görebilir. Işınlar mercekte kırıldıktan sonra göz küresinin arka kısmının içini dolduran vitreus ismindeki jöleye benzer maddeden geçerek retina tabakasında odaklaşırlar. Gözün iç duvarını yapan retina, fotoğraf filmi gibi görev görür. Gelen ışınlar retina tarafından elektrik enerjisine çevrilip göz siniri tarafından beyne iletilirler ve beyin tarafından değerlendirilerek görüntü olarak algılanırlar.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kornea[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kornea gözün en dış tarafında yer alan cam gibi parlak kısımdır (resim 1). Başka bir tarifle, gözümüze toz kaçtığında acıyan, cama benzeyen, kontakt lensleri üzerine yerleştirdiğimiz kısımdır. Yaklaşık yarım milimetre (550 mikron) kalınlığında ve 12 mm çapındadır. Saydam bir küre kesitine benzer. Gözün, gelen ışınları en fazla kıran bölümüdür. Dolayısıyla gözün odaklama işlevinde, yani net görmede en büyük pay korneaya aittir. Korneanın yapısında en ufak bir değişiklik gözün odaklama işlevinde önemli bir fark yaratır.Bu nedenle kırma kusurlarını tedavi etme amacıyla geliştirilmiş olan refraktif cerrahi genellikle korneada şekil değişiklikleri yaparak kırma kusurlarını çözer. Kornea temel olarak 3 katmandan oluşur (resim 5). Bu katmanlar dıştan içe epitel, stroma ve endoteldir. Epitelin kendini yenileme yeteneği vardır. Herhangi bir hasar sonrası epitel hücreleri üreyerek hasarın büyüklüğüne göre birkaç gün içinde hasarı kapatırlar. Bu katmanın bir özelliği de acıyı algılamamızı sağlayan sinir uçlarını içermesidir.Epitel, üzeri göz yaşıyla kaplı, çoğalma yeteneğine sahip hücrelerden oluşan kornea katmanına verilen addır. Ağrı ve acı duymamızı sağlayan açık sinir uçlarına sahiptir[/FONT].

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Lens[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözbebeğinin arkasında yer alan şeffaf yapıdır. Temel fonksiyonu odaklama için ince ayar yapmaktır. Bu fonksiyonu şişkinleşip incelerek yapısını değiştirerek gerçekleştirir. Yakına bakışta bombeleşerek okuma gibi işlevlerin yapılmasını sağlar[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözbebeği[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözbebeği irisin merkezindeki siyah bir daire gibi gözüken deliktir. Gözün içi karanlık bir odacık gibi görev gördüğü için bu delik siyah gözükür. Bazen fotoğraf çekimi sırasında fotoğraf makinasının flaşı patladığı zaman bu odacığın içi aydınlanabilir ve gözün iç kısmının rengi olan kırmızı-sarı renk fotoğrafta gözükebilir. Kimi fotoğraflarda gözlerin kırmızı gözükmesinin sebebi budur. Aynı şekilde göz hekimleri özel bir aydınlatma sistemiyle bu odacığı aydınlatarak, göz bebeğinin arkasını görebilirler.[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]iris[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İris gözün rengini veren renkli tabakadır. Mavi, yeşil, kahverengi, ela gibi renklerde olabilir.İris adını eski Yunan mitolojisinden almıştır. Bu hikayelerde adı geçen ve güzelliği ile ünlü gökkuşağı tanrıçasının ismi gözün bu büyüleyici güzellikteki göz kasının da adı olmuştur. İris o kadar güzel bir yapıdır ki, çok az fotoğraf ve fotoğrafçı onun bu güzelliğini tam olarak ortaya koyabilir. Nitekim mikroskop altında mavi bir iris cerrahlara bir deniz gibi gözükürken, kahverengi bir iris çok muhteşem hayali bir gezegen gibi durmaktadır. Dr. Bülent Ayan tıp fakültesinde öğrenciyken her parlak öğrenci gibi Dahiliye uzmanı olmayı istiyormuş. Ta ki göz rotasyonları sırasında mikroskop altında irisi görene kadar. İşte O zaman göze aşık olmuş ve kendini bu işe adamış. Yoksa sıkılmadan hep ilk günkü gibi büyük bir zevkle binlerce hastayı muayene ve ameliyat etmesi mümkün olamazdı. Evet, iris büyülüyeci bir dokudur.Asıl görevi içerdiği kaslarla fotoğraf makinasındaki diyafram gibi hareket ederek gözbebeğinin (pupil) büyüklüğünü ayarlamaktır.[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Optik Sinir[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gözümüzden beynimize içinde tam 1.200.000 hat bulunan bir kablonun uzandığını söylesek inandırıcı olur muyuz? Evet ne kadar gerçek dışı da dursa, 1.8 mm’lik çapa, 2.7 mm2’lik bir kesite ve yaklaşık 5 cm’lik uzunluğa sahip bu benzersiz kablo sayesinde görebilmekteyiz. Olayın başına dönersek, pek çoğumuzun orta öğrenimden hatırladığı kadarıyla retinaya (ağ tabaka) düşen görüntüler burdaki hücreler tarafından elektriksal sinyallere çevrilir. Retina aslında üç katlı muhteşem bir görüntü işleme sistemidir. Başka bir anlatımla retinanın işi temel olarak üzerine düşen görüntüleri (başka bir değişle fotonları), beynin değerlendirebileceği elektriksel bilgi paketlerine çevirmektir. Görebilmemiz için retinanın üzerinde oluşmuş görüntüyü tarif eden ve retina tarafından yaratılmış bilgi paketlerinin beyne iletilmesi gereklidir. İşte bu aşamada kavuniçi renkli mütavazi görünüşlü incecik bir kablonun (optik sinirin) bu işi başardığını görmek, özellikle bilgisayar hayranlarının organik bilgisayar devriminin bir an önce başlaması için duaya başlamaları için yeter de, artar da..[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Retina[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Retina göz küresinin arka kısmının içini kaplayan kırmızı-kavuniçi renkte damarlı bir yapı gösteren çok özel bir tabakadır. Fotoğraf makinasındaki filme benzer ya da daha güncel bir benzetmeyle video kameralarda harektli görüntüyü sinyallere çeviren CCD chipini anımsatan bir işlevi vardır. Görevi kısaca kornea ve göz merceği tarafından üzerine düşürülen görüntüyü elektriksel sinyallere çevirmektir. Daha sonra bu sinyaller görme siniri (optik sinir) yardımıyla beynin ilgili bölümüne iletilir.[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Retina görme işlevi açısından çok hayati bir öneme sahiptir. Yapışık olduğu yerden ayrılması durumunda, zamanında müdahele edilmezse körlük oluşabilir. Yaşlanmanın, yüksek tansiyonun, göz tansiyonun ve şeker hastalığının retina üzerinde ciddi zararları olabilir. Oluşan hasarlar birikerek körlüğe kadar ilerleyebilir.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sklera[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sklera (Grek Skleros: Sert, sağlam) Gözün dışarıdan beyaz görünen kısmına sklera adı verilir. Gözün sağlamlığını ve şeklini oluşturan ana yapıdır. Şekli iki delikli bir küreye benzer. Önde dışarıdan görülen deliğinde kornea altında iris ve gözbebeği bulunur. Arkadaki deliğinden ise optik sinir (görme siniri) ve göz içi damarları çıkar. Yapısı göz içinin aynen bir fotoğraf makinasındaki gibi karanlık oda gibi işlev görmesine ve aynı zamanda hareket edebilmesine olanak tanır. Sklera 6 adet göz dışı kasla tutulur ve bu kasların sayesinde göze ışık giren kısım (göz bebeği) dilenen yöne doğru çevrilebilir. Sağlıklı sklera beyaz porselen rengindedir. Bazen dışarıdan bakıldığında gözün beyaz kısmının kızardığı veya renk değiştirdiği görülür. Bu genelde skleranın değil de onun dışını ve göz kapaklarının içini kaplayan zarın yani konjonktivanın renk değişikliğinden olur. Ama bazen sklera da renk değiştirebilir. Örneğin sarılık hastalığında sarı bir renk alabilir. Bazı metabolizma hastalıklarında (örneğin alkaptonüri / okronozis) kahve ya da farklı bir renk alabilir. En sık olarak ta mavimsi gözükebilir. Bunun sebebi ise skleranın aşırı incelmesi ve altındaki uvea tabakasının renginin gözükmesidir. Normal olarak skleranın kalınlığı 1 mm ile 0.3 mm arasındadır. Bundan daha ince olursa iç kısmını kaplayan uveanın rengi görülebilir ve hatta aşırı incelmede gözün yapısında fırtlama/baloncuk (ektazi) gibi şekil bozuklukları dahi olabilir. Skleranın bir önemli özelliği de gözün merceğini taşıyan kasın skleraya bağlı olmasıdır. Bu nedenle presbiyopi (yaşa bağlı yakını görme problemi / göz merceğinin işlev bozukluğu ) ile ilgili tedavi amaçlı cerrahi girişimlerin büyük bölümü skleraya uygulanır.[/FONT]
     
