Devin Elması Hikayesi

Konusu 'Çocuk Bölümü' forumundadır ve EmRe tarafından 26 Temmuz 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Devin Elması Hikayesi Oku

    Saat öğlenden sonra civarıydı."Yürü daha hızlı yürü çocuk.Seni bekleyerek vakit harcayamam."diye yankılanan azarlama sesleri geliyordu kasabaya giden yoldan. Siyah kıyafetler içinde bir adam ve yırtık elbiseler içinde yalınayak yürüyen bir çocuk yolda ilerliyordu. Adam orta boylu ve orta yaşlı gözüküyordu. Yüzünde ve alnında çizgiler çatık kaşları ve simsiyah saçları vardı. Pek temiz gibi gözükmüyordu. Bıyıklarında bulaşmış yemek artıkları vardı zayıf mavi gözleri ve kumral şaçları vardı. Sırtında bir sürü eşya taşıyordu. Eşyaları taşımaktan bitap düşmüş gibiydi. Üzerinde dizleri parçalanmış bir pantolon ve sadece iki düğmesini ilikleyebildiği kolları yırtılmış bir gömlek vardı. Bembeyaz teni gömleğin her yerinden fışkırıyordu.

    [​IMG]

    "Hadi sene yoksa kemerimin tadına tekrar bakmak mı istersin?" diyerek adam çocuğu tekrar azarlamaya başladı. Çocuk adımlarını hızlandırmaya çalışıyordu ama taşıdığı yük buna engel oluyordu. Nasır olmuş ayakları tozlu yolda güçlükle ilerlerken sol ayağı birden taşa takıldı ve yere düştü.

    Adam birden gelen gürültü sesinden korktu ve hemen arkasına döndü.

    "Seni ahmak. Neden doğru düzgün bir iş yapamazsın sen?" diyor bir yandan da çocuğu kolundan tutmuş iteliyordu. Çocuk eşyaları tekrar sırtlayıp yürümeye devam etti. Bir an etrafına bakınırken yolun yukarısındaki ormandan bembeyaz bir elbise içerisinde altın rengi saçlı peri kadar güzel bir kız gördü. Kız da çocuğun baktığını farkederek gözlerini ona dikti ve gülümsedi. Birkaç saniye birbirlerine baktıktan sonra kız arkasını dönerek tekrar ormanın karanlığına daldı. Çocuk bir garip olmuştu hayatı boyunca hiç bu kadar güzel bir insan görmediği her halinden belliydi. Yavaş yavaş kasabının evlerinden yükselen dumanlar gözükmeye başladı. Saat de akşam olmak üzereydi. Mavi gökyüzü kararıyor havada delikleri andıran yıldızlar parıldamaya başlıyordu.

    Adam çocuğa dönüp "Şimdi bir arkadaşımı göreceğiz. Sonrada bizim için son bir şey daha çalacaksın.Anladın mı beni?" dedi.

    Çocuk başını önüne eğip "Artık çalmak istemiyorum. Hırsızlık kötü bir şey." diyerek adama yanıtını verdi. Adam kaşlarını çatıp çocuğun gözlerine bakmaya başladı.

    - "Yapacaksın.Ben senin sahibinim. Yoksa yoksa sonrasına karışmam.Tamam mı?" diye bağırıyordu. Çocuk başını tekrar önüne eğdi. Bu zorlada olsa kabul ettiği anlamina geliyordu. Kasabanın içinde ilerlemeye devam ettiler ve son eve geldiklerinde adam durdu ve:

    - "İşte burası bakalım dostum içeride mi?" diyerek kapıya vurdu. Kapıyı kısa boylu şişman kızıl saçlı bir adam açtı.

