Evimiz Sonbahar Yazı

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 29 Mayıs 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    EVİMİZ SONBAHAR

    Eylüldü yine kapısını çaldığımız, sonbahardı içine girmek için beklediğimiz. Hani oyunlar oynamışızdır da gün boyu; ölümüne kovalamışızdır gelmeyecek çocukluğumuzu, hani birden akşam olmuştur ve biz yara bere dizlerimizle ve henüz kafiye bulamamış dizelerimizle sokağa bakan merdivenlerinde tepiniyoruzdur açılsa kapı diye. Şanslıysak evimiz tek katlıysa bir de demir parmaklıları varsa sokağa bakan mutfağı annemizin sarkıp kapı açılışını hızlandırabiliriz hani…

    İklim müsaitse gün boyu güneşin yaladığı küçük bedenlerimizi akşamsefasına uygun bir serinliğe de bırakmış olabilirsek, sızlamaya başlardı oyun izi yaralarımız. Şimdilerde ayrılık ertesi sızlar oldu gönül telimizin kuytulukları…

    Benziyor mudur nedir aynı sızıya, benziyor mudur nedir aşk acısı serin bir havadaki yara sızısına?

    Sonbahar!
    Açma kapıyı ya da aç kapıyı! Anlatacaklarım var; daha sana şikâyetler edeceğim yazdan kalmış pişmanlıklarımdan.

    Kapı önü beklemeleri:
    Biliriz ki içerde bekletmenin tatlı bir öfkesi vardır. Hani geç kalmışızdır akşam yemeğine, defalarca seslenen pencereleri dışardan kapatmışızdır; vakti gelmiştir de yok gibi davranırız.

    Yaz biter döneriz yine evimize, ne sinsi ne içten bekleyiştir ondaki. Ne vakit geleceğimizi bilir, sabırla beklerdi içimizdeki yalnızlığın perçinlenmesini. İçimizdeki yaz sıcaklığını atamadığımızı bilir, öylece bekler bizi kapı arkasında.

    Evden kaçmış, isyan etmiş ve bin bir başarısızlıkla eve dönmüş yenik çocuklarıydık sonbaharın. Önce şefkatti gösterdiği yüzümüze sonra da amansız bir ‘ben demiştim!’nutku.

    Sobalar yanmaya başlardı odalarında sonbaharın. Sayısız öykü ve sayısız kızılyaprak dökülür pencerelerinden. Hepsi biz gelmeden öğütlüdür aslında. Ne vakit cama yaklaşsak rüzgâr alırdı sahneyi, çıkamazdık dışarı.

    İçimizdeki pişmanlıkların yıllığını tutardı eylül. Her yıl, her yaz dönüşü tüm utançlarımızın gizlendiği bir yıllıktı. Yerini bilip de dokunamadığımız, tüm bildiklerimizin bizden gizlendiği…

    Uzun uzun çalardık kapısını sonbaharın istemeden… İsteyerek… Beklerdi işte sessiz nefessiz kapı arkasında; içinde kazanmış ve vazgeçilmez olmanın haklı gururu ve bekletmenin tatlı ızdırabı.’Açılsın ve başlasın ne başlayacaksa!’ dediğimiz anlarda açılır kapı…

    Eylül sonbaharın vefalı kızıydı bizse onun hayırsız çocukları…
     



Sayfayı Paylaş