Fizik Tedavi -Genel-

Konusu 'Sağlık-Genel' forumundadır ve RüzGaR tarafından 12 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Fizik Tedavi Nedir?

    Elektrik akımı, sıcak ya da soğuk uygulaması, egzersizler ya da çeşitli dalgalarla hastaların tedavisine fizik tedavi denir.

    Fizik tedavi metotları nelerdir?
    Fizik tedavide yaklaşık 30-50 sistem kullanılır. Ayrıca çeşitli cihazlara başvurulur. Ağrı tedavisinde gergin, derin yapışıklıkları açmak için ultrason, kas güçlendirici cihazlar, magnetoterapi, ozon tedavisi, traksiyon, mezoterapi bu cihazlar ve yöntemlerden bazılarıdır. Eklemlerinizde ağrı, kireçlenme, bel tutulması, boyun ağrısı, sırt ağrısı gibi rahatsızlıklarda fizik tedavi ve rehabilitasyon sayesinde kurtulabilirsiniz. Fizik tedavinin kelime anlamı onarmaktır. Yani eklem ve yumuşak dokuları etkileyen aletlerle çeşitli rahatsızlıkları tedavi etme. Herhangi bir kaza sonrası işlevini yitiren bedenin çeşitli bölgeleri ya da organlarının tekrar eski işlevini kazanmasını sağlamak amacıyla fizik tedavi uygulanır. Fizik tedavi dışarıdan uygulanan bir yöntemdir. Amaç; ağrıyı azaltmak ve eklem hareket açıklığını korumaktır. Böylelikle günlük yaşamın kolaylaştırılması hedeflenir.

    Rehabilitasyon nedir?

    Engelli kişileri topluma kazandırmak için uygulanan tedavilerin tümüne rehabilitasyon denir. Rehabilitasyon tedavisi ekibinde fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi kişiler yer alır.

    Fizik tedavi ile ilgili bilinmesi gerekenler:

    Fizik tedavi seanslar halinde yapılır. 1-1.5 saatlik toplam 15-20 seans uygulanır. Rehabilitasyon ise daha uzun bir süreçtir, yıllar alabilir.

    Fizik tedavi gören bir hastada eklem kısıtlılığı mevcutsa fizyoterapistin yaptırdığı bazı hareketler sorunlu bölgede hafif ağrıya sebep olabilir.

    Fizik tedavi sadece ağrı tedavisinde değil, bozulan kas mekanizmasının düzeltilmesinde de kullanılır. Fizik tedavi kimlere uygulanır?



    Omuz, kol, bacak eklemlerinde ağrıları olanlara,

    Romatizmal hastalıkların aktif döneminde olmayanlara,

    Ortopedik ameliyatlar sonrasında kaslarında güçsüzlük, eklemlerinde ağrı ve hareket kısıtlılığı gelişenlere,

    Kırık, çıkık, incinme nedeniyle alçı sonrasında eklemlerinde sertleşmeler olanlara,

    Beyin, sinir hasarı sonucunda kol ve bacaklarda felç gelişenlere,

    Hareket sistemi dışında lenf dolaşımının bozulması sonucu kol ve bacaklarında şişme olanlara uygulanır.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Boyun Fıtığı

    Omurganın diğer bölgelerine göre daha hareketli olan boynumuz, omur adı verilen yedi adet küçük kemik ile desteklenmektedir. Omurlar arasında onlara yapışık olarak “disk” denilen kıkırdak benzeri oluşumlar vardır. Bunlar şok etkileri emen yapılar olarak işlev görürler. Disklerin omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşması durumunda boyun fıtığından bahsedilir. Boyun fıtığının belirtileri (semptom):

    Boyun fıtığı bazen şikayete yol açmaz, bazen de sinir üzerindeki baskının büyüklüğüne göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his
    kusuru, uyuşma görülebilir. Boyun fıtığının tanısı:

    Hastalığın kesin tanısı doktorun yapacağı ayrıntılı muayene ve gerekirse isteyeceği görüntüleme metodları ile konur. Hastalığın geçmişinin doktor tarafında iyi bilinmesi gerekir, böylece doktor hastalığın hangi aşamada olduğu tespit edilir, fakat bazen bu da yeterli olmayabilir. Bu nedenle direkt röntgen, BT, MR’ın çekilmesi gerekebilir. Ancak bu şekilde hastalığın hangi devrede olduğu anlaşılır ve ona uygun bir tedavi uygulanır. Boyun fıtığının tedavisi:

    Boyun fıtığı teşhisi konduktan sonra siz ve doktorunuz tedavi planlarına karar verirsiniz. Birçok durumda sinir üzerindeki baskı ağrıya neden olur, ağrı da kas
    spazmına yol açar. Böylece bir döngü oluşur. Bu döngüyü kesmek ve spazmı gidermek için ağrının ilaç tedavisi, fizik tedavi ve egzersiz tedavisi ile
    ortadan kaldırılması gerekir. Ağrının ve sinir basısının göstergesi olan bazı
    bulguların (uyuşma, karıncalanma, hissizlik, güçsüzlük, elde kuvvet kaybı) devam etmesi ve uygulanan tedavilere yanıt vermemesi durumunda
    doktorunuzla birlikte cerrahi tedavinin de içinde olduğu daha girişimsel tedaviler için karar vermeniz gerekebilir. Boyun fıtığında dikkat edilmesi gereken noktalar:

    · Asla ağır cisimleri kaldırmayın, çekmeyin ve itmeyin. Taşıyacağınız yükleri eşit olarak her iki elinize bölün.
    · Başınızla yük taşımayın. Baş seviyesinin yukarısına doğru yük kaldırmayın.
    · Boyununuzu sürekli öne eğik veya aynı pozisyonda sabit tutmayın.
    · Özellikle bilgisayar ve tezgah başında 30 dakikada bir pozisyon değiştirin.
    · Telefonu konuşurken boyun-omuz arasına sıkıştırmayın.
    · Otururken sırtı düz tutun ve muhakkak yaslanın.
    · Gerekirse boyun kıvrımınıza uyan boyun yastığı ile boynunuzu takviye edin.
    · Yatak dışında boyununuz düşercesine uyuya kalmayın.
    · Aşırı yüksek yastık kullanmayın. Boyun yastığı tercih edin.
    · Çalışma şartlarınızı ve koşullarınızı iyi düzenleyin.
    · Hayata bağlı kalın. Spor yapın. Motivasyonunuzu arttırın.
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Boyun Ağrısı

    Yaşamının bir döneminde boyun ağrısından yakınmayan insan oldukça azdır. Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur. Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı olgularda sadece ensededir. Bazı olgularda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğüse doğru yayılabilir. Sıklıkla hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık oluşur. Kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi sık dile getirilen yakınmalardır. Boyun ağrısı bazen kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileyerek yaşam kalitesini bozabilir. Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir: boyun fıtığı, disk dejenerasyonu, boyun omurgasında artroz (kireçlenme), miyofasyal ağrı sendromları, tekrarlayan strese bağlı zedelenme sonucu gelişen ağrılar.
    -Tekrarlayan strese bağlı ağrı: Tekrarlayan aktivitelerde bulunma kötü pozisyon ve psikolojik stres ile birleşince “aşırı kullanmaya bağlı zedelenme” tablosunu ortaya çıkarır. Uzun süre başın öne eğilerek veya aşırı yukarı kaldırılarak çalışılması kas yorgunluğu ve kas kısalmasına yol açarak boyun ve sırt ağrısına neden olur. Çalışma koşulları ve bilgisayar kullanımının artması nedeniyle sık karşılaşılmaktadır.

    -Boyunda kas kaynaklı ağrı (miyofasyal ağrı): Boyun ve sırtın üst kaslarında ağrılı kaynağı olan tetik noktalar mevcuttur. Nedeni tam bilinmemekle beraber çok sayıda insanda görülmektedir.
    -Boyun zedelenmeleri: Boyun başı taşıdığı ve çok hareketli olduğu için zedelenmelere çok açıktır. Motorlu araç kazası, dalma, spor kazası ve düşmeler sonucu boyunda zedelenmeler kolaylıkla oluşabilir. En çok kas ve bağlar gibi yumuşak doku zedelenmeleri oluşsa da, bazı ağır yaralanmalar boyun kemiklerinde kırık ya da kaymaya yol açarak omurilik zedelenmelerine neden olabilirler.
    -Boyun fıtığı: Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla disk içeriği dışarıya doğru fırlar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.
    -Disk yapısının bozulması (disk dejenerasyonu): Boyun omurgasını oluşturan kemiklerin arasında yer alan diskler şok emilimi görevini görür. 40 yaşından sonra diskin normal-jelatin yapısı bozulur. Disk dejenerasyonu daha çok ilerleyen yaşla oluşmakla beraber, yaşam tarzı, genetik, sigara içme, beslenme ve fiziksel aktivite özellikleri tarafından da etkilenir.

