Gap’ın Sahipleri

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    TurkeyArena

    KİTABIN YAZARI Mehmet TURGUT
    YAYINEVİ VE ADRESİ Boğaziçi Yayınları
    BASIM TARİHİ 1995
    KİTABIN YAYIM MAKSADI GAP Projesinin bölgeye ve yurdumuza sağladığı faydalar anlatılmaktadır.

    KİTABIN ÖZETİ :

    1. BÖLÜMÜN ÖZETİ :

    Rivayet edilir ki, Fırat’ın suları ile URFA ve HARRAN ovalarını sulama fikri 2850 yıl önce ortaya atılmıştır. Fikri ortaya atanın ismi bilinmemektedir. Fakat teşebbüse geçenin ASUR Kralı NEMRUT olduğu kabul edilmektedir. Kral NEMRUT’ un civardaki ovayı sulamak için 10 bin köleyi yıllarca çalıştırdığı çeşitli yer almaktadır. Bu belirsizliklere rağmen URFA ve HARRAN ovalarının hem sulu hem susuz devirlerine dair çeşitli kaynaklarda çeşitli bilgiler vardır. Hatta HARRAN şehrinin kısa bir zaman için de olsa EMEVİ DEVLETİ’ nin başkenti olduğu tarih kitaplarında yazılmaktadır. Nitekim bazı kaynaklarda, MS 680 yılları ile ilgili olarak “Bereketli toprakların verimli hale getirilmesi için kanallar açıldı ve sulama tesisleri yapıldı“ denilmektedir. Daha sonraki yıllarda mesela MS 980’li yıllarda bölgeyi gezen El Mukadderi artık kanallardan bahsetmemiş ve aksine kuyulardan bahsederek “Şehrin ekinleri kuyulardan temin edilen sularla sulanır“ demiştir. Acaba kanallara ne olmuştur ve sular neden daha önce olduğu gibi kanallardan değil de sadece kuyulardan sağlanır hale gelmiştir.

    Zaman geçtikçe bölgeyi anlatan tarihçiler bölgede belli bir çöküşün başladığını açıkça ortaya koymaktadır. 18-20 Haziran 1184‘ de HARRAN’ ı ziyaret eden meşhur seyyah İbni CUBAİR şu şekilde anlatır. “ Harran‘da ne bir gölge bulabilirsin ne de rahat nefes alabilirsin. Çıplak bir ovaya kurulmuş, bozkırın ortasına konmuş bir şehir.”

    1272 de MOĞOL istilası başlar. Bu istila ve yıkıntı yıllarını 8 yıllık büyük bir kuraklık dönemi takip eder ve Harran şehri harap olmaya terk edilir. MOĞOL istilasından bu yana 700 yıldan fazla zaman geçmiştir. Eski bereket kaynağı HARRAN ovaları, yarı çöl halindedir. Sıcaktan ve susuzluktan kuşlar bile yaşayamamaktadır. Harran şehri bir toprak yığını halindedir

    Aradan geçen uzun yıllar bölge insanına HARRAN’ ı unutturamamıştır ve bu hayalin tahakkukunu FIRAT’ la HARRAN’ ı kavuşmasında görmüşlerdir. Bu güzel hayallerin CUMHURİYET devrine ilk taşıyıcısı 1924-28 yılarında URFA valiliği yapan rahmetli Fuat BATURAY’ dır .

    1935’ te bazı milli kuruluşlarımız özel kanunlarla kurulmuşlardır. Konumuz ile ilgili olan kuruluş E.İ.E.C. ( Elektrik işleri Etüt idaresi Genel Müd. ) 1938 den itibaren Fırat üzerinde başta KEBAN olmak üzere, çeşitli yerlerde ölçme ve tespit istasyonları kurmuş ve FIRAT’ ın su etütlerine başlamıştır. Dolayısıyla 1950 den sonra nehrin sularının tutulması ve kullanılması kilit barajlarla mümkün olmuştur. FIRAT’ ın üzerine yapılması gereken baraj ise KEBAN’ dır. 1952 de KEBAN barajı ve Hidroelektrik santrali konusu politikacıların ve devlet adamlarının ilgisini çekmeye başlamıştır. O yıllarda KEBAN projesi yeni olmasına rağmen dönemin Cumhurbaşkanı Celal BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES tarafından büyük ilgi görmekteydi. 1957 de Cumhurbaşkanı Celal BAYAR Kayseri’ ye, bir gün sonra da Sivas’ a gidecekti. O nedenle Kadri ERDOĞAN’ da Kayseri dedir ve Cumhurbaşkanını Sivas’ a götürecektir. BAYAR konuşmasında Doğu Anadolu’ da FIRAT’ ın üzerinde kurulan Hidroelektrik Santralinin TÜRKİYE’ ye enerji vereceğini söyleyerek, mesela “ KEBAN bunlardan biridir” demiştir.

