En Güzel Muğla Türküleri

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 16 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    - Bodrum Hakimi
    - Çökertme
    - Ferahidir Gızın Adı
    - Karaova düğünü
    - Ormancı

    Çökertme Türküsü Hikayesi

    Memleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği yıllardı.Ege ‘de Yunan var.Eli silah tutan tüm gençlerin bellerinde pistov,
    ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları, taşları, ovaları mesken tuttukları yıllar...Küçük Menderes ‘ten, Köyceğiz'e, Denizli ‘den Bodrum'a her karış toprakta onların alın teri.
    Bir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip gönderdiği yöneticilerle.Bir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da işbirlikçilerle boğuşuyorlar.İşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir delikanlı vardı.Mertti.İyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdi.Çam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurdu.Yiğitliği de dillerdeydi.Bir de “Bodrum kaymakamı”
    vardı.Halk düşmanı , astığı astık, kestiği kestik.İstanbul ‘un da gözde adamı.Adına da “Çerkez Kaymakam “ derlerdi.Halk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir eli balda.Sandal sefaları,
    gece alemleri...Etrafında etek öpenler, fedailik yapanlar...Milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı yemeklerle donatılmış sofralar...

    Bir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardı.Bitez yalısında otururdu.Sahilde şipşirin bir köy.Köyün yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişler.Herkes güzel Gülsüm ‘ü yiğit Halil ‘e yakıştırıyordu.
    Gülsüm adı Halil ‘le beraber anılırdı.Bunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştı.Etrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar.”Gülsüm güzel kız.Saraylara layık.Halil
    gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olur.Sen evet de on Gülsüm getirelim sana.Zaten Halil dağda, çetelerle dolaşıyor.” diyerek şişirmişler.Amaçları kaymakama yaranmak, hem de çıkarlarına
    taş koyan Halil ‘e zarar vermek...

    Çerkez Kaymakamın ‘ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce .Hem güzel Gülsüm'e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlar kaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularını.
    Bir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler Gülsüm ‘ü.Gülsüm ‘ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal göründü.Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyordu.

    Bir yanda kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan Halil'in sandalı.Yanında en güvendiği arkadaşı İbrahim Çavuş.İbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları
    gözlüyor.Millet sahile dökülmüş yürekleri ağzında seyrediyor onları.

    Halil'in sandalı uçuyor gibi.İki sandal burun buruna geldi vuruşma başladı.Patlayan silah sesleri.Ve ardından Gülsüm'ün figanı.İbrahim Çavuş'un figanı. İbrahim Çavuş kapanmış sandala haykırıyordu.”Gitti.Yiğit Halil gitti.Vurdular Halil'i.Kalleş
    Kaymakamın adamları vurdu Halil‘i.
    Kolcuların sandalı Bodrum'a hızla Gülsüm ‘ü götürürken, Halil'in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu.Sonra sandaldan çıkardılar Halil'i.Oluk oluk kan akıtordu. İbrahim Çavuş'un kollarında verdi son nefesini.Sonra kalabalığı bir uğultu sardı.
    Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli.Bunların arasından da yanık içli bir ses yükseldi.Ağlayan,ağlatan...
     



  2. CAN Well-Known Member

    Bodrum Hakimi Türküsü Hikayesi

    Intihar eden Mefaret Hanim'in öyküsü yarim asirdir filmlere konu oldu, türküsü Bodrum ve Milas yöresinin dilinden düsmedi ama kimse "gerçegi" bilemedi. Bodrum Hakimi, simdi, Tolga Çandar'in çikardigi "Türküleri Egenin 2" albümüne adini verdi. Iste size birden fazla gerçegi olan yasanmis bir öykü.

    Bodrumlular erken biçer ekini
    Felege kurban mi gittin
    Bodrum Hakimi

    Türkiye'nin ilk kadin hakimlerindendi Bodrum Hakimi. Tek görev yeri Bodrum degildi elbet, ama Bodrumlular onu öyle sevmislerdi ki... Bu dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanima saygiyla karisik bir sevgi duyuyorlardi. Aslen nereli oldugu önemli degildi, "Bodrum Hakimi" idi o.