    -Kireçlenme: Boyun kemikleri arasındaki eklemlerin yapısında bozulmalar sonucu gelişir, genellikle yaşla beraber artar. Başın arka tarafında kronik ağrıdan yakınabilirler.
    -Tümörler, enfeksiyonlar ve omurga kemiklerindeki doğuştan olan anomaliler. Nasıl önlem alınmalı? Boyun duruşunun (postür) düzgün olması ve boyun-sırt bölgesinin güçlendirilmesi, boyunda travmadan ve tekrarlayıcı stresten kaçınma, düzgün beslenme ve fiziksel aktivite yapma, sigarayı bırakmak, iş yerinde ergonomik düzenlemeler yapmak gereklidir.

    Boyun ağrısı çekenlere öneriler - Çalışmanıza sık ara verin. Masada veya arabada otururken kısa aralar verip ayağa kalkın, kısa yürüme ve gerinme egzersizleri yapın. - Çalışma sandalyenizi ve bilgisayarınızı ayarlayın. Otururken kalçalarınızın hizası dizlerinizden hafifçe daha yukarıda olmalı, baş ve boyun doğru pozisyonda olmalıdır. - Çok sayıda veya kalın yastıkla yatmayın, televizyon izlerken kanepenin koluna başınızı dayayıp uyuyakalmayın!

    - Telefonun ahizesini omuz ile boynunuzun arasına sıkıştırarak konuşmayın. - Germe ve güçlendirme egzersizleri yapın. Omurga sağlığı için yürüyün ve yüzün. Boyun ağrılarının tedavisi Çoğu boyun fıtığı olguları ameliyat dışı yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ancak, boyun fıtığı nedeniyle mesane ve barsak fonksiyonlarında bozulma, tedaviye rağmen kas gücü ve duyu kusurunun ilerlemesi, sinir kökü baskısına bağlı ağrının tedavi ile giderilememesi durumunda cerrahi tedavi uygulanır.

    -Fizik tedavi: Olguların çoğunda fizik tedavi ile düzelme sağlanabilmektedir. Kas gevşemesi ve yumuşak doku ağrılarını gidermek için yüzeysel ısı (örn. kızıl ötesi ışın) , derin ısı (örn. ultrason) ve elektriksel uyarı (örn. TENS), sinir kökü ağrılarının ve baskısının azaltılması için traksiyon yöntemleri kullanılır.
    -İlaç tedavisi: Boyun ağrılarında ağrı kesiciler, antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ilaçlar, uyku düzenleyici ve antidepresan ilaçlar kullanılabilir. İlaç tedavisinin mutlaka hekim tarafından düzenlenmesi gereklidir. -Bazı olgularda elle yapılan tedaviler olan spinal mobilizasyon ve manipulasyon tedavileri de oldukça yüz güldürücüdür. Ancak mutlaka bu konuda eğitimli ve deneyimli hekimler tarafından uygulanmalıdır. -Yumuşak doku veya boyun eklemlerine ya da epidural aralığa enjeksiyon uygulamaları da uygun olgularda faydalıdır.

    -Boyun ağrılarında özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde boyunluk verilebilir. Uzun süreli veya devamlı kullanımda boyun kaslarında zayıflama ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişebileceği için kısa süreli kullanım önerilmektedir. -Rehabilitasyon: Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, kalıcı bir iyileşme için doktor tarafından düzenlenen boyun egzersiz programı tedavinin esasını oluşturur. Egzersiz programı her hasta için ayrı düzenlenir. Postür düzeltici egzersizler, boyun kaslarını germe egzersizleri ve boyun kaslarını güçlendirici egzersizler uygulanır.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    Bel Sağlığı

    Günümüzde bel sağlığını kaybetmesinden dolayı ağrı şikayeti olan insanların sayısı oldukça fazladır. Bel fıtığı veya başka bir sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan hasta, ister operasyon geçirmiş isterse geçirmemiş olsun günlük hayatında yapılması ve yapılmaması gereken hareketleri bilmek zorundadır.
    Bu hareketlerin en önemlisi de evde, işyerinde veya farklı ortamlarda eşyaların veya farklı yüklerin kaldırılması ve taşınmasıdır.
    *Kontrolsüz ağırlık kaldırmanın zararlı etkilerinden kaçınmak için günlük yaşantınızda sizi zorlayacak ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz.
    *Eşyaları bedeninizle değil, önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayınız. Kaldırma ve taşıma sırasında uygun vücut bölümleri kullanılmalıdır.
    *Ağır bir eşyayı bir yerden başka bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyiniz. Bu, omurganın istenmeyen bölümlerinin zorlanmasına neden olacaktır.
    *Eşyaları kaldırmak ve çekmek yerine itmeyi tercih ediniz. İmkanınız varsa el arabası, taşıma masası gibi yardımcılardan yararlanınız.
    *Kaldırma sırasında zeminin dengeli olmasına dikkat edin ve kaldıracağınız yüke yakın olun. Eğimli ve engebeli zeminlerde yükün kaldırılması ve taşınmasında kontrolü zorlaşacaktır. Bu durumda omurga dengesi bozulacak, vücudun desteği az olan bölümleri yaralanacaktır.Bu nedenle bel sağlığının korunmasında omurga dengesinin korunması çok önemlidir.
    *Bir eşyayı kaldırmadan önce onun ne kadar ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın. Ağırlığı hakkında tam bir fikie edindikten sonra kaldırınız.
    *Çok küçük ve hafif de olsa bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayınız, yanına iyice yaklaşınız ve o şekilde alınız. Bu sırada omurga düzgünlüğü korunmuş olur ve omurga üzerindeki bazı bölümlerin zorlanması ve zarar görmesi engellenmiş olur.
    *Kaldırma öncesi çömelin, derin bir nefes alın ve nefesinizi tutarak (karın kaslarınızın belinize destek olması için) yüke iyice yaklaşın.
    *Ağırlık kaldırma sırasında profesyonel haltercilerin yaptığı gibi başınızı dik tutun, bel kavsinizi koruyun.
    *Diz ve kalçalarınızı bükerek yükü kavrarsanız boyun, sırt ve beldeki üç doğal kavsinizin düzgünlüğünü de korumuş olursunuz.
    *Kaldırma ve taşıma sırasında yükü göğsünüze yakın tutarak belinizdeki yükü azaltın.
    *Ayaklarınızın arasında en az 10cm. mesafe olsun ve yükü her iki ayağınıza eşit dağıtın.
    *Asla eşyaları hızla ve aniden kaldırmayın.
    *Taşıyacağınız yükleri eşit olarak her iki elinize bölün. Eşya kaldırma ve taşımak zorunda kalmışsanız, taşıyabileceğiniz yükleri uygun şekilde kaldırma ve taşıma için hareketlerinizi önceden planlayın.
    *Yükü yerleştirme sırasında da eğilerek değil yine çömelerek yükü yere koyun, ama parmaklarınıza da dikkat edin.
    *Kaldırma ve taşıma sırasında dönerken belinizi değil, ayaklarınızı döndürün. Aksi taktirde omurgayı koruyan yapılar hareketleri kontrol edemez ve ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir.
    *İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayınız.
    *Kaldıracağınız yük omuz hizasından daha yüksek ise sağlam bir taburenin üzerine çıkarak yükü alın.
    *Bu sırada vücudunuzun arkaya doğru gitmesine engel olun ve bel kavsinizi koruyun.
    *Elektrikli süpürge ile veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeğiniz ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya özen gösteriniz.
    *Çocuklarınız okula giderken çantalarında az tük taşımaya çalışınız. Tek taraflı çanta taşıma alışkanlığının önüne geçiniz.
    Kaldırma ve taşıma sırasında omurganın güçlü olan kısımlarını kullanmanın bel sağlığının korumasında önemli olduğunu unutmayınız ve bu konularda mutlaka bir fizyoterapistten yardım alınız.
     
