Ders verecek dini hikayeler...

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 14 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    DELİNİN VELİYE TAVSİYESİ

    </B>​

    Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:​

    -Ne yapıyorsun?​

    Hizmetçi:​

    -Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.​

    -Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?​

    -Hastalığını söyle.​

    -Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..​

    -Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..​

    Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:​

    -Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.​

    Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:​

    -Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.​

    Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:​

    -Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.​

    Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:​

    -Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.​

    Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.​

    Hızır Olduğunu Söylerim

    </B>​

    Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta...​


    Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:​

    - Uyuyacaksın, der. Adam:​

    - Uyumam, beni rahat bırak.​


    Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:​

    - Uyuyacaksın dedim, der. Adam:​

    - Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.​


    Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek:​

    - Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok.​

    Cevap gelir:​

    - Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...​


    Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak...
    İHLÂSLA SÖYLENEN 'KELİME-İ ŞEHÂDET'İN AĞIRLIĞI

    </B>​

    Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü'minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır:​


    'Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Allah Teâlâ adama sorar:​


    ' Bu defterde yazılı olanları inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi? Kul:​


    ' Ey Rabb'im, hayır, (hepsi doğrudur!) der. Allah Teâlâ sorar:​


    ' (Bunları işlemenden dolayı beyan edeceğin) bir özrün var mı? Kul:​


    ' Hayır, ey Rabb'im, der. Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:​


    ' Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde, 'Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah (Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh'ın Resûlü'dür)' yazılı.​


    Sonra Allah Teâlâ buyurur:​


    ' Ağırlığını (yani amellerini) hazırla! Kul sorar:​


    ' Ey Rabb'im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne? Allah Teâlâ ona:​


    ' Sana zulmedilmeyecektir! buyurur.​


    Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine. Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!'​





     



Sayfayı Paylaş