Değişen Dünya ve Türkiye

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 1 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Değişen Dünya ve Türkiye

    KİTABIN ADI Değişen Dünya ve Türkiye
    KİTABIN YAZARI Faruk SÖNMEZOĞLU
    YAYINEVİ VE ADRESİ Altin Kitap Yayinları Cagaloğlu / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ Mart 1996
    KİTABIN YAYIM MAKSADI 1990’li Yillarda Diş Dünyada Meydana Gelen Olaylara Ve Türkiye’nin Diş Dünya Ile Olan Ilişkilerine Bakmak.

    KİTABIN ÖZETİ :

    BIRINCI BÖLÜM

    “YENİ DÜNYA DÜZENİ” KAVRAMI VE ULUSLARARASI SİSTEM

    “Yeni Dünya Düzeni”nin 1989 Ağustos’unda iki Almanya’nın birleşmesi veya Sovyetler Birliğinin dağılması ile başladığı varsayılır. Bununla birlikte “Yeni Dünya Düzeni” ilk kez Körfez Savaşı’nın başlaması ile ABD Başkanı George Bush 1990 yılında kavramsallaştırılmıştır. Başkan Bush’un “Yeni Dünya Düzeni” kavramı ile getirdiği yaklaşım, milletler bazında ve tüm dünyada daha yumuşak bir çehre yaratma çabasıdır.

    Yeni dünya düzeni iddiası ile ortaya atılan sistemin esas sorunu, varlıklı kesimlerin zenginliklerini gerek ülkesel, gerekse sınıfsal bazda ne oranda paylaşacaklarıdır. Liberallerden komünistlere, realistlerden radikal islamcılara kadar pek çok grubun; gerek “Yeni Dünya Düzeni” kavramsallaştırmasına, gerekse bu modelin içerdiği unsurlara karşı olduğu görülmektedir.

    İKİNCİ BÖLÜM

    AVRUPA’NIN YENİ GÜVENLİK DÜZENİ VE TÜRKİYE:

    NATO: Soğuk Savaş Ertesi’nde NATO kimilerince müzeye kaldırılması gereken bir anıt, kimilerince yeni dönemdeki barışın tek garantisidir. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine işbirliğini uzatmak amacıyla Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi kurulur.

    AGİT: 1975 Helsinki son senedi ile başlayan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının Doğu-Batı arasındaki ilişkileri yumuşattığı ve bloklar arası diyaloğu sağladığı için Soğuk Savaş’ın sona ermesinde etkili rol oynadığı söylenir.

    BAB (Batı Avrupa Birliği): Soğuk Savaş Ertesi’nde Avrupa’nın kendi savunmasını kendisinin üstlenme gayretleri bu trendi belirginleştirmiştir.

    BM (Birleşmiş Milletler): Körfez Krizi ve Yugoslavya sorununda görünürde en etkili örgüt BM olmuştur.

    Sonuç: Türkiye Soğuk Savaş Ertesi’nde daha etkin ve aktif bir dış politika izleme şansı elde etmiştir.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    İNSAN HAKLARI KONUSUNDA ULUSLARARASI ÖRGÜT VE DEVLET İLİŞKİSİ

    AGİT-TÜRKİYE

    Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği (AB), AGİT, ilgileri dahilindeki coğrafi alanlarda insan hakları konularına özen göstermektedirler. Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi, Helsinki Watch, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Uluslararası İnsan Hakları Birliği, Daimi Halk Mahkemesi, Özgürlük Evi, Uluslararası İnsan Kardeşler Hareketi bu tip hareketlerden bazılarıdır. Bunlar insan hakları konusunda BM organlarına yararlı hizmetler sunmaktadır.

    Türkiye, kendi rızası ile altına girdiği uluslararası insan hakları sözleşmelerindeki standardı tutturmak zorundadır.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

    BATI AVRUPA BİRLİĞİ OLUŞUMU KARŞISINDA TÜRKİYENİN DURUMU

    Batı Avrupa Birliği’nin amacı; silahlı çatışma çıkma olasılığını kaldırmak ve kriz anında danışma mekanizmaları oluşturmaktır.

    Türkiye’nin oluşmakta olan yeni Avrupa güvenlik sistemini anlaması önemlidir. Söz konusu kurumlar Avrupalılaşmış bir NATO, AB’ye entegre olmuş bir BAB, AGİT ya da farklı düzeylerde hepsi birden olabilir. Türkiye bu kurumsal mekanizmaların sunduğu olanakları akıllıca kullanarak kendi bölgesel çıkarlarını gözetmelidir.

