Dil İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 24 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Dil İle İlgili Deyimler ve Anlamları
    *Ağız dil vermemek
    Konuşmamak, susmak.

    *Ağzı dili (ağzı) kurumak
    1) susuz kalmak; 2) konuşamaz duruma gelmek: “Ağzım dilim kurudu, kız yalvara yalvara” -Halk türküsü.

    *Ağzı dili bağlanmak
    Herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.

    *Dilinin ucuyla
    İçten, yürekten olmayarak, laf olsun diye.

    *Dilinin ucuna gelmek
    Söyleyecek duruma gelmek: “İsmi dilimin ucuna gelir gelmez kalbimden hafif bir cereyanın kopup damarlarıma aktığını duyuyorum.” -E. İ. Benice.

    *Dilinin altında bir şey olmak
    Bir kimsenin sözlerinden, açıkça söylemediği bir şeyler anlaşılmak: “Günlerdir doktorun dilinin altında bir şeyler olduğunun farkındaydı.” -Y. Kemal.

    *Dillere destan olmak
    Herkes tarafından konuşulur olmak: “Dillere destan İstanbul nezaketini o evde gördüm, ağzım açık kaldı.” -A. Kutlu.

    *Dili sürçmek
    1) konuşma sırasında kelimeleri yanlış söylemek: “Bir dil sürçmesi sonucu, bu tartışmayı yarım saat kadar yürütmüşüm.” -S. İleri. 2) istenmeyen bir konudan söz etmek.

    *Küçük dilini yutmak
    Şaşırmak, donakalmak: “Kadıncağız beni bu hâlde görünce az kalsın küçük dilini yutacaktı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

    *Dili uzamak
    Haddini bilmeden konuşmak.

    *Dili varmak
    Bir sözü söylemeye gönlü razı olmak: “Süleyman Kâhyaya söylemeye kimsenin dili varmıyor, gücü yetmiyordu.” -Y. Kemal.

    *Dili yanmak
    1) üzüntü ve eziyet çekmek, zarara uğramak: “Otobüs yolculuğundan bir hayli dilim yandı.” -B. R. Eyuboğlu. 2) bıkmak, nefret etmek: “Şair neslinin şarkıdan o kadar dili yandı ki şarkı kelimesini nerede görse silip üstüne türkü diyecek.” -B. R. Eyuboğlu.

    *Dilinde tüy bitmek
    Tekrar tekrar söylemekten usanmak, bıkmak: “Hep de aynı tipler. Laftan da anlamıyorlar. Dilimde tüy bitti.” -E. Şafak.

    *Dilinden anlamak
    1) bir canlının çıkardığı seslerden veya onun davranışlarından ne anlatmak istediğini anlamak; 2) mec. söz konusu olan şeyin özelliğini bilmek: “Bunda yenilmiş, içilmiş bir şey yok ya! Sen onun dilini de anlarsın.” -M. Ş. Esendal.

    *Dilinden kurtulamamak
    Sürekli olarak bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak.

    *Diline sağlam olmak
    1) saklanacak konuları açığa vurmamak; 2) kötü söz söylemekten kaçınmak.

    *Diline sağlık
    Ağzına sağlık.

    *Dili açılmak
    Herhangi bir sebeple konuşmayan kimse konuşmaya başlamak.

    *Dili ağırlaşmak
    Hastalık sebebiyle güçlükle söz söyleyebilmek, güçlükle konuşmak: “Hastaya bazı şeyler soruyor. Fakat anlaşılır cevaplar alamıyordu. Birkaç saatin içinde kaynımın dili ağırlaştı.” -H. R. Gürpınar.

    *Ellenmiş dillenmiş
    İffetsizliği yayılmış (kadın).

    *Dili alışmak
    Çok kullandığı bir söze alışmak: “Bizim moruk ertesi güne devrisi der de ondan dilim alışmış.” -S. F. Abasıyanık.

    *Dili (başka bir dile) çalmak
    Bir kimsenin konuşması başka bir dile benzemek.

    *Dili bir karış dışarı çıkmak (sarkmak)
    Koşmaktan, yürümekten ve yorulmaktan çok susamak: “Koştu koştu da dili bir karış sarktı.” -S. F. Abasıyanık.

    *Dili bir karış (olmak)
    Fazla konuşan, her söze karşılık veren.

    *Dili boğazına akmak
    Konuşamaz olmak, sesi soluğu çıkmamak: “Kılıcı görünce dili boğazına aktı hayranlığından.” -Y. Kemal.

    *Dili çözülmek
    Konuşamayan veya susan kişi konuşmaya başlamak: “Aslında ben çok az konuşan biriyim. Dilimin böyle birdenbire çözülmesi çok garip.” -İ. Aral.