    "Mefaret Tüzün (Bodrum Hakimi) Tavsanli 1906 - Bodrum 1954
    Türkiye'nin ilk kadin hakimlerinden olan Tüzün, 24 Eylül 1951 yilinda Bodrum'da göreve basladi. Kesiflere at sirtinda gidip gelen hakime hanim, cesurlugu ve girisimciligiyle kisa zamanda yöre halkinin sevgisini kazanmisti. 1954'te kaybettigi nisanlisinin ardindan Tüzün'ün de beklenmedik ölümü, Bodrum'da büyük üzüntü yaratti. Bodrumlular, Hakim'e olan sevgilerini adina bir türkü yakarak yasatmaya çalismislardir".

    Bodrum'da iz birakanlar takviminde böyle tanitiliyor Bodrum Hakimi Mefaret Tüzün. Hakkinda bundan fazlasini ögrenmek de pek mümkün degil zaten. Denediginiz zaman resmi makamlardan da Bodrum'un yaslilarindan da ayni tepkiyi aliyorsunuz: "Niye soruyorsunuz? Geçmis zaman, ne olmussa olmus bitmis iste, ögrenip de ne yapacaksiniz?" Bodrumlular söz birligi etmisçesine 43 yildir sakliyor Mefaret Hanim'in ölüme götüren sirri.

    Mefaret Hanim'in arkasindan halkin yaktigi türküyü yillar sonra seslendirip yeni albümüne alan Tolga Çandar, uzun süre bu sirrin izini sürmüs. Ama zar zor açtigi her kapinin arkasinda birbirinden farkli öyküler çikmis karsisina.

    Bunlardan bir tanesine göre, Hakim Hanim Bodrum'da bir gence idam cezasi vermis. Bunun üzerine çocugun agabeyi onu kaçirip Turgutreis'in karsisindaki Çatal adalarinda tecavüz etmis. Bundan çok etkilenen Mefaret Hanim da dönüste kendisini öldürmüs.

    Anlatilan diger öyküler ise ayrintilari farkli olsa da Mefaret Hanim'in ölümünün arkasinda bir ask oldugu yolunda. Bunlardan biri, "Bodrum Hakimi" filmine de konu olan öykü. Türkan Soray'in bütün azametiyle canlandirdigi muhtesem hakim hanimin hiçbir zor karsisinda egilmeyen basi sonunda bir aska yenik düsüyordu. Ya sevdigi adama ölüm cezasi verecekti, ya da... Ikinci yolu seçti Bodrum Hakimi.

    Su Bodrum'un daglarinda ceylanlar dolasir
    Kara haber Mefaret Hanima pek tez ulasir

    Bodrum'da siki siki mühürlenmis agizlardan yarim yamalak dökülenler ise, hakim hanimin sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu degil, Bodrum'un savcisi oldugu yönünde. Ama bu askin Mefaret Hanim'i neden intihara sürükledigi konusunda rivayet muhtelif. Karsiliksiz degildi aski besbelli. Ama herhalde evlenemeyeceklerdi. Ama neden? Savci evli miydi, ya da önce evlilik vaadettigi Mefaret Hanim'i sonra terk mi etti... Büyük olasilikla Bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanim"larina böyle gayrimesru bir iliskiyi yakistirmak istemediklerinden susuyorlar bu konuda, takvimlerinde bile "nisanlisi" sifatini kullanmayi tercih ediyorlar.

