Filistinde Çocuk Olmak

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 8 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    FİLİSTİNDE ÇOCUK OLMAK Şiir

    Bu bayram yine buruk geçti,
    Ne şeker yedim ne de tatlı.
    Babamı hiç öpmedim,yaşım şimdi on altı.
    Tam on iki yıl oldu babam esir düşeli,
    Yaşadığını bilsem bana en büyük teselli.
    Hayal meyal hatırlıyorum yüzündeki hüznü.
    Bana tek hediyesi; dudaklarından dökülen , -oğlum sözü.
    Annem tanklar altında hunharca ezildi,
    Tek tek topladım kırılan kemiklerini,
    Lime lime olmuştu kan revan içinde etleri.
    Ne öpmek mümküm,ne de koklamak,
    Artık anamı hep dualarımda yaşatmak.

    Benim için gayri yaşamak mı?
    Yoksa ölümü soluklayıp tatmak mı?

    Hala yaşamak bana caiz mi?
    Zor bir soru;
    Cevap için ilminiz haiz mi?

    Her çocuk bir çiçek,tomurcuk olmuş başları,
    Hepsinin hayat suyu anaların göz yaşları.
    Bak şu çiçegin boynu nasılda bükülmüş?
    Kör kurşun önce anasını sonrada babasını götürmüş.
    Susuz çiçek hayat bulur mu?
    Yanıbaşımda patlayan bomba oyuncağım olur mu?

    Her gün bomba yağıyor semadan,
    Yine kan,yine vahşet,
    Her seferinde yerlerde yatar onlarca cesed.
    Henüz körpe kuzular, bazıları kırk günlük,
    Cılız kollarında asılı kanlı bir önlük.

    Bulutlarda yanıyor galiba,yağmurun rengide başka,
    Feryadlar kat kat olmuş uzanır ta arşa.

    Analar,ah…o analar
    Şarkıları hep feryad- ı figanlar!
    Hangisine yansın yüreği?
    Eşi üç yıl önce katledildi hunharca,
    İki oğlu yıllardır tutsak zindanda.
    Yaşlı baba yatalak,kardeşi öyle,
    Kimlere anlatsın derdini tek başına böyle?

    Acaba tarihte yaşandı mı böylesi vahşet?
    İfade için yetersiz meşhur kelime ,dehşet!…

    Öz yurdum olmuş esir kampı,cezaevleri her yerde,
    Nablus,Ramallah,Hebron ve Gazzede.
    Bir de inanılmaz işkenceler, özel askeri hapishane,
    Yona,Sarafand,Nafha ve Ramlede.


    Ben; talihsiz, Deir Yassin in köylüsüyüm.
    Israil devlet terorü ile ilk kez tanışan,
    Yıllar önce acıyı yaşadık Kibya ve Sabra Şatilladan.
    Katledildi her evden masum bir çocuk,bir de kadın,
    Güya mukaddes emri imiş Kitab ı Tevratın!..

    Oysa her iki din de aynı Allah a inanıyor,
    Aynı Peygamberleri seviyor ve sayıyor,
    Ohalde bu husumet nedir? çocuk aklım almıyor!…

    Galiba ırkcılık kıskacı boğuyor bazılarını,
    Gerçek Yahudilerden ayırmak lazım bunları!

    Filistini tanımak için yeterli mi zamanlar?
    Uzun tarihimizde yaşanmış çok garip olaylar;

    Bakınız bir zamanlar,
    Kudus de üç din mensubu kardeşce yaşarmış,
    1099 yıllarında meşhur Haçlı istilası başlamış.
    Beş haftalık zorlu kuşatmadan sonra,
    Haçlı zihniyeti ile çizilen vahşi manzara!
    Şehrin sokaklarında parçalanmış¨binlerce el,ayak ve kafa
    Sel olmuş insan kanı diz boyu, Süleyman tapınağında!

    88 yıl süren haçlı hakimiyeti,sağ koymazken kimseyi,
    Nasıl da yeniden adalet güneşi doğdu bir miraç gecesi?
    Ne ibretli olaylara gebe imiş tarihin cilvesi,
    İşte tam da burda başlıyor yeniden Filistin mucizesi!

    Ben bir Filistinliyim;
    Kah Arap,kah Kürd bir parçamda Türktü,
    Tarih değirmeni, eleğinde bizi böyle öğüttü!

    Güneşi omuzlarında taşıyan komutan, Selahaddin Eyyubi,
    Ne yağma yaptı,ne de öldürdü tek Hristiyan ve Yahudi.

