Edmund Husserl

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve RüzGaR tarafından 10 Haziran 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Edmund Husserl (1859 - 1938)

    8 Nisan 1859'da Moravya'da Possnitz'de doğdu 27 Nisan 1938'de Freiburg'da öldü. Berlin ve Viyana'da matematik, fizik, astronomi, felsefe eğitimi aldı. 1883'ten itibaren matematiksel çözümlemeler içeren çalışmalarıyla dikkat çekti. 1901-1916 yıllarında Göttingen Üniversitesinde matematik ve felsefe dersleri verdi. Bu arada, zamanının önemli düşünürleriyle, örneğin W.Dilthey ve M.Schler gibi isimlerle etkileşim halinde oldu.

    Husserl'de her zaman felsefeye yeni bir yön çizme eğilimi olduğu belirtilebilir, çünkü onun düşüncesine göre felsefe her tür bağıntıdan ayrı olarak kendini temellendirmelidir. Hegelcilik'in etkisini yitirdiği ve Yeni-Kantçılık'ın etkili olduğu dönemlerde felsefeye yeni bir yön verme çabasında oldu. Kendi felsefe sistemini geliştirmeye yöneldi ve fenomenoloji olarak bilinen felsefe disiplinini kurdu. Göttingen Üniversitesi'inde verdiği beş dersin biraraya getirilmesinden oluşan kitabı, fenomenolojinin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını, temel kavramlarıyla birlikte ortaya koyar.

    Başka filozoflarda da fenomenoloji kavramanın kullanıldığını görmekteyiz, ama ilk defa Husserl tarafından fenomenoloji, felsefeyi özgül bir inceleme yöntemi olarak tanımlamakla kullanıldı ve içeriği özgül bir yapıya kavuşturuldu. Husserl'ın fenomenolojisinde, çıkış noktası olarak hocası Franz Branto'nun belirleyici bir rolü vardır. Husserl, kendi fenomenolojik yöntemini dayandırdığı "yönelmişlik" fikrini Branto'dan alır ve onu geliştirerek kullanır.

    Husserl'in amacı her şeyden önce, felsefeyi bağıntılarından kurtarıp özgül bir araştırma yapısına kavuşturmaktır. Bu yaklaşıma uygun olarak, kendisinden önce aynı fikre sahip olan düşünürler gibi, belirli bir özgül yöntemle felsefenin bağımsız bir varlık alanına sahip olduğu fikrinden hareket etti. Bu özgül varlık alanı elbette fenomenlerden oluşmaktaydı, ki bunlar bilinen anlamda nesnelerden oluşmamaktadır, yani deneyim ve duyu ile bilinen şeyler değildir. Felsefenin görevi, fenomenler dünyasına girmek ve orada gerçekliği görüp anlamaktır. Fenomenolojik yöntem bu noktada devreye girer. Buna göre hem nesnellik hem de öznellik parantez içine alınır, ki gerçek'in özüne ulaşılabilsin.

    Dolayısıyla, özgül bir felsefe disiplini olarak Fenomenoloji'nin kurucusu Husserl'dir, ve Heidegger, Marlau-Ponty ve Sartre gibi varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiş olmanın yanı sıra, daha sonradan Foucault ve Jacques Derrida gibi postmodern felsefecilerde de önemli bir rol oynayacaktır. Fenomenolojinin yolaçtığı kavramsal alan olmaksızın postmodern felsefe'ye ulaşmak olanaklı olmazdı.
     



Sayfayı Paylaş