    Mefaret Hanim'in son gecesine iliskin anlatilanlar ise daha da hazin. Milasli Türk sanat müzigi bestekari Zeki Duygulu'nun konseri var o gece. Bodrumlular ciple Milas'in yolunu tutuyor. Mefaret Hanim da aralarinda. Ve o gece konserde bir sarkiyi tam üç kez çaldiriyor:

    Uslu dur kadinim çildirtma beni
    Ben artik bildigin o ten degilim
    Bir baska yagmurla islak mendilim
    Yeter artik aglatma beni
    Uslu dur kadinim çildirtma beni
    Dökülmüs yapragim, sararmis güzüm
    Çigli kirpiklerle yaslidir gözüm
    Bu gurbet ellerde ben bir öksüzüm
    Yeter artik aglatma beni
    Uslu dur kadinim çildirtma beni

    Bu konser Bodrumlular'in Mefaret Tüzün'ü son görüsü oluyor. Tolga Çandar o gece kendini asan hakim hanimin ölümünün Bodrum'da ne büyük bir üzüntü yarattigini annesinden dinlemis. O zamanlar henüz çocuk olan annesi tarlada çalisirken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki cenazeyi hiç unutmamis. Yillarca ne bu öykü düsmüs dilinden ne de Bodrum Hakimi'nin türküsü.

    Hakim Hanim'in memleketi Kütahya Tavsan
    Hakim Hanim sen eyledin bizleri perisan

    Bu Kütahya konusu da ayri bir muamma. Takvimde de türküde de Mefaret Hanim'in Tavsanlili oldugu söylense de bunun asli yok gibi. Tavsanli kaymakamiyla konusan Tolga Çandar Hakim Hanim'in bir süre Tavsanli'da görev yaptigini, tipki Bodrum'daki gibi yöre halki tarafindan çok sevildigini, giderken de gözyaslari içinde konvoylarla ugurlandigini ögrenmis. Mefaret Tüzün'ün gerçekte Tekirdagli oldugu saniliyor.

    Çandar, kendisini çocuklugundan beri derinden etkileyen bu kadinin pesini birakmamaya kararli. Elinde Bodrum kaymakamligindan zar zor edindigi sararmis bir fotograf var. Hakim'in sevgilisi oldugu söylenen savciyi aramis, bulamamis, akrabalarina sormus, ögrenememis, simdi Adalet Bakanligi'nda arastirmalarina devam ediyor. Bu arada da hiç olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadina bir selam gönderiyor.

    Türkü, Bodrumlular'in yaktigi bir agit ama Milasli radyo sanatçisi Nazmi Yükselen onu TRT repertuvarina girecek sekilde düzenlemis ve 60'li yillarda plağa okumus. Isin ilginç yani, Tolga Çandar Yunan adasi Kos'ta da dinlemis bu türküyü. Hemen sormus "bu ne?" diye, "karsida yasanmis bir öykü" demisler. Simdi Tolga Çandar'in sesiyle yeniden hayat buluyor "Bodrum Hakimi"nin öyküsü. Çok sade, tek bir baglamayla, kirk yil uzaktan yürekleri daglamaya devam ediyor:

    Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
    Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini..
     
  3. CAN Well-Known Member

    Ormancı Türküsü Hikayesi

    Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Gevenes köyünde Mustafa Şahbudak adın da, 1922 yılında bir efe doğar. Babası ağadır, dolayısıyla Mustafa da bir ağa çocuğudur. Mustafa hiddetli bir kişiliğe sahiptir. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli en yakın canciğer arkadaşıdır. Herke bu ikilinin arkadaşlığına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam köy kahvesinde bu iki arkadaş dama maçı düzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çünkü bu olayların mükafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının sıcak bir gününde bu arkadaşlığa kan damlar, öfke seli karışır. Uğursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır söylenegelen bir drama dönüşür.

    Sıcak bir temmuz günü Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine köy kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli’yi görmeğe, Yatağan ilçe Milli Eğitim Müfettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar olmadığı için misafirleri her zaman olduğu gibi, Mustafa Şahbudak ağırlama görevini üstlenir. İki misafiri alıp yemeğe götürür. Döndüklerinde Muhtar’ı kendilerini bekler görürler. O gün iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gün önce, komşu olan Çiftlik köyünde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin evrakları Yatağan’a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan’a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar’dan ister. Muhtar:
    -Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine Ormancı ile Muhtar arasında, bir tartışma başlar. Muhtar en sonunda:
    -Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et, der.

