Eğitim Bilimleri Kavramları

Konusu 'Kpss Eğitim Bilimleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 22 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Eğitim Bilimleri Kavramları
    Koşullanma İlkeleri
    1. Bitişiklik:
    Koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanı birbirine çok yakın olmalıdır.
    Koşullanma da koşullu uyaran, koşulsuz uyarandan önce verilmelidir. Yani önce zil sonra et verilmelidir. Klasik koşullanma yoluyla kazanılan davranışlar koşullu uyarıcı – koşulsuz uyarıcı bitişikliği ortadan kaldırıldığı zaman giderek azalır ve kaybolur, söner. Watson’a ait bir açıklama.

    2. Sönme:
    Koşulsuz uyarıcı (et) olmadan, koşullu uyarıcı (zil) tek başına verildiğinde, bir müddet sonra koşullu tepkinin (salya) azaldığı ve yok olduğu görülür. Koşullu uyarıcının artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturmamasıdır. Bir süre zil verilip et verilmezse salya gözlenmez.

    Örneğin, ilk defa iğne vurulduğunda iğneyi vuran doktordan korkan bir çocuk daha sonra bir doktor gördüğünde korkar. Daha sonra uzun süre doktora gitmediğinde bu korkuyu unutabilir ve korku duygusu sönebilir. Düzenli ders çalışarak girdiği sınavlardan düşük not alan Ahmet bir süre sonra düzenli ders çalışmayı bırakması.

    3. Pekiştirme:
    Koşulsuz uyaranın meydana getirdiği etkidir. Bir davranışın gelecekte olma olasılığını artıran uyarıcılardır. Klasik koşullanmada pekiştirme koşulsuz uyarıcının tekrar verilmesidir. Koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etki pekiştirme görevini yerine getirir. Böylece köpek salya tepkisine devam eder. Koşulsuz uyarıcı (et) pekiştireçtir. Klasik koşullandırmada pekiştirme tepkiye bağlı olarak verilmez, tepkiden önce verilir.

    1’ncil Pekiştireçler: Temel gereksinimsizleri karşılayan öğrenilmemiş davranışlar. Yeme, içme, seks, uyku…

    2’ncil Pekiştireçler: Öğrenilmiş pekiştireçlerdir. I.’den yola çıkarak oluşurlar.
    Aferin demek, para, gülümseme, öpücük…

    4. Habercilik:
    Koşullu uyarıcı kendisinden sonra gelecek koşulsuz uyarıcının haber vericisi nitelikte olmasıdır.

    Örneğin, zilin etin geleceğinin habercisi olmasıdır. Koşullu uyaranın (zil) kendisinden sonra koşulsuz uyaranın geleceğini organizmaya anımsatmasıdır. Gök gürültüsünden korkan insanların, gök gürültüsünün habercisi olabilen şimşek çakması, havanın kararmasından da korkması olarak verilebilir.

    5. Genelleme:
    Koşullu uyarıcı benzer diğer uyarıcılara da koşullu tepkinin verilmesidir. Örneğin, beyaz tüylü her hayvanın tavşana benzetilmesi, köpeğin zil sesine benzer başka uyarıcılara da salya akıtması, sobada eli yanan çocuğun diğer ısı yayıcı aletlerden kaçınmayı öğrenmesi. Köpeğin her zil sesine tepki vermesi.

    6. Dereceli Koşullanma:
    Organizmaya koşullu tepki yerleştikten sonra aynı sistem içinde yapılan çalışmalarla başka bir koşullu uyarıcıya karşı da koşullanmanın sağlanmasıdır. Zil –et arasında kurulan tepki bağı aynı işlem sonun da ışık (2. koşullu uyarıcı) uyarımına da geliştirilmesi zil etin, ışık ise zilin yerine geçer.

    Örneğin, otobüs görünce midesi bulanan biri, otobüs terminalini görünce de midesi bulanır.

    7. Ayırt Etme:
    Genellemenin tersidir. Organizmanın koşullanma sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerden ayırt ederek tepkide bulunmasıdır. Köpeğin değişik tonda zil seslerini ayırarak koşullandığı sese tepki vermesi. Çocuğun beyaz önlüklü insanların arasından sadece elinde iğne olana tepki vermesi. Okula geç gelmeyi alışkanlık haline getiren Ahmet Tarih hocasından çekindiğinden dolayı onun dersine zamanında gelmeye dikkat etmesi.

