En Güzel Aşk Şiirleri

Konusu 'Aşk Şiirleri' forumundadır ve CAN tarafından 20 Mayıs 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    İki kalp arasında en kısa yol:
    Birbirine uzanmış ve zaman zaman
    Ancak parmak uçlarıyla değebilen
    İki kol.
    Merdivenlerin oraya koşuyorum,
    Beklemek gövde kazanması zamanın;
    Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
    Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

    Kuşlar toplanmış göçüyorlar
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

    Cemal Süreya


    Bana Kalbini Ver


    Avuçlarımla tutacağım mayınların yerine
    Acele giden gece zamanlarında,çarpacağım bir duvar emniyetinde gülüşünü ver bana.
    Düşerken dibe,soluklanacağım ama asla tutmayacağım ellerini ver bana.
    Tercüme edilmiş öfkeler seyrelsin ömrümde.
    Yüksek sesler alçakça dinlenir.
    Bana usul sessizliğini ver.
    Lütuflar karşılık ve karışıklık için sunuluyor hayatın asil isimlerince.
    Adının anlamını ver bana.
    Telaffuzunda özlemlerimin dindiği adını ver bana.
    Başkaları,bu aşkı oyalamak için var olur,
    Ne kadar durdururlarsa nefsini,o kadar hızlanır.
    Bana kendini ver.
    Her şeyden ayıkladığın kendini…
    En iyi ölüm berbat bir yaşamın kıyısında bekler.
    Seninle,gerçeklerin intizamlı duruşunda yalanlar yumağını çözmek için varım.bana gücünü ver.
    Yaralar değil canı yakan.
    izin tendeki çirkinliği ve merhemin kabadayı yardım severliği…
    yaralarını göster ve bana izlerini ver.
    Günün bütün aynaları beni gösterdi aksinde.
    Baktıkça seni gördüm.
    Bana varoluşunun sırrını ver.
    Gün batımlarında gözümün değdiği yerlere kurul.
    Senden olma güneşlere kamaşsın bakışım.
    Bana zamanını ver.
    Atlardan daha hızlı koş oraya.
    Soluk soluğa kaldıkça koş…
    Yarını ertelediğim geçmişin geçmezliğine inat,
    Vaktinde yetişmek için bana,bir kez olsun yok et geç kalışını ve durmadan koş oraya.
    Bana verdiklerinle bekliyorum seni.
    Düşsüz ve sonuna kadar gerçekli bir aşkın içinde…
    Kuşlara takılmasın ayakların.
    Takatini zorla ve koş…
    Oraya…
    Kent soysuzlarının ,aşk eşkıyalarının,gurur kırmak için hendek kazanların,dokunuşun esrarından acizlerin,kontrol edilmeyen sevilerin,intiharla harlanmayan yaşamların olmadığı oraya…koş…
    Ben bütün gemileri uğurladım.
    Gitmeyeceğim.
    İçilmiş yeminleri kustum şehrin meydanına.
    Yıldız sağanağına bağır açmış bir yeryüzündeyim.
    Yazılmış sözleri susuyorum,
    Konuşarak yazılmamışları siliyorum.
    Bana hecelerini ver…
    Yarım kalan öykülerimin noktası olmaktan vazgeç.
    Bana başlangıçlara yeter hevesini ver.
    ‘susacak var’ edilen bir yemin,sözle tutulamayan.
    Bana yüzünden çizgiler ver,gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.
    Suya yazılmaktan kurudu kelimeler.


    Beni bir aşkın önsözünde unuttular


    Cümlenin en anlamlı yerine konulan
    Üç nokta gibi kaldım...
    Sonra tüm bütün gemileri toplayıp
    Ufku İcarus'un kanatlarına taktılar
    Karaya vuracak benden başka hiç
    Hiç,
    Hiçbir şey bırakmadılar.

    Onlar ki;
    Gidiyoruz ama seni...
    unutmayacağız misali yalanları
    Gözlerime yazdılar;
    Kaparsam düşecektim,açarsam başa dönecek
    Beni sonu gelmez tekrarlara bağışladılar.
    Hikayeler anlatıldı,öldürüldü kahramanlar
    Örnek teşkil etmedim,
    Benden bir tane bile bırakmadılar.
    Sersem kaderin peşinden gidip
    Vedaların ne zaman elveda demek olduğunu hiç
    Hiç,
    Hiç anlatmadılar.

    Beni bir aşkın önsözünde unuttular
    Geçmişim ölü bulundu yatağımda
    Parmak izlerini alıp,
    Tüm suçu üstüme attılar.


    BEN SANA MECBURUM


    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski İstanbul mudur?
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
    Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
    Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin..