  10. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    GÖZ KURULUĞU NEDİR?

    Bazı insanlar gözlerini ıslak ve rahat tutacak kadar göz yaşı salgılayamamaktadır. Batma, yanma, dumandan aşırı derecede rahatsız olma gibi şikayetleri olabilmektedir. Kontak lens kullanımınıda zorlaştırmaktadır.Gözdeki yaşarmada kuru gözün bir belirtisi olabilmektedir.Temel salınan göz yaşında azlık varsa göz yaşı bezinde irritasyona bağlı olarak daha fazla göz yaşı salgılanacaktır. Böylece göz genel olarak kuru olsada sulanma nedeniyle gerçek sorun maskelenecektir.

    Gözyaşının yapısı nasıldır?
    Ağladığımızda yada gözümüz tahriş olduğunda gözyaşımız akar ancak aslında gözyaşının daha önemli görevleri vardır. Gözyaşından meydana gelen ince bir tabaka gözümüzü kırpmamızla birlikte gözümüzün üst kısmını kaplar ve korneanın üzerinin düz ve temiz kalmasını sağlar. Göz yaşı tabakası olmasa net görmemiz mümkün olmayacaktır.
    Gözyaşı film tabakası 3 ayrı bölümden oluşmuştur: yağlı, sulu ve mukuslu bölümler.
    Dıştaki yağlı kısım gözkapak kenarındaki meibomian bezlerinden salınır. Bu kısmın görevi gözyaşının üstünün düz kalmasını sağlamak ve buharlaşmasını önlemektir.
    Ortadaki sulu kısım 3 tabakanın en kalınıdır ve göz yaşının normalde bildiğiniz kısmını oluşturur. Bu bölüm gözün ve göz kapağının üstünü kapatan ince bir zar olan konjunktivadan ve göz yaşı bezinden kaynaklanmaktadır ve yabancı cisimlerden gözü temizlemektedir.
    En içteki tabakada konjunktiva tarafında üretilir. Bu kısım suyu göz üzerine eşit olarak dağıtır ve korneanın hep ıslak kalmasını sağlar. Mukus olmasaydı gözyaşı göze yapışmayacaktı.
    [​IMG]
    Göz yaşının farklı tipleri nelerdir?
    2 farklı gözyaşı vardır: gözü sürekli ıslak tutan bazal sekresyon ve ağladığımızda ve gözümüz tahriş olduğunda salınan refleks sekresyon.

    Kuru gözün nedeni nedir?
    Yaşla birlikte gözyaşı salgılaması azalacaktır. Her iki cinstede gözüksede bayanlarda menapozdan sonra dahada fazla gözükmektedir.
    Kuru göz ayrıca artrit, ağız kuruluğu ile beraber görülen sjögren sendromundada görülebilmektedir. Birçok ilaçta göz kuruluğuna neden olabilmektedir.

