Etkileyici Hayat Hikayeleri

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 9 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    HAYAT BİR GÜNDÜR ODA BU GÜNDÜR

    Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babamsarılır öper sonra da hadi odana git derdi. Yemek hazırlanınca annemçağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir' Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım bir çift laf da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye çıkışır beni odama gönderirdi.

    Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yolalırdım. Babam arkamdan 'Bizim bir odamız bile yoktu her şeye sahiphâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.

    Yemekten sonra babam kanepeye uzanır eline kumandayı alır televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsabeni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz
    ucuyla bakıyor resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu.

    'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum. Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?

    Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım dedi 'Çok güzel olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır bu adam benimbu çocuk sensin bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır o büyük adam benim bu küçük adam sensin bu küçük kız da annem.' dedim.

    Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulupçalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var daha ne istiyorlar' diye.

    Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı . Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki
    sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi Farkında' Olmalı İnsan...Kendisinin Hayatın Olayların Gidişatın Farkında
    Olmalı

    Ömür Dediğin Üç Gündür
    Dün Geldi Geçti
    Yarın Meçhuldür

    O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür
    O Da Bugündür


    Çok etkileyici bir aşk hikayesi harikanın üstünde

    Hakan ve Hülya adında iki genç varmış. Kız güzelmi güzel genç yakışıklı mı yakışıklıymış bu iki genç birbirlerini sevmiş ve bir flort döneminden sonra evlenmeye karar vermişler. İkisinin durumu iyi ve zengin ailelerin çocuklarıymışlar ve sonunda Hakan ve ailesi Hülyayı istemeye gitmişler. Nişan yüzükleri takılmış ve evlilik günleri belirlenmiş. Bir gün Hakan Hülyayı aramış kız telefona bakmış " Aşkım ne yapıyosrsun" demiş. Kız yemek yaptığını yemek yiyeceğini söylemiş. Hakan" aşkım yemeğini yedikten sonra seni almaya gelecem birlikte sinemaya gideriz iki tane bilet aldım" demiş. Kız "tamam aşkım gidelim" demiş ve telefonu kapatıp yemeğe devam etmiş.tam o sırada tüp patlamış bütün tüp parçaları Hülyanın vücudunu delik deşik etmiş.. Hastaneye yoğun bakıma kaldırmışlar. Hakan koşa koşa hastaneye gitmiş. Hülya onunla görüşmek istememiş. Çünkü suratı yanıktan öyle iğrenç bi hal almış ki yüzüne ve vücuduna bakınca insan iğreniyormuş. Annesi Hülyanın yanına gelmiş ve "kızım Hakan perişan bir halde neden onu görmek istemiyorsun " demiş. kız" anne sen böyle yüzümün haline bakmaya iğreniyorsun o nasıl baksın. Söyle ona beni güzel halimle hatırlasın herşey bittisakın beni aramasın". Anne kızın dediklerini çocuğa aynen iletmiş. Çocuk üzüntüyle hastaneden çıkmış ve arabasını süratle kullanmaya başlamış ve trafik kazası geçirmiş kör olmuş. Annesi tekrar kızın yanına gelmiş ve Hakana olanları anlatmış. "Artık evlenmeniz için hiç bir mani yok artık birbirinize destek çıkmalısınız, bak hem artık istesede seni göremez" demiş. Bunun üzerine kız Hakanla evlenmiş. İki tane çocukları olmuş ve yıllar sonra Hülya kalp krizinden ölmüş. Öldüğü gün çocukları anlamışlar ki babaları kör değilmiş ve aslında hiç kör olmamış.
     



Sayfayı Paylaş