    Kadri ERDOĞAN, 1957 de URFA valisi olur ve köy köy, kasaba kasaba, dağ, bayır, ova, mezra dolaşmaya başlar ve susuzluğun kucağındaki toprak yığını halindeki köyleri görür, yaşar, tespit eder. Yoklukların en fecisi, en korkuncu, en yıkıcısı, susuzluk ve suya hasretliktir. Vali gördüklerini ve yaşadıklarını Ankara’ da Başbakan’a anlatır. Daha sonra DSİ den sondaj makineleri eleman ve gerekli para ile Vali URFA’ ya döner ve su çıkarmak için gerekli çalışmalara başlanır. Urfa Valisi Kadri ERDOĞAN daha sonraki yıllarda URFA Milletvekili olur.

    O zamanlar Sanayi Bakanlığına bağlı olan E.İ.E bütçesine 5 milyon TL. ilave edilmesi teklifi yapılır. Bu 5 milyonluk ek tahsisat KEBAN BARAJI hakkında yabancı bir firmaya bir rapor hazırlatılması için kullanılacaktır. Takriri hazırlayan Plan ve Bütçe Komisyonuna imzalatanlar Kadri ERDOĞAN ve Nurettin ARDIÇOĞLU dur. Takrir mecliste oylanır ve kabul edilir. T.B.M.M. bir araştırma komisyonu kurar. Bu Komisyonun adı “ Keban Barajı ve Aşağı Fırat Havzası Kalkınma Projesi Araştırma Komisyonudur.” Komisyon 4 kişiden oluşur. 01.03.1962’ de kurulan komisyon çalışmalarını 1962 yılı EYLÜL ayı bitirir ve raporunu hazırlar ve kararını “ Keban Barajı ve Aşağı Fırat Havzası Kalkınma projesi” lehine verir. Bu suretle Proje Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planına girer.

    Aradan yıllar geçer. Fırat nehri üzerindeki çalışmalar devam eder. İnşaatlar arka arkaya yükselir. KEBAN HİDRO ELEKTİRİK SANTRALİ’ nin hemen çıkışında başlayıp kilometrelerce uzanan KARAKAYA Barajı yükselir.1962 yılında AŞAĞI FIRAT KALKINMA PROJESİ’ nin adı GAP ( Güneydoğu Anadolu Projesi ) olur. Daha sonraki yıllarda GAP‘ ın en büyük, en ihtişamlı ve en önemli üniteleri olan ATATÜRK BARAJI ve URFA tünelleri bitirilir. İnsan bu dev projelerin ünitelerini birer birer gözden geçirince ne kadar gurur duyuyor. Yapılmış olanlar, yapılmakta olanlar ne büyük işler, ne hayırlı hizmetler... Evet 1991 yılına geldiğimizde memleket bu gibi eserlerle dopdoludur. Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu içinde büyüklü küçüklü yapılmış ve yapılmakta olanların sayısı düzineleri aşmaktadır.

    1. BÖLÜMÜN ÖZETİ : GAP nedir ?

    GAP, Fırat ve Dicle nehirlerinin Türkiye’de bulunan aşağı kısımları ile, daha doğrusu bu nehirlerin orta kısımlarıyla bu nehirler arasında kalan geniş sahayı içine alan ve barajların hidroelektrik santrallerini, tünelleri, sulama tesislerini, her çeşit alt yapıları, tarım ile, sanayi ile, turizm ile ilgili tesisleri, ulaştırma, eğitim ve sağlık ile ilgili bütün hizmetleri içine alan büyük ve geniş projeler demetidir.

    GAP’ ta yedi büyük proje grubu vardır. Bunlar Aşağı Fırat Projesi, Dicle Projesi, Sınır Fırat Projesi, Suruç - Bazik Projesi, Adıyaman - Kahta Projesi, Adıyaman - Göksu Projesi ve Gaziantep projesi. GAP kapsamında13 proje paketi halinde 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral ünitesi vardır.

