Eskişehirin Tarihi Yerleri Hakkında Bilgi

Konusu 'İç Anadolu Bölgesi' forumundadır ve hakan788 tarafından 28 Eylül 2016 başlatılmıştır.

  1. hakan788 Well-Known Member


    Eskişehirin Tarihi Yerleri Hakkında Bilgiler

    Türkiye’nin İç Anadolu bölgesinde bulunan bir şehirdir. Öğrenci şehri olarak bilinen Eskişehir Sosyal ve Kültürel zenginlikleri ile de ön plandadır. Şifalı suyu ve Lüle taşı ile ülkenin ön planında bulunur.

    Tarihi Yerleri; Odunpazarı Evleri, Yediler Parkı, Atlıhan Çarşısı, Adalar ve Porsuk Çayı, Osmanlı Evi, Alaadin Cami, Köprübaşı Esnaf Sarayı, Taşbaşı, Kurşunlu Külliyesi, Reşadiye Camii, Şeyh Edebalı Türbesi, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi Zaviyesi, Lületaşı Müzesi, Havacılık Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Seyitgazi Bor Ve Etnoğrafya Müzesi, İnönü Karargah Ve Savaş Müzesi, Cumhuriyet Tarihi Müzesi, Yunus Emre Müzesi, Seyyit Battal Gazi Külliyesi, Nasrettin Hoca'nın Evi, Gerdek Kaya Anıtı

    ESKİŞEHİR’DEKİ KÜLLİYELER, CAMİLER, TÜRBELER

    Kurşunlu Külliyesi
    Eskişehir'de Çoban Mustafa Paşa tarafından XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde kurulan külliye Odunpazarı semtinde bulunan eser Üsküdar Payas güzergâhındaki menzil külliyelerinden biridir. Cami girişinin üstünde yer alan kitabeden ebced hesabına göre 921 (1515) tarihi çıkmaktadır. Ancak kitabede Kanunî Sultan Süleyman'ın adından ve banisi Mustafa Paşa'nın vezirliğinden bahsedilmektedir. Çoban Mustafa Paşa'nın vakfiyesi ise 1526 tarihlidir. Kitabedeki tarih, ifadeler ve vakfiyenin tarihi dikkate alınarak külliyenin 1515-1526 yılları arasında inşa edildiği belirtilmektedir. Külliyenin mimarı henüz tam olarak belirlenememiştir. Mimar Sinan'dan önceki baş mimar olan Acem Ali'nin döneminde inşa edilen ve büyük ihtimalle Acem Ali'ye ait olabileceği belirtilen külliyelerden hareketle bu külliyenin mimarınında Acem Ali olabileceği ileri sürülür. Bu konuda kitabedeki 1515 tarihinden çok Kanunî Sultan Süleyman'ın adı ön plana çıkarılarak yorum yapılmıştır. Mimar Sinan'ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü'1mi'morîn'de sadece kervansarayın adı kayıtlı olup diğer yapılardan söz edilmemiştir. Mimar Sinan'ın bu külliyede yalnız kervansarayda tamir yapmış olabileceği düşünülebilir. Külliyenin 9 Cemâziyelevvel 1248'den (4 Ekim 1832) biraz önce sona eren bir tamir geçirdiği bilinmektedir. Ayrıca külliyenin değişik binalarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1955"ten günümüze kadar birtakım onarımlar gerçekleştirilmiştir.

    Mustafa Paşa'nın vakfiyesinde belirtildiğine göre külliye cami, yirmi hücreli bir zaviye, Sıbyan Mektebi, misafirhane (tab-hâne), mutfak, odun deposu, fırın, yemekhane, düşkünler evi, çeşme ve ahırdan (kervansaray) oluşmaktadır. Günümüzde cami, Sibyan Mektebi, misafirhane, mutfak, yemekhane ve kervansaray ayaktadır. Külliyenin kuzey girişinin sağındaki çeşmenin vakfiyede kayıtlı çeşmeyle ilgisini tespit etmek güçtür. Caminin kuzeyindeki şadırvan 1960"Iı yıllarda yapılmıştır. Bu şadırvan, baklavalı başlığa sahip sekiz mermer sütunun desteklediği geniş saçaklı bir küçük kubbeyle örtülmüştür. Külliyeyi oluşturan binalar külliyenin çekirdeği olan caminin doğu, güney ve batı tarafında" U" düzeninde sıralanmıştır. Duvarla birbirine bağlanan yapılar aynı zamanda bir dış avlu meydana getirmektedir. Dış avlunun çevreyle irtibatı her kenarındaki birer kapıyla sağlanmaktadır. Arazinin durumundan dolayı külliye binaları arasında kod farklılığı bulunmaktadır.

