Gizli Ordular

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    I. BÖLÜM :

    Alman Genel Kurmayı’nın III / B Servisi I nci Dünya Savaşı öncesinde merkezi Berlin’de olan III / B servisi ajanlarını satış görevlisi olarak istihbarat elde edecekleri bölgelere gönderiyor, yüksek rütbeli Alman subayları , daha sonra askeri harekat icra edecekleri bölgede turistik geziler yapıyorlardı.

    Prusya ise yine aynı yıllarda (1914) geniş bir haber alma teşkilatı kurmuştu. Alman yönetimi yalnızca askeri değil , ekonomik istihbaratlar da elde etmeye çalışıyor ve buna paralel olarak bazı kritik bölgelerde amaca uygun kargaşa yaratmak için çalışmalar yapıyorlardı.(Hindistan’da ayaklanma çıkararak İngiliz’lerin bu bölgeden çekilmesini sağlamak gibi.)

    Alman haber alma teşkilatının ilgilendiği bölgeler sadece Hindistan’la sınırlı değildi. İran , Libya , Mısır ve Türkiye de ilgi alanlarına giren ülkelerdi.

    Bu ülkelerde çok deneyimli, zeki ve başarılı casuslar görevlendirerek bir bilgi akışı ağı kurulmuştu. Ancak aynı bölgelerde çatışan menfaatleri olan Almanlar ve İngiliz’ler birbirleriyle kıyasıya bir rekabet içindeydiler.

    Kitabın bu bölümünde, o dönemin askeri ve siyasi olaylarına fiilen etki eden haber alma teşkilatlarının ajanlarının çalışma şekilleri, nerede neler yaptıkları, ustaca ve zekice planlarını nasıl ülkelerinin menfaatini için kullandıkları, başarı ve başarısızlıkları anlatılmakta, kişilikleri analiz edilmektedir.

    Çalışma sisteminin ne ölçüde verimli olduğuna bakıldığında , III / B sisteminin nasıl çalıştığı ve ajanlarının kişilik özelliklerinden de yararlanarak faaliyet gösterdiği ülkelerde ayrıntılı istihbarat çalışmalarında ne ölçüde başarılı olduğu görülmektedir.

    Her ajan, faaliyet göstereceği bölgenin dili, gelenekleri, tarihi, değişik özellikleri konusunda uzman hale gelmekte ve bölgede halkın içine girerek dostlar edinmekte, ikili ilişkiler kurmaktadır. Bu ilişkileri kurma aşamasında ve kurduktan sonra da edindiği bilgileri, daha da önemlisi kişisel görüşlerini rapor halinde ilgili birimlere sunmaktadır.

    II. BÖLÜM :

    Bu bölümde, Almanların I nci Dünya Savaşı döneminde yaptıkları propaganda faaliyetlerinin yoğunluğundan ve başarısından bahsedilmekte ve Alman politikasının değişik bölgelerde ( İran , Afganistan , Hindistan , Türkiye ) ne tür benzerlik ve farklılıklar gösterdiği açıklanmaktadır. Söz konusu bölgede Panislâmizm , Pantürkizm hareketlerini filizlendirmeye çalışan Türklerin çalışmalarından örnekler verilmekte, sonrasında ise Almanya ve Türkiye arasında Kafkaslar’ da çıkan gerginliklerin temeli araştırılmaktadır. Bu sırada Almanya ile anlaşıp savaştan çekilen Rusya’nın kuzey İran ve Azerbayzan’ı boşaltmasıyla bu bölgedeki Bakû petrol kaynakları yüzünden çıkan gerginlikler ve Almanya’nın Azerbaycan politikası nedeniyle Türklerle savaşı bile göze alacak kadar gergin bir ortamda bulunması da bu bölümde açıklanmaktadır.

