Fatih Sultan Mehmet Han'ın vasiyeti....

Konusu 'Konu Dışı' forumundadır ve abdulkadir tarafından 5 Haziran 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Fatih'in Vasiyeti
    O dönem ki adıyla Evkaf Umum Müdürlüğü, bu günkü adıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Fatih Vakfı'na ait vakfiyeden çıkarttığı lanet bölümü de denilen, bize göre en doğru ifadeyle "Uyarı Bölümünü"nü görelim...
    "Kim bu vakfiyenin bir şartını değiştirir, fasit bir teville, dalavereyle vakıf hükmünü yürürlülükten kaldırmaya kasteder, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder veya bunları yapana yol gösterir veya yardım eder veya kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkar veya sahte evrak düzenleyerek mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi hesabına geçirirse haram işlemiş olur, günah kazanır. Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların ebediyen laneti onun üzerine olsun. Azapları hafiflemesin. Kıyamet gününde yüzlerine bakılmasın..."
    Ayasofya, Bizans'a tanıklık etmiş, Osmanlı'yı yaşamış, Cumhuriyeti ise yaşıyor... Hıristiyanlık alemi için kutsal olduğu gibi, İslam dünyası için de manevi bir sancak. Müze, cami, kilise üçleminde politik tartışmalara ismi karışmış olan bu tarihi yapının kaderinde iki dönem bulunuyor. Biri I. Ayasofya dönemi olan eski dönem, ikincisi ise, İstanbul'un fethinden sonraki II. Ayasofya dönemi. I. dönem Ayasofya'ya ait hemen hemen bütün yapı ve dokular günümüze kadar gele bilmişken, II. dönem Ayasofya'ya ait birçok yapı ve doku ne yazık ki günümüze kadar ulaşabilmiş değil. Zaten hiç kimse de bu yapılardan haberdar değil. Kayıp Ayasofya'ya ait, imarethane, medrese başta olmak üzere birçok önemli mekandan eser yok. II. dönem Ayasofya'dan, kilisenin camiye çevirilişini gösteren birkaç önemli doku bulunuyor. Yeni nesil ise, kart postallarda da olsa görebildiği Ayasofya'nın dışında başka bir yeri görmüyor, bilmiyor. Ayasofya'yı da sadece bu yapıdan ibaret zannediyor. Oysa Ayasofya bir zamanlar başlı başına bir külliyeydi.
    İstanbul'un Türkler tarafından fethinden sonra, şehrin en eski yapılarından Ayasofya çeşitli onarımla da yaşatılmış ve yeni ilaveler yapılmış. Ayasofya'nın onarım ve yeni kısımlarının inşasında, Mimar Muslaheddin, Mimar Sinan-ı Atik, Mimar Ayas, Mimar Hayrettin ve Mimar Sinan'ın büyük emekleri geçmiştir. Osmanlı dönemi boyunca Ayasofya'nın ana yapısına Fatih tarafından medrese, I. Mahmut tarafından kütüphane, imarethane, şadırvan, sübyan mektebi, sebil, çeşme, Abdülmecid tarafından muvakkithane gibi önemli eserler ilave edilmiştir. Ancak bu yapılardan günümüze kadar sadece I. Mahmut'un yaptırmış olduğu kütüphane gelebilmiş. Kütüphanenin dışında II. dönem Ayasofya'ya ait hiçbir eser şu anda yok. Yok olan bu yapıların en önemlisi, Fatih'in yaptırmış olduğu Ayasofya Medresesi. Ayasofya Medresesi'nin müderrisliği, dönemin en büyük ilmi payesi sayılıyordu. Ali Kuşçu başta olmak üzere, Molla Hüsrev, Mehmet bin Feramürz gibi alimler Ayasofya Medresesi'nde müderrislik yaptı. Fatih Sultan Mehmet'in, Fatih Camii Külliyesi'ni yaptırması ve Semaniye Medresesi'nin açılmasıyla öğrenim bir yerde toplanmış, Ayasofya Medresesi'ne olan ihtiyaç ise azalmıştı. Sultan II. Mahmut zamanında onarım gören medrese, Darü'l Hilatü'l Aliye Medresesi olarak 1924 yılına kadar kullanılmış, 1934 yılında Ayasofya'nın müze olması kararından sonra da diğer yapılana birlikte tamamen yok olup gitmiş.
    Osmanlı Ayasofyası Yok Edildi
    İmarethane, sübyan mektebi, medrese başta olmak üzere kayıp Ayasofya'nın izini aramaya başlayan Ayasofya Müzesi eski Müdürü, Arkeolog-Sanat Tarih çisi Erdem Yücel, Osmanlı dönemi Ayasofya'sının bilinçli bir şekilde yok edildiğini söylüyor. Yücel, "Eski Ayasofya günümüze kadar gelebilmişken, ondan daha genç olan Osmanlı dönemi yapılarının yok oluşunu anlamak mümkün değil. Ortada bir kayıp Ayasofya var. Kimse bunu bilmiyor. Ben görevli olduğum süre de, eski dokuları ortaya çıkarmak için ekip halinde günler süren bir çalışma yaptık. Merhum Mimar Alpaslan Koyunlu ile Fatih'in yaptırmış olduğu medresenin temelini ortaya çıkardık. Diğer eserleri tam olarak inceleyemedik. Ayakta kalan kütüphaneyi ise onardık. Fatih'in İstanbul'u fethettikten sonra yaptırmış olduğu ilk medrese. Bu medrese dikdörtgen bir plan şeması gösteriyor. 12 odalı bir yapıydı. Osmanlı döneminden önceki Ayasofya tahrip edilmemiş, sadece birkaç mekanın kullanım amacı değiştirilmiş. Osmanlı dönemine ait bir çok önemli mekanın bilinçli bir şekilde yok edildiği karşımıza çıkıyor. Çünkü böylesine mekanların yok olması başka türlü izah edilemez" şeklinde konuşuyor.