    Kuru göz tanısı nasıl konmaktadır?
    Göz doktorları bu tanıyı kolaylıkla koyabilmektedir. Gerek hastanın şikayetleri gereksede biyomikroskop muuayenesi yeterlidir. Bazı durumlarda göz kapağının içinekonulan özel bir kağıt ile yapılan schirmer testi ile göz yaşı salınım miktarıda tespit edilebilir.

    Tedavisi nasıldır?
    Eksik olan gözyaşı suni gözyaşları tarafından tamamlanabilmektedir. Bunun yeterli olmadığı bazı durumlarda gözyaşı kanallarıda tıkanabilmektedir.
    Bunlarla birlikte bulunduğunuz ortam nemli tutulmalı, sıcak ortamlardan kaçınmalı, sigara dumanından uzak durulmalıdır.
     
  11. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    RETİNA YIRTILMASI, DEKOLMAN NEDİR?
    Retina gözün arka kısmında ışığı hissetmemizi sağlayan ve görüntüleri beyine ileten sinir tabakasıdır. Göz basitce kamera gibidir. Ön kısımdaki lens görüntüyü retinaya odaklar. Retinada kameranın arkasındaki film gibidir.Retina dekolmanı nedir?
    Retina dekolmanı retinanın normal pozisyonundan çekilmesiyle oluşur. Retina yerinden ayrıldığında çalışamaz. Görme bozulur. Retina dekolmanı çok ciddi bir sorundur ve tedavi edilmezse kesinlikle körlükle sonuçlanır.
    Retina dekolmanının nedeni nedir?
    Vitreus gözün ortasını dolduran şeffaf bir jeldir. Yaşlandıkça vitreus retinayı yapışık olduğu yerlerden çekebilmektedir. Genelde vitreus retinadan sorunsuz bir şekilde ayrılır. Ancak bazı durumlarda retina bir veya birkaç yerden yırtılır. Bu yırtık yerinden sıvı girmeye başlar ve retinayı bulunduğu yerden ayırır. Aşağıdaki durumlar dekolmana neden olur.
    [​IMG]
    • Myopi
    • Daha önce geçirilmiş katarakt cerrahisi
    • Glokom
    • Ağır göz travması
    • Diğer gözde daha önce meydana gelmiş retina dekolmanı
    • Ailede retina dekolmanı hikayesi
    • Göz doktorunuzca retinada zayıf yerlerin bulunması
      Retina dekolmanının belirtileri nelerdir?
      • Işık çakmaları
      • Yeni oluşan uçuşmalar
      • Görme alanınızda gri bir perdenin hareket etmesi
      • Belirli bir alanı görememe. (yırtığın yerine göre baktığınız cismin alt veya üstünü görmemeye başlarsınız)
      • Görmenin tamamen kaybı
    [​IMG]
    Bu belirtiler herzaman dekoman demek değildir, ancak en kısa sürede göz doktorunuza muayene olmanız gerekmektedir.
    Tedavisi nasıldır?
    Retinal yırtıklar: Genelde lazer veya kryoterapi (dondurarak) ile yapılır. Retina bu yöntemlerle arkasına yapıştırılır. Bu işlemler ayaktan poliklinik ortamında yapılabilmektedir. Bazı duruklarda yırtık takipde edilebilmektedir.
    Retina dekolmanı: Hemen hemen tüm vakalar ameliyat olamak zorundadır.
    Pnomotik Retinopeksi: Vitreus içine gaz baloncuğu verilir ve baş belli bir pozisyonunda tutulması istenir.
    Sörklaj:Gözün çevresine elastik bir bant sarılır ve sıkılır. Retina altındaki sıvı drene edilir ve retina yatıştırılmaya çalışılır.
    Vitrektomi: Retinayı çeken vitre alınır ve yerine hava verilir. Bu hava zamanla vücut sıvılarınca doldurulur.Bazen sörklaj ile beraber yapılır.
    Ameliyattan sonra nelere dikkat etmem gerekir?
    Belli bir süre gözde ağrı olabilir. Gözünüz bir süre kapalı tutulacaktır. Göze hava verildiyse belli bir süre yüzükoyun yatmanız gerekebilir.
    Baloncuğun tamamen kaybolduğu söylenene kadar kesinlikle uçak yolculuğu yapmayın!
    Dekolmanda ikinci bir ameliyatta gerekebilir. Retina ameliyatta tam olarak yatıştırılmadıysa zamanla retina canlılığını kaybedecek ve görme azalacaktır. Görmenin düzelmesi ameliyattan sonra aylar sürebilir. Ancak bazı hastaların görmesi düzelmiyecektir.
    Dekolman ne kadar ileri seviyedeyse ameliyattan sonra başarıda o kadar düşük olacaktır. Bu yüzden bulguları fark edince gecikmemek önemlidir.
     
  12. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    DİABETİN GÖZE ETKİLERİ

    Diabetes Mellitus vücudun şekeri kullanma ve depolama yeteneğinin bozulduğu bir durumdur. Artmış kan şeker düzeyi, aşırı susama , acıkma, idrara fazla çıkma, vücuttaki kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Diabet göze katarakt, glokomun yanında retinadaki kan damarlarının hasar görmesiyle de zarar vermektedir.

    Diabetik retinopati nedir?
    Gözün ışığı algılanmasını sağlayan retina isimli sinir tabakasının kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Hasarlanmış kan damarları sıvı ve kan sızmasına neden olarak sert fırçamsı dallar ve sert skar dokuları oluşmasına, bunlarda retinanın beyine bozulmuş şekiller göndermesine neden olur.
    Hastanın diabetik retinopati geliştirme riski zamanla artmaktadır. 15 yıllık diabeti olan birinde retinopati gelişme riski %80 oranında bulunmaktadır. Çocuklarda oluşan diabette retinopati daha küçük yaşlarda başlar. Tedavi edilmeyen diabet hastaları normal bir insana göre 25 kat daha fazla körlük riski bulunmaktadır.