    Yine aynı bölümde Enver ve Mahmut Şevket Paşa’nın Almanlar’la ilişkileri açıklanmakta İsmet İnönü’nün ağzından Türk ve Alman subayları arasındaki ilişki, müşterek harekat esnasında aralarında yaşanan çekişmeler ve Alman subaylarının Almanya’nın Türkiye politikası üzerine çalışmaları incelenmekte , I nci Dünya Savaşında Almanya’nın dünya politikasına ve bunun içinde Türkiye’nin önemine değinilmiştir.

    Müttefik Türk – Alman kuvvetlerinin komutanlarından Liman Von Sanders’in de hatıralarından yararlanılarak Alman filozofu Leibnitz’in Türkleri imha etme planı açıklanmaktadır.

    Müşterek harekat esnasında milli politikalarının uzantısı olarak Türkiye üzerindeki emellerini açığa vuran Alman Subaylarının konuşmaları değerlendirilmektedir. Savaş zamanında Türkiye Topraklarında görevlendirilen Alman Subayları’nın raporlarında, daha sonraki dönemlerde yapılabilecek olan Türkiye’yi işgal planlarının temellerinin atıldığı anlaşılmaktadır.

    Müttefikimiz olan ülkelerle bile ortak faaliyetlerimizde İKK konularına ne kadar çok dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmaya çalışılmaktadır.

    III. BÖLÜM : Arşiv Belgelerine Göre Almanlar ;

    Kitabın bu bölümünde Almanya’nın Türkiye üzerine I nci Dünya Savaşı öncesindeki ve savaş sırasındaki politikalarını aydınlatan belgeler günümüz Türkçe’si ile açıklanmaktadır. Türkiye’de görevlendirilen Alman komutan ve siyasetçilerin istihbarat çalışmalarını nasıl rapor haline getirerek Almanya’ya gönderdikleri ve bunun sonucunda faaliyetlerin nasıl yönlendirildiği gözler önüne serilmektedir.

    Bir Alman Generali olan Colmar Von Der Gotz’un Türkiye’deki çalışmaları ayrıntılarıyla ele alınmakta, Osmanlı Silahlı Kuvvetlerinin ıslahatı için Türkiye’ye gönderilen generalin Harbiye’deki çalışmaları, Harp Okulu’nda okutulmak üzere hazırladığı kitaplar , genç subaylara yakınlaşmak suretiyle onlarda Alman hayranlığı uyandırmak için yaptığı çalışmalar ve istihbarat çalışmalarını rapor halinde Alman hükümetine göndermesi ele alınmaktadır.

    Von Der Gotz’un ayrılışından sonra Türkiye’deki Alman faaliyetleri incelendiğinden Sultan Mehmet Reşat’ın I nci Dünya Savaşında harp yönetimini Alman İmparatorluğu’na bıraktığını belgeleyen protokol metni yayımlanmıştır.

    Daha sonra ise Alman emperyalizminin boyutlarına değinilmiş, Alman’ların Kafkaslar’ da değişen politikası açıklanmıştır.

    Bu bölümde ayrıca Alman Subaylarından Albay W. Walther Nikolay’ın casusluk tecrübeleri ve çalışma metodu analiz edilmekte ve başarılarından bahsedilmektedir.

    Albay Nikolay’ın yazdığı gizli “KUVVETLER” isimli araştırma içerikli kitaptan “Avrupa istihbaratının gelişme tarihi“ ve Nikolay’ın Türkiye hakkındaki değerlendirmesi de yer almaktadır.

    Albay Nikolay’ın kişilik olarak Alman Genel Kurmayında sevilmeyen biri olmasına rağmen yetenekli biri olduğu ve kişilik özelliklerini, zekasını kullanarak istihbarat çalışmalarında hangi yöntemleri kullandığı incelenmektedir.