  5. RüzGaR Super Moderator

    Bel Sağlığı için Yatak Seçimi ve Uygun Yatış Pozisyonları

    Yaşamımızın yaklaşık üçte biri yatakta geçer. Sadece bu bile yatak konforunun önemini vurgulamak açısından yeterlidir. Son yıllarda endüstrinin bu alana yönelmesiyle beraber bel sağlığına uygun yataklar üretilmeye başlanmıştır. Omurga sağlığı açısından en uygun yatış pozisyonu; omurga ve disklerin üzerine en az yükün bindiği pozisyondur. Çok yumuşak, esnek veya sert yataklar, uzun süreli (gece boyunca) yatma sonucu omurgamızı zorlarlar. Çünkü bu iki koşulda da omurga en az zorlandığı orta duruş pozisyonunu koruyamaz. Sert veya çok yumuşak yatakta, yatak omurgaya değil omurga yatağa uyum sağlamak zorundadır. Bu nedenle doğal eğrilikler artmış ya da tamamen kaybolmuştur. Her iki durumda da bağlar aşırı derecede gerilir, sinirlerin çıktıkları delikler daralır, diskin bir bölgesi üzerine aşırı yük biner.
    Omurgamız için ideal yatak, doğal eğriliklerin korunmasını sağlayan, buna karşın eğriliklerin artma ve azalmasına yol açmayacak yataktır.
    Uygun bir yatakta, omurga doğal eğriliklerini koruduğundan; disk, bağ, sinir gibi oluşumların zorlanması en aza iner. Sonuçta bu oluşumlardan kaynaklanan ağrıların ortaya çıkmasını engeller.
    Her ne kadar uygun yatak konusunda kesin bir öneri yoksa da yine bazı ölçüler kullanılabilir. Her “ortopedik” adı verilen yatağın her bel hastasına uygun olduğu söylenemez. İlk alındığında iyi gelen bir yatağın bu niteliğini ne kadar bir süre sürdüreceği de önemlidir.
    Ortopedik Yatak: Genel olarak altında enine esnek latalardan oluşmuş tahta ızgara yerleşmiş olan bir pamuk yataktır. Teknik olarak özel üretim yaylar, süngerler ve metal alaşımlar kullanılarak iyi sonuçlar alınabilmektedir. yatağın boyutları da rahat bir uyku açısından önemlidir. İdeal yatak boyu yatan kişinin boyundan 20cm fazla, eni ise en az 95cm olmalıdır. İki kişilik yataklarda eşlerin ikisine de aynı yatağın uygun olması her zaman mümkün olmayacağından, ayrı yatak ve ızgaraların kullanılacağı bir düzenek önerilir.
    Yerde yatma, sert tahta zeminde yatma gibi bazı önyargılar ile hastalar kendilerine işkence ederler. Oysa çok sert zemin ya da yerde yatma her kalkışta omurgayı zorlayıp, bel ağrılarını daha da arttırır.
    Omurga için ideal yatış pozisyonları, sırtüstü ya da yan yatıştır. Yüzüstü yatma, bel çukurluğunun aşırı derecede artmasına yol açar. Bu nedenle önerilmeyen bir pozisyondur.
    Yatarken bacakların kalça ve dizlerden karına doğru bükülmesi, bel açısını daha da azaltıp rahatlamayı sağlayan bir durumdur. Dizlerin altına konacak rulo şeklinde bir yastık bunu sağlar. Ancak bu tür bir desteğin uzun süreli kullanımı diz arkasındaki kasların kısalmasına yol açar. Bu da dik duruşu bozarak yine bel ağrısına neden olur. Bu nedenle bu tür bir destek zorunlu durumlarda ve kısa süre kullanılmalıdır.
    Yan yatarken hastanın iki bacağı arasına konacak yastık da omurga için yararlıdır ayrıca yine yan yatarken bel oyuntusunun bir yastıkla doldurulması yararlı olabilir.
    Her ne kadar hastanın yakınmaları belinde ise de boyun omurgasının pozisyonu çok önemlidir. Zira omurga bir bütündür. Omurga çevresi kasları bir hasır örgüsü gibi birbirine geçmişlerdir, hastanın bir omurga bölgesindeki sorunları diğer bölgelere de yansır. Bu nedenle bel hastası yatarke boyun pozisyonuna da dikkat etmelidir. Özellikle yan yatışta başın yana düşmemesi, sırt üstü yatışta da arkaya sarkmamasıdır. “Alçak yastık iyidir” gibi peşin yargı her koşulda geçerli değildir. Prensip; boynun da belde olduğu gibi omurganın nötral adını verdiğimiz orta pozisyonda desteklenmesidir. Bunun için kullanılan asıl yatak dışında ikinci bir yastık faydalı olur. Bu yastık ense ve bonu destekleyerek başın yana veya arkaya düşmesini engeller. Bunun için ince bir rulo veya küçük bir bebek yastığı kullanılabilir. Bu amaca yönelik hazır veya havalı yastıklar bulunmaktadır.
    Yataktan Kalkma: Ani bel tutulmaları çoğunlukla uzun süreli hareketsizlikten sonra meydana gelir. Aynı durum spor yaralanmalarında da söz konusudur ve yeterince ısınmamış kaslarla açıklanır. Uzun süreli istirahat sonrası gevşemiş kaslar, ani hareketler karşısında yeterli hızda reaksiyon veremediklerinden eklem ve omurgayı koruyamazlar. sonuç ise tutulmalar, incinmeler ve ağrıdır.
    Bel ağrısı çeken hasta sabah ağrıları ile uyandığından bu durumu engellemek için yataktan kalkarken, uzun süreli hareketsizliğin yol açtığı kassal hazırlıksızlığı gidermek için kasları ısıtmak gerekir. Bunun için de en basit ve doğal yöntem yeterince gerinmek ve yatakta basit birkaç egzersiz yapmaktır.
    Sırtüstü yatn bir kişi ani olarak omurgasını doğrultarak kalkmamalıdır. Önce yan dönmeli sonra bacaklarını aşağıya sarkıtmalı, kolunu yana uzatıp yatağa dayanmalı ve gövdesini doğrıltmalıdır. Daha sonra ayaklar yere bastıktan sonra bir süre bu pozisyonda kalınmalıdır. Bu kalkış tarzı düşük tansiyonlu hastalar için de önerilen bir pozisyondur.
     
  6. RüzGaR Super Moderator

    El uyuşması

    Çevremizde çok sık duyarız. “Ellerim uyuşuyor” sözünü.. Uyuşukluk kimi zaman uzun sürer, kimi zaman ise kısa.. Ama nedense el uyuşması fazla ciddiye alınmaz. Oysa uyuşmanın birçok önemli nedeni olabiliyor. İşte el uyuşmasının en önemli nedenleri:

    1-BOYUN DÜZLEŞMESİ: (%70)
    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    2-KARPAL TÜNEL SENDROMU: (%10)
    Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

    3-ULNAR OLUK SENDROMU: (%5)
    El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir.

    4-BOYUN TUTULMASI, KAS SPAZMI: (%5)
    Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur.

    5-BOYUN FITIĞI: (%5)
    Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir. 6-HİPOTİROİDİ: (%1)
    Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz.

    7-DİYABET: (%1)
    Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir.


    8-DİĞER: (%3)
    Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s.

    Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır.
     
  7. RüzGaR Super Moderator

    El Rehabilitasyonu

    El; vurabilen, alıp verebilen, besleyen, yemin edebilen, körler için okuyan,
    dilsizler için konuşan, dosta uzanan, ritim yaratabilen ve çekiç, maşa gibi kullanabildiğimiz bir cihazdır. [PAUL VOLERY 1938] Bu nedenle elimizin yaralanmaları veya fonksiyon bozuklukları bizi beklenilenden çok daha fazla kısıtlar.

    Elin yaralanmalarında ve hastalıklarında iyi bir değerlendirme çok önemlidir. Duyu, eklem hareketleri, görüntü, kas gücü, ödem değerlendirilir. Fonksiyonel testler uygulanır.
    El yaralanmalarında ameliyatı takiben uygulanacak fizik tedavi ve rehabilitasyon elin iyileşmesini direkt olarak etkiler. Duran veya kleinert yöntemlerine göre atelleme ve tedavi protokolleri merkezimizde uygulanmaktadır.

    El yanıklarının rehabilitasyonunda en önemli nokta eldeki yaraların iyileşmesini beklerken elin en fonksiyonel pozisyonda korunmasını sağlamaktır. Uygun splint kullanımı ve rehabilitasyon kalıcı bir sakatlık bırakmadan elin iyileşmesini sağlar.
    El ve bileğin kırıklarında rehabilitasyonu kısıtlayan en önemli sorunlar hareketle artan ağrıdan, ödemden hareket kısıtlılığı ve kaslarda kuvvet kaybıdır. Ağrıyı azaltmak için fizik tedavi ajanlarından faydalanılır.
    Pozitif Fizik Tedavi Merkezi uzman ocupational terapistinin kontrolündehastalarının rehabilitasyonunu sürdürmektedir.
     
  8. RüzGaR Super Moderator

    Osteoartritte Yürüme Bozuklukları

    Osteoartrit sinoviyal zarı olan eklemlerin kıkırdak yapısında aşınma ve eklem çevresindeki kemikte proliferasyon ile karakterize dejeneratif bir hastalıktır. Günümüzde en sık görülen artrit formu olarak kabul edilmektedir. Özellikle diz ve kalça eklemlerinin etkilenmesi osteoartrite bağlı engellilik açısından önemlidir. Buna bağlı olarak da birtakım yürüme bozuklukları gelişmektedir.

    Kalça Osteoartritinde Yürüme analizi:

    Kalça osteoartriti olan hastalarda dinamik eklem hareket kısıtlılığı ve stance fazında kısalma görülmektedir. Osteoartritin tek taraflı olması durumunda sıklıkla stance fazında ve çift adım süresinde belirgin bir asimetri ortaya çıkmaktadır. Hurwitz ve arkadaşları kalça osteoartriti olan hastaların kinetik analizi sonucunda ekstansiyon, adduksiyon, internal ve eksternal rotasyon momentlerinde azalma saptamışlardır. aynı zamanda ekstansiyon momentindeki azalma ile ağrıdaki artış arasında ilişki olduğunu ortaya koymuşlardır.