    Nedeni ve belirtileri nelerdir?
    Tam olarak sebebi anlaşılamamıştır, ancak şeker hastalığı vücudun çeşitli yerlerinde damarlarda hasara neden olmaktadır. Hamilelik ve hipertansiyon şeker hastalığının retinaya olan zararını arttırmaktadır.
    Keskin görme noktamız olan makülada ödem oluşmadığı erken dönemde diabetin gözde yaptığı değişiklikler herhangi bir belirtiye yol açmaz. Bunlar sadece muayene sırasında tespit edilirler. Daha ileri seviyelerde kanamalar yüzünden görme bulanıklaşır, bazende tamamen kaybedilir.

    Tanı ve teşhis nasıl yapılır?
    Göz hekimlerince tam bir muayeneden geçmeniz gerekmektedir. Ciddi seviyedeki retinopati bazen hiçbir belirti göstermez ve tedaviye yanıt verebilir. Bu yüzden diabet hastaları içinde bulundukları riskleri bilmeli ve düzenli olarak gözlerini muayene ettirmelidir. Muayene sırasında göz bebekleri büyütülür ve oftalmoskop adı verilen cihazlarla ağrısız bir şekilde retina gözlemlenir.
    Diabetik retinopatiye ait belirtiler varsa özel bir anjiyo çekimi yapılabilir. Bunun için damardan flöresein boya verilir. Boya retina damarlarından geçerken ard arda fotoğrafları çekilir. Bu tekniğe flöresein anjiyografi adı verilir.

    Tedavi nasıldır?
    Çoğu vaka takip edilir. Ancak belirli bir grup hasta görmenin korunması için tedaviye alınır.

    Lazer tedavisi: Damarlardaki kanamaları durduran ve halen tedavideki en etkili yöntemdir. Ufak lazer atışlarıyla makula ödemi oluşturan , kanayan damarlar tıkanır. Retinanın dış bölümlerindede lazer aracılığıyla yeni damar oluşumlarının önlenmesine çalışılır. Bu yöntem ayaktan yapılır ve gözde herhangi bir ağrıya neden olmaz
    Diğer tedaviler: Vitreus içine kanama olursa artık retina gözükmediğinden lazer uygulanamaz. Bu gibi vakalarda vitrektomi yapılır. Bu mikroskop altında yapılan özel bir cerrahi müdehale şeklidir. %70 vaka ameliyattan sonra görmesinde artma kaydederler. Ancak kanama olan her vaka hemen ameliyata alınmaz. Bir grup hastada kanama kendiliğinden düzelecektir.

    Unutulmamalıdırki !
    • Diabetik retinopatinin tedavisi erken teşhisin yanında, hastanın diabet tedavisine ve dietine özen göstermesinede bağlıdır.
    • Diabetik retinopati hiçbir belirti vermedende bulunabilmektedir.
    • Diabet hastaları en az yılda bir defa göz doktoru tarafından kontrol edilmelidir. Daha sık kontroller diabetik retinopatisi tanısı konan hastalarda uygundur.
     
  13. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    ÜVEİT NEDİR?

    Yapı olarak bir topa benzeyen gözün ortasında bulunan jel benzeri maddenin çevresini 3 tabakadan oluşan bir kılıf sarar. En dışta sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina adı verilen ve görmemizi sağlayan kısım ortadada uvea bulunur. Uveanın iltihabına üveit denir. Uvea gözü besleyen damarları bulundurmaktadır. Buranın iltihabı-enflamasyonu gözün tüm dokularını etkilemektedir. Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehtid eden durumlara neden olmaktadır.

    Üveitin belirtileri ve nedeni nedir?
    Işığa karşı hassasiyet, ağrı, gözde kızarıklık, görmenin azalması en önemli belirtilerdir. Çoğu vakada sebep bulunamamaktaysada bazı hastalarda virüsler, mantarlar, parazitler üveite neden olabilmektedir. Ayrıca vücudun diğer kısımlarında bulunan hastalıklar (artritler, Behçet Hastalığı) neden olabilmektedir

    Üveit tanısı nasıl konmaktadır?
    Belirtiler başlayınca göz doktoruna muayene olmanız gerekmektedir. Enflamasyon görmenin kalıcı bir şekilde kaybına neden olabilmektedir. Göz muayenesinin yanında çeşitli durumlarda sistemik bir hastalığın araştırılmasıda gerekebilmektedir. Bu durumda romatologlar, dahiliyecilerle ortak araştırmalar yapılabilmektedir.

    Üveit tedavisi nasıldır?
    Özellikle steroid ve göz bebeğini büyüten ilaçlar içeren damlalar sıklıkla kullanılmaktadır. Gözde daha derinlerde bulunan enflamasyonlarda sistemik ilaçların kullanılması gerekebilmektedir. Glokom, katarakt, neovaskülarizasyonlar (yeni damarların oluşması) gibi çeşitli komplikasyonlar gelişebilmektedir.
    Gözün ön kısmında gelişen iritis, cyclitis gibi durumlar daha ani başlangıçlı ve daha kolay tedavi edilen durumlardır. Daha geride gelişen koroidit gibi durumların başlangıcı daha yavaş, tedavisi daha zordur.
     
  14. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    Refraksiyon nedir?

    Kelime olarak "kırılma" anlamına gelir. Fizik prensip olarak, ışığın bir ortamdan diğerine geçişte açısını değiştirmesi ve hızında değişiklik olması anlamında kullanılır. Göz Hastalıkları yönünden ise gözün kırma kusurunun tespiti için yapılan muayeneye verilen isimdir. Göz hekimlerinin en sık yaptığı işlem olan refraksiyon bu özelliğiyle temel oftalmolojik muayenelerin başında gelir.
     
  15. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    Göz Tembelliği


    Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi şeklinde tanımlanabilecek bir durumdur. Göz tembelliğine her 100 kişiden 3'ünde rastlanmaktadır. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilebilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocuklarının göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir.