    BEŞİNCİ BÖLÜM

    AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE İNSAN HAKLARI KONUSU

    Türkiye, tam otuz üç yıl sonra İnsan Hakları Divanı’na bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Böylece kendi içişi olarak kalabilecek bir konuyu uluslararası platforma kendi elleri ile taşımış, bu konudaki iyi niyetini göstermiştir. Türkiye’nin bu girişimine sebep batılı ülkelerle aynı sahnede oynama isteği olmuştur. Adalet Divanı’nın kararları ve AB’nin kanunları tüm üye ülkelerde anında bağlayıcı niteliktedir. Türkiye, önemli jeostratejik konumu, büyük tüketici potansiyeli, AB ülkelerinden yaptığı yüzde kırklık ithalat oranı ve Kafkaslar ile Ortadoğu’ya açılan bir kapı olarak vazgeçilmezliğini kullanmalı ve AB'nin blöfünü görmelidir. 1963 anlaşmasının sonucu olarak hak ettiği tam üyeliğe ulaşmak yolunda net ve kesin tavrını ortaya koymalıdır.

    ALTINCI BÖLÜM

    ULUSLARARASI İLİŞKİLER, FEMİNİZM VE TÜRKİYE

    Feminizm, kadınların yalnızca kadın olmaktan dolayı karşı karşıya olduğu baskı ve ezilme ilişkisinin kavramsallaştırılmasıdır. Feminizmin içinde çok çeşitli yaklaşımlar olmakla birlikte (lezbiyen feminizm, post-modern feminizm, İslamcı feminizm, yeşil feminizm, siyah feminizm, üç temel teorik yaklaşımın önemli olduğu söylenebilir: Eşitlikçi feminizm, radikal feminizm, sosyalist feminizm. Türkiye’de kadın sorunları ile ilgili bakanlığın oluşturulması iyi bir gelişme olup Medeni Kanun, İş Yasaları, Çalışma Mevzuatı ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde kadın-erkek eşitliğine aykırı maddelerde gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

    YEDİNCİ BÖLÜM

    12 MİL KARASULARI MESELESİ VE EGE SORUNU:

    1923 Lozan Anlaşması’nda, karasularının sınırı konusunda belli bir hüküm olmamasına rağmen, karasularının sınırı fiili olarak Ege’de 3 mil olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu durum 1936 yılına dek böyle sürüp gitmiş, Türkiye’nin Montreux Antlaşması’nı imzaladığı yıl, Yunanistan karasularını 6 mile çıkardığını açıklamıştır.

    Türkiye, 1964 yılında Yunanistan’dan 28 yıl sonra, 6 mil genişliğinde karasuları ve 6 mil balıkçılık bölgesi sınırlarını kabul etmiştir. 12 mil karasularının sınırının Ege’de uygulanması durumunda, Türkiye kıta sahanlığından, balıkçılık haklarından ve münhasır bölge haklarından tüm güney Ege’nin kapanmasından dolayı yararlanamayacaktır. Aynı zamanda üçüncü devletler de yararlanma hakkını kaybetmektedirler. Bu durum özellikle İngiltere ve ABD gibi donanmaları kuvvetli devletlerin işine gelmemektedir.

    SEKİZİNCİ BÖLÜM

    TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ VE PETROL TAŞIMACILIĞI SORUNU

    JEOPOLİTİK BİR DEĞERLENDİRME:

    Rusya’nın tekrar büyük devlet olma arzusu, yetersiz kalan ekonomik ve siyasi gücü ile çelişki oluşturmakta, meydana gelen güç boşluğu bölgesel rekabeti hareketlendirmektedir. Petrol ve doğalgaz kaynaklarının değerlendirilmesi, bu kaynakların dağıtımı ve pazarlaması, Türkiye ve Rusya arasında yoğun rekabet yaşatmaktadır.

    Türkiye, yeni yürürlüğe koyduğu “Boğazlar ve Marmara Deniz Trafik Düzeni”ne ilişkin Tüzüğe titiz bir şekilde uymalı ve radar ağını bir an evvel oluşturmalıdır.

    Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması’yla (AKKA) belirlenmiş tavan değerlerin Rusya tarafından aşılmak istendiği görülmektedir. Bu Türkiye tarafından (Batı’nın da mutlak desteği alınarak) engellenmelidir.