    Kalça artroplastisi sonrası biypmekanik değişmeler:

    *Yürüme hızında azalma
    *Stance fazı ve çift destek zamanında azalma
    *Basma fazı sonunda kalça fleksiyonunda azalma
    *Erken stance fazında görülen kalça ekstansör ve abduktör momentinde azalma.
    *Anterior pelvik Rotasyon
    *Diz fleksiyonu ve ayakbileği dorsifleksiyonunda artış.

    Diz Osteoartritinde Yürüme Analizi:

    Diz osteoartritinde ağrı veya kas güçsüzlüğüne bağlı olarak yürüme hızı, dakika adım sayısı, çift adım uzunluğu azalmakta, stance fazı süresi artmaktadır. Kinematik incelemede sıklıkla sagittal düzlemdeki hareketlerin etkilendiği görülmektedir. Swing fazında diz fleksiyonu ile birlikte dizin açısal hızıda azalmaktadır. Bu duruma neden olarak ağrı, periartiküler dokularda esnekliğin azalması ve buna bağlı gelişen dinamik eklem hareket kısıtlılığı öne sürülmektedir. Diz ekleminde medial-lateral yük dağılımını belirleyen ana faktörlerden biri, stance fazı süresince dizi adduksiyona zorlayan eksternal adduktör momenttir. Teorik olarak, bu momentte oluşan artışın medial tibiofemoral OA gelişimine ve ilerlemesine katkıda bulunduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda medial tibiofemoral OA’de, adduksiyon momenti ile radyolojik hastalık şiddeti arasında önemli ilşki saptanmıştır. Ayrıca artmış olan adduksiyon momentini dinamik olarak dengelemek için kas kuvveti ve / veya yumuşak doku gerginliği devreye girmektedir. Yürüme analizinde bu durum basma fazı diz fleksör momentinde artış şeklinde görülebilmektedir. Yer reaksiyon kuvvetleri incelendiğinde tepe değerlerinin azaldığı ve asimetrik hale geldiği görülmüştür.
     
  9. RüzGaR Super Moderator

    Osteoporoz (Kemik Erimesi) Nedir? Nasıl Korunmalı?

    Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Kemik erimesinin şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artmaktadır. Osteoporoz ciddi ve sinsi bir hastalıktır. Bu yüzden kemik erimesi, zamanında yakalanıp önlenmezse sakatlıklara ve ölüme neden olur. Dünyada kalp-damar hastalıkları ve kanserden sonra bilinen 3. ölüm nedeninin osteoporoz olduğu bildirilmiştir.



    Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50′lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar. Osteoporoz 3 kadına karşılık 1 erkekte görür ve yaşlılıkta daha çok rastlanan bu hastalık tek başına yaşlılık hastalığı değildir.



    Kemikler de kalp, beyin gibi canlı ve sürekli yapılanan bir sistemdir. 30 yaşına kadar kemik yapısı ilerler ve 30 yaşında doruk noktasına ulaşılır. 30 yaşında yeterli kemik kütlesine ulaşılmaması halinde hastalık ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden, kemiklerin korunmasında ve güçlü olmasında birinci adım beslenmedir. 45 yaşından sonraysa kemik kayıp hızı, artmaya başlar. 30-35 yaşına kadar kemik yoğunluğunu en üst seviyeye taşıyabilirsek, ileride yaşanacak yıkımın tahribatını da en aza indirebilir ve osteoporozun önüne geçebiliriz.

    ANNE KARNINDAN İTİBAREN BESLENMEYE ÖZEN GÖSTERİLMELİ !

    Bebeklikten, hatta anne karnından itibaren doğacak çocuğun geleceği düşünülerek doğru beslenilmesi lazım. Kalsiyumun, yaşam boyunca yeterli miktarda alınması, kemik dokusunu en üst seviyeye çıkaracağından bu yıkımın etkisini zayıflatır. Ayrıca fiziksel aktiviteler, kemiklerin güçlenmesini sağlar. Bütün bunlara karşın yine de genetik gibi diğer bazı faktörler nedeniyle hastalık ortaya çıkabilir. O zaman da uygulanacak tedaviyle yıkım önlenebilir.

    Osteoporotik kemik hem kütlesini kaybetmiş hem de iç yapısı bozulmuş bir kemiktir. Kaybolan kemiği tekrar yerine koymak oldukça zor, pahalı ve uzun zaman alan bir olaydır, dolayısı ile risk faktörlerini belirlemek ve osteoporozu önlemek gelişmiş bir osteoporozu tedavi etmekten daha kolaydır.

    KEMİK ERİMESİ İÇİN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ…

    1. Kadın olmak

    2. 50 yaşın üstünde olmak (Yaş arttıkça yoğunluğunu kaybeden kemikler zayıflar)

    3. Menopoza girmiş olmak (Menopoza girmiş kadınların ortalama üçte birinde osteoporoz gelişmektedir ki, bunun sorumlusu östrojen düzeyindeki azalmadır)

    4. Erken menopoza girmek veya yumurtalıkların operasyon ile alınmasını takiben cerrahi (yapay) menopoza girmek.

    5. Erkeklerde erkek cinsiyet hormonu olan testosterondaki azalma ile kemik kütlesi de azalabilmektedir (Erkeklerde gonad fonksiyonunun; işlevinin herhangi bir nedenle azalması osteoporoza bağlı kırıklara yol açabilmektedir).

    6. Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle beslenme ve vitamin D eksikliği

    7. Fiziksel aktivitenin, hareketliliğin ve egzersizin az olması, (egzersizin kemik kütlesini arttırdığı, kemiği kuvvetlendirdiği kanıtlanmıştır).

    8. Ailede osteoporozlu kimselerin bulunması (kırıklara yatkınlığın bir kısmı kalıtsaldır; annelerinde omurga kırığı öyküsü olan genç kadınlarda da kemik kütlesinde azalmaya rastlanmaktadır)

    9. Kısa boylu, ince yapılı kişiler iri yapılı, kilolu kişilere göre daha fazla osteoporoz riski taşımaktadırlar.

    10. Beyaz tenli, açık renk gözlü olmak.

    11. Sigara içmek

    12. Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok fazla tüketmek.

    13. Bazı ilaçları uzun süreden beri veya yüksek dozlarda kullanıyor olmak (örneğin; kortikosteroidler, lityum, alüminyum, antikonvülzanlar, antiasitler, antikoagülanlar, siklosporin, tiroid ilaçları ve bazı kanser ilaçları gibi).

    14. Bazı hastalıkların olması. Örneğin; şeker hastalığı, tiroid veya paratiroid bezinin fazla çalışması, mide-barsak operasyonu geçirmiş olmak, uzun süren hareketsizlik, felçler, bazı romatizmal hastalıklar ve diğer bazı endokrin (hormonal) hastalıklar osteoporoza neden olabilmektedirler.

    Bütün bu nedenlerden dolayı osteoporoz hastalığının sebebinin araştırılmasında tanısında takibinde sadece muayene yeterli değildir; film, kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri de gerekmektedir.

    Belirtileri:

    Bel ve sırt ağrısı
    Boyda kısalma, omurgada kırık
    Sırtta kaburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma
    El bileğinde kırık
    Kaburga kırıkları
    Kalça kemiğinde kırık
    Hastalığın önüne geçmek için bol sebze ve süt ürünleri tüketilmesi gereklidir.Peynir, lor, yoğurt, süt ve bol sebze sofradan eksik edilmemelidir. Günde 15-20 dakika mutlak surette güneşte kalınmalı ve egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz günde en azından yarım saat tempolu yürüyüş şeklinde olabilir.

    Osteoporozda tanı kemik mineral yoğunluğu ölçümü ile konur. Osteoporozun tipini belirlemek için bununla birlikte kan biyokimya değerleri araştırılmalıdır.

    Erken tanı konması son derece önemlidir !!!

    Tedavide;


    1.Yaşam tarzında değişiklikler yaparak düşmeyi azaltacak önlemler almak,
    2.Doktorunuzca önerilen egzersiz programlarını uygulamaya çalışmak,
    3.Beslenme şeklinizi önerilen şekilde düzenlemek,
    4.İlaçlarınızı düzenli kullanmak ve yine düzenli doktor kontrolüne gitmek,
    5.Osteoporozun önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu bilmek gerekmektedir.
     
  10. RüzGaR Super Moderator

    Sırt ve Bel Ağrıları

    KAS SPAZMI:
    Halk arasında bel tutulması olarak da bilinir. Genellikle kasların ve bağların kopması veya zorlanması nedeniyle oluşur. Zayıf kaslar güçlendirilmeden birşey kaldırmak, spor yapmak, atlamak, zıplamak ağrılı kas spazmına neden olabilir.



    KİREÇLENME:
    İlerleyen yaşlarda yıpranan ve aşınan kemikler zayıflarken, yeni oluşan kemik dokuları eklemlerin hareketlerini azaltır. Daralmış disk aralıkları da sinirlere baskı yaparak ağrıya sebep olur.



    KÖTÜ DURUŞ:
    Uzun süre hareketsiz aynı pozisyonda durma, yanlış pozisyon duruşu, beli zorlayan ters hareketler ağrıların hazırlayıcıları olabilirler.