    Alaaddin Camii
    Odunpazarı Alaaddin parkının güneyinde yer alan cami, minare kitabesinden 13. yy’ın ikinci yarısına (1268 yılına) tarihlendirilmektedir. Ancak minare günümüze ulaşmamıştır. Tek mekanlı, dikdörtgen planlı yapı, son cemaat yerinin tavanının düz olması dışında kubbe ile örtülüdür. Tüm duvarları moloz taş örgü, tavan ve kubbede ise ahşap kaplama görülmektedir. Yapı inşa edildiği dönemin özelliklerini tamamen yitirmiştir. Caminin banisi Cacaoğlu Cibril, Mevlana’nın müritlerindendir.

    Sivrihisar Ulu Camii
    Selçuklulardan günümüze kalan en önemli tarihi eserlerden biridir. 1274 yılında Eminiddin Mikâil (Mevlâna Celâleddîn’in yakın arkadaşı) tarafından yapılmıştır. Sivrihisar eski kadısı (Fatih Sultan Mehmet’in ilk veziri, İstanbul’un ilk Kadısı) Hızırbey tarafından tamir ettirilmiştir. Minaresi caminin yapılışından 139 yıl sonra Hacı Habip tarafından yapılmıştır. Cami dikdörtgen şeklinde, 67 ağaç direk üzerinde düz çatı şeklinde inşa edilmiştir. Bu kalın direklerden dört tanesi zamanın özgün ağaç oymacılığı ile işlenmiştir. Bu direklerin alt ve üst tarafında mermerden oyma işçiliği uygulanmış sütun başlıkları vardır.

    Caminin dört kapısı bulunmakta, bunlardan doğu ve batı olmak üzere iki kapısı kullanılmaktadır. Batı tarafında bulunan büyük giriş kapısının sağ kanadında “Allah birdir, hiçbir kimseyi O’na ortak etme, istediğinizi yalnız ondan isteyiniz.” Sol kanadında ise mescitler Allah içindir.” Yazıları oyulmuştur.

    Cami içindeki minber el işçiliği bakımından çok değerlidir. Yanan Kılıç Mescidi’nden Ulu Camiye getirilmiştir. Ulu Caminin yapımından 40 yıl önce (643 göç yılı) Hasan İbni Mehmet tarafından yapılmıştır.

    Sivrihisar Kurşunlu Camii
    Yerinde bulunan Selçuklu mescidi yıkılarak 1520 yılında Şeyh Baba Yusuf tarafından yapılmıştır. Cami kubbelidir. Camide bir büyük kubbe ve yanlarında iki küçük kubbe bulunmaktadır. Kubbeler kurşun ile kaplıdır. Camiye büyük bir kapıdan girilmektedir. Ses akustiği çok güzeldir. Cami önündeki Kurşunlu Cami çeşmesinin devamlı suyu akmaktadır. Cami bitişiğinde Hamdi Babanın yakınlarına ait türbe ve bahçesinde türbedarlara ait mezarlar bulunmaktadır.

    Sivrihisar Seyyit Mahmut Suzani Külliyesi ve Cami
    Seyyit Mahmut Süzani Külliyesi’nin bir parçası olan bu cami Bahadır Ömer’in oğlu büyük Kadı Yakup tarafından 749 göç yılında yapılmıştır. Caminin çevresi bir külliye iken hastane olarak kullanılmıştır. Daha sonra yıkılmıştır. Halen metruk durumdadır. Aslına uygun olarak yeniden yapılması düşünülüyor. Caminin ön kısmında Kadı Yakup Hocanın kabri bulunmaktadır.

    Seyitgazi Seyyit Battal Gazi Külliyesi
    Cami ve türbe, kilisenin doğusunda ayrı bir yapıdır. Türbe, cami ve mescit bölmelerinden ibarettir. 1208-1209 tarihinde I. Alaaddin Keykubat'ın annesi tarafından yaptırılmıştır. Blok taş işçiliğinde inşa edilmiştir. Osmanlı Dönemi taş ve tuğla işçiliğiyle onarım görmüştür. Kuzey ve batı tarafı sivri kemerli revaklarla çevrilidir. Giriş kuzeyden basık kemerli iki kitabesi bulunan kapıdan sağlanmaktadır. Kapıdan üç küçük kubbe ile örtülü mekana girilir. Bu mekandan cami, Seyyit Battal Türbesi'ne, mescit odaya geçiş sağlanır.

    Cami, kare planlı, sade mihraplı ve minberlidir. Tok kubbe örtüsü yan duvarlardaki sivri kemerlerin taşıdığı tanbura oturmaktadır. Doğusunda minaresi vardır.