    Ormancı kahveye girip tekrar geri döner, gelir. Dama masasını bir yumrukta darmadağın eder. Mustafa Şahbudak, bu davranışa tahammül edemez ve Ormancı’ya bir tokat atar. Olayın büyüyeceğini anlayan köylüler, adamı alıp sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına götürürler. Ormancı oradan bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler Mustafa Şahbudak’ın tahammül sınırını daha da zorlar. Yerinden kalkar, Ormancı’nın üzerine yürür. Ormancı Mehmet’in, kamasını çıkarıp Mustafa Şahbudak’ın sol kolunun pazısından yaralar. O zaman, Mustafa Şahbudak Ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doğru ateş eder. İşte ne olursa, o an olur!

    Muhtar, Ormancı’nın ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa Bey tetiği çoktan çekmiştir… Ormancı bunun üzerine kaçmaya başlar. Mustafa Şahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş de öldürmek için değil, kaçmasına engel olmak içindir. ikinci atış üzerine Mehmet in, yere düşer.

    Arka cebinde tabaka olduğu için, ona hiç bir şey olmaz. Bu arada ne yazık ki, Mustafa Şahbudak, kaza kurşunu ile dostu Tevfik’i vurur. O günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik’i, tahta bir sal üzerinde Muğla devlet hastahanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey’e:

    Babamın selamı var, bu adamı iyileştir. der.
    Veli Bey:
    -O ölecek, önce senin kolunu saralım. der. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa’yı yanına çağırarak:
    -Ben ölüyorum hakkını helal et. der.
    Mustafa:
    -Hayır, sen ölmeyeceksin! derken ağlamaya başlar. Aslında orada herkes efelerin ağlamadığını bilir. Ancak Mustafa, arkadaşının bu durumuna dayanamamıştır.
    Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gözlerini kapar. Mustafa, en yakın arkadaşını öldürdüğü için polise teslim olur, Bu olay üzerine dört yıl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik rüyasına girer. Ancak Ormancı’ya kini gittikçe artar. Bu acı olaydan sonra köyde kalamayacağını anlayan Ormancı, tayin ister.
    Kavaklıdere Orman Müdürlüğüne atanır. Aslen Marmarislidir. Emekliliğinden sonra oraya yerleşir. Doksanlı yılların başında, kendi memleketi olan Marmaris’te ölür.

    Mustafa Şahbudak cezaevinden çıktıktan sonra, anılarla dolu o köyde yaşayamayacağını anlayıp, Muğla merkeze yerleşir.

    Çok sevdiği, günlerini birlikte geçirdiği arkadaşını Muhtar Tevfik Cezayirli’yi tek
    kurşunla öldürdüğünde arkada yirmi beş yaşında bir eş ve üç çocuk bırakır. Muhtar’ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra aklı dengesini yitirir. Oğlanın biri İzmir’e yerleşir. Diğer oğlanla kız, köyde evlenirler ve hayatlarını orada sürdürmeye devam etmekteler.

    Yıllardır her şeyi unutmaya çalışan Mustafa’ya bir gün arkadaşları, Tahir Usta adında bir değirmenciden bahsederler. Bu değirmenci, annesinin akrabasıdır. Değirmenci Tahir Usta aynı zamanda türkü de bestelemektedir. İşte Gevenes köyünde yaşanan bu acı olay da bu kişi tarafından bestelenmiştir. Düğünlerde okunan, herkesin diline düşen türkü ”Ormancıdır.” Bir gün, radyodan duyduğu bu türkü ile unutmak istediği olayları, tekrar yaşar gibi olur. Radyoyu kapatır, bu türküden çok incinmiştir.

    Ormancı türküde Ormancı adı ile, Mustafa Şahbudak ise ”Bay Mustafa” adı ile yer almıştır.
    Ormancı Mehmet’in bir anlık sarhoşluğunun musibetini, yıllarca pişmanlık duyarak ve memleketinde barınamayarak ödedi demek yanlış olur.
     

Sayfayı Paylaş