    Normal Görme Nasıl Gelişir?
    Bebekler doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilmektedirler. Gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artmaktadır. İlk 9 yaş içinde görme sistemi tam olarak gelişmekte ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmamaktadır. Eğer bir göz tüm düzeltmelere rağmen tam kapasiteli göremiyorsa bu durum kişinin hayatında olumsuz bazı etkilere yol açar. Mesela bazı mesleklerde (askerlik, pilotluk gibi) göz tembelliği olanlar yer alamazlar.

    Göz Muayenesi Ne Zaman Yapılmalıdır?
    Tüm çocukların 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorun olmasa da mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmiş olması gerekmektedir. Bu arada doğumdan itibaren hem ailenin gözlemleri hem de çocuk doktorlarının bazı tespitleri ile gerekli hallerde çok erken dönemlerde de göz muayenesi yapılabilir.

    Neler Göz Tembelliğine Yol Açabilir?
    Göz Tembelliği gözlerin normal olarak kullanılmasını engelleyen her türlü durumda ortaya çıkabilir. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka muayene edilmelidir.
    Göz tembelliğinin 2 temel sebebi bulunmaktadır.
    Şaşılık : Kayan gözde genellikle tembellik oluşmaktadır.
    Kırma Kusurları : Mevcut olan yüksek kırma kusuru nedeni ile bir göz diğerinden çok bulanık görmekte ise bu göz görsel gelişimini tamamlayamayarak tembel hale gelmektedir. Görünüşte gözlerde herhangi bir problem olmadığı için tespit edilmesi en zor olan göz tembelliği tipi budur. Aileler çocuklarının gözünde bir kayma tespit ettiklerinde hemen muayenesini sağlamakta ancak diğer durumlarda genellikle göz muayenesi okul dönemine kadar gecikmekte ve bu durumda da çoğu kez geç kalınmış olmaktadır. Bu nedenle 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet olsun olmasın, mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir.
    Saydam olması gerekli göz dokularında bulanıklık : Bu durumun başında katarakt gelmektedir. Bu tip göz tembelliği en erken gelişen göz tembelliğidir. Dolayısı ile her yeni doğanın mutlak bir çocuk doktoru tarafından son derece kolay bir test olan kırmızı yansıma testine tabi tutulması ve bir anormallik halinde acilen göz doktoruna muayenesi gereklidir. Çünkü bu tip göz tembelliği çok erken ve çok derin olarak gelişmektedir. Doğumsal katarakt mümkün olan en kısa zamanda cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

    Göz Tembelliği Nasıl Teşhis Edilir?
    Bu çoğu kez oldukça zor bir durumdur. Çünkü çocukların görme muayeneleri 3.5-4 yaş öncesinde oldukça güçlük arzetmektedir. Daha küçük çocuklarda ve bebeklerde sağlam gözün doktor tarafından elle kapatılması haline tepkiyi değerlendirmek gibi bir takım yöntemlerle göz tembelliği olan göz tespit edilmeye çalışılır. 4 yaş öncesi muayenede göz doktoru temel olarak şunları yapar. Gözlerde herhangi bir kayma olup olmadığını muayene eder. Daha sonra saydam ortamlarda herhangi bir bulanıklık olup olmadığına bakar, göz bebeği bir damla ile genişletilerek, her iki gözün refraksiyon (kırma) değerleri ölçülür. Burada önemli olan nokta özellikle bir gözde, diğerinin çok üzerinde bir kırma kusuru olup olmadığıdır. Bunun dışında her iki gözdeki yüksek kırma kusurları da dikkate alınır. Kırma kusuru muayenesi dışında retina (görme zarı) ve optik sinir (görme siniri) muayenesi de yapılarak muayene tamamlanır.

    Göz Tembelliği Nasıl Tedavi Edilir?
    Göz tembelliğinde tedavinin esası zayıf gözün kullandırılmasına dayanır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan reçete edilir. Çocuk bunu kullanmaya başlar ve kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye çalışılmaktadır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama yapılmaya devam edilir. Aileler ne yazık ki kayma ameliyatından sonra herşeyin yoluna girdiği düşüncesiyle kapama yapmayı bırakabilmektedirler. Tek başına cerrahi müdahale, oluşmuş göz tembelliğini gideremez. Göz doktorunuz kapamanın nasıl yapılması gerektiği ve kapama sırasında ne gibi şeyler yapılması gerektiğini size açıklar. Bundan sonrası ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır. Çocuklar kapama yapılmasından hiç hoşlanmazlar. Ve bunu reddederler. Ancak ebeveyn olarak bu dönem, sizin ilgi ve sabrınızla, başarılı bir şekilde yaşanabilir. Yaşamları boyunca göz tembelliklerinin mevcudiyeti nedeniyle yaşayacakları sıkıntıları düşünerek bu günlere sabırla yaklaşmalısınız.

    Az Görme Önlenebilir Bir Problemdir.
    Başarıda en önemli nokta göz tembelliğinin teşhis zamanıdır. Eğer erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşılabilmektedir. 9 yaş sonrasında yapılacak kapamanın herhangi bir faydası olmamaktadır. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir. Erken bebeklik dönemlerinde cerrahi ve kapama tedavileri ile müdahale yapılmalıdır.
    Tekrar hatırlatalım ki 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet olsun olmasın, mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir. ​
     
  16. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    Gözlerde Uçuşma ve Işık Çakmaları


    Uçuşmalar nelerdir?
    Bazen baktığınız yerde küçük tanecikler veya bulutcuklar görürsünüz. Bunlara uçuşmalar denir. Uçuşmaları özellikle gökyüzüne baktığınızda veya düz bir zemine baktığınızda daha fazla farkedersiniz. Bu uçuşan noktalar genellikle, gözün içindeki jel kıvamındaki yapı olan vitreus'un içindeki küçük yumaklaşmalardan oluşmaktadırlar. Bu yumaklaşmaların görme zarı (retina) üzerinde oluşturduğu gölgeleri algılamaktasınız. Bunların küçük noktalar, halkalar, çizgiler veya bulutlar gibi şekilleri olabilmektedir.