    BEL FITIĞI:
    Bel omurları arasında bulunan disklerin sınırları dışına taşarak sinir köküne baskı yapmasıyla oluşur. İleri düzeydeki rahatsızlıklarda cerrahi müdahale gerekebilir. Ancak çoğu vakada fizik tedavi, yatak istirahati ve ilaç tedavisi ile şikayetler sona ermektedir.



    KEMİK ERİMESİ:
    Genellikle kadınlarda görülen kemik erimesinde, yaşın ilerlemesi ile kalsiyum içeriğini kaybeden kemikler zayıflayarak kolay kırılabilir hale gelir. Bunun sonucunda ağrı oluşur.

    ROMATİZMA:
    Romatizma tıpta yaklaşık 50 kadar hastalığın ortak adıdır. Kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümü romatizma olarak adlandırılır.



    DİĞERLERİ:
    Fazla kilo, ağır taşıma, sigara, stres, gerilim, yüklenme, zorlama genellikle sık karşılaşılan durumlar olsa da daha birçok neden veya açıklanamayan sebepler azımsanmayacak kadar ciddi bir oranda gerçekleşmektedir.

    BOYUN AĞRILARI



    Boyun ağrıları günlük yaşamda en sık görülen ağrılardan biridir. Kronik ağrılar sıralamasında bel ağrısından sonra 2. sırayı alır. Boyun ağrısının toplumda görülme oranı %25 yani her 4 kişiden biridir.

    Omurgamızda; boyunda içe doğru, sırtta dışa doğru, belde içe doğru bir kavislenme vardır. Yani sağlıklı boyunda doğal bir eğim vardır. Bu eğimin bozulması ile boyun omurgasında başlayacak olan dejenerasyon boyun ve kol ağrısını arttırır.

    Boyun ağrısının nedenlerini üç ana gruba ayırmak mümkündür.


    Mekanik, kas, iskelet kaynaklı olanlar

    Boyun dışı bölgelerin hastalıklarında, ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)

    Boyun bölgesinde yangısal, enfaksiyöz, tümöral hastalıklar

    Bunların alt kümelerine bakacak olursak, nedenleri olarak daha tanıdık sebepler göreceğiz.

    DURUŞ BOZUKLUĞU:
    Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan televizyon seyretmek, araba kullanmak, bilgisayarla çalışmak gibi her yanlış hareket ve duruş yıpranmalara sebep olur. Disk, eklem ve bağ dokusundaki bu yıpranmalar ağrıların başlıca sebeplerindendir.

    KAS SPAZMI:
    Halk arasında boyun tutulması olarak da bilinir. Boynu destekleyen kasların fazla gerilmesi ve zorlanması sonucu oluşur. Yanlış pozisyonda uyku, aşırı spor gibi şartlar nedenlerindendir.

    BOYUN FITIĞI:
    İki boyun omuru arasında bulunan kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola doğru giden sinirlere doğru taşmasıdır. Kola doğru olanlarda; uyuşma, boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde hissizlik görülebilir. Omuriliğe doğru olan taşmalarda ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik, idrar şikayetleri görülebilmektedir.

    KİREÇLENME:
    İlerleyen yaşlarda yıpranan ve aşınan kemikler zayıflarken, yeni oluşan kemik dokuları eklemlerin hareketlerini azaltır. Daralmış disk aralıkları, taşlaşmış bağlar, oluşan yeni kemikçikler sinirlere baskı yaparak ağrıya sebep olur.

    ROMATİZMAL HASTALIKLAR:
    Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Aslında romatizma tıpta yaklaşık 50 kadar bir dizi hastalığın ortak adıdır. Kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümüne verilen addır.

    KEMİK ERİMESİ:
    Genellikle kadınlarda görülen kemik erimesinde, yaşın ilerlemesi ile kalsiyum içeriğini kaybeden kemikler zayıflayarak kolay kırılabilir hale gelir. Bunun sonucu da ağrı oluşur.

    DİĞERLERİ:
    Gerilim, stres, sigara, psikolojik sorunlar, omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalların daralması, boyun tümörleri, omurilik tümörleri, kemik enfeksiyonları sıkça görülen boyun ağrısı nedenleridir.

    DİZ AĞRILARI

    En önemli diz ağrısı yapan hastalıklar OSTEOARTROZ ve MENİSKÜS yırtıklarıdır. Çoğu insanın başına gelen sinema, maç, tiyatro gibi uzun süre oturulan aktivitelerden sonra dizlerde oluşan ağrı hissi veya merdiven ya da yokuş çıkarken dizlerdeki güçsüzlük, boşalma hissi sebepsiz midir?

    Diz tramvaya en çok maruz kalan, özellikle yürümek, zıplamak, çömelmek, basmak, eğilmek, kalkmak, tekme atmak, koşmak gibi insan hareketlerinde ana rolü oynar. Dizlerde sorun olduğunu gösteren önemli ipuçları olarak;


    Dizde kilitlenme yaşanması

    Hareket kısıtlılığı mevcudiyeti

    Şişlik, kızarıklık ve ısı artışı yaşanması

    Hassasiyet, dokununca acı vermesi

    Rutin hareketlerde yaşanan ağrılar

    Yürüyüş bozuklukları

    Eklemlerde tutulma veya zayıflık sayılabilir.

    Unutulmaması gereken önemli bir nokta da fazla kiloların mutlaka verilmesi gerektiğidir. Vücut ağırlığından 1 kg. verilmesi, diz eklemi üzerine binen yükü yaklaşık 3 kg. azaltacaktır.

    SAĞLIKLI OMURGA İÇİN SAĞLIKLI TAVSİYELER

    En iyi uyuma pozisyonu sırt üstü veya yandır. Omurganın eğriliğini koruyun.

    Uzun süre ayakta durulacaksa bir ayak basamak üzerine konarak dinlendirilmelidir.

    Sırtınızı destekleyen iskemleler kullanın ya da iskemlenize bir destek yastığı koyun.


    Bir ağırlık kaldırırken kaldırdığınız cismi vücudunuza yakın bir şekilde tutun ve kaldırırken eğilme yerine çömelmeyi tercih edin.
     
  11. RüzGaR Super Moderator

    Fibromyalji

    Fibromyalji; nedeni kesin olarak belli olmayan, yaygın ağrılar ile seyreden, belirli anatomik bölgelerde hassas noktalar ile karekterize, yorgunluk, uyku bozuklukları, psikolojik sıkıntı ile birlikte görülebilen eklem dışı romatizmal bir hastalıktır.

    Belirtilerde yaygın ağrılara baş ağrısı, paresteziler, ellerde subjektif şişlik hissi irritabl barsak ve mesane sendromu, dismenore, Raynauld fenomeni eşlik edebilir.

    Başlangıç yaşı 30 ? 50 arasındadır ve % 75 oranında kadınlarda görülmektedir. Ayrıca çocularda ve yaşlılarda da bu sendrom tanımlanmıştır.

    Etyolojide; psikolojik bozukluklar, uyku bozuklukları, kas oksijenasyon bozuklukları, nörohormonal disfonksiyon, fiziksel travma, genetik faktörler, otonomik disfonksiyon, immünolojik bozukluklar sayılabilir.

    BELİRTİLER :

    01. AĞRI ; Hastaların % 90 ında bel, boyun ve omuzlarda lokalizedir. Yanıcı, batıcı tarzdadır. Kronik, yaygın ve genellikle simetriktir. Tek taraflı da görülebilir. Ağrı, stres, yorgunluk, nem, soğuk, fiziksel çevre ve işyeri şartları ve travma ile artar.

    02. TUTUKLUK HİSSİ ; Sabahları daha belirgindir. Birkaç saatte geçebildiği gibi gün boyu da sürebilir.

    03. YORGUNLUK ; FM li hastalarda en sık rastlanılan semptomlar arasındadır. Hastaların günlük yaşam aktivitelerini etkileyebilecek düzeyde olabilir.

    04. PARESTEZİ ; Hastalar daha çok üst ekstremitelerde uyuşma, karıncalanma hissinden bahsederler.

    05. SUBJEKTİF YUMUŞAK DOKU ŞİŞLİĞİ ; Genellikle ekstremitelerdedir. Eklemde veya eklem dışında tanımlanabilir. Fizik muayenede objektif eklem şişliği bulunamaz.

    Tüm bu yakınmalar, yorgunluk, sıkıntı, soğuk, aşırı çalışma ve hareketsizlik ile artarken, sıcak uygulaması, masaj, hafif aktivite ve tatil ile azalır.

    BİRLİKTE GÖRÜLEBİLEN DİĞER SEMPTOMLAR :

    Raynauld fenomeni, irritabl kolon sendromu, gerilim baş ağrısı, primer dismenore, kadın uretral sendromu, ağız kuruluğu, anksiyete, mitral valv prolapsusu, TME disfonksiyonu, seksüel disfonksiyon, hipotroidi, tekrarlayan tendinit ve bursitler.

    Fibromyaljide tipik fizik muayene bulgusu digital palpasyonla saptanan multipl hassas noktalardır. Rutin laboratuar testleri ve radyografik incelemeler normal olarak saptanır.

