Dini Hikayeler

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve CAN tarafından 9 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Kıssalar Dini Hikayeler

    Şeytan Namaza Kaldırdı

    Sultan-ül Arifin Bayezid-i Bestami (k.s) Hazretlerini, bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Sabahleyin namazını kaza edip o kadar ağladı ve inledi ki, sonunda kendisine ilham olundu ve şöyle dendi:

    • Ey Bayezid, bu günahını affeyledim. Bu pişmanlık ve ağlamana da, ayrıca yetmiş bin namaz sevabı ihsan eyledim.

    Aradan bir müddet geçtikten sonra onu, yine uyku bastırdı. Şeytan gelip Bayezid-i Bestami (k.s) Hazretleri'nin mübarek ayağından tutarak uyandırdı ve;

    • Kalk namazın geçmek üzeredir. dedi. Bayezid-i Bestami (k.s) Hazretleri, Şeytan'a;

    • Ey mel'un! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini kazaya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da benin uyandırdın? buyurunca, Şeytan şu cevabı verdi:

    • "Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün sebebi ile çok ağlayıp inlediğin için affolunmuş idin ve ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın. Bu gün, onu düşünerek sadece vaktin namazının sevabına kavuşasın da, yetmiş bin namaz sevabına kavuşamayasın diye seni uyandırdım." dedi.
     



  2. CAN Well-Known Member

    Hz. Muhammed (a.s.m)'in cömertliği

    Peygamber efendimiz, son derece cömert ve mükrim idi. Hiçbir dilenciye "yok" diyerek cevap vermezdi. Eğer yanlarında verilecek birşey bulamazsa, ya ashabından ödünç alarak verir yahut "yarın gel" gibi birşey söylerdi.

    Huneyn savaşında ganimet mallarından bir vadiye toplanmış olan develer için Safyan ibni Umeyye: "Ne iyi develer!" Peygamberimiz (a.s.m) "Öyle ise onlar senin olsun," deyip bu yüz deveyi Safvan'a bağışlamıştı.

    Safvan bu ikramı görünce: "Bu kadar cömertlik ancak Peygamberlerde bulunur," diyerek hemen müslüman olmuştur.
     
  3. CAN Well-Known Member

    Çatlak Kova Hikayesi

    Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan efendisinin evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde efendisinin evine 1,5 kova su götürebilmiş.

    Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:

    "İki yıldır çatlağımdan su sızdırdığımdan dolayı görevimin yarısını yerine getirebildiğim için kendimden utanıyor ve senden özür diliyorum." demiş.

    Sucu şöyle demiş: "Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum."

    Gerçekten de tepeyi tırmanırken patikanın bir kenarındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:

    "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronun sofrasını süsledim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşamayacaktı."

    Farkında mısınız? Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah’ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızla birlikte gerçek gücünüzün oluştuğunu bilirseniz eğer, siz de güzelliklerin yaşamasına sebep olabilirsiniz.
     
  4. CAN Well-Known Member

    Cüneyd-i Bağdadi ve mecusi

    Birgün Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri bir deniz kenarında gezerken bir Mecusî, yanına bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atıyormuş. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

    • Ne yapıyorsun böyle?
    • Sevap kazanmak için balıklara yem atıyorum.

    • Senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lâzım. Sen Müslüman değilsin... ki, hangi sevaptan bahsediyorsun?

    • Peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu?
    • O'nun bilmediği, O'nun görmediği bir şey yoktur ki.
    • Bu da bana yeter.

    Aradan 3-5 sene geçmiş, Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri hacca gitmiş, tavaf ederken bakmış, deniz kenarında balıklara yem atan Mecusî de tavaf ediyor. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri sormuş:

    • Burada senin ne işin var?
    • O beni gördü.
    • Nasıl gördü?

    • Sen gittikten sonra içimde bir nur parladı, baktım, balıkların hepsi Kelime-i şehâdet getiriyor. Ağaçlara baktım, Kelime-i şehâdet getiriyor, ben de Kelime-i şehâdet getirmeğe başladım. Senin Rabbin beni gördü, O gördüğü için de buraya geldim. Sana bir nasihat vereceğim:

    İyilik yap denize at, balık görmezse Hâlık görüyor.
     
  5. CAN Well-Known Member

    Kurt Çocuğu Kapıp Gitti!

    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (a.s.m)’i şöyle buyururken işittim: (Sizden önceki ümmetlerde) vaktiyle iki kadın ve beraberlerinde onların iki oğlan çocukları vardı. (Bunlar yolda giderken) bir kurt geldi, bunlardan birisinin çocuğunu kapıp gitti.

    Kadınlardan biri arkadaşına:
    • Kurt senin çocuğunu götürdü, dedi.
    O da:
    • Hayır, senin çocuğunu götürdü, dedi.

    Kadınlar davalarını halletmek üzere Davud (Aleyhisselam)’a başvurdular.
    Davud (Aleyhisselam)’da yaşlı kadını haklı görerek çocuğu ona verdi.
    Bu kadınlar bir de meseleyi Davud (Aleyhisselam)’ın oğlu Süleyman (Aleyhisselam)’a anlattılar.

    Süleyman (Aleyhisselam) işin gerçeğini anlamak için:
    • Bana bir bıçak getirin ki çocuğu ikiye bölerek aralarında paylaştırayım, dedi.
    İşte o zaman genç kadın:
    • Allah sana rahmet etsin! Aman çocuğu kesme! Çocuk onundur, dedi.
    Bunun üzerine Süleyman (Aleyhisselam) kendisinde gördüğü şefkat ve merhamet üzerine çocuğun genç kadına ait olduğuna hükmetti.”

    Buhari 7/3238, Müslim 1720/20
     
  6. CAN Well-Known Member

    Çamurlu Ayakkabı

    Bayezid-i Bistami Hazretleri yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi.

    Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cumâ namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü teâlânın huzûrunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecûsî; "Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca; "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecûsî hayretle; "Ne özrü?" diye sordu. O da; "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecûsî hayretle; "Peki ama ne zararı var? Zâten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi.

    Bayezid-i Bistami; "Doğru ama, bu bir haktır ve sâhibinin rızâsını almak lâzımdır." dedi. Mecûsî; "Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dîniniz mi öğretti?" diye sorunca; "Evet dînimiz ve bu dînin peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecûsî; "O hâlde biz niçin bu dîne girmiyoruz?" diyerek gözyaşları içinde kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.
     

Sayfayı Paylaş