    Uçuşmalara neler neden olabilmektedir?
    İnsanlar orta yaşlarına eriştiklerinde, gözün içindeki jel kıvamındaki yapıda bazı değişiklikler olmaktadır. Jelin, gözün arka duvarında görme zarında yapışık olduğu yerlerden ayrılması ile bu yapının küçülmesi söz konusu olur ve içinde yumaklaşmalar ortaya çıkar. Arka vitre ayrılması (dekolman) dediğimiz bu durum bazı kişilerde daha yüksek oranda görülmektedir:
    1. Miyoplarda
    2. Katarakt ameliyatı geçirmişlerde
    3. Göz içi iltihabı geçirenlerde
    4. YAG laser yapılanlarda
    Eğer bu uçuşmalar çok ani oluşmuşsa ve kişi özellikle de 45 yaşın üzerindeyse acil olarak doktora başvurmaları gerekmektedir.

    Uçuşmalar ciddi midir?
    Vitreus jelinin gözün arka duvarından ayrılması esnasında retinada yırtıklar olabilmektedir. Bu yırtılmalar sırasında küçük miktarlarda da olsa kanamalar olabilmektedir. Bu kanamalar özellikle kurum yağması şeklinde yeni uçuşmalara sebep olabilmektedirler. Retinada yırtık olması çok ciddi bir göz problemi olan Retina Dekolmanına yol açabilmektedir. Dolayısıyla:
    *Eğer çok ani uçuşmalar ortaya çıkarsa
    *Işık çakmaları hissederseniz
    ve bunun yanında göze perde inmesi gibi bir şikayetiniz olursa, Göz Doktoruna başvurmalısınız.

    Uçuşmalar konusunda neler yapılabilir?
    Uçuşmalar zaman zaman can sıkıcı olur, özellikle okurken. Bu durumda gözlerinizi oynatarak, aşağı yada yukarı bakarak uçuşmaları gözünüzün önünden yoketmeye çalışabilirsiniz. Uçuşmaların pek çoğu zaman içinde tamamen kaybolurken bir kısmı da sebat eder ve uzun yıllar görme alanınızda kalır. Yıllar boyu bazı uçuşmalarınız olsa da eğer yeni uçuşmalar fark ettiyseniz mutlaka göz muayenesi olmalısınız.

    Işık çakmalarının nedeni nedir?
    Buna benzer bir durumu daha önce bir şekilde gözünüze bir cisim ile çarpıldığında hissetmişsinizdir. Sanki yüzlerce yıldız varmış gibi. Vitreus retina üzerinden ayrıldığında ışık çakması benzeri bir his yaratır. Bu ışık çakmaları günler bazen haftalar yada aylarca görülür. Yaşımız ilerledikçe bu tür ışık çakmalarıyla daha sık karşılaşırız. Eğer ani başlayan ışık çakmaları ile karşılaşırsanız, retinanızın yırtılıp yırtılmadığını öğrenmek için derhal göz doktorunuza başvurmalısınız.

    Migren
    Bazı kişiler her iki gözlerinde ateş çizgileri olarak tarif ettikleri, genellikle 10-20 dakika kadar süren ışık çakmalarından bahsederler. Bu türden çakmalar genellikle beyindeki kan damarlarının spazmına bağlı olarak ortaya çıkar ve Migren olarak isimlendirilen hastalığın bir belirtisidir. Genellikle buna başağrısı eşlik eder. Başağrısı olmaksızın ışık çakmalarıyla seyreden migrenler de görülebilir. Bu durumda ışık çakmalarına oftalmik migren veya başağrısı olmayan migren denir.

    Gözleriniz nasıl muayene edilir?
    Bir göz doktoru gözlerinizi muayene ederken, bazı göz damlalarını kullanarak göz bebeğinizi genişletir. Bu ağrısız muayene sırasında göz doktorunuz gözünüzün Görme zarı (retina) ve Vitreus kısımlarını dikkatlice ve etraflıca inceler. Göz bebekleriniz genişlediğinden görme uyumu probleminiz geçici bir süre devam edebilir bu yüzden bu muayeneden sonra araba kullanmanız sakıncalı olur. Uçuşmalar ve ışık çakmaları yaşımız ilerledikçe daha sık karşılaştığımız bir problem olacaktır. Her ne kadar her ışık çakması ve her uçuşma ciddi bir sorun anl***** gelmiyorsa da bu tür deneyimleri yaşayan kişilerin göz doktoruna gitmeyi ihmal etmemesi ileride gelişebilecek ciddi bir problemi oluşmadan önlemek anl***** gelmektedir
     
  17. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    KONJENİTAL (DOĞUMSAL) ŞAŞILIKLAR

    Hayatın ilk altı ayında ortaya çıkan şaşılıklara konjenital (doğumsal) şaşılık denir. Bebeklerde bu devrede kaymanın tesbit edilmesi zordur, çünkü gözlerin durumu ve pozisyonu henüz daha stabil değildir. Yeni doğanda hiçbir zaman gözler paralel değildir; gözlerde içe veya dışa çevrilmeler olabilir. Genellikle gözlerin pozisyonu ilk 3 ila 6 ay arasında stabilleşmeye başlar. İşte bu dönemde anne, çocuğun gözünün kaydığını ifade ediyorsa, bu durum mutlaka değerlendirilmelidir.

    Kaymanın başlangıç yaşı annenin veya ailenin vereceği ifadeye bağlıdır. Bazan aile kaymayı görmezlikten gelmek ister. Bu zaman akrabalar, yakın arkadaşlar ilk defa kaymayı fark eder. Bazı hastalara da hekim tarafından yalancı şaşılık tanısı konulur. Buna neden o gün için hastanın kooperasyonunun iyi olmaması veya hekimin çok meşgul olmasıdır.

