Devrent Deresi Türküsünün Hikayesi

Konusu 'Türküler ve Hikayeleri' forumundadır ve Emel tarafından 25 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Emel Well-Known Member


    Devrent Deresi Türküsünün Öyküsü Hikayesi
    Kısaca Devrent Deresi Türküsünün Hikayesi Sözleri ve Yöresi

    Bu türküye konu olan olay, 12 Şubat 1933 yılında bugünkü Buldan-Derbent barajının dolgusu yapılan "Derbent deresi" denilen yerde meydana gelmiştir.

    Malüm 1933 yıllarında Türkiye'de her beldeye araba, tren gibi ulaşım araçları henüz girmemişti. O yıllarda Buldan'ın Derbent Köyü, Alaşehir ve Sarıgöl taraflarından gelip, Sarayköy ve Denizli taraflarına geçmekte olan kervancıların uğrak yeriydi. Kervanlar Derbent boğazını görmeden geçemezlerdi. Zaten en kısa ve tek geçit burasıydı.

    12, 13 Şubat tarihlerinden önce, Denizli'nin Gölemezli köyünden Deveci (Kervancıbaşı) Kuru Ali'nin Musa adındaki kişi, Meneviş'in Veli ve Süleyman adlarındaki kişileri de yanlarına alarak, Sarayköy'den develerine buğday ve arpa yükleyip Sarıgöl'de boşalttıktan, sattıktan sonra tekrar aynı yoldan Sarayköy'e doğru hareket ederler. Mevsim ise kış, karlı fırtınalı tipili bir gün...

    Kervancılar tam Derbent deresi denilen yere gelmeden, önceleri Buldan ilçesine bağlı, sonra Sarıgöl'e bağlanan Baharlar köylüleri ile karşılaşırlar. Köylüler kervancılara "kar çok yağıyor, Derbent boğazından geçemezsiniz" diyerek döndürmek isterler. Onlar da "hayır gideriz" diyerek yola devam ederler. Derbent boğazına iyice yaklaştıklarında kar, boran, tipi şiddetini artırır. Develerin ayakları tutmaz, kaymaya başlar. Köylülerin aklına gelen devecilerin başına gelir ve develerle birlikte uçuruma yuvarlanırlar. Musa, Veli ve Süleyman önce develerini sonra da kendilerini kurtarmak isterlerken vakit bir hayli geçmiş gece olmuştur. Kar ve tipiden, soğuktan korunacak yer bulup, develerini de kurtaramadan soğuktan dönüp ölmüşlerdir.

    Olayın ertesi günü oradan geçmekte olan Kula'lı ayakkabı yolcusu uzaktan bunların ölüsünü görür, Derbent köyüne haber verir. Köye 4-5 Km. uzaklıkta bulunan "Derbent boğazına" gelen köylüler küreklerle karları aça aça cesetleri bulurlar. Devenin birisinin ayağı kırılmış ,diğerleri ise sağlamdır. Musa, Veli ve Süleyman'ın etrafında kargalar uçuşmaktadır...

    Kervancıların cesetleri önce Derbent köyüne getirilir. Kimlikleri ve Gölemezli köyünden oldukları iyice anlaşılınca, köylerine götürülerek cesetler ailelerine teslim edilir.

    Bu acı olay üzerine Denizli-Buldan ilçesine bağlı Derbent köyünden Ayşe ve Fatı adlarındaki kişiler hemen bir ağıt yakarlar. Bu ağıtın sözleri de gün geçtikçe dilden dile, telden tele gezip dolaştıkça halk arasında yaygınlaşır. Herkes tarafından yıllardan beri söylenip durur.

    Dervent deresine duman bürüdü
    Yedi deveyinen Musa yürüdü
    Musa’nın ciğeri mosmor oldu çürüdü
    Devrent dereleri dar geldi bana
    Vadesiz ölümler zor geldi bana
    Devrent deresinde cıvgınlar esti
    Elimi kolumu poyrazlar kesti
    Feleğin bizlere bu mudur kastı
    Ağlasın ağlasın anam ağlasın
    Tülü mayaları Dudu bağlasın
    Devrent deresinden biz de geçelim
    Sılaya varmaya yollar açalım
    Deve kirasından biz vazgeçelim
    Yıkıldı develerim kaldıramadım
    Tutuldu dillerim söyleyemedim
    Devrent deresinde üç yiğit buydu
    Musamın gözünü kargalar oydu
    Musamın öldüğün anası duydu
    Ağlasın ağlasın anam ağlasın
    Ötkün tüllerimi duda bağlasın
    Evimizin önünde bir dönüm avlı
    Avlının içinde kıratım bağlı
    Musamı sorarsan bir evin oğlu
    Yanmadık mı kaldı bu yiğitlere
    Cennet mekan olsun bu şehitlere
    Devrent deresinde kar bulamadım
    Yıkıldı devemi kaldıramadım
    Kalmışım ben tufanda kurtulamadım
    Yatırdım devemi kaldıramadım
    Tecellim böyleymiş ben bilemedim
     



Sayfayı Paylaş