    8. Kendiliğinden Geri Gelme:
    Sönme, tepkinin tamamen bellekten silinmesi değildir. Koşulsuz uyaran ya da çağrıştıran bir uyaran yeniden ortaya çıktığında tepki ortaya çıkar. Fakat bu tepki az ve kısa sürelidir.

    Örneğin, uzun süre zil sesi duymadığından dolayı salya akıtma davranışı sönen bir köpek bir süre sonra zil sesine benzer bir uyaranla karşılaştığında tekrar salya akıtır. Örneğin, şampuanla banyo yaptırılan çocuk, gözleri yandığı için ağlamıştır. Daha sonra annesi gözleri yakmayan şampuanla çocuğuna banyo yaptırmış ve çocuk ağlamamıştır. Bir süre sonra, çocuk şampuanı gördüğünde tekrar ağlamaya başlamıştır.

    9. Karşıt Koşullanma:
    Bir tepkinin oluşmasına neden olan uyarıcılar değiştirilerek karşı tepkinin oluşturulması sürecine denir. Örneğin, okulunda sinirli, asık suratlı ve sürekli bağıran öğretmenler olduğu için okuldan nefret eden bir öğrenci, öğretmenlerin sevecen ve yakın ilgi gösterdiği bir okula giderse okula olan nefret duygusu ilgiye dönüşür. Sürekli saldırdığı ve havladığı için bir köpekten korkan çocuk için uyumlu ve sevecen köpekle etkileşime geçtiğinde köpeğe olan nefretin yerini köpek sevgisi alır.

    10. Transfer (Aktarma):
    Gösterilen bir davranışın başka bir davranışı öğrenmeyi kolaylaştırması (olumlu) ya da başka bir davranışı öğrenmeyi zorlaştırması (olumsuz) durumudur. Bisiklet kullanan birinin motosikleti kullanmayı kolay öğrenmesi olumlu transfer, iki parmak daktilodan sonra on parmak daktilo yazmayı öğrenmeye çalışan birinin zorlanması olumsuz transferdir.

    Özel Transfer: Orijinal öğrenme durumu ile transfer durumu birbiriyle örtüşür.
    Örneğin, iyi bir masa tenisi oyuncusunun kortta tenis oynarken de başarılı olması.
    Genel Transfer: Orijinal durum ile transfer durumu birbirinden farklıdır.
    Örneğin, masa tenisi oyuncusunun golfta da başarılı olmasıdır.

    11. Gölgeleme:
    Zil sesine koşullandırılırken, zil sesinden daha yüksek bir ses var ise ortamda (gök gürültüsü gibi) o zaman köpek gök gürültüsüne koşullanabilir.

    12. Evrensel Çaresizlik=Öğrenilmiş Çaresizlik:
    Klasik koşullanmada organizma çaresizdir. Organizma ne yaparsa yapsın durumu değiştiremeyecektir. Herhangi bir ödül elde etmek ya da cezadan kaçmak için tepki gösterilir. Organizma ne kadar çaba harcarsa harcasın durumu değiştiremeyeceğini öğrenerek pasif kalır ve bu pasifliği de istenmeyen tüm durumlara geneller.

    Örneğin, okuldaki derslerde ve sınavlarda sürekli başarısız olan bir öğrenci hayatı boyunca başarısız olacağını düşünür. Bir genç erkek kızların kendisini beğenmediğini ve kendisinden sürekli kaçtıklarını düşünerek buna inanır.
    Öğrenilmiş çaresizliğin başlıca belirtileri; herhangi bir pekiştireci elde etmek ya da cezadan kaçmak için davranış göstermeye isteksiz olma, pasif olma, depresyon, korku, her türlü sonucu kabul etmeye isteklilik, boyun eğmedir. Gökhan, okuldaki derslerde isteksiz davranmakta ve sınavlarda başarısız olmaktadır. Bu nedenle yaşamı boyunca başarısız olacağını düşünerek, bu durumunu düzeltmek için hiçbir çaba içersine girmemektedir.turkeyarena.net Gökhan’ın bu durumu koşullanma sürecinde öğrenilmişlik çaresizlik ile açıklanabilir.

    Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemleri
    1. Eşik Yöntemi :
    Kötü bir alışkanlığın yok edilmesinde ya da yerine istenen bir davranış oluşturulmasında yöntem hep ayanıdır. İstenmeyen tepkiyi başlatan, uyarıcıları bulup bu uyarıcıların bulunduğu bir ortamda yeni bir tepkinin gösterilmesini sağlamaktır. Böylece o uyarıcılarla istenmeyen alışkanlık arasında kurulmuş çağrışım yok edilerek, bu çağrışım yeni tepkilerle kurulur. Guthrie, eşik yöntemini bu yeni çağrışımları oluşturmada şöyle kullanır. Uyarıcı çok az dozda verilerek istenmeyen tepkinin çağrışımı, ortaya çıkması engellenir. Uyarıcının dozu istenmeyen tepkiyi doğuracak eşiği aşmadan, zamanla yavaş yavaş artırılır.