    Fetih sonrası, Selehaddin Eyyubi ferman buyurdu;

    Zalim haçlılar tekrar kendi yurtlarına döndüler,
    Böylece boş ve virana kaldı sayısız köşk ve evler.

    Anadoludan Selçuklu Türkleri,Kafkaslardan Kürdler,
    Biraz da Arap katınız,bakın nasılda uyumlu renkler!

    İşte kahraman Filistinin budur asıl mayası!
    Çıksın ortaya varsa aksini savunanın iddiası!

    Mü minler kardeştir,gerçeği tecelli etti böylece,
    Filistin halkının bu olsa gerek üzerindeki bilmece.
    Ulu komutan ,
    Kuran ın emrine uyup tanıttı yeniden yüce İslam ı,
    Kayboldu vahşet,huzurla tanıştı bölgenin insanı.

    Artık ne Ömer var ne de Selahaddin Eyyübi,
    Yitirdik Osmanlı evladı , Yavuz Sultan Selimi.

    Ömer,Selahaddin ve Yavuz Sultan Selim,
    Ümmet içinde üç yiğit,gerisine varmıyor dilim!


    Artık bize sahip çıkan kalmadı,
    Sel olup akar kan ve gözyaşı.

    Hakca bir karar almalıyım,
    Bunca çıkmaz içinde selamete yol bulmalıyım,
    Beyhude ölmeden, azıcıkta olsa intikam almalıyım!

    Kafamda sorular cenk yapıyor,
    Ölsem mi elimde sapan taşımla?
    Yoksa yaşasam mı göz yaşımla?

    Bir çıkar yol mutlaka olmalı,
    Adalet ismi adına hak yerini bulmalı.


    Geçen gün bir kardeşim feda etti kendini,
    Şehadetle süsledi çile yumağı cılız bedenini.

    Henüz körpecik bir çocuk nasıl ölüme koşar?
    Yaşanan zülmü anlamayanlar elbet şaşar

    Tutacak babası yoktu minik elini,
    Ne de kapıda yolunu bekleyen annesi.
    Kolları omuzundan kırıktı taş atamaz,
    Bacakları plastik,istese de kaçamaz.
    Yarım gövde,güya dünyada yaşıyor,
    Cesaretine cümle alem gıpta ile bakıyor


    Televizyonlar haber geçmiş;
    Bir terorist intihar eyleminde bulundu,
    İki masum yahudi çocuğu kolundan vuruldu.
    Bizde televizyon yok,elektrik ne gezer?
    Acaba hergün kolları kırılan bizler için ne der?
    Merak ettinizmi bu insanlar sofrasında ne yer?

    Mahsur kaldık günlerdir evlerin zemin katında,
    Katık istemeyiz, ama hasretiz bir yudum suya.


    Bir sabah sokaklarda heyecanlı koşuşturma,
    Adımlar hasretle yaklaşıyor yardım konvoyuna.
    Gelenler müslümanmış,hem de ta Türkiyeden,
    Bu asil insanların adını çok duymuştum dedemden!

    Sahipsiz çoçuklar,gözü yaşlı analar,
    Karışmış bir birine sevinç ve çığlıklar.
    Ay yıldızlı bir bayrak, altında Latince ibare,
    Ah… anam sağ olsaydı da görseydi bir kere.

    Kollarını semaya kaldırıp; Ey Selahaddin nerdesin? derdi
    Bu gelenler Allahul alem Seladaddinin kardeşleri!…

    Yardım eli uzandı süratle sahipsiz muhtaçlara,
    Sonra sıra geldi konumu özel,bazı çocuklara.
    İlk etapda yirmi muhtaç çocuk hemen Türkiye ye,
    Her türlü ihtiyacı karşılanıp başlandı tedaviye.

    Benide aldılar guruba,acıdılar garip halime,
    Ne kol,ne bacak,ne de omuz, imkan yok halimi tarife.

    Lisanları farklı,buğday tenli insanlar,
    Aralarında dayanışma,karıncalara nispet!
    Başlarındaki reis,o da bir insan nihayet.
    Sadece yüzlerinde merhameti okuyorum,
    Fakat ben henüz sevinmeye bile korkuyorum.
    Gözlerinde tarifsiz bir kıvılcım,öfke dolu.
    Nasıl da aşıp geldiler böylesi tehlikeli yolu?
    Sonra öğrendim ,her mazlumun yanında,
    Bir gurup Afrika diğer yarısı Asyada.

    Koşarmış bu insanlar gece gündüz Fisebilillah,
    Gerçek mumini görmek nasip oldu Elhamdulıllah!..

    İlk kez bir kucakta taşınıyordum hem de şevkatle,
    Doğrusu pek de aşina değildim sevgi ve merhamete.

