Gökte Uçan Huma Kuşu Türküsünün Hikayesi

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 25 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Gökte Uçan Huma Kuşu Türküsü ve Öyküsü

    Gökte uçan huma kuşu
    Ne bilir dalın kıymatın
    Gargayı kondurman dala
    Ne bilir gülün kıymatın

    Çift sürüp ekin ekmeyen
    Meydana sofra dökmeyen
    Arının kahrın çekmeyen
    Ne bilir kıymatın

    Mencilisten söz atanlar
    Gerçeğe yalan katanlar
    Sonra beyliğe yetenler
    Ne bilir elin kıymatın

    Evvel zaman içinde kalbur sarat içinde, deve tellallık ederken, sıçan berberlik ederken, Irışvan oğlu derler bir bey varmış. Bunun da Kınalı hatun adında bir evladı (bacısı) varmış, başka kimsesi yokmuş. Kapısında da bir Öksüz Yakup adında bir kölesi varmış. Köleyle, efendim, kız arayı tutturmuş. Irışvan oğlu avdan gelirimiş, bakmışkine, pınarın başından bir oğlan gidiyor, bir de kız. Orda sevişirlermiş. Irışvan oğlu da gelirken üstlerine geliyor. Irışvan oğlu onları görüyor. Irışvan oğlu diyor ki: Ulan, ben bunların ikisini de öldürsem katil olurum. Ben bu kızı başka birine veririm. Bu kölenin de hiç hatırına dokunmam. Gelen düğürcülere, kıza düğürcü geliyor; diyor ki:
    - Bir haftaya kalmadan kızı götüreceksiniz. Kimseye haber vermeden.
    Gün geliyor, hafta yetiyor, akşamlayın, önünde bir bölük davarla birkaç tane avrat, bir kısım seğmen kınacı geliyorlar. Fakat bunların kınacı olduğunu ne kız biliyor ne de Öksüz Yakup. Öksüz Yakup, gelen misafirlere, misafir diyerek kahve pişiriyor. Kahveyi ilettikden sonra, yaşlıca avradın birisine diyor ki:
    - Sorma icap olmasın teyze, nereye gidiyorsunuz? Hizmetiniz neci? Karı diyor ki:
    - Oğlan sen buralı değil misin yoksa? Biz Kınalı hatuna kınacı geldik. Öksüz Yakubun fincanlar ellerinden dökülüyor. Gözlerinden yaş akıyor.
    - Bundan sonra, diyor, dünya bana haram oldu. Başımı alayım gideyim, diyor.

    Oradan gidiyor. Ağlaya ağlaya gidiyor ordan. Karşısından bir çerçi geliyor. Çerçi düğün evine öteberi satmak için gidiyor. Bakıyor ki Öksüz Yakup ağlayarak gidiyor.
    - Arkadaş, başındaki hal neci? Ne diye ağlıyorsun? diyor.
    - Arkadaş, diyor, derdime derman değilsin, yarama merhem değilsin, git sen düğünde üzümünü sat, diyor.
    Çerçi diyor ki:
    - Arkadaş, insan insana para vermez amma, akıl verir.
    Belki derdine derman olurum. Başındaki hali söyle, diyor. Öyle deyince Öksüz Yakup diyor ki:
    - Arkadaş, Irışvan oğlunun bacısı Kınalı hatunla aram iyiydi. Şimdi kardaşı başka yere vermiş. Kınacısı geldi, yarın gelin gidecek. Ben ağlamayım da kim ağlasın. Çerçi diyor ki:
    - Sen bir kavil yeri ver. Ben kıza söyleyim, çıkar mı, çıkmaz mı? Öksüz Yakup diyor ki:
    - Evvelki kavlinin üstünde ise, ben pınarın başındayım, oraya gelsin. Kendi bilir.
    Çerçi gidiyor. Düğüne varıyor. Yüklerini indiriyor, Öteberisini sattıktan bir müddet sonra, Irışvan oğlunun meclisine varıyor: Başındaki meclise diyor ki:
    - Ben mangır satacağım. Mangır satan türkü çağırmanın cezasından kurtulur. Türkü çağırmayanlar ya çerçiden çeyrez alıp yedirecek, yok olmazsa kapıya çıkıp it gibi ürecek.
    Mangır satıldıktan sonra herkez türküye başlıyor. O çağırıp bu çağırırken, çerçiye varıp dayanıyor. Çerçiye diyorlar ki:
    - De bakayım sende Türkü çağıracaksın.
    - Ben türkü bilmem diyor.
    - Türkü bilmezsen; öteberini getir dök şuraya millet yesin.
    - Ben, diyor, öteberimi yedirirsem, sermayemdir. Çoeuklarım aç kalır, diyor.
    - Öyle ise, kapıya çık it gibi ür, diyorlar.
    - Bunu da yapamam, diyor. Türkü çağırmaz adam olmaz amma, ihtimal bir kerpiç ayaklarım. Mecliste kızan olur belki.
    Irışvan oğlu diyor ki:
    - Yiğide söylerler türkü. Kötüye söylerler. Gözele de söylerler, diyor. Eğer bana türkü söyledilerse, benim türküm olsa bile, yiğidisem yiğitliğimi bilirim. Kötülüğüme söyledilerise, kötülüğümü bilirim. Gözele söylediler ise, darılan kuşağını gevşesin, diyor. Reyinde hürsün, bildiğin gibi söyle, diyor.
    Çerçi türküyü alıyor:

    Şimdi ağ ellere kına yakılır
    İnce bele Tarabulus dökülür
    Eski nala acar mıhı çakılır
    Dostun sana selamı var Kınalı

    Yetdi mo'la , Şâm elinin hurması
    Gitti m'ola âla gözün sürmesi
    Mısırın Bağdadın telli turnası
    Dostun sana selâmı var Kınalı

    Açıldı mı bağçamızın gülleri
    Uzun olur Siveyişin yolları
    Şimdi alard adard değner yolları
    Dostun sana selamı var Kınalı

    Çerçi Yusuf der de oldum şivara
    Ulunun işini mevlam onara
    Öksüz Yakup gördüm ağlar pınara
    Dostun sana selamı var Kınalı

    Bu türküyü söyleyişin, Irışvan oğlu, kalbinden ağrı, dedi ki: Yörü Öksüz Yakup, bunu böyle diyeceğini bilemidi, seni kılıcınan parçalardım, dedi.
    Çerçiye dedi ki:
    - Sen nerelisin?
    Çerçi yerini doğru söylemedi. Ben Antepliyim, dedi.
    Fakat çağırılan türküye kız, öteki çadırdan ağrı, türküyü iyice dinledi. O demde kınasını yakmaya başlayacılarımış.
    Kız dedi ki:
    - Teyzem; bizim usulumuz, kına suyumuzu elimizle getiririk. Ben eliminen özerim. Ondan sonra siz kınanızı yakarsınız.
    Kınacı gelen karılar:
    - Kınalı hatun, o sizin bileceğiniz iş. Bizim adetimiz böyle değil amma, böyle imiş, böyle olsun, diyorlar.
     



Sayfayı Paylaş