    Örneğin, bütün olarak yeşil zeytini yiyemeyen ve tüküren çocuğa, zeytin çok ufak parçalara bölünerek azar azar verilir.turkeyarena.net Tadı sevimsiz gelse de tükürme tepkisini uyandırmaz. Hatta zamanla zeytini zevkle yiyebilir.

    2. Bıktırma Yöntemi:
    Bıktırma yönteminde, tüm uyarıcılar orijinal tepkiden bir başka deyişle, istenmeyen tepkiyi yapmaktan yoruluncaya, bıkıncaya kadar verilir. Daha sonra birey ya da hayvan bu tepkiyi göstermekten bıkacağı için aynı uyarıcıya karşı yeni bir tepki göstermeyi öğrenir.

    Örneğin, atı eyere alıştırmak için, atın üstüne eyer yerleştirilir, üstüne de atı terbiye eden kişi biner ve at eyeri atmaktan vazgeçinceye kadar koşturulur. At yorulunca eyeri atmaktan vazgeçip normal olarak yürümeye başlar.

    3. Zıt Tepki Yöntemi :
    Bu yöntemde istenmeyen davranışı meydana getiren uyarıcı ile birlikte ona zıt olan onunla rekabet edebilecek istenen davranışı meydana getiren uyarıcı sunulur. Örneğin, kediden korkan bir çocuğa annesi kedi hediye eder. Kedi korku yaratan uyarıcıdır. Anne ise sevilen, güven duyulan uyarıcıdır. İkisi birlikte sunulduğunda, eğer anne daha baskın bir uyarıcı ise, anneye karşı duyulan güven kediye karşı da oluşacak, kediyi tek başına gördüğünde ondan korkmayacaktır.

    Alışkanlığın Bastırılması:
    Guthrie, alışkanlıkları söndürme teknikleriyle birlikte bir de alışkanlıkların bastırılmasına vurgu yapmıştır. Bu teknikte alışkanlığın ortaya çıkmasını engellemek için baskı altında tutulması sağlanır. Bunun için organizmanın istenmeyen alışkanlıkları ortaya çıkaran uyaranlarla karşılaşması engellenerek bu uyarıcılardan uzak durması sağlanır.
    Örneğin, sulu şakalar yapmaktan hoşlanan birisinin yanında ciddi tavırlar takınılması.

    Çağrışımsal Geçiş:
    Çağrışımsal geçiş bir uyarıcı durumunda gösterilen tepkinin, duruma yeni uyarıcıların eklenmesi ve eski uyarıcıların derece derece çıkarılmasıyla tamamen yeni uyarıcılara da eski tepkinin gösterilmesidir. Geçiş sırasında orijinal uyarıcı yavaş yavaş ortamdan çıkarılmış; bu orijinal uyarıcıya gösterilen tepki eklenmiş uyarıcıya da gösterilir. Thorndike bu ilkeyi kediye “ayakta dur” emrini öğretirken kullanmıştır. Önce kediye bir parça balığı yukardan göstermiş daha sonra kediye ”ayağa kalk” demiştir. Yeterli sayıda deneme yaptıktan sonra yavaş yavaş balığı ortamdan çekmiş; sadece “ayağa kalk” komutunu verdiğinde kedinin ayağa kalktığı görülmüştür.

    Çağrışımsal Zıtlık:
    Thorndike, çağrışımsal zıtlık kavramı ile ait olma ilkesine karşı çıkar. Çarpım tablosunu düzden öğrenen kişinin tersten söylemesinin zor olduğunu, alfabenin düzden okunuşunun kolay tersten ise zor olduğunu söyleyerek öğrenmeye ilişkin mekanik görüşünde ısrar eder.

    Sistematik Davranış Kuramı (Hull):
    Eğer tepki ihtiyaçları karşılanmasını sağlarsa, güdü azalır. Uyarıcı–tepki bağı güçlenir ve “alışkanlık” haline gelir.

    Hemeostatik Denge Kuramı:
    Değişen öğelere karşı fizyolojik dengeyi korumak demektir.
    Örneğin, beden ısısının yükselmesi sonucu ağır hastalığa yakalanmaktır.