    Üç gün sürdü yoculuğumuz,
    Sonra bir şehre ulaştık, adını öğrendim, Konya,
    Ben kurban olayım bu şehrin sakinlerini Yaradana.
    Her zerremi sanki yeniden inşa ediyorlar,
    Tabipler,hemşireler pür dikkat geliyorlar.


    Yoksa dedim bir ara,rüyamı bütün bunlar?
    Şimdiye değin niçin sahip çıkmadı bu insanlar?

    Belkide bizler henüz layık olduk yardıma,
    Cenabı Allah bir sebep halk edermiş kuluna.

    Tedaviler itina ile devam ederken,
    Önce sağ kolum tutar oldu,damarıma kan geldi,
    Bacağımın birisi kısa ama öteki birazcık yere değdi.
    Omuzum hala düşük ama,kırık kaburgalarım açıldı,
    Boğazımda düğümlenen nefes, cılız gövdeme saçıldı .

    Bir soluk nefes nimetinin kadrini şimdi anladım,
    Bir ömrü beyhude tüketenler,Eyvah size çok acıdım!..

    Konya, minnettarım sana ey belde- i mübarek
    Burda süremiz doldu,şimdi ayrılık gerek.

    İki ay sonra yeni bir şehir , İstanbul u tanıdım,
    Ölmekle yaşamanın farkına ben burda vardım.
    Filistinde gülen değil,İstanbulda ağlayan olsaydım,
    Ne olurdu kör talihim,ben bu şehirde doğsaydım!…

    Filistin e dönmeye iki gün kalmıştı,
    Barut kokuları gelmeye başladı şimdiden burnuma,
    Korkarım şarepnel parçaları kastedecek canıma.
    Uykularım kabus dolu,gecelerim işkence,
    Hayatın anlamı, izahı gayri mümkin bilmece,
    Ruhum uykuda gözlerim açık,
    Gövdem yatakta aklım kaçık…

    İstanbul bana çok sey öğretti kısa zamanda,
    Televizyonu ilk kez seyretim ,birde tiyatro ve sinema,
    Trafik,asayiş,çarşı pazar ve medenice dayanışma,
    Meğer kavgasızda yaşarmış milyonlar bir arada!

    Haber verdiler,
    Bir gece televizyonda açık oturum varmış;
    Konu, - filistin ve intihar eylemleri-
    Sorular ve fetvalar üçe böldü alimleri.
    Can kulağı ile dinledim,anlamaya çalıştım her kelimeyi,
    Seçmeye çalıştım geleceğime ait fetvayı hocalardan,
    Bunları öğrenmeye vaktim olmamıştı kitaplardan.

    Bir hoca efendi net tavır koydu;
    Canlarınıza kıymayınız,
    Yasak olan eylemle cehennemlik olmayınız!…

    Öteki alim hayır dedi,
    Eğer bir kimse size saldırıda bulunursa,
    Siz de aynıyle cevap verin onun saldırısına!…


    Bu belki ancak cevazdır,görevi asli sayılmaz,
    Hukukda adi ”azimettir” gözardı yapılamaz.

    Kişi hangi değerler uğruna ölürse şehadet makamına?
    Düşman saldırırsa evlad i iyali,eş can,dini ve malına.
    Bu uğurda ölebilmek herkese istese de nasip olamaz,
    Şartlar oluşmussa müslüman bir adım geri kalamaz!

    Üçüncü alim dediki,
    Sizler savaş ile intiharı aynı kefeye koydunuz,
    Her gün onlarca masum ölürken rahatca uyudunuz.
    Elbet ,Allah zalimleri başarıya erdirmez,
    Kan kusan bir kavme niçin sesiniz yükselmez?

    Hataları eleştirme yerine vazifemize bakalımm,
    Kendi nefsimize savcı,başkasına avukat olalım!

    Taş olmuş kalbiniz,.Filistin acısıyle inledi mi?
    Sizlerin dostluk mesajını düşmanlar dinledi mi?
    Kardeşlik adına ne yaptık? Allah için söyleyin,
    Siz önce kendi beldenizde zülmü önleyin…

    Yigit ancak düştüğü yerden kalkar,
    Biliniz güneş hep Anadoludan doğar…
    Zülmet ve vahşeti ancak bu nur boğar

    Haydi…hep beraber yükseltelim meşaleyi,
    Çiçeklerle bezeyelim yerle bir olmuş harabeyi.

    Üç alimin görüşünü hakkıyle kavradım,
    Ben artık kesin karara vardım…

    Hüseyin Gazi Şener
     



Sayfayı Paylaş