    - "Ooo kimler gelmiş." diyerek birbirlerine sarıldılar ve ikisinide içeri aldı. Çocuk eşyaları kapının yanına bıraktı.Hava da tamamiyle kararmıştı. Çocuğun sırtı eşyaları taşımaktan iki büklüm olmuştu. Uzun bir sürede iki büklüm kaldı. Şişman adam çocuğa:

    - "Gece çok işimiz var onun için biraz dinlen." diyerek yatağı gösterdi. Çocuk yatar yatmaz uyudu. Adamlar ise şöminenin önüne oturdu ve plan yapmaya başladı.Acaba nasıl çalacaklardı? Hangi yöntemi kullanacaklardı? Çocuk ise tek yüzünün güldüğü rüyalardan birini görmekteydi.Rüyasında karanlık ve sisli bir ormanın içinde ilerliyodu. Sislerin içinden birden yolda gördüğü kız çıkıverdi karşısına."Merhaba!" dedi kız. Bu gözleri kamaştıran güzellik karşısında çocuğun dili tutulmuştu ve söylemek istedikleri ağzından mırıltı şeklinde çıkıyordu. Kız:

    - "Oraya gitmemelisin. O şeyi çalmamalısın. Yoksa bu senin sonun olur." dedi ve geri geri yürümeye başladı. Her geriye adım atışında ormanın içinde kızın sesi yankılanıyordu. Kız sisin içinde tekrar kayboldu. Çocuk kararsız kalmıştı. Çalmalı mıydı? Eğer çalmazsa sonunun çok kötü olacağını biliyordu. Tam o sırada adamlar çocuğu uyandırdı:

    - "Hadi vakit geldi yola koyuluyoruz." dedi ve eşyaları tekrar çocuğa verdiler.

    Karanlık yolda ilerlemeye başladılar. Şişman olan adam çocuğa:

    - "Dev'in elmasını çalacaksın. Diğer çaldığın mücevherler gibi çok basit olacak. Mağaraya girdiğinde dev -dilerim- uyuyor olacak. Sende başucunda duran elması alıp hemen çıkacaksın.Dikkat et dev uyanırsa hemen kaç. Arkana bakmadan koş." diyerek konuşmaya devam etti. Çocuk korkmuş gibi gözüküyordu. Bu ne yolda giden bir insandan altın çalmaya benziyordu ne de Kraliyet hazinesine girmeye benziyordu. Yolun yukarısında gene o kızı gördü. Kız artık hiç gülmüyordu. Gözlerine acı perdesi inmiş gibi çocuğa bakıyordu. Çocuk yanındaki şişman adama dönerek:

    - "Bak. Şu kızı görüyor musun? diyerek yolun yukarısını gösterdi. Adam çocuğun gösterdiği yöne baktı ama ortalıkta kız felan yoktu.

    - "Kafayı yedin heralde sen. Kız felan yok." diyerek çocuğun kafasına bir tokat attı. Ama çocuk kızı hala görüyordu. Yasak ormanın içine doğru girdiler. Uzun bir yol sonunda devin olduğu mağaraya geldiler ve çalılıkların arkasına saklandılar. Şişman adam:

    - "Dev içeride değil.Birazdan gelir." dediği sırada yer oynamaya başladı. Dev büyük bir gürültüyle mağarasına geldi. Etrafına şöyle bir bakındıktan sonra içeri girdi. Elinde yakalamış olduğu bir geyik vardı. Üçüde devi gördüklerinde dehşete düşmüştü. Hayatları boyunca hiç bu kadar korkunç bir şey görmemişlerdi:

    - "Burada kamp kuralım sabaha karşı devin en derin uykusunda elması çalarız." dedi şişman adam. Diğeride:

    - "Evet evet öyle yaparız." dedi. Çocuğun gözleri korkudan donuklaşmıştı. Sahibi çocuğa;

    - "Git ve biraz çalı çırpı topla.Ateş yakıcaz." dedi. Çocuk olduğu yerden zorlukla doğruldu. Bacakları tirtir titriyordu. Çocuk adamların yanından yavaş yavaş uzaklaştı ve küçük dal parçalarını toplamaya başladı. Ağaçların arasında gene o kızı gördü.Kız;

    - "Buraya gel. Seninle konuşmam lazım." diyerek çocuğu yanına çağırdı. Çocuk etrafına şöyle bir bakındıktan sonra kızın yanına doğru ilerledi;

    - "Kaçmalısın yol buradan gidiyor. Arkana bakmadan koşarsın. Seni asla bulamazlar." dedi. Çocuk endişeli bir şekilde;

    - " Beni bulamazlar değil mi? Asla bulamazlar değil mi?" dedi kıza. Kız başıyla tasdik ederek parmağıya yolu gösterdi. Çocuğun sahibi;

    - "Nerde kaldı bu? Kaçmış olmasın sakın? Hemen bul şunu." diyerek şişman adama söylendi. Çocuk tam kaçacağı yola doğru dönerken önüne birden şişman adam çıktı.