    Ait Olma:
    Thorndike, ait olma kuramını iki şekilde kullanmaktadır.
    • Uyarıcı özellikteki iki öğe birbirine ait ise, bu iki öğe arasında çağrışım olmakta ancak yan yana fakat birbirine ait değilse çağrışım olmamaktadır. Önemli olan yan yana olmak değil, ilişkili olmaktır.
    • Tepkiye yol açan etki organizmanın ihtiyaçları ile ilişkili olmalıdır. Bir başka deyişle öğrenme için tepkinin oluşturduğu etki organizmanın ihtiyacını karşılamalıdır.

    Plasebo Etkisi:
    Plasebo farmakolojik olarak etkisiz, fakat telkine dayalı ve plasebo etkisi olarak da bilinen tedavi etkisini ortaya çıkaran bir tür ilaçtır. Bu psikolojik bir şeydir. Mesela benim başım ağrıyor, ağrı kesici istiyorum ama kardeşim bana ağrı kesici değil de ona benzer bir şekerleme turu getiriyor. Ben onu ağrı kesici sanıyorum ve basımın ağrısı geçiyor.

    Örneğin, ağır hastalığa yakalanan hastanın yeterince azmi yok ise ve tıbbende tedavisi mümkün değilse bu hastaya “hastalıkların için bu ilaç sana çok iyi gelecek; ama senin de çabalaman lazım" söylemek.
    Bazı zamanlar ise hiçbir hastalığı bulunmayan ama doktor kapıları aşındıran "Hastalık Hastaları"nın tek reçeteli ilacıdır.

    Plesebo Etkisi:
    Pekiştireçlerin işlevleriyle ilgili bir kavramdır. Etkisi fazla olan pekiştirecin düşük etkili bir pekiştireçten daha fazla güdülemesidir.
    Örneğin, sınıfını geçmesi durumunda çikolata yerine bilgisayar alınması.
    Pygmalion Etkisi { Beklenti Etkisi (Kendini Gerçekleştiren Kehanet)}:
    Bu olgu, kişinin bir süre sonra başkalarının (özellikle de herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesidir.

    Uyarı: Bu olgu Thorndike’a göre kendini gerçekleştiren kehanettir.
    Örneğin, Sinan’ın ustası Ahmet Usta Sinan’dan boruların kaynağını temizlerken dikine değil de borunun çevresine göre temizlik yapmasını istemektedir; ama Sinan bunu başaramamaktadır.turkeyarena.net Bunun üzerine Sinan ustasının ispiralı kullanışına dikkat edip onun gibi ispiralı kullanarak kaynak dikişlerini temizlemesi beklenti etkisidir.

    Zeigarnik Etkisi:
    İlk kez Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından bulunmuştur. Zeigarnik’e göre yarım kalmış, kesintiye uğramış işler tamamlanmışlardan daha kolay ve net hatırlanır.Zeigarnik insanların yarım kalan durumları tamamlama eğiliminde olduklarını açıklamıştır. Bitmemiş ilişkilerimizi neden sürekli hatırladığımızı, yarım kalan aşklarımızı neden unutamadığımızı, üçüncü gününde eve geri dönmek zorunda kaldığımız tatillerin neden daha çekici gözüktüğünü açıklayan etkidir.

    İnsanların bitirilmemiş işleri veya bölünmüş‐ kesilmiş işleri tamamlanmış olanlara göre daha iyi hatırlayabilmesidir.

    Örnek1: Sinan’ın çalıştığı işyerinde iki gün içinde beş masa ve on yedi sandalye yapması istenmiş. Sinan masaları o gün içinde yapıp bitirmiştir; lakin Sinan sandalyelerin yarısın bitirmiş yarısını bitirememiştir. Sinan’ın bir sonraki gün masayı değil de sadece sandalye yapması gerektiğini hatırlaması.

    Örnek2: 3soru var. İkisini çözüyoruz birini çözemiyoruz. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra çözemediğimiz soruyu hatırlar, diğerlerini hatırlamayız.

    Örnek3: Arkası yarın tipi tanıtımlarda reklamcılar bu ilkeyi kullanır. Burada da senaryo tamamlanmadığı için devamını merakla bekleriz.

    Özgeci olmak (alturizm):
    Freud’ün yeni bir savunma mekanizması. Bireyin bencil duygularını bastırarak çevresindekilere yardım etmesi, çevresindekilere ilgi göstermesi. Yani saçımı süpürge ettim durumudur.

    Horn Etkisi:
    Hale etkisinin tersi. Olumsuz görme eğilimi.
     



Sayfayı Paylaş