    IV.BÖLÜM : İkinci Dünya Harbinde Alman Gizli Faaliyetleri ;

    Kitabın bu bölümde ise II nci Dünya Savaşında Almanlar’ın Kafkasya’daki faaliyetlerine değinilmekte, buradaki istihbarat çalışmaları açıklanmaktadır. Yine aynı şekilde Almanlar’ın Orta Asya’daki politikaları, haber alma teşkilatlarının çalışmaları incelendikten sonra Türk ve Alman istihbarat raporları değerlendirilmektedir.

    Hitler’in kabinesinde Başbakan muavinliği yapan, daha sonra da kirli geçmişine rağmen Alman Başbakanı olmayı başaran Franz Von Papen’in istihbarat faaliyetleri de sırasıyla değerlendirilmekte ve kitabın sonuç bölümünde ise haber alma faaliyetlerinin çok kısa bir özet değerlendirmesi sunulmaktadır.

    Bir askeri istihbaratın başarıya ulaşmasında, istihbarat faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğu açıklanmaktadır. Aynı zamanda istihbarat / haber alma faaliyeti yapan ajanlar görev yaptıkları bölgelerde karışıklık çıkarmak, isyana teşvik etmek, menfaatleri çatışan iki grubu birbirine karşı kışkırtmak gibi işler de yaptıkları ve bunun örnekleri de yeri geldikçe gözler önüne serilmektedir.

    SONUÇ :

    Şimdiye kadar anlatılmış olan karakteristiklerin mantıki sonucu, eğitimci subayların belirgin bir büyüklük duygusuna kapılmaları olmuştur. Yabancı bir ordunun eğitimi ve desteklenmesi için gönderilmiş olduklarından, eğitilen ve yenileştiren orduya tepeden bakmak gibi bir hissin etkisi altındaydılar; eğitilen ordudan daha iyi olmasalar çağırılmazlardı düşüncesine sahiptiler.

    Bir askeri heyetin görevlendirilmesiyle birlikte ekonomik çıkarlar da yavaş yavaş ev sahibi ülkeye sokulmaya başlar.

    Destekleyen devlet askeri yardımla politik bir amaç güttüğünden işin başından itibaren desteklenen devleti belli bir ölçüde bağımlı hale getirmek niyetindedir. Askerlerin peşinden teknisyenler gelir ve onları er geç uzmanlar ve yöneticiler izler.

    Bununla beraber, adeta bir müttefik durumuna gelmiş olan desteklenen devletin, yardım eden devletin özel çıkarlarına sınırsız bir şekilde hizmet edeceğini kabul etmek yanlıştır. Ele aldığımız Türk-Alman örneğinde Türkiye’nin kendi çıkarlarıyla uyuşan hallerde ve uyuştuğu sürece işbirliği yaptığı açıkça görülmektedir. Tarafların çıkarlarının birbiriyle çatıştığı anlarda Türk yöneticileri, kendi iradelerini uygulamayı ya da en azından Almanların niyetlerini boşa çıkarmayı ve sabote etmeyi başarmışlardır. İran ve Kafkasya ile ilgili çatışmalarda bu husus bütün çıplaklığıyla görülmektedir. Enver Paşa ve Talat Paşa gibi gerçekten Alman dostu olanlar bile, Türklerin hayati çıkarları söz konusu olunca Almanlara bir ayrıcalık tanımamışlardır.

    Alman gizli faaliyetleri, Birinci Dünya Harbinden sonra azda olsa devam etmiştir. İkinci Dünya Harbi yıllarında ise kuvvetlenerek sürmüştür. Hedefler yaklaşık olarak yine aynı hedeflerdi, yalnız bu sefer faaliyet sahası genişlemiş özellikle Orta Doğu, Afrika, Orta Asya, Balkanlar ve Kafkasya üzerinde yoğunlaşmıştı. Türkler yine Alman saflarına çekilmek ve Alman çıkarları için kullanılmak isteniyordu. Oyun yine aynı oyun, sahne yine aynı sahneydi!..
     



Sayfayı Paylaş