Eshabın kadın kahramanlarından: Ümmü-i Ümare Nesibe Hatun

Konusu 'Sahabeler' forumundadır ve abdulkadir tarafından 29 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Ümm-i Ümare, Uhud gazasına, kocası Zeyd bin Asım, oğulları Habib ve Abdullah ile birlikte katılarak, secaat ve kahramanlıklar gösterdi Gazilere su dağıtmak ve yaralarını sarmak vazifesiyle katıldığı savaşın en şiddetli bir anında, Resulullah efendimize saldıran bir müşriki atından aşağı düşürüp öldürdü
    Ok, kılıç ve kalkan kullanarak düşmana saldırırken kendisi de birkaç yerinden yaralandı Yaralı hâliyle kocasını ve oğullarını savaşa teşvik etti Düşman, Resulullah efendimize hangi istikametten saldırırsa, hemen kocası ve oğullarıyla oradan müdafaa ederlerdi
    Çarpışmaya koyuldum
    Ümm-i Ümare der ki: “Gündüzün başlangıcında Uhud’a vardım Halk ne yapıyor bir bakayım dedim Yanımda bir kirba ve içinde su vardı Resulullahın yanına kadar gittim Kendisi, o sırada Eshabı arasında bulunuyordu Bu zamanda müslümanlar savaş üstünlüğünü devam ettiriyorlardı
    Müslümanlar dağılmaya başlayınca, Resulullahın yanına vardım Çarpışmaya koyuldum Kılıçla, okla müşrikleri Resulullahtan uzaklaştırmaya çalıştım Bu arada da yaralandım Resulullahın yanında on kişi kalmamıştı Ben, oğullarım ve kocam, Resulullahın önünde çarpışıyor, müşrikleri ondan uzaklaştırıyorduk
    Bir ara Resulullah efendimiz, benim yanımda kalkan bulunmadığını gördü Yanında kalkan bulunanlardan birisine buyurdu ki:
    - Ey kalkan sahibi, kalkanını çarpışana bırak!
    O kimse kalkanını Resulullaha verdi Ben de Resulullah efendimizden alıp, onunla korundum
    Bize ne yaptılarsa, müşrik süvarileri yaptılar Atlı bir adam gelip, bana vurdu Kalkanımla korundum Ben de onun atının ayaklarına kılıç çaldım At arkaüstü yıkılınca, Peygamber efendimiz oğlum Abdullah’a şöyle buyurdu:
    - Ey Ümm-i Ümare’nin oğlu! Annene, annene yardım et!”
    Ümm-i Ümare’nin oğlu Abdullah ibni Zeyd anlatır:
    “Uhud günü sol kolumdan yaralanmıştım Beni, hurma ağacı gibi upuzun bir adam vurmuştu Resulullah efendimiz; “Yaranı sar” buyurdu Anam yanıma geldi Yaraları sarmak için yanında bulunan hazır bezlerle yaramı sardı
    Herkes katlanabilir mi?
    Bu sırada Resulullah efendimiz bana bakıyordu Annem, yaramı sardıktan sonra, bana dedi ki:
    - Kalk yavrucuğum! Müşriklerle çarpış!
    Resulullah efendimiz de buyurdular ki:
    - Ey Ümm-i Ümare! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye, herkes katlanabilir, dayanabilir mi?
    Beni yaralayan müşrik o sırada oradan geçiyordu Resulullah efendimiz tekrar buyurdular ki:
    - İşte, oğluna vuran adam!
    Annem, hemen onun önüne geçip, bacağına vurup çökertti Bunun üzerine, Resulullahın, mübarek dişleri görünecek kadar gülümsediğini gördüm Sonra buyurdu ki:
    - Allaha hamd olsun ki, seni düşmanına muzaffer kılıp, gözünü aydın etti Öcünü almayı sana gözünle gösterdi”
    Peygamber efendimiz, Uhud savaşında Ümm-i Ümare’nin oğlu Abdullah’a buyurdu ki:
    - Ey Ümm-i Ümare’nin oğlu!
    Hz Abdullah, “Buyur ya Resulallah” deyince, ona, taş atmasını buyurdu
    Hz Abdullah, önünde gitmekte olan atlı müşrike bir taş attı Taş, atın gözüne değince, at ürktü ve at da, atlı da yere yıkıldı Hz Abdullah taşa tutup, o müşriki yaraladı
    Su dağıtıyordu
    Ümm-i Ümare, Uhud’da oğlu yaralanınca, oğlunun yarasını ve diğer sahabilerin yaralarını sarıyor, susuz olanlara su dağıtıyordu Daha sonra, eline bir kılıç alarak çarpışmaya başladı
    İbni Kamia kâfiri, Resulullahı öldürmeye yemin etmişti Resulullahı gördü Resulullaha hücum edince, Ümm-i Ümare atının önüne geçti Atını durdurup İbni Kamia’ya saldırdı O müşrikin üzerinde zırh olduğu için darbeleri pek tesir etmedi Zırh olmasaydı, o da öldürülen diğer müşriklerin yanına gidecekti
    Sonunda o müşrikin şiddetli bir hücumu ile boynundan ağır yaralandı Resulullah efendimiz onun için buyurmuştur ki:
    - Uhud günü ne tarafıma baktıysam, hep Ümm-i Ümare, hep Ümm-i Ümare’yi gördüm
    Nesibe Hatun, bu savaşta oniki-onüç yerinden yaralanmıştı Bunlardan en ağırı, İbni Kamia’nın, boynunda açtığı yaraydı Resulullah efendimiz, oğlu Abdullah’a bu yarayı sarmasını emrettiler Sonra buyurdular ki:
    - Ev halkınızı Allahü teâlâ mübarek kılsın Senin annenin makamı filan ve filanların makamından hayırlıdır Allahü teâlâ sizin ev halkınıza rahmet etsin!