    ATTİLA İLHAN


    Susmuşum

    Farkında Olmadan
    Arkamda Bıraktım Artık
    Yüklerimi
    Taşıyamaz Oldum
    Farkında Olmadan
    Içimi Acıtıyor
    Bişeyler
    çokmu Alışmıştım
    Bu Yükü Taşımaya
    Bir Boşluk Var
    şimdi Adı Koyamadıgım
    Nedenleri Sormaz Oldum Artık
    Dedimya Yoruldum Artık
    Sebebini Bilemedigim
    Soruları Sormaktan
    Bir şeyi şimdi
    Daha Iyi Biliyorum
    Ben Yükümü
    Atsamda O Yük
    Hep Benle Olacak
    Sadece Agırlıgını Hissetmicem
    Okadar Alışmışımki
    Hep Varmış Gibi
    Gelecek
    Ama Gün Gelecek
    Alışacagım


    Gözlerimi kapatıp daldığımda düşlerine

    Hayallerimi bir sandala bindirip
    Yüzdürdüğümde bir okyanusta
    Seni özlediğim zamanlarda
    Kokunu aradığım güllerde
    Sen, güneşin doğduğu bir yerdeki
    İlk ışık gibiydin benim yüreğimde
    Aydınlığıydın karanlık dünyamın
    Doldurdun o sıcaklığınla bütün benliğimi.
    Seni alıp gitmek isterdim
    Bir bilenin hiç bilmediği bir yere.
    Sana bir türkü tutturmak isterdim.
    Olmayan sazımın bitmeyen nameleriyle.
    Sana bir yürek vermek isterdim
    Bitmeyen aşkımın tükenmez sevdasıyla
    Seni anlatmak istedim şiirlerde
    Seni tanıtmak istedim
    Tanıdığım şeklin ile mısralara
    Haykırmak istedim
    Ben seni çok seviyorum diye


    Beni Sevmek Yürek İster


    Ne akılı gördüm deliden de beter
    Ne deli gördüm akıllı geçinen
    Bana bakma öyle şaşkın şaşkın
    Beni sevmek yürek ister

    Bazen dalar giderim uzaklara
    Bazen kendimi bırakırım
    Rüzğarın kolarına
    Aklım terketmiş beni kaçarım
    Kaçarım gerçek sevgiden
    Sorarım sana
    Varmı sende benim gibi delilik
    Sever durursun umutsuzca

    Ağız tadım perişan
    Sigara üstüne sigara yakarım
    Özlemi hasreti çekerim
    her seferinde
    Kendimle hesabım
    Bilemedin sevginin kıymetini
    Eğer istersen sende benden sevgimi
    Beni sevmek yürek ister
    Beni seveceksen eğer ki
    Cehennemde yanmayı göze alman gerek

    Şu yazdığım gerçek
    Sana deli saçmalığı gelecek
    Sanmaki hayat yanlız çekilir
    Sıcak çorbaya hasret gidersin
    Kendine lanet edersin
    Kör olduğun aşk yüzünden
    Doğru bir karar veremezsin

    Şimdi gel desen
    Bugünüm yarınım ol desen
    Koşa koşa
    sana gelebilir miyim
    Sevgimle duygularımla
    O büyük aşkımla kadınlığımla

    Ben gelmek istesem de
    Kök salmışım cehenneme

    Ben ben olabilmek için yürek ister
    Beni bende bulmak için emek ister
    Beni sevmek için cesaret gerek
    Beni sevmişsen eğer ki

    Cehennemde yanmayı göze almışsın Cehennemde yanmayı göze almışsın demek..


    Aşk Dersleri


    Seveceksen
    tam seveceksin arkadaş,
    sevgiyi yalnız yüreğinde
    değil
    iliklerinde
    kemiklerinde
    duyacaksın.
    ve,
    ona doğru
    gözlerin kapalı
    koşacaksın.
    Sen sevdiğin zaman
    kapılar, pencereler
    zangır zangır titreyecek,
    duvarlar
    çatır çatır çatlayacak,
    döşemeler çökecek
    tavanlar patlayacak.
    Sevdiğin zaman
    kulakların uğuldayacak,
    gözlerin kararacak.
    Kramplar girecek midene,
    yumruk yemiş gibi
    olacaksın yüzüne.
    dolaşacak ayakların birbirine.
    Sen sevdiğin zaman
    işte böyle seveceksin
    arkadaş
    sığmayacaksın artık
    yeryüzüne.
    yer beğeneceksin
    gökyüzünde kendine.
    Eserken kavak yelleri
    gülebilmelisin ağlanacak
    şeylere bile.
    Seveceksen
    erkek gibi seveceksin
    arkadaş,
    "seni seviyorum"
    dediğin zaman
    gökler gürleyecek
    şimşekler çakacak
    yıldırımlar düşecek
    yağmurlar sel olup
    önüne çıkan herşeyi
    sürükleyecek.
    Seveceksen böyle sev dostum,
    sen sevdiğin zaman
    dalgalar yükselmeli
    denizler kabarmalı
    fırtınalar boraya
    boralar tayfuna,siklona
    dönmeli.
    Çatılar uçmalı
    direkler devrilmeli
    yer gök birbirine girmeli
    senin sevdiğini
    herkes böyle bilmeli.
    Sevince işte böyle seveceksin
    arkadaş,
    devireceksin dağları
    yıkacaksın kayaları
    tersine akıtacaksın
    nehirleri
    ve kurutacaksın gölleri.
    Sevince,
    biraz da kadınına göre
    seveceksin arkadaş,
    kimi zaman zarif, duygulu
    kimi zaman bencil ve hoyrat
    kimi zaman bir külhan gibi
    seveceksin,
    ağzını açtığın zaman
    ana-avrat düz gideceksin
    sövdüğün zaman
    yedi sülalesini ip gibi dizeceksin.
    Sevdiğin zaman
    öyle bir seveceksin ki arkadaş,
    kendin bile korkacaksın sevginden
    dehşete düşeceksin
    ürkeceksin
    kendi sesinden.
    Uzun sözün kısası,
    seveceksen
    işte böyle seveceksin arkadaş.

    Bülent Akkurt
     



Sayfayı Paylaş