Etnik Tuzak

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Yazar kitabında konu olarak 1994 yılı itibariyle dünya dengelerindeki değişmeyi, yeni oluşumları, Türkiye'nin stratejik açıdan önemini ve izlemesi gereken politikaları, Türkiye'nin sosyolojik ve kültürel durumunu, Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve özellikle etnik bölücülük konusunu ele almıştır.

    Kitaba etnik tuzak isminin verilmesinin sebebi, Avrupa'daki siyasî ortamın 19. yüzyılın etnik ve dinî motiflerine döndürülmeye çalışıldığı ve adeta Ortodokslar arası bir yakın işbirliğine gidildiği bir ortamda, gelişme gücüne sahip ülkelerin önünün etnik tuzaklarla, azınlık senaryoları ile kesilmeye çalışıldığı görülmektedir. Önemli olan etniklik iddiası ileri sürülen sosyal gurubun, o ülkedeki ana kültür kimliğinden farklı olup olmadığının bilimsel olarak ortaya konması değildir. Kitle haberleşme araçlarını veya medyayı elinde bir politika silâhı olarak tutan süper güç veya güçler, eğer kendi menfaatlerine uygun olarak yapay bir etnikleştirme peşinde iseler; hedef alınan ülkelerin aydınları ve siyasetçileri de dış etkilere oldukça açık ve bilgi noksanı içinde iseler, o ülkeyi bir takım tehlikeler bekliyor demektir.
    İşte günümüzde de Türkiye üzerinde birtakım oyunlar oynanıyor ve ülkemizdeki aydın kesim de buna alet olmaktadır. Almanya'nın Wresbaden eyaletinde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye ve Orta Doğu bölgesi 47 etnik guruba ayrılmıştır. Bu guruplandırmanın hangi kritere göre yapıldığı bilinmemektedir ve bu araştırmanın tamamen siyasî maksatlı olduğu açıktır. Türkiyede ırk yönünden, kültür yönünden ve konuşulan dil bakımından böyle bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Türkiye'de yaşayan insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Türkiye'de yaşayan insanların % 98'i kendini Türk olarak adlandırmaktadır. Türkçe'den başka bir dil bilen kişi oranı ise % 8'dir. Türkiye'de etnik guruplandırma yapılamayacağı gibi asimilasyon kavramından da söz edilemez. Asimilasyon (eritme) azınlık gurubun ana gurupla sosyal mesafeye dayanan özelliklerinin ve hayat tarzının hakim guruba uydurulması sürecidir.
    Türkiye kendi üzerinde oynanan oyunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Türkiye gerektiğinde bu etnik oyunları kendine düşmanca tavır sergileyen ülkelere karşı kullanabilmelidir. Örneğin Fransa'nın Alsas-Loren'deki politikaları, Amerika'nın etnik yapısı, İran ve Yunanistan'daki Türklerin durumu, İngiltere'nin İrlanda ile problemleri gerektiğinde bu ülkelere karşı koz olarak kullanılmalı ve uluslar arası gündeme getirilmelidir. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkemizde etnik bölünme yaratmak isteyen ülkelerdeki yapı da ülkemizdekinden pek farklı değildir. İngiltere'de Galli, İskoç, İrlandalı da bulunur ama milletin adı İngiliz'dir. Fransa'da Bask, Brotön, Oksitan ve Frank asıllılar vardır ama milletin adı büyük çoğunluğu teşkil eden hakim gurubun ismini taşır: Fransız...
    Bu durum İspanya'da da böyledir; Belçika'da da. Bu ülkelerin hiç birinde bölgesel dillerle eğitim-öğretim yapılmaz. Yabancı dille eğitim ve öğretim ile yabancı dil öğrenimi arasındaki fark hesaba katılmalı ve bizde uygulatılmak istenen yerel bir dille eğitim-öğretimin sakıncalı olduğu dikkate alınmalıdır. Bu yerel dilin daha doğrusu lehçenin doğru dürüst bir alfabesi bile yoktur. Mahalli yöreler arasında farklılıklar göstermektedir.