    Gözü içe kayan bebeklerde görme tembelliği sıktır, nerdeyse %50’sinde erken tedavi edilmezse görme tembelliği gelişir. Yapılan bir çalışmada kayma tesbit edilen bebeklerin %5-6’sında miyop %94-95’inde hipermetrop saptanmıştır.

    Tedavide erken devrede ortaya çıkan kaymaların tedavisi cerrahidir, ancak daha önce yapılması gereken işlemler vardır. Bunlar öncelikle bir görme kusuru varsa gözlükle en erken dönemde düzeltilmelidir. Ayrıca gözlerde görme tembelliği gelişmişse kapama tedavisi yapılmalıdır. Kapamanın süresi bu yaş grubunda hiçbir zaman 30 dakikadan fazla olmamalıdır. Aksi takdirde kapatılan gözde görme tembelliği kolaylıkla gelişir.

    Ameliyat için genel düşünce ilk 12 ay içinde ameliyatın yapılmasıdır. Bazan belki bir altı ay daha beklenebilir. Erken ameliyat ile iki gözünde birlikte görme fonksiyonu sağlanmış olur.
     
  18. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    ARPACIK

    TANIM:

    Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı (sebum) salgılarlar. Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler "dış" arpacığa neden olurlar.

    Gözkapağının içinde ise, "meibom bezleri" denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da "iç" arpacığa neden olur.

    Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir.

    Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

    Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül (içi irin dolu kabarcık) halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.

    Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır (fotofobi) ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir

    Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstül(ağızlaşma) oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

    İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.

    Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
    Birçok vakada neden bilinememektedir.
     
  19. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    BLEFARİT


    Blefarit ne demektir ?
    Blefaron Latincede gözkapağı anlamına gelir. Blefarit gözkapağının iltihabi bir hastalığıdır. Her iki cinsiyette, her yaşta görülebilir ve oldukça yaygındır. Blefarit süreğen bir hastalıktır, tedaviye rağmen tekrarlayabilir.

    Blefarit hastalığı, anatomik ve klinik özellikleri açısından ön ve arka blefarit olarak ikiye ayrılır. Ön blefaritte gözkapağının özellikle dış kenarı, kirpik dipleri etkilenir. Ön blefarit, bakterilerin aşırı miktarda çoğalmasına veya derinin yağlı-kepekli olmasına bağlıdır. Arka blefarit ise kapağın göze değen arka kısmını etkiler ve buradaki gözyaşı yağ bezlerinin anormal olmasıyla ilişkilidir.

    Vücutta ve gözde başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?
    Blefaritli hastalarda akne rosasea ve seboreik dermatit gibi cilt hastalıkları sık olarak görülür. Bu hastalıklardan ilki, yüz derisinde kızarıklık ve kabalaşma, diğeri ise ciltte aşırı yağlanma ve saç kepeklenmesi gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Blefaritli hastalarda konjonktivit, kuru göz, kirpik batması gibi diğer göz hastalıkları da sıktır.

    Blefaritin nedeni nedir ?
    Blefaritin gelişmesinde gözkapağında normalde de bulunan bazı bakterilerin aşırı miktarda çoğalması önemli bir rol oynar. Bu bakterilerin artıkları, toksinleri iltihabi belirtilere neden olur. Cildin yağlı olması ve gözkapağındaki yağ bezlerinin anormal olması, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır. Çeşitli virüsler, allerjik etkenler, ilaçlar, sigara dumanı, kimyasal maddeler de blefarite yolaçabilir.

    Blefaritin belirtileri nelerdir ?
    Blefarit her iki gözde batma, yanma hissi, kızarıklık, sulanma, kaşıntı, çapaklanma gibi yakınmalara neden olabilir. Gözkapaklarında kızarma, şişlik, kirpiklerde düzensizlik, yapışıklık ve dökülme meydana gelebilir. Blefarit tanısı göz muayenesi ile konur.

    Blefarit başka sorunlara yolaçabilir mi ?
    Blefarit, gözkapağı bezlerinde tekrarlayan, akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) zemin oluşturabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerde içe dönmesi, göze batması ve dökülme gibi sorunlar gelişebilir.
    Blefarit gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren gözün kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına neden olabilir.
    Göziçi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi riskini arttırabilir.

    Blefarit
    Gözkapağı kenarlarının düzenli temizlenmesi ve bakımı tedavinin temelidir. Hastalar gözkapağı bakımını uzun süre uygulamalıdır.

    Bu bakımda önce gözkapağı kenarına, yakmayacak biçimde, sıcak pansuman uygulanır. Böylece birikmiş ve sertleşmiş olan yağlı maddeler, kabuklar yumuşar. Daha sonra ıslak bir gazlı bez ya da kulak pamuğuyla gözkapağı kenarına sürtülür, kirpik dipleri ve çevresindeki birikintiler temizlenir. Son aşamada gözkapağı kenarına antibiyotikli-steroidli ilaçlar uygulanır. Gözkapağı temizliği için göz doktorunuz hazır karışımları veya bebek şampuanlarını kullanmanızı tavsiye edebilir.

    Bu tedaviye bazı hastalarda yapay gözyaşı damlalar da eklenir.

    Bazı hastalara 1-2 ay süreyle ağızdan antibiyotikli ilaç kullanması önerilir.
     
  20. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    GÖZ YARALANMALARINDA KORUNMA VE İLKYARDIM

    Biliyor musunuz ki, göz yaralanmalarının (kazalarının) %90'ı önlenebilir. Yine biliyor musunuz ki göz kazalarının (yaralanmallarının) %45'ı ev oritamında olur. İster evde, ister okulda, ister işte, ister oyunda, nerede olursanız olun, görmenizi koruyacak her önlemi almalısınız. Bu küçük broşürde, gözlerinizi yaralanmalardan korumak için bazı öneriler vereceğiz. Elbette bir kaza olduğunda sorunu tek başınıza çözemeyebilirsiniz. 0 durumda en yakınınızdaki hekime başvurmanız gerekecektir. İlk yardım yapıldıktan sonra sorununuzu hekiminizle paylaşabilirsiniz.