    Kilise, Külliye'nin güneybatısındadır. Kızlar Manastırı olarak da bilinir. Bizans yapısı üzerine 13. yy'da Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından türbe ve medrese hizmetinde kullanılmak üzere yeniden inşa edilmiştir.

    Han Hacı Hüsrev Paşa Camii
    Eskişehir’in Han İlçesinde 17. yy’da külliye olarak inşa edilen yapıdan günümüzde sadece cami ayaktadır. Caminin üzerinde yapıldığı tarihi veya banisini gösteren bir kitabe bulunmasa da, Külliye’nin, IV. Murad sadrazamı olan Hüsrev Paşa’ya ait olduğunu belirten vakfiyesinden öğreniyoruz.

    Yapı blok taşlardan inşa edilmiştir. Tonozlu bir portal ile avluya girilmektedir. Sundurma çatılı son cemaati yeri vardır. Cephede üç sivri nal kemerli, portal kapı üstü süsleme (boya ile) sivri kemerli pencereler petek bölümlü pervazlı, blok taşlardan, pencereler sivri kemerli, pervazlı, güney bölümünde bir bölüm kilise duvarı korunmuştur. Tek şerefeli bir minaresi vardır. Haç planlı yapının, orta kubbesi pandantifli ve dört yarım kubbelidir. Kubbe üzeri çatısı kiremit örtülüdür.

    ESKİŞEHİR’DE TÜRBELER

    Yunus Emre Türbesi ve Mezarı
    Eskişehir’e bağlı, Mihalıççık İlçesi Yunus Emre Beldesi’nin (Sarıköy) kuzeydoğusunda Eskişehir-Ankara demiryolunun hemen güneyindedir. Yunus Emre’nin ilk mezarı 13.yüzyıla ait olup, demiryolu bitişiğinde dikdörtgen planlı taşlardan, 1,5 - 2 m. yüksekliğinde avlu duvarları içindedir. 13.yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre, Yunan İşgalinde yıkılan ilk mezarından 1949 yılında alınarak bir törenle poryum üzerindeki ikinci mezarına, 1970 yılında da üçüncü mezarına nakledilmiştir. Üçüncü mezarı 13.yüzyılda Selçuklu mimarisini andıran 8 sütunlu, kemerli, etrafı açık sekizgen bir mekan türbe halindedir. Yunus Emre tüm insanları sevgiye, birlik ve beraberliğe çağıran halk aşığıdır. Mezar taşının ön cephesinde yazılı olan “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” sözlerinde Yunus Emre’nin yaşam felsefesi özetlenmektedir.turkeyarena.net Türbede mezarın dışında çeşme, müze, cami, minare, şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre’nin bir heykeli bulunmaktadır.

    Seyyit Battal Gazi Külliyesi
    Seyyitgazi İlçesi Seyyit Battal Gazi Külliyesi içerisinde bulunan türbe, 5 m uzunluğundadır. Seyyit Battal Gazi'nin sanduka mezarın bulunduğu türbe, sekizgen planlı ve mihraplıdır. Avluya bakan pencerenin üst kısmında mermer kitabesi vardır. Üst kısım kubbe ile örtülüdür.

    Süceattin Veli Türbesi
    Sücaattin-i Veli Türbe ve Külliyesi Seyitgazi İlçe Merkezine 7 km toprak yolla bağlı Arslanbeyli Köyü’ndedir. Kare planlı, üzeri kubbe örtülüdür. İmareti ile birlikte 1511-1517 yıllarında Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Külliyede Ali Mürüvvet Paşa Türbesi vardır. İstiklal Harbi sırasında çok tahrip edilmiş, ilk restorasyon 1969 yılından itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğünce başlanmış ve yapılmıştır.

    Melikgazi Türbesi
    Seyitgazi İlçesi’nde Doğançayır Köyü’nde bulunan Erken Osmanlı Dönemi türbesinde, Roma ve Bizans Dönemi parçaları çokça kullanılarak yapılmıştır. Üst kısımlarda kirli sarı-mavi-yeşil renklerle bitki motifleri ve eski yazılar çok harap durumdadır. Avluda çeşitli yapı kalıntı izleri görülmektedir.

    Himmet Baba Türbesi
    Kümbet köyü kayalığındadır. Plan, teknik ve malzeme özellikleriyle 13. yüzyıla tarihlenir. Dıştan sekizgen gövdeli, içeriden daire planlıdır. Gövdesi kesme taşlarla örülmüş olup, üzeri tuğladan piramidal külah çatı ile kapatılmıştır. Giriş kapısında Bizans Dönemine ait mermer mimari parçalar kullanılmıştır. Etrafındaki hazirenin mezar şahideleri üzerindeki kitabelerden Osmanlı dönemine kadar kullanıldığı anlaşılır.
     



Sayfayı Paylaş