    1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla, Türkiye ve Türk dünyasının önünde yepyeni bir gelecek oluşmuştur. Türkiye'nin bölgedeki önemi artmıştır. Türkiye'nin artan önemi ve etkinliği müttefiklerimiz de dahil birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Amerika'nın, Almanya'nın, Rusya'nın ve İran'ın, Türkiye'nin önünü tıkamaya çalışacağı açıktır. Bölgenin petrol ve doğalgaz kaynakları kısacası enerji potansiyeli tüm dünyanın iştahını kabartmaktadır. Bu değişimi yıllar önce Atatürk hayattayken görmüş ve yapılması gerekenleri daha o yıllarda belirtmişti. Biz yıllar sonra bu gelişmeyi göremedik, kendimizi bu gelişmeye hazırlayamadık. Bölgede etkinliğimizi arttırmak için daha fazla çaba göstermeliyiz ve bölgede yaşayan kardeşlerimizle aramızdaki ortak dil ve kültürün geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar yürütmeliyiz.
    Sosyoloji uzmanı olan yazara göre Türkiye'nin önündeki önemli problemlerden biri de sosyal ve kültürel hayattaki yozlaşma ve aile yapısının bozulmaya çalışılmasıdır. Günümüzde kadın konusunda bazı dergi ve kuruluşların birçok toplantı düzenledikleri görülmektedir. Bu çevrelerin cinsel özgürlük ve kadının militanlaştırılması konusundaki faaliyetleri gözden kaçmamaktadır. Bugün aile her toplumda vazgeçilemeyen ve alternatifi olmayan bir müessesedir. Aile yapısının zedelendiği toplumlarda da bu böyledir ve bu toplumlar normal aile ilişkilerini özendirici politikalar uygulamaktadırlar. Toplumun istikrarlı bir yapıya kavuşması için sağlam bir aile yapısına ihtiyaç vardır. Dinimizde ve kültürümüzde kadının çalışması konusunda herhangi bir engel yoktur. Türkiye'deki tartışma ''kadın çalışsın veya çalışmasın'' şeklinde olmaktan ziyade, kadının çalışması halinde mutlaka kendini aileden soyutlayacağı varsayımına dayandırılmaktadır. Kadın böylece aileden kurtulacak ve özgürleşecektir. Oysa evliliklerin %'20 azaldığı Batı toplumlarında ''bugün çalışma hayatında yer alan kadını aile içi fonksiyonlarına nasıl kavuşturabiliriz?'' sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Kadının, erkeğin ve çocukların aile ortamı içinde sosyal çevrenin doğurduğu gerginlikleri gidereceği, mutluluk ve moral bulacağı beklentisi vardır. Batı ülkelerinde bugün evlilik dışı cinsel ilişki, kocasız annelik gibi hususlar "social deviance" sosyal sapma olarak görülmektedir. Aile yapısını bozucu medya ve televizyon yayınları engellenmeli ve aile yapısının korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.
    Sonuç olarak yazar kitabında Türkiye'nin önünü tıkamak, gelişmesini önlemek için Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve bu oyunları engellemek için yapılması gerekenleri, uygulanması gereken politikaları incelemektedir. Sosyoloji uzmanı olan ve Türkiye gerçeklerini iyi bilen yazar, konuyu kapsamlı bir şekilde ele almış, yapılan yanlışları ve yapılması gerekenleri açıkça belirtmiştir. Etnik bölünme, toplum üzerindeki televizyon ve medyanın etkisi, çağdaşlaşma, asimilasyon ve kültürel kimlik konusundaki tespitleri dikkate değerdir. Bence de siyasette yıllarca tartışma konusu olan Garplılaşmak, Türkleşmek ve İslâmlaşmak fikirleri günümüzde bir senteze doğru gitmektedir. Bugünün koşullarına ve ihtiyaca göre Türk aydını ve politikacısı bu 3 tarzın hepsini kullanmak ve değerlendirmek zorundadır. Bağnazlığı ve tutuculuğu bırakıp ülke yararlarını ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak zorundadırlar. Dış politikada daha akılcı, cesur ve uzun vadeli politikalar üretilmelidir.
    Tarih boyunca ve günümüzde, ülkenin aydın kesimi arasında yer alan biz ordu mensupları, oynanan bu oyunların farkında olmalı ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirmeliyiz. Konuşurken dikkat edilmeyen ve yanlış kullanılan birkaç kelime ve kavramla bile bu tür oyunlara kolayca alet olunabileceği unutulmamalıdır. Ülke yararına olan birçok konuda olduğu gibi biz askerler bu konuda da başı çekmeli ve diğer vatandaşlarımıza örnek olmalıyız.
     



Sayfayı Paylaş