    DOKUZUNCU BÖLÜM

    ÇEÇENİSTAN SORUNU VE TÜRKİYE

    Bağımsızıklarını ilan etmekle belki Çeçenler yıllardır özlemini duydukları egemenliklerine kavuşmuşlardır ancak Rusya’ya karşı giriştikleri mücadeleden galip çıkmaları çok zordur. Rus Hükümeti, Çeçenistan’a askeri yardım yaptığını ileri sürerek Türkiye’yi suçlamıştır. Türkiye Rusya’nın toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu bildirmiştir. Rusya Kürt kartını kullanarak Türkiye’yi Kafkaslarda depolitize etmek düşüncesi içindedir.

    ONUNCU BÖLÜM

    SSCB’NİN DAĞILMASINDAN SONRA TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ

    Türkiye ve Azerbaycan, SSCB’nin çözülmesiyle hızlı bir yakınlaşma içine girmiştir. Rusya, Dağlık Karabağ sorununda Azerbaycan’a karşı Ermenileri desteklemiş, böylece yenilen Azeriler Dağlık Karabağ ve Ermenistan’dan ülkelerine dönmüşlerdir. 1992’de Türkiye’nin çabalarıyla AGİK, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini ve Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olduğunu kabul etmiştir.

    Türkiye tarafından ortaya atılan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Projesi’nden (KEİP) ekonomik ve siyasal olarak çok şey beklenmiş, Rusya-Ukrayna, Rusya-Moldova, Ermenistan-Azerbaycan gerginliği, Güney Osetya ve Kuzey Kafkasya’daki bazı sorunlar, projenin gelişmesini engellemiştir. İran tarafından da proje eleştirilmiştir. ABD yönetimi, kurulacak yeni güç denkleminde Türkiye’yi kilit bir “bölgesel aktör” olarak görmek istemektedir. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kuvvetlendirilmesi, Azeri-Ermeni barışını sağlayabilecek olması, Rusya ile İran’a prestij kaybettirmesi ve ABD’nin bölgedeki etkisini göstermesi bakımından önemli bir adımdır.

    ONBİRİNCİ BÖLÜM

    KÖRFEZ KRİZİ VE TÜRKİYE’DE KARAR ALMA SÜRECİ

    Irak 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmiştir. Birleşmiş Milletler ABD’nin zorlamasıyla, askeri müdahaleyi içeren karar almıştır. ABD önderliğinde, bir ay süren hava saldırılarından sonra, kara savaşı başlamış ve Kuveyt Irak askerlerinden arındırılmıştır.

    Türkiye’de Kriz Komitesi, genellikle Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, MSB ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşmaktadır. Ancak Türkiye’de bu birimin, kriz ilerledikçe daha da daraldığı, sonuçta Cumhurbaşkanı’nın çok etkili olduğu gözlemlenmiştir. Özal tarafından izlenen veya izlenilmesi arzu edilen politikaya karşı, bürokrasi içerisinden en şiddetli tepki askerlerden gelmiştir. Sonuç olarak özellikle savaş söz konusu olduğunda, geniş bir uzlaşma sağlanmadan alınacak kararlar, ciddi bir muhalefetle karşılaşacaktır.

    ONİKİNCİ BÖLÜM

    FIRAT-DİCLE HAVZASI’NDA TÜRKİYE’NİN SU POLİTİKASI:

    Türkiye, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’nin devreye girmesi ile su sorunundaki baskıları kırmak için, Temmuz 1987’de Suriye ile imzaladığı Ekonomik İşbirliği protokolü sonucunda, Fırat sularının üç ülke arasında “nihai tahsisine kadar”, yıllık ortalama olarak en az 500 m3/sn su vermeyi taahhüt etmiştir. Fırat Nehri’nin yazın saniyede 100 m3 ile ilkbaharda saniyede 7.000 m3 arasında değişen akışına Türkiye’nin düzenli olarak saniyede 500 m3’ün altına düşmeyecek şekilde su bırakması, aşağı havza ülkelerinin yararınadır.

    Türkiye, Suriye ve Irak arasında Fırat ve Dicle Nehirlerinin paylaşım sorununun çözümüne yönelik olarak, güvenliğinin sağlanması, komşu ülkenin rejim karşıtlarının desteklenmemesi ve ülke bütünlüğüne saygı gösterilmesi gelmektedir.

    Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
     



Sayfayı Paylaş