    ACR ? 1990 FİBROMYALJİ TANI KRİTERLERİ :

    01. En az üç aydır süregelen yaygın ağrı öyküsü olmalıdır.
    02. Digital palpasyonda 18 bilinen noktanın 11 inde ağrı olmalıdır.
    03. İkinci bir bozukluğun varlığı, FM tanısını geçersiz kılmaz.

    TEDAVİ :

    FM nin tedavisi oldukça zordur. Hastayı şu öncelikleri içeren tedavi yaklaşımları birlikte kullanılmalıdır:

    - Periferik ve santral analjezi sağlanmalı
    - Uyku bozuklukları düzeltilmeli
    - Psikolojik bozukluklar azaltılmalı
    - Kas ve yüzeyel dokularda kan akımı arttırılmalıdır.

    Bu amaçlara yönelik medikal tedavi ( İlaç tedavisi ) uygulanabilir. ( Analjezikler, trisiklik antidepressanlar, serotonin geri alım inhibitörleri v.b. )

    Bazı hastalar psikiyatrik danışmaya ihtiyaç gösterebilirler. Ayrıca hasta fazla çalışma, obezite, kötü postür, fiziksel şartların kötü olması gibi ağrıyı arttırıcı faktörlerden uzaklaşmalıdır.

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulaması : Yüzeyel ve derin ısı uygulaması, elektroterapi, lazer uygulamaları, manuel terapi, hassas nokta içine lokal analjezik + steroid kombinasyonu enjeksiyonları yapılabilir.

    FM tedavisinde egzersizin büyük yeri vardır. Egzersiz tedavisine başlangıçta, düşük sayı ve şiddette başlayıp, zaman içerisinde egzersizin dozunu arttırmak gerekir. Gene de egzersiz programının tip ve yoğunluğu her hastanın kapasitesine göre ayrı ayrı belirlenmelidir. Aerobik egzersizler, germe ve gevşeme egzersizleri FM de ağrı kontrolüne yardımcı olduğu bildirilmektedir.
     
  12. RüzGaR Super Moderator

    Stresin Kas Ağrısı Üzerine Etkisi

    Stres, mutsuzluk ve yaşam koşullarını anlayamama, kavrayamama olarak açıklanabilir. İnsanlar arasında çok yaygın olarak görülen stres, korku, güvensizlik, umutsuzluk, aşırı heyecan, endişe, baskı gibi duyguların vücuttaki dengeyi bozarak bedende oluşturduğu genel bir gerilim durumudur.

    Beynimiz, bir halin stresli olup olmadığını nitelendirebilecek yegane organdır. İnsanlar strese girdikleri zaman vücutları buna tepki gösterir ve alarma geçer. Vücutta çeşitli biyokimyasal reaksiyonlar başlar. Özellikle süregen stres, vücut fonksiyonlarını değiştirir. Stres nedeniyle vücuttaki adrenalin ve kortizol miktarı normal olmayan bir şekilde yükselir. Uzun süreli streste kortizol hormonunun yükselmesi bazı hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, kortizol yüksekliğinin beyindeki hücrelere zarar verici etkileri de olabilmektedir.

    Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir bağlantı vardır. Stres altındayken beynimiz, algıladığı tehlike karşısında ‘savaş’ ya da ‘kaç’ komutunu verir. Bu komutun yerine getirilmesi için de gerekli olan kas gerginliği artar. Ancak, savaşmanın ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlarda artan enerji ve kas gerginliği boşalamadığı için ağrılı kas spazmları ortaya çıkar. Ağrının kendisi de insan için bir tehlike sinyali yarattığından, o da ‘savaş’ veya ‘kaç’ emri verir. Bu durumda kas gerginliği daha da artar. Tam bir kısır döngüye girilir.

    Stresin neden olduğu gerginlik damarların daralmasına, beynin belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kanlanmasının azalması da ağrıya neden olur. Oksijene ihtiyaç gösteren dokunun yetersiz kanla beslenmesi, özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada, adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik endişeye, endişe de ağrıların şiddetlenmesine yol açar. Stres altındaki kişide; terleme, hızlı nabız, kalp çarpıntısı, midede ağrı, kasılma, boyun ve şakakta kaslarda gerginlik, nefes alamama, diş gıcırdatma, çenede kasılma, aşırı tedirginlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı duygusallık, halsizlik, hareket edememe gibi şikayetler mevcuttur.

    Fizyolojik stres, bağışıklık sistemi üzerinde önemli bir etki yapar ve bağışıklık sistemini bozar. Beyin, bağışıklık sistemi ve hormonlar birbirleriyle ilişki içindedirler. Psikolojik veya fiziksel stres konusundaki çalışmalar uzun süren yoğun bir stresle karşılaşıldığı zaman hormonal dengeye bağlı olarak bağışıklık cevabında bir düşüş olduğunu ortaya koymuştur. Kanser dahil birçok hastalığın ortaya çıkış ve şiddetinin stresle ilişkili olduğu bilinmektedir.
    Olağanüstü stres durumunun süreklilik göstermesi vücut sağlığını bozarak, çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar. Vücudun ana merkezi olarak nitelendirilen beyin, ağrıyı azaltabilecek etkiye sahip olabilmektedir. Bu konuda ilginç bir örnek ise Yoğa yapanlarda değişik nefes alıp verme tekniklerinin uygulanması ile acıya ve soğuğa tahammül geliştirilebildiği ve ağrıyı azaltıcı etkisinin olabildiğidir.

    Strese hormonlarımızın verdiği yanıtın vücudumuz üzerindeki etkileri daha uzun sürelidir. Böylece stresin hızlı etkilerine ilave olarak uzun süreçte ortaya çıkan geç etkilerinin de insan sağlığını tehdit ettiğini unutmamak gerekir.


    Stres insanın doğal dengesini bozan bir durumdur. Beyin hücreleri arasında yerleşmiş olan heyecan molekülleri ağrı eşiğini düşürmektedir. Ağrı eşiğinin düşmesi ile ağrı oluşturma potansiyeli çok zayıf olan her türlü uyaran, böylece ağrı oluşumuna neden olabilmektedir. Ağrı ve buna bağlı tahammül, depresyon, korku ve endişeyi de beraberinde getirebilir. Oluşan döngü birbirini tetikler. Böylece ağrı stres yaratır, stres de ağrıyı doğurur.
     
  13. RüzGaR Super Moderator

    ROMATİZMA

    Romatizma ağrılarından şikâyet eden kişiler genellikle hastalığın adını tam olarak bilmezler
    Yaşanılan her gün değerlidir. Romatizmal hastalığa sahip bireyleri topluma kazandırmada fizyoterapi ve rehabilitasyonun yeri ve öneminin gerektiği şekilde kavranması, hastalıkların yaratacağı kalıcı hareket kısıtlanmalarını ve diğer sorunları en aza indirir. Fizyoterapist, hastasına ağrı ile başa çıkmasında uygulayacağı fizik tedaviyi anlatır, gerektiğinde eğitime tüm aileyi de dahil eder.
    Çevremizde hemen her gün romatizma ağrılarından yakınan kişilerle karşılaşırız. Genellikle bu hastalık grubundaki kişiler hastalığının tam olarak adını bilmezler.
    Hastalıkları sorulduğunda 'Romatizmam var' demekle yetinirler; hastalıklarının getirdiği eklem ağrılarına, hareket kısıtlanmalarına kolayca boyun eğerler.
    Çünkü bu şikâyetler onlara göre çoğu zaman ilerleyen yaşın gerektirdiği bir durumdur.
    Genç yaşta romatizmal hastalıklarla tanışan kişilerin durumu da pek farklı değildir. Bu hastalar, ilk başta hastalıklarının geçeceğini düşünürler ve bu yüzden uzun vadeli çözümleri araştırmazlar.

    Romatologlarının verdiği ilaçları düzenli kullanırlar.

    Kaliteli yaşamın yolu

    Bazen hekimlerini değiştirirler, farklı ilaçları denerler. Şikâyetler her şeye rağmen tamamen ortadan kalkmıyorsa ilaç kullanımını da terk ederler. Sonunda onlar da durumlarına boyun eğerler.

    Oysa hayat devam etmektedir ve yaşanılan her gün değerlidir. Hastalığa rağmen ve hastalıkla birlikte kaliteli yaşamın yolu fizyoterapi rehabilitasyondur.

    Rehabilitasyon ancak bir ekip yaklaşımı ile olur. Bu ekibin en önemli parçası hastadır.

    Hastanın, hastalığına ve tedavisine bilinçli yaklaşımı etkin tedavinin ilk adımıdır.

    Romatolog tarafından konan teşhisle beraber, uygun ilaç tedavisi ve doz ayarlamaları hastalık aktivitesinin kontrol altında tutulması için kaçınılmazdır ve yaşam boyu devam etmelidir. Kronik bir hastalık olması yönüyle bazı hastalara psikiyatrik yaklaşımlar gerekebilir. Hastanın ağrı, eklem sertliği ve aktivitelerdeki yetersizlikler bakımından fizyoterapiye
    ihtiyacı vardır.