    - "Ne o kaçıyor musun yoksa?" diyerek çocuğu dövmeye başladı. Yakasında tutup sürükleyerek sahibinin yanına getirdi. Sinirli bir şekilde;

    - "Az kalsın kaçıyordu." diyerek yerde yatan çocuğa bir iki tekme daha attı.Hava aydınlanmaya başladı. Şişman adam yerde yatan çocuğu kaldırdı ve

    - "Zaman geldi. Gir ve elmasımızı bize getir." dedi.Her iki adamın da gözleri kararmış zengin olma hırsı bürümüştü. Çocuk bir an duraksadı. Eğer çalmazsa adamlar çocuğu parçalayacaktı. Eğer çalarken dev uyanırsa bu seferde dev onu parçalayacaktı. Çocuk mağaraya doğru tekrar ilerlemeye başladı. Artık her ne olduysa korkmuyordu. Sonuna doğru ilerlediğinin farkındaydı. İçeri girdi. İçerisi inanılmaz karanlıktı. Bir tek devin horultusu vardı. Horultunun yönüne doğru ilerlemeye devam etti. Büyük bir oda gibi bir yere geldi. İçerisi yanan ateş sayesine aydınlıktı. Dev yerde uyuyordu. Elması ise eliyle tutmuştu. Çocuk ses çıkartmadan yavaş adımlarla deve doğru ilerledi. Elması iki eliyle kavradı ve yavaş yavaş çekmeye başladı. Elması tam devin elinden aldığı sırada yere düşürdü. Çocuk devle gözgöze geldi. Elması birden yerden alıp kaçmaya başladı. Dev de birden ayağa kalkarak büyük bir çığlık attı. Bu öyle bir çığlıktı ki mağaranın tüm taşları yerinden oynadı. Tavan çökmeye başlamıştı. Çocuk tam dışarı çıkacağı sırada dev ona yetişip eliyle güçlü bir şekilde vurdu. Çocuğun elinden elmas dışarı fırladı. Çocuğun cansız bedenide kapıdan dışarı uçtu. Dev tam dışarı çıkacağı sırada mağara büyük bir gürültüyle çöktü. Dev de mağaraya hapsolmuştu. Adamlar gürültü durunca saklandıkları çalıların arkasından çıktılar ve yerde parlayan elmasa doğru atıldılar. Elmasın az önünde de çocuğun cansız bedeni yatıyordu. Şişman adam çocuğun yanına gitti ve kulağını kalbine dayadı:

    - "Ölmüş. Neyse elmasımızı alalım ve gidelim burdan.Artık zenginiz." diyerek arkadaşının yanına doğru ilerledi. İkisi de eşyaları toplamadan geldikleri yola doğru gitmeye başladılar. Fakat her adımlarında yol kararıyordu. Etrafı hafif bir sis sarmaya başladı. Hızlandılar. Bir anda kendilerini etrafını ağaçların sardığı yuvarlak bir boşlukta buldular. Ağaçlar artık geçit vermiyordu. Birbirlerine söylenmeye başladılar.

    - "Neredeyiz biz?Burası neresi?" diye birbilerine bağırıyorlardı.

    Ağaçların içinden bir sürü kız çıkmaya başladı. Hepside birbirinden güzeldi. Başlarında da çocuğun konuştuğu kız vardı. Adamlar hayretler içerisinde kızlara bakıyordu. Kızlar adamları ortalarına alıp etraflarını çevirdiler. Adamlar donup kaldı. Vücutlarından ruhları çıkmaya başladı. İki tane siyahlar içerisinde yüzleri gözükmeyen kişi geldi. Ruhları alıp ormanın karanlığında kayboldular. Kız ölen çocuğun yanına gitti. Onunda ruhunu aldı. Elele tutuştular.İ kiside çok mutluydu. Ormanın içide kayboldular sonsuza kadar. ama o bunları pek önemsiyormuş gibi durmuyordu. Çocuk ise onbeş ya da onaltı yaşlarında.
     



Sayfayı Paylaş