    Vakfiyeden Haber Yok
    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethettikten sonra Ayasofya'da kıldığı ilk cuma namazının ardından, bu yapıyı onarmış ve yeni yapılar ilave etmiş. Tam anlamıyla olmasa da bir külliye kuran Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı geleneğinden gelen bir hareketle burası için bir vakıf kurmuş. Fatih Sultan Mehmet'in "Kenise-i Münakkaşa" diye tabir ettiği vakfiyenin, Ayasofya Külliyesi'nin yaşaması için, bir takım hanların ve dükkanların gelirini buraya bağlamış. Ancak günümüzde, Ayasofya Vakfiyesi'ne ait herhangi bir gelir kaynağına ve vakıfa ait dükkan ve iş hanına rastlamak mümkün değil. Bu dükkanların ve hanların akıbeti ise belli değil. Vakıf malı devredilemez, satılamaz ibaresi göz önünde bulundurulursa, o dönemlere ait dükkanların ve iş hanlarının en azından yerlerinin kimlere intikal ettiği bilinebilir.
    Ayasofya ile ilgili olarak çalışmalar yapan Ayasofya Müzesi eski Müdürü Erdem Yücel, vakfiyeden eser olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: "Zaman çok eski, ama vakfiye geleneğinde malın kime devredildiği, ne şekilde olduğu bilinebilir. Ancak üzerine düşülmediği için şu anda bir şey söylemek mümkün değil. Belki şu anda Ayasofya'nın çevresindeki dükkanların en azından mekan vakıf malıdır Böyle ise o zaman dükkanlar da vakıf malı sayılır. Bu dükkanları işletenlerin vakfa kira vermesi gerekir. Bunu Vakıflar Müdürlüğü'nün takip etmesi gerekir. Bu sadece bir varsayım ve bir tahmin. Çünkü buralardan gelen gelirler, Ayasofya'nın tamiratı ve giderleri için harcanır. Onarım ve tamirat için ödenek beklemeye gerek kalmayacak."
    Türbeler Harap
    Ayasofya Külliyesi içinde bulunan Osmanlı dönemine ait mekanlardan birisi de, Osmanlı sultanlarının türbesinin bulunduğu kısım. Türbeler günümüze kadar gelebilmiş ama tam olarak muhafaza edildiği söylenemez. Türbelerde Sultan II. Selim, III. Murat, III. Mehmet, Sultan İbrahim ve I. Mustafa'nın sandukalarının yanı sıra, şehzadelerin, sultan eşlerinin ve çocuklarının da mezarları bulunuyor. III. Murat'ın annesi Safiye Sultan, Mihriban, Fatma Sultanlar başta olmak üzere yirmi bir kızı, Sultan I. Ahmet'in şehzadelerinden Kasım, Sultan III. Mehmet'in üç oğlu, iki kızı, Sultan İbrahim'in bir şehzadesi ile iki sultanı olmak üzere elli dört sanduka bulunuyor. Ayrıca türbenin yanında, Sultan Murat'ın oğullarının gömülü bulunduğu şehzadeler türbesi yer alıyor.
    Osmanlı sultanlarına ve şehzadelerine ait Ayasofya'daki türbeler itina ile yapılmasına rağmen, daha sonra kendi haline bırakılmış. Cumhuriyet döneminde kapısına kilit vurulan türbelerin duvarları çatlamış, sandukaların üzerlerini örten malzemeler dökülmüş, metruk hale gelmiş. Sanat Tarihçisi Erdem Yücel'in Ayasofya Müzesi Müdürü olarak atanmasından sonra türbeler elden geçirilmiş, baştan sona tadilatı yapılmış. Yücel, tamirat ve tadilatla yetinmemiş, bir de burayı yerli yabancı turistlerin ziyaretine açmış. Ancak Yücel'in görevinden ayrılmasından sonra türbeler tekrar kapatılmış. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Yücel, tekrar görevine başlamış, türbeler de tekrar açılmış. 1996 yılına kadar Yücel'in görev süresiyle birlikte türbeler açık kalmış, bu tarihten sonra tekrar kapatılmış. Yani gitmiş türbeler kapatılmış. Şimdi ise türbeler kapılarına kilit vurulmuş ve kendi hallerine bırakılmış durumda.
    Ayasofya Müzesi eski Müdürü Erdem Yücel, türbelerin tekrar harabeye dönüştüğünü belirterek şunları söylüyor: "Türbeler kısmını onarıp ziyarete açtım. Hatta açılışı dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar yapmıştı. Ben görevde kaldığım sürece türbeler ziyarete açıktı. Birçok insan türbeleri ziyaret ederek, Ayasofya'da türbelerin olduğunu öğrendi. Benim olmadığım dönemlerde türbeler kapatılmış.


    Şimdi ise yine kapalı. 4 yıldır türbelerin kapısı açılmamış. Her taraf eski haline dönmüş. Türbelerin hali şu anda harap durumda. Böylesine önemli olan türbelerin kendi haline bırakılmasını anlamak mümkün değil. İlk defa beş Osmanlı Sultanı bir arada bulunuyor. Bu bakımdan da çok önemli bir yer. Bu türbeler sıradan türbeler değil, bir de burada Türk sanatı ortaya koyulmuş. Çiniler, mozaikler ve ahşaplardaki desenler Türk mimarisinin özelliklerini ortaya koyuyor."
     



Sayfayı Paylaş