    Fizyoterapistin vereceği egzersiz tedavisi ve öneriler hastanın rehabilitasyon programı içinde mutlaka yer almalıdır.

    Hastanın, hastalığı ve tedavisi hakkında iyi eğitilmiş olması, tedavi sonuçlarını da o oranda olumlu etkileyecektir.

    Hasta, öncelikle romatizmal hastalığının yaratacağı problemlerden haberdar olmalıdır. Genel olarak şu sorunlarla karşılaşılır:

    * Ağrı artar.

    * Eklemlerde şekil bozuklukları ve hareket kısıtlanmaları meydana gelir.

    * Hareketleri yorulmadan tekrarlı yapabilme yeteneği ve kas kuvveti azalır.

    * Günlük yaşamda evde, işyerinde, okulda gerçekleştirilen işlerde bağımsızlık zamanla azalır.

    * Yaşam kalitesi düşer.

    * Depresyon ve anksiyete gelişir.

    Rehabilitasyon ekibi içerisinde fizyoterapist, vereceği egzersiz programı ile hastanın bu problemlerine yönelik olarak hekimin uyguladığı ilaç tedavisini destekler.

    Hastasını fizyoterapi açısından değerlendirir. Bu değerlendirme sonucuna göre tedavi programını hastaya özel planlar.


    İstirahat ve egzersiz


    Fizyoterapist, hastasına ağrı ile başa çıkmasında uygulayacağı fizik tedavi yaklaşımlarıyla yardımcı olur, hastalığın getireceği kısıtlanmaları anlatır, istirahat ve egzersizin ne zaman gerekli olduğu konusunda eğitim verir, bu eğitime aileyi de dahil eder.

    Egzersizin faydaları konusunda hastasını bilinçlendirir; doğru zamanda ve doğru şekilde yapılmasını öğretir.

    Romatizmal hastalıklarda egzersizin yarattığı etkileri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

    * Eklem hareketini korur ve arttırır.

    * Kasları kuvvetlendirir.

    * Kasın tekrarlı iş yapabilme kapasitesini arttırır.

    * Ödem azalır.

    * Eklemlerin yapısal düzgünlüğü korunur.

    * Kemik yoğunluğu artar.

    * Fonksiyon ve kendine güven artar.

    * Günlük işleri başarmada bağımsızlık artar.

    Rehabilitasyonun önemi

    Faydalarını bu şekilde özetleyebileceğimiz egzersizler mutlaka fizyoterapist tarafından hastaya tam olarak öğretilmeli ve doğru yapıldığından emin olunmalıdır.

    Romatizmal hastalığa sahip bireyleri topluma kazandırmada fizyoterapi ve rehabilitasyonun yeri ve öneminin gerektiği şekilde kavranmasıyla, hastalıkların yaratacağı kalıcı hareket kısıtlanmalarının ve buna eşlik eden diğer problemlerin en aza ineceği şüphesizdir.

     
  14. RüzGaR Super Moderator

    Elektrik Stimülasyon

    Sinir iltihabı (nevritis) veya felç vakalarında elektrik stimûlasyona çok kez başvurulmakta mıdır?
    Hayır. Elektrik stimülasyon zedelenmiş veya felce uğramış bir sinirin normale dönüşmesine yararlı olmaz.

    En çok kullanılan elektrik stimülasyon sistemleri hangileridir?
    Endüklenmiş elektrik akımı (faradik) ile galvanik elektrik akımı tedavileri. Bunlar özel bir makine ile verilmektedir.

    Elektrik stimülasyon, bir tedavi metodu olarak nasıl kullanılır?
    Bir adalenin siniri gerekli fonksiyonu göstermediği zaman, onu uyarmakla (teşvik etmekle) çok kez adaleyi daha iyi bir duruma getirmek olanağı elde edilebilmektedir.

    Yüzde meydana gelen bir felcin tedavisi elektrik stimülasyon ile süratlendirilebilinir mi?
    Genellikle hayır. Bu durum kendi kendine sınırlıdır ve sinirin iyileşmesinde elektrik stimülasyon ancak az bir ölçüde yardımcı olabilecektir.

    Bir hastalığın teşhisinde elektrik stimülasyon metodunun kullanılması yardımcı olabilir mi?
    Evet. Sinir felcinin veya adale dejenerasyonunun ayırdedilmesinde çok yararlı olmaktadır.
     
  15. elif Moderator

    Omuz ağrıları

    Omuz hastalarına yönelik modern tedavi yöntemleri planlanır. Omuz artroskopisi bu yöntemlerden biridir. Bu yöntem; yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.

    Omuz çıkığı nedir? Kimlerde görülür?

    Eklemi oluşturan kemiklerin eklem kapsülünün dışında olmasıdır. Sıklıkla genç erişkin çağda nadiren de yaşlılarda görünür. Yüksekten düşme, zorlama gibi büyük bir yaralanma omuzda şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Bu ilk çıkıkta iyi tedavi edilmeyen hastalarda çıkık sıklıkla tekrarlar.

    Omuz çıkığının nedenleri nelerdir?

    Spor müsabakaları kolun geriye doğru zorlanması, taş fırlatma, vuruşlar ile düşme ve çarpma gibi daha ufak enerjili hareketlerle çıkma ile karşılaşırlar. İlerleyen dönemde dokulardaki gevşeklik o boyuta ulaşır ki; hasta omuzunu kendi çıkarıp kendi yerine koyabilir.

    Omuz çıkıklarında ne yapılması gerekir?

    Ülkemizde "sınıkçı" adı ile bilinen bir grup insan tarafından tedavi edilmeye çalışılan omuz çıkığı sadece omuzun yerine konmasından ibarettir. Yeniden çıkık ile karşılaşılmaması için hiçbir koruyucu hekimlik faaliyetini içermez. Bir çok defa omuzu çıkmış hastalar mutlak ortopedi uzmanına başvurmalıdırlar.

    Omuz çıkıklarının tedavisi nasıldır?

    Günümüzde bu gibi çıkma olayı alışkanlık haline gelmiş hastalara kapalı teknikle dokularına müdahale edilmektedir. Gerek gevşeyen gerekse de yırtıldığı için omuz kapsülünün içinde durmayan omuz başı, kapsül (kapalı) tamiri ile yüzde 90ının üzerinde başarı ile onarılmaktadır.

    Omuz ağrısı çıkıktan farklıdır...

    Omuz ağrıları ne zaman ortaya çıkar?

    Başın üstünde kolunu kullananlarda, kaza geçirenlerde, düşenlerde ya da zorlamalarda, çıkma olmadan da omuz ağrısı ile karşılaşılır. Bu kişilerde kolunu kaldıramama, hareketlerde kısıtlılık gibi şikayetler görülmeye başlanır.

    Omuz ağrısının nedenleri nelerdir?

    Kolun kaldırılması, döndürülmesi gibi hareketler kürek kemiği çevresine yerleşen adaleler ve onların lifleri ile gerçekleşir. Bu lifler omuzu kılıf şeklinde sorarlar, yaralanmaları neticesinde de hareketlerde derecelere uygun olarak kısıtlama oluşmaktadır.

    Omuz hastalarında teşhis nasıl konur?

    Bu durumu değerlendirmek için Artro ultrasonografi kullanmaktadır. Omuz ultrasonografisi MRı yakın sonuç bildirmesi pratik olması, hızlı ve hareketli bir inceleme olması nedeniyle tüm dünyada kullanılmaktadır. Omuz hastalıklarının, romatizmal yakınmalar, şişlik eklem içi kanama ve lif yırtıklarında etkin inceleme metodudur.

    Artroskopik tedavi başarılı sonuç verir

    Tedavi yöntemleri

    İnceleme sonucunda verilen karara uygun olarak hastalar gruplara ayrılmakta ve bulduğu gruba uygun modern tedavi yöntemi (yaklaşımı) planlanmaktadır. Omuz artroskopisi; yine yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.

    Omuz artroskopisinin avantajları nelerdir?

    • Bu durum hastaya;
    • Hastanede kısa kalış süreci
    • Az ağrılı bir yaklaşım
    • Olabilecek en az hasarda dokuya azami saygı ile tetkik ve tedavi
    • Erken dönemde rehabilitasyona başlama
    • Kısa nekahât dönemi anlamını taşır.
     
  16. elif Moderator

    Adale Ağrısı

    Alm. Muskelschmerzen (m), Fr. Mal du muscle, Mialgie. İng. Pain in muscle, Myalgie. Mialgie, Kaslarda görülen ağrı. Kaslardaki sinir uçları, kemiklerden fazla, deridekinden azdır. Derideki sinir yoğunluğu, adalelerde mevcut olmadığından, kaslara iğne yapmak veya kesmekle duyulan ağrı az olur. İltihap, ezilme, kan akımında bozulma; etkilendikleri kas bölgesinde, üstündeki deride ve bazan da bütün kol veya bacakta şiddetli ağrıya sebeb olurlar. Kas yaralandığında veya ağrılı bir hastalığa düçar olduğunda kasılma ve kramp olur. Sinir sistemi hastalığına bağlı kas kramplarında da ağrı olur. Tek bir kas yüzünden bütün bir kol ağrıdığında sebebini bulmak zor olabilir. Fakat bu halde de hasta olan kas hassasdır ve üstüne basınca, koldaki ağrı artar.