    Bir sene tedavi gördükten sonra bu yara iyileşti
    Müseylemet-ül Kezzab, yalancı peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkınca, Ümm-i Ümare’nin oğlu Habib, Amman’dan Medine’ye gelirken esir düştü Müseyleme, kendisinin peygamberliğini kabul etmesini istedi Habib onu tasdik etmeyince, tek tek uzuvları kesilerek şehit edildi
    Ölümünü göstersin
    Bunu işiten Ümm-i Ümare Müseyleme’nin ölümünü göstermesi için Allahü teâlâya duâ etti Yaşı altmışın üzerinde olmasına rağmen, oğlu Abdullah’la beraber Yemame savaşına iştirak etti Savaşın şiddetli bir anında, müslümanların dağılmaya başlamaları üzerine, kılıcını çekerek düşmana hücum etti Oniki yerinden yara aldı Müseyleme’yi de yaraladı
    Ümm-i Ümare’nin oğlu Abdullah’ın da bulunduğu, bir grup müslümanın önünden atla kaçmaya çalışan Müseylemet-ül Kezzab, Hz Vahşi tarafından mızrakla vurularak öldürüldü
    Ümm-i Ümare bu savaşta kolunun birini kaybetti İslâm ordusunun kumandanı Halid bin Velid, kendisiyle yakından alâkadar oldu Yaralarını sardırdı Böylece Müseyleme’nin ölüşünü görmüş oldu
    Bir gün Nesibe Hatun, Peygamberimize dedi ki:
    - Ya Resulallah, Allahü teâlâya duâ et de cennette sana komşu olalım Peygamber efendimiz de, “Allahım! Bunları, cennette bana komşu ve arkadaş et” diye duâ etti Bunun üzerine Ümm-i Ümare dedi ki:
    - Bu bana kâfidir Artık dünyada ne musibet gelirse gelsin, hiç ehemmiyeti yok
    Melekler duâ ederler
    Birgün Resulullah efendimiz Ümm-i Ümare’nin evine teşrif ettiler Ümm-i Ümare de yemek ikram etti Resulullah efendimiz "Sen de ye" buyurdular O da oruçlu olduğunu arz etti Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki:
    - Bir oruçlunun yanında yemek yenildiği zaman, sofra kalkıncaya kadar, melekler oruçluya duâ ederler
    Hz Ebu Bekir de hilafeti zamanında, kendisini evinde ziyaret eder, hâlini, hatırını sorardı Hz Ömer zamanında, bir savaşta elde edilen ganimetler içinde kıymetli kumaşlar da vardı Bunların en kıymetlisi olan altın sırmalı bir elbise, Hz Ömer’e isabet etti
    Herkes gelinine veya hanımı Hz Ali’nin kızı Ümm-i Gülsüm’e verecek diye beklerken, Hz Ömer, “Bu elbiseye Ümm-i Ümare herkesten daha layıktır” buyurdu ve arkasından ilave etti:
    - Resulullah efendimizin, “Savaşta ne tarafa baktımsa, hep Ümm-i Ümare, hep Ümm-i Ümare’yi gördüm” buyurduğunu işittim
    Bunları söyledikten sonra elbiseyi Ümm-i Ümare’ye gönderdi
    Ümm-i Ümare Uhud’dan başka, Hudeybiye, Hayber Umret-ül kaza, Huneyn ve Yemame gazalarına da katıldı Biat-i Rıdvan’da hazır bulunmakla şereflendiler Oğulları Habib ve Abdullah da, Peygamber efendimizin bütün gazalarına iştirak ettiler
    Ümm-i Ümare, ensarın Hazrec kabilesinden olup, Medine’nin ileri gelen ailelerindendir Mazin bin Neccar’in evladındandır Annesi, Rebab binti Abdullah’tır Tahminen miladî 573 yılında doğdu İkinci Akabe biatında bulunarak, zevciyle birlikte müslüman olmakla şereflendi
    Onlardan da biat aldım
    Akabe’de, kocası Zeyd biat ettikten sonra, Peygamberimize gelerek dedi ki:
    - Ya Resulallah! Ümm-i Ümare ve Ümm-i Müney adlı iki kadın da bizimle birlikte biat için gelmişlerdir
    Bunun üzerine Resulullah efendimiz, “Hangi şartlarda sizden biat aldımsa, onlardan da aynı şartlarda biat aldım Ellerini tutup müsafeha zarureti yoktur" buyurdular ve kadınların elini tutmadılar
    Ümm-i Ümare’nin ilk kocası ensardan Zeyd bin Asım’dır Zeyd’den Abdullah ve Habib isminde iki oğlu vardı Her iki oğlu da Bedir savaşına katıldı Diğer gazaların hepsine birlikte iştirak ettiler
    Hz Zeyd’in vefatından sonra Ümm-i Ümare, Guzeyye İbni Amr’la evlendi Bu zattan da oğlu Temim ve kızı Havle dünyaya geldi Ümm-i Ümare’nin ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir Ancak Medine’de vefat etmiş, Bakî kabristanına defnedilmiştir
    Ümm-i Ümare’den, Abbad ibni Temim, Hâris ibni Abdullah ibni Kâb, İkrime ve Leyla hadis rivayet etmişlerdir
     



Sayfayı Paylaş