    Bu proje, 75.000 Km2’lik bir sahayı içine alan dev bir projedir. GAP’ın tamamlanması ile kurulacak olan hidroelektrik santrallerden, Karakaya Hidroelektrik Santrali da dahil yılda 27.345 milyar Kwh’ lık enerji elde edilecektir. Meydana gelen sulama tesisleri ile de 1 milyon 800 bin hektar tarım alanı sulamaya alınacaktır. Bu proje bittiği zaman bölgenin havası, suyu ve başta tarım ürünleri olmak üzere her şeyi değişecektir. Mesela yılda 600 bin ton pamuk, 67 bin ton Antep fıstığı yetiştirilecek, meyve üretimi 2 milyon tonu aşacak, sebze üretimi 18 milyon tona ulaşacaktır. Nadas sistemi ortadan kalkacak yılda 2-3 defa ürün alınabilecektir.

    2. BÖLÜMÜN ÖZETİ : Sonuç ,Değerlendirme ve Geleceğe Bakış

    Fırat ve Dicle havzalarının Türkiye’deki kısımları su bakımından zengindir ve Ortadoğu’ nun nüfus başına düşen su potansiyeli bakımından da Irak hariç diğer Ortadoğu ülkelerinden daha zengindir. Ancak bu husus, Türkiye’ nin su kaynakları bakımından zengin olduğu manasına gelmez. Çünkü Fırat ve Dicle havzalarındaki durum, Türkiye’nin genel olarak su kaynakları zenginliğinden değil, su kaynaklarının coğrafi dağılımındaki dengesizliğinden ileri gelmektedir. Mesela Batı ve Orta bölgemizde suya ihtiyacımız vardır. Fırat ve Dicle havzalarımızda su fazlamız... Bu fazla suyu Doğu’ dan Batı’ ya taşımak ise son derece güç ve pahalıdır.

    GAP’ da içine alan bütün bu barajlar, baraj gölleri, sulama tesis ve kanalları, hidroelektrik santralleri, diğer alt yapı ve yan tesisleri ile yeni hatta yepyeni diyebileceğimiz bir dünya meydana gelecektir. Büyük bir tatlı su potansiyeline sahip ve bu su ile ilgili olarak yakın komşularımızla müşterek yapabileceğimiz yeni ve çok faydalı organizasyonları içine alan yepyeni bir dünya.

    Türkiye’nin geçmişi, devlet tecrübesi, politik ve ekonomik bakımından gelişmişlik derecesi ve basiretli idare anlayışı masanın üzerine konup namusluca düşünülürse başta Batı kaynaklı “Su Savaşı” tahrikçileri olmak üzere dost ve düşman herkes görecektir ki, Türkiye Ortadoğu’da su gücünü komşuları üzerinde kuvvet gösterme gücü, savaş vasıtası ve baskı unsuru olarak kullanmayacaktır. Aksine savaş için değil kalkınma, huzur ve istikrar için kullanacaktır.

    Özetlersek; suya ihtiyacı olan ve gelecekte kendileri için suyun ölüm kalım problemi haline gelmesi mümkün görülen ülkelerde toplam 120 milyondan fazla nüfus vardır. Bu ülkelerde nüfus artışı (İsrail hariç) % 3,5’ tan fazladır. Yapılan hesaplara göre sadece Mısır’ ın nüfusu 2020 yılında 94 milyonu aşacaktır.

    Su ihtiyacı bu ülkelerin liderlerini öylesine sıkıştırmaktadır ki, biraz da Batı’lıların kışkırtması ile bu liderler düşünmeden ileri geri konuşmakta, hatta savaş ağırlıkları artmaktadır. Mesela Ürdün Kralı çok kısa bir zaman önce “Başka bir sebeple değil ama su için savaşabiliriz.” demiştir. Bir zamanlar Mısır Dışişleri bakanı olan Butros GHALLİ’ “Bölgemizdeki gelecek savaşların sebepleri politikalar değil sular olacaktır.” diye konuşmuştur.

    Ancak; herkes tarihe dönüp bakacak olursa ve dürüstçe düşünürse görecektir ki, milletlerin millet olarak yaşaması, devletlerin devlet olarak varlıklarını devam ettirmesi ve vatanların bir bütün olarak korunabilmesi kolay bir iş değildir. Bundan dolayı da insan hayatına paha biçilemediği halde sıra devlet ve millet hayatı ile vatan bütünlüğüne gelince, insan hayatı da dahil yapılacak fedakarlıkların hesabı bile yapılmaz... Bunu herkesin bilmesi gerekir. Hele bu millet Türk Milleti ve bu devlet Türkiye Devleti ise...

    Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
     



Sayfayı Paylaş