    Darbe geçirmiş bir kas ağrılıdır, serttir, hassastır. Dinlenince ağrı hafifler; kası kullanınca ağrı artar. Kondisyonsuz biri aşırı iş yapınca hasıl olan kas tahribi en hafifidir. Bu ağrının sebebi bilinmemektedir. Kasda biriken kimyevi maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ağrı, ilk darbeden 4 ila 6 saat sonra başlar ve 48-72 saatte en üst düzeyine ulaşır. Hafif eksersiz, sıcak ve masajla ağrı geçebilir. Ezilen bir kasın içinde kan toplanır ve bir kaç dakika içinde ağrımaya başlar. Günlerce veya haftalarca devam edebilir. Kasda kopma; lif kopması, bütün kasın kopması veya tendon kopması şeklinde olabilir. Kısmi kopma olan noktanın üstüne basınca, belirgin bir hassasiyet olduğu görülür. Kasın zarı bölününce yine hassasiyet olabilir, fakat esas belirtisi zarın bölündüğü yerden kasın dışarıya doğru kabarmasıdır. Bütün kas veya tendonu (kirişi) koptuğunda kas çalışmaz, kopan yerde hassasiyet vardır ve üstte kalan parça kasılır. Polimiyozit hastalığında kas iltihablanır. Ağrı, hassasiyet ve kuvvetsizlik olur. Bu hastalık, genellikle romatizmal hastalıklarda görülür. Özellikle çocuklarda ani bir şekilde başlayabilir. Kas içinde ve üstündeki deride şiddetli iltihap vardır. Ateş, kan sedimentasyonunda artma olur. Ayrıca mide, göğüs ve akciğer kanserlerinde ilk belirti olabilir. Ancak tümörle alakalı ise, yaygın tümörlerde daha çok görülür. Virüs hastalıklarında, “trişinöz” isimli parazit hastalığında da olur. Bu hallerde kısa sürer. Tipik özelliği üstteki kasların alttakilerden daha çok tutulmasıdır.

    Yüksek ateşli sistemik hastalıklarda ve griplerde görülen kas ağrılarının sebebi bilinmemektedir. Tıpda “yerel miyozit” veya “fasitis” denilen kulunç, omuz bölgesi kaslarında virüs enfeksiyonlarından sonra yerleşir.

    Bilinen en şiddetli ağrılardan biri de çalışan bir kasın kansız kalmasıyla meydana gelir. Daha ziyade damar sertliğinde olur. Bacakta olursa yürüme topallayarak ve çok ağrılı olur. Ayaktaki atardamarlardan nabız alınamaz. Diğer bacağa göre tansiyon farkı vardır.

    Kan kanserlerinde de ağrı olur. Bu cins kanserler çok nadir görülür
     
  17. elif Moderator

    Bel fıtığı

    Uygun tedavi yönteminin seçilmesi halinde bel fıtığı hastalarının iyileşme şansı çok yüksektir...

    Bel fıtığında erken teşhis çok önemlidir. Çünkü, erken teşhis en çabuk sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Uygun bir zamanlama ile yapılan cerrahiden hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi hastalığın belirtileri tam olarak düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken cerrahi tedavi hayati önem taşır.

    Bel fıtığı, insan omurgasını oluşturan kemikler arasında vücudun yükünü dengeli olarak sağlayan disk dediğimiz dokunun fıtıklaşarak, komşuluğunda bulunan sinirlere doğru yer değiştirmesi ve bunları baskı altında bırakmasıdır.

    İnsan vücudunun ağırlığını taşıyan omurgadır. Bu nedenle özellikle belin alt bölgesine binen yük, zorlayıcı hareketler, eğilip bükülme sonucu disk yapısının bozulması başlıca sebepleri oluşturur. Daha nadiren olmak üzere de çeşitli kazalar bel fıtığına sebebiyet verebilir.

    Yaş, şişmanlık, ailesel yatkınlık, genetik özellikler, omurga yapısı bel fıtığı oluşumunda ve belirtilerinin görülmesinde önemlidir.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    • Bel ağrısı
    • Bacaklara vuran ağrı
    • Bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük nadiren de olsa yanma ve iğnelenme
    • İdrar yapamama ya da idrar kaçırmadır.
    Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?

    Muayene

    İleri görüntüleme yöntemleri ile inceleme (bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans)

    Görüntüleme yöntemlerinin değeri, ilgili uzmanın değerlendirmeleri ve yorumu ile artar. Bel fıtığının belirtileri genellikle ilk 8 ila 12 hafta içinde gerilediğinden, ileri tetkik yöntemleri sadece ameliyat düşünülen hastalarda yapılmalıdır.

    Bel fıtığının tedavi seçenekleri nelerdir?

    • İlaç tedavisi
    • Yatak istirahati
    • Fizik tedavi ve rehabilitasyon
    • Epidural kateterizasyon
    • Ameliyat
    Bel fıtığı cerrahisi nasıldır?

    Bel fıtığı ameliyatının esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi yöntemler arasında temel olarak yapılan işlem ve sonuç açısından çok önemli farklılıklar bulunmamaktadır. Her bir yöntemin kendine göre endikasyonları, yapılabilme durumları mevcuttur. Önemli olan hastanın yapılan işlemden gördüğü neticedir.

    Bel fıtığı cerrahisindeki başarı yüzdesi nedir?

    Uygun endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme oranı yüzde 95tir. Yüzde 5 oranında ise doğru ameliyata rağmen yakınmaların devam etme riski vardır.

    Ameliyat olan hasta ne kadar süre sonra iyileşebilir?

    Özellikle son 15-20 yılda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme gibi tanı yöntemlerinin kullanılmaya başlaması bel fıtığını tespit etme ve başka hastalıklardan ayırdetmede büyük kolaylıklar sağlamıştır. Buna paralel olarak ameliyat tekniklerinde de gelişmeler olması sonucu bel fıtığı ameliyatları korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Artık hastanede kalma süresi giderek kısalmakta, hasta en kısa sürüde günlük yaşamına tekrar dönebilmektedir.

    Bel fıtığı hastalarına tavsiyeler:


    Bel fıtığı ağrılarının nedeninin tam olarak teşhis edilebileceği bir merkeze ve bu konuda uzmanlaşmış bir hekime başvurulmalıdır.


    Bel ağrısının nedeni bel fıtığıysa, bunun ameliyat gerektirip gerektirmediği ortaya konmalıdır.


    Ameliyat gerektirmeyen durumlarda istirahat, ilaç tedavisi ve daha sonra bazı durumlarda fizik tedavi yeterli olmaktadır.


    Ameliyatın gerekli olduğu durumlarda; hem nasıl bir ameliyat yapılacağı ve ameliyatın zamanlaması, hem de ameliyat sonrası dönemde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda hastaya yardımcı olunmalıdır.
     
  18. elif Moderator

    Kulunç

    Kulunç Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanmayan ağrılı durum. Tıp dilindeki ismi fibrositis olan kulunç, oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı olarak karşımıza çıkar. Fakat adalenin bulunduğu her yerde bulunabilir.

    Romatizmal şikayetlerle gelen hastaların % 11 kadarını kulunçlu hastalar teşkil eder. Primer (birincil) fibrositiste sadece ağrı vardır. Sekonder (ikincil) fibrositis ise, müzmin enfeksiyonların ve bağ dokusu hastalıklarının seyri esnasında görülür. Sadece kulunç denince primer fibrositis anlaşılmaktadır.

    Kulunç ağrısı, tetik nokta denen bazı bölgelerde daha fazla duyulur. Tetik noktaya basmakla ağrı artar. Hareketsizlikle de ağrı artar. Hafif egzersizle ağrı azalır, ağır egzersizle artar.

    Kulunç, psikosomatik bir hastalık olarak düşünülmekte ve şahsın psişik gerilim sonucu kasılmış adalelerini şuurlu olarak gevşetmemesi sebep olarak görülmektedir: Adale içinde sert düğümcükler ve şeritler ele gelir. Nodüllerin (düğümcükler) bulunduğu yerler, tetik noktalara uyar. Bu düğümcüklerin, adale içinde birikmiş olan sümüksü maddelere veya daha sık olarak yerleşmiş olan normal adale hücrelerine bağlı olarak meydana geldiği düşünülmektedir.

    Kuluncun ağrı dışında hiçbir tehlikesi ve zararı yoktur. Hastaların bu yönden rahat olması gerekir. Tedavide, lokal sıcak tatbikatı, sinir ve adale gevşetici ilaçlar kullanılır. Adaleyi hastanın şuurlu olarak gevşetmesini sağlayacak gevşeme egzersizleri belki de tedavinin en önemli bölümünü teşkil eder. Elektronik akupunktur cihazı ile yapılacak uygulamalar da çok faydalıdır. Ayrıca halk arasında “şişe çekmek” diye bilinen uygulama da fayda sağlar.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
     

Sayfayı Paylaş