Edip Cansever Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 19 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Edip Cansever Bilinen Şiirleri

    EY !..


    Bu böyle kimin gittiği? Sen dur ey!
    Belki de ellerimiz mi? biraz ince, biraz da çok kelimeli!
    Bu sanki niye durduğumuz mu?
    Ay, pencere, göz! Siz git ey!
    Kim bilir neyi saldığımız bu da, yalnızlığımız gel
    Yırtıcı kuşları mı gözlerimizin, onlar mı bu sürüylen
    Yoksa onlar mı işte seninle sevişme biçiminde
    Oysa sevgimiz yerde, kara sevda sen uç ey!
    Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizl...


    ŞEKERLİ GERÇEK


    Ev karanlık kap kaçak iğne üstünde
    Karisi çocukları var mi yok mu belli değil
    Masa iskemle ocak
    Arama öyle şeyleri
    Bir sofra bir yaygı
    Bir sedir olsun yok mu
    Yok o da yok iste
    İğreti bir yaşayış içinde adam
    Duvarları yalnızlık yemiş bitirmiş
    Gökyüzü üstünde yıldızlar daha üstünde
    Kim örtsün damı duvarları kim koysun yerine
    Adam bir hiçliğin üstüne uzanmış
    Kimseler görmez
    Kil bir torba...


    SU..


    Bir gün, bir uzun gün hep denize baktık
    Miller ve ağırlıklar bitti
    Gelip geçmeler bitti, gemilerin
    Beyaz ve kocaman gövdeleri
    Gözün kahverengi suyuna geldik.

    Palamutlar yaktık, çalılar her zamanki gibi
    Süsledi bizi bu ufak değişiklik
    Çok ağır bir şeydi gün dörtgenleri üstümüze düsen
    Aydınlıktan kopan aydınlıktan kesilen
    Ağır mi ağır
    Kaldık ne kadar kaldıksa böyle
    Sonra gün diye bildiği...


    BİR TAŞ ATARSIN


    Bir taş atarsın, taş nereye düşerse
    Mutlaka bir köşebaşıdır
    Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır
    Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk
    İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır.

    Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde
    Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır.

    İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu
    Yalnızlık bir başına kalmıştır.


    ŞU KÜÇÜK ŞEY

    İndirdik mi suya denizi
    --İndirmedik suya denizi
    --İndirdikti suya denizi

    Buruk ve unutulmuş yapıyor beni
    Şu akşamüstü, şu küçük şey
    Çökerken sisleriyle-küçük vapurun kamarasını andıran-
    Dilsiz ve gücenmiş bir öykü gibi.

    Nice sözler vardır -belli belirsiz- bir yangın yerine benzer
    Arasıra kokusunu duyarız
    Ve aşklar şekilsiz eylemlerdir gün günden
    Biçilmemiş bir çayıdır bütün yaşam
    Durumlardır çünkü akılda kalan yalnız.


    KAÇIŞINA UĞRAYAN ÇİÇEK


    Şurayı götürün dedim onlara
    Buraya da, burayı da
    Alın götürün dedim
    Çimenlerin tirşe buğusunun üstünden
    Tirşe buğunun düşlere değen üstünden
    Düşlerin ayçiçeği giysilerinin üstünden
    O zaman anlatırım dedim onlara
    Pencere önümün niye uçtuğunu.

    Evet
    Dönüp geliyor az sonra
    Kolumun altına yerleşiyor
    Kendisiyle yer değiştirir gibi
    İtiyorum onu, itiyorum, itiyorum
    Bütün zamanlar bitti diyorum-anlasa´ya-
    İki tek kiraz ağacı kaldı yalnız
    İki tek kiraz ağacı
    İlkyazlar ve bütün başlangıçlar bitti
    Kiraz ağaçları onlar da
    Gozlerimin deli kırmızısını yıkamak için
    Ağladıkları zaman

    Ne vardı sundurmanın üstünde-ne vardı-
    Anımsayamıyorum şimdi
    -Pek şimdi değil, çoktandır-
    Yağmurlar yağdığı zaman büyüyen
    Geçmisi olmayan bir saksı mı
    Yoksa
    Bir sap çiçek mi-saksısız-
    Kaçışına uğrayan bir çiçek
    Neden olmasın
    Yağmurlar
    Yağmurlar yağdığı zaman.

    Sular insanlar gibi geçiyor aklımdan
    Mavi aklımdan
    Sordular-anımsıyorum-
    Bir gün
    Neyle örtülürmüş ki su
    Suyla demiştim -elbette suyla-
    Ya yaşam
    Bir başka yaşamla, bir başka, bir başka, bir başka
    Oysa bütün yaşamlar bitti
    İlkyazlar ve bütün başlangıçlar
    Sular
    İnsanlar gibi duruyor aklımda.

    Dişlerimin arasından gösteriyorum ellerimi
    Korkuyla kaçışıyor güvercinle karanfil
    Dönüp arkama bakmıyorum
    Odalar bitti çünkü, merdivenler de
    Dışarsı var:şurası, burası, orası
    Ve yağmur-yağmurlar-
    Ah şu yağmurlar durmasa ya
    Ne güzel ıslanıyor ilkyaz
    Ne guzel ne guzel ne guzel
    Denize zorla sokulmuş
    Ağlamaklı bir çocuk gibi.

    Edip Cansever
     



Sayfayı Paylaş