    Göz Yaralanmasından Korunma

    Göz yaralanmasına bağlı görme kaıyıplarını önlemede ilk ve en önemli adım yaralanmayı engellemektir.

    Evde ne yapalım?

    Günlük yaşantımıızda kullandığımız pek çok madde gözle değdiğinde ciddi yanmalarlyanıklar yapar. 0 nedenle; spreyleri kullanırken (saç spreyi, sprey deodorant, spreyli temizlik araçları) Çok dikkatli olun ve gözünüze gelmemesi için çıkış deliğini dışarıya ve göz seviyesinden aşağıya ayarlayın.

    * Kimyasal sıvılar , deterjanlar, amonyak türü maddelerin (temizlikte ve diğer amaçla kullanın) kulianma kılavuzlarını dikkatlice okuyun. Her kullarııştan sonra ellerinizi iyice yıkayın ki, göze bulaşma olmasın.

    *Yağda kızartma yaparken, kızgın yağın sıçramasını önlemek için tencere ve tavaya kapak kullanın.

    * Çok kuvvetli kimyasal kullanmanız gerektiğinde göze teması engellemek için gözlük {mümkünse özel gözlük) kullanın..

    *Güneş lambaları (ultraviyole) kullanırken opak camlı gözlük kullanın.

    *Özellikle çocuklar çevrede iken bıçak, çatal gibi araçların kullanımına özen gösterin.

    İşyerinde

    Pek Çok cisim ummadığımız şekilde uçarak gözünüze çarpabilir ve göze zarar verir.

    *İşinizde metal ya da diğer parçacıkların göze çarpma riski varsa (marangoz, demirci) mutlaka özel iş gözlüğü kullanmalısınız.

    *Kaynağa bakmak çok tehlikelidir. İşiniz bunu gerektiriyorsa özel gözlük kullanmalısınız.

    *Tanımadığınız bir aleti kullanırken mutlaka kullanım kılavuzunu okumalı ya da yardım istemelisiniz.

    *İşe başlarken "gözlerimi uçan parçacıklardan, dumandan, tozdan nasıl korurum?" diye düşünmelisiniz.

    Çocuklarla

    Uygun biçimde kullanimazsa pek çok oyun ve oyuncak göze zarar verebilir

    *Çocuklara oyuncak seçerken yaşlarını ve sorumluluk alma derecelerini gözönünde bulundurun. Özellikle çat- pat, dart ve oyuncak tabancaları satın almayın. Ayrıca çocukların kağıt külah içinden üfleyerek uzağa fırlattıkları kağıt parçaları ile oluşturdukları bir oyun ülkemizde çok yaygındır. Bu kağıt parçalarının içine iğne koyabilmektedirler. Bu çok tehlikelidir. Bu oyunu yasaklamalısınız.

    *Çocukların tehlikeli bir oyun oynadıklarını gördüğünüzde bunları engellemelisiniz: Kartopu gibi, sönmemiş kireç kalıntılarına taş atmak gibi, şişelerle koşmak gibi.

    *Çocuklara makas gibi, kalem gibi tehlikeli olabilecek cisimleri nasıl kulianacaklarını öğretmelisiniz.

    Bahçede/Tarlada

    *Buğday başakları da dahil pek çok bitki çarptığında göze zarar verir. Özellikle dikenleri varsa. AIçak dallı ağaçların yanında dikkatli olunmalıdır.

    *Odun kırma işlemi, fırlayan parçacıklar nedeniyle önemli bir yaralanma nedenidir. Özel dikkat belki de gözlük takılması gereklidir.

    Havaifışek

    Havaifişekler her yaş grubu için çok önemli bir göz yaralanması nedenidir.

    *Patlayıcı olan türleri kullanılmamalıdır.

    *Çocukların havaifişek ile ilişkisi olmamalıdır.

    *Havaifışek atılırken yakınında olunmamalıdır.

    Tüm öneriler bir uzun listeden kısa bir derlemedir. Biliniz ki; bir işi yaparken "gözü nasıl korurum?"diye düşünmeniz bile yeterli ve önemli bir önlemdir.

    İLK YARDIM

    İlk yardım ve hemen sonrası gerekli yere başvuru önemlidir.

    Göze Birşey Kaçtığında

    Asla gözünüzü oğuşturmayın. Üst göz kapağını kirpiklerden tutarak alt göz kapağının derinliklerine kaçan kaçan cismi hareket ettirecek ve birkaç kez göz kırpmak ile cisim gözden çıkacaktır. Gözlerinizi açıp soğuk suyla gözü yıkamanız da yararlı olur. Eğer çıkaramazsanız, uğraşmayın ve hekime başvurun.

    Göze Sert BIr Çarpma Olmuşsa

    *Ağrı ve şişmeyi önlemek için hemen, 15 dakika süreyle soğuk baskı uygulayın (buz ya da soğuk suya batırılmış havlu ya da bez parçası ile).

    Göz ya da Kapaklarda Kesi Varsa

    *Gözü gevşek olarak bandlayın ve hemen hekime başvurun. Asla baskı uygulamayın, gözü oğuşturmayın.

    Kimyasal Yanıklar

    Gözü hemen suyla yıkayın. Bu sırada göz kapaklarını açmanız gerekir. Başı temiz bir su kaynağının (kabın) içine sokup gözlerinizi açarak da yapabilirsiniz. Bu işlem en az 15 dakika sürmelidir. Bu arada gözün oynatılması (sağa-sola, yukarı-aşağı), iyice yıkanmasını sağlar. Kapama uygulamayın. Yıkadıktan sonra hekime başvurun.

    UNUTMAYIN erken, doğru tedavi ile görme korunur ancak yine unutmayın ki, korunma ve ilk yardım Çok daha önemlidir.
     

Sayfayı Paylaş