Dramatik Hikayeler

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 12 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    1.Hikaye

    14 yaşımdan beri aşık olduğum birisi vardı. O benden iki yaş büyüktü, beni sevdiği her halinden belliydi inanın tam bir aşk masalıydı. Liseye başladığım zaman ailem de öğrenmişti hatta evlenmeyi de düşünüyorduk son görüşmemizde başımın tatlı belası ben seni ölsemde hiç unutmam dedi ben de saçmalama ne ölmesi biz hep birlikte olacağız dedim ama olmadı. Arkadaşlarıyla pikniğe giderken kamyonun altında kalmışlar bir o kurtulamadı iki hafta hastanede başında bekledim uyan aç gözünü dayanamam dedim açmadı. Söz verdim kaç defa eğer açarsan gözlerini hiç ayrilmicaz dedim senin istediğin gibi hemen evlenicez. Ama iki hafta sonunda dayanamadi o kadar aciya kalbi durdu onu hala unutamıyorum. Ben 19 yasindayim o gideli 5 ay oldu ama hala hayali geceleri benimle uyuyor ölmeyi çok denedim beceremedim eger bunu okursaniz ne olur akil verin kafayi yemek üzereyim hiç aklimdan cikmiyor onu cok özledim dolaştiğimiz yerlerde onu o kadar ariyorum ki beni hiç kirletmedi ben onda gelinlik gibi bembeyazdım öpmeye korkardi ama gitti artik yok burda o gideli hayat cok boş geliyor psikolojik tedavi görüyordum biraktim hergün mezarina gidiyorum toprağini öpüyorum hatta kavonoza koydumbas ucumda sakliyorum ara sira rüyama giriyor seni cok seviyorum tatli belam diyor sonra gidiyor tutamiyorum onu....


    2.Hikaye


    Bir anne köpek ile yavrusu vardi yavru köpek yüzmekten korkuyor yüzmeyi bildiğini bilmiyordu.Arkadaşları denizde oynarken oda girmek istiyordu ama korkuyordu çünkü diğer kardeşini denizde yüzerken öldüğünü görmüştü o bilmiyordu ama kardeşi aslinda ona gemi çarpti diye ölmüştü birgün yavru köpek ile dalga geçtiler oda gururuna yediremedi ve korkarak denize girdi ve çikmadi. Sonra anneside girdi denizde yavrusunu aradi ama yavrusu arkadaşlarinin hazirladiği çukur tuzağina düşmüş ve çukur uçsuz bucaksız olduğu için ölmüştü. Annede yavrusuna dayanamayip ölmeyi göze aldi ve oda derinlikli tuzağa indi. Bundan 2 sene sonra bir denizci 2 köpeği bulmuştu.Onlari hemen deniz kıyısına çıkarttı malesef ki öldüklerini gördü. Köpekler deniz altindaki çivilere takilmiş ve çok yaralanmişlardi sonra onlari doktora götürdü ve birde ne görsün 2 köpek ölmemiş sadece 2 yillik uykuya yatmişlar sonra onlari iğne ile kendine getiren doktor geçmiş olsun dedi ve denizci, onlari kendi köpeklerinin yanina götürdü anne ile yavrusu çok mutlu oldular sahipleri onlari eğitmiş yüzdürmüştü şimdi çok mutlular.


    3.Hikaye


    Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.
    Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve “Ya ben giderim, yada baban bu evde kalmayacak” diyerek rest çekti.
    Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı.
    Oğlu Can “Baba bende seninle gelmek istiyorum” diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına “Baba nereye gidiyoruz ?” diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonda babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.
    Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.
    Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.
    Can “Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim” diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında “Beni affet baba” diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu “Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet” diye hatasını belli ediyordu…Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu….
    “Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum…”.


    4.Hikaye


    O parka gidişimde hiçbi sebep yada gerekçe yoktu. Sonra anladımki oda tesadüfen oraya gelmişti ve hayat bizi orada o saat içerisinde tesadüfen mi yoksa kasıtlımı bilmiyorum tanıştırmıştı. O günden sonra hayat bana hep güler yüzünü gösterdi. Sanki bütün insanlar gülüyor sanki dünya pisliklerinden arınmış hiç kötülük olmuyor gibiydi….
    El ele dolaşır o ilk karşılaştığımız parkta o noktada saatlerce oturur gözlerimizin içine bakardık….
    Sonra hayaller kurardık geleceğe dair… bir erkek çocuğumuzun olmasını sonra kocaman bir bahçesi olan bir evimiz olmasını ve bizimde terastan oğlumuzun o büyük bahçede oynayışını seyretmeyi…
    Sonra birden uyanırdık o mükemmel rüyadan saat su gibi akmış olurdu.. Eyvahhh !! yine geç kaldım eve derdi… busefer annem beni kesin öldürecek.. bak eve almazsa gelir sizde kalırım başına bela olurum derdi… bende “nerde o günler derdim..”
    Yıllar yılları kovaladı biz rüya gibi geçen bir aşk masalından sonra sonunda evlenmiştik…
    ama ne evlilikti tek kelime şahane bir geceydi tüm sevenlerimiz sevdiklerimiz hepsi ordaydı gece boyunca oynadık eylendik. yani eylence tam anlamıyla doyduk gülmekten kırıldık… o günü asla unutamıyorum… sonra sevenlerimizin bize bir ömür boyu sağlık ve mutluluk dilemelerinden sonra gece bitmişti..
    Hiç beklemedik hayalimizdeki o erkek çocuğa kavuşmak için…
    sonnnra … işte sonra (içini çeker akan göz yaşlarını saklayarak “yeter artık hepsi bukadar” der…)
    çocuk konuşur : baba demek annemle böyle tanıştınız nekadar güzel keşke onu bende görebilseydim.(sonra bi soru sorar) baba anneler çocuklarını doğururken neden ölürler??
    baba : çocuğun yanından kalkar ve alnına bir öpücük kondurur. hadi iyi geceler der..
    ışıkları kapatıp odadan dışarı çıkar….
    yatmak için odasına gitmiş gibi yapıp yine salona gider (yıllarca yaptığı gibi)
     



Sayfayı Paylaş