    *Sili damağına yapışmak (dili damağı kurumak)
    Susuzluktan ağzı kurumak, çok susamak: “Kupkuru dili damağına yapışıyor, boğazından midesine doğru…” -E. E. Talu.

    *Dili (dilinin) döndüğü kadar
    Söyleyebildiği kadar, anlatma gücünün elverdiği ölçüde: “Mademki çocuk terbiyesi hakkında konuşmak istiyorsunuz, dilimin döndüğü kadar söyleyeyim.” -S. Ayverdi.

    *Dili dolaşmak
    Korku, heyecan, hastalık, utangaçlık, sarhoşluk gibi sebeplerle şaşırarak söyleyeceğini karıştırmak: “Vehbi Dedenin kendini dinlediğinin farkına varır varmaz dili dolaştı.” -H. E. Adıvar.
    Deyim

    *Dili dönmemek
    1) bir sözü doğru, düzgün söylemeyi becerememek: “Üstelik ben dilim dönmezken armağan ettiğim çiçeklerle konuşmuyor muyum?” -R. Mağden. 2) amacını iyi anlatamamak.

    *Dili durmamak
    1) sürekli konuşmak; 2) söylenemeyecek şeyleri de söylemek.

    *Dili ensesinden çekilsin!
    Bıktıracak kadar çok konuşan veya kötü sözler söyleyenler için kullanılan bir ilenme sözü.

    *Dili kılıçtan keskin
    Kırıcı ve ağır konuşan.

    *Dilini tutamamak
    Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmak.

    *Dili pabuç kadar
    Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan.

    *Ağzı dili tutulmak
    1) konuşamamak; 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak: “Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri.” -N. Cumalı.

    *Ağzı var dili yok
    1) “pek sessiz, kendi hâlinde” anlamında kullanılan bir söz: “Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz?” -B. Felek. 2) “konuşamayan, derdini anlatamayan” anlamında kullanılan bir söz: “Hey zavallı balık, diyor, ağzın var dilin yok.” -S. F. Abasıyanık.

    *(birinde) dil bir karış
    Saygısızca karşılık verenler için kullanılan bir söz.

    *(birine) dil çıkarmak
    Alay etmek, eğlenmek.

    *(birinin) ağzını dilini bağlamak
    Birini konuşamaz duruma getirmek: “O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı.” -R. N. Güntekin.

    *(birinin) diline düşmek
    Yermek veya alay etmek amacıyla birinin kötü veya yanlış davranışını sürekli söylemek: “Mahallede acubelerin diline düşmekten korkuyorum.” -P. Safa.

    *Dil ağız vermemek
    Ağız dil vermemek: “Çocuk, hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu.” -R. N. Güntekin.

    *Dil (diller) dökmek
    Kandırmak, inandırmak veya yararlanmak için tatlı sözler söylemek: “Ninniyi mutlaka söylemesi için ona bir sürü dil döktü.” -O. C. Kaygılı.

    *Dil otu yemek
    Çok konuşmak: “Mütemadiyen gülüp söylüyordum. Hacı Kalfanın ellerini dizlerine vurarak: -Dil otu mu yedin be kızım? diye bir gülmesi var ki…” -R. N. Güntekin.

    *Dil tutmak
    esk. sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.

    *Dil uzatmak
    Bir kimse veya bir şey için kötü söylemek: “Başka ulusların kabahatleri ne olursa olsun, dost ve düşman bize nasıl dil uzatırlarsa uzatsın…” -T. Halman.turkeyarena.net

    *Dilden düşmez olmak
    Herkes tarafından sürekli tekrar edilir olmak: “Kapsamı iyice belirtilmeyen, gerektiği gibi tanımlanmayan sanat sözü, dillerden düşmez oldu.” -S. Hilav.

    *Dilden düşürmemek
    Sürekli tekrar etmek.

    *Dile (dillere) düşmek
    Hakkında dedikodu yapılmak: “Yâr adını desem olmaz / Düşer dillere dillere” -Erzurumlu Emrah.

    *Dile dolamak
    Bir şeyi veya konuyu sık sık tekrar etmek.

    *Dile gelmek
    1) dile düşmek; 2) konuşma kudreti, yeteneği, olmayan varlık konuşmak, dillenmek, lisana gelmek: “Günlerce elin, dile gelmeyen çocuğunu bağrına basan fabrika sahibine acındı.” -L. Tekin.

    *Dile getirmek
    1) konuşturmak: “Yıllar yılı, bu amaçları devlet adamlarımız, basınımız, sanat âlemimiz dile getirip durmuştur.” -T. Halman. 2) belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek: “Kendi kendime, adlı şiirinde bunu şöyle dile getirir.” -S. Birsel.

    *Dile vermek
    Gizli tutulması gereken bir şeyi açığa vurmak, duyurmak, yaymak.
     



Sayfayı Paylaş