Çılgın Türk, Turgut Özakman, Mustafa filmini eleştirdi...

Konusu 'Konu Dışı' forumundadır ve ot-gu tarafından 16 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. ot-gu Genel Sorumlu


    "Çılgın Türk" Turgut Özakman "Mustafa" filmini eleştirdi...
    'Mustafa' filmiyle bazı kesimlerin eleştirilerine maruz kalan Can Dündar ile kendisine eleştiriler yönelten Turgut Özakman, 32. Gün'de karşı karşıya geldiler. İşte programda konuşulanlardan çarpıcı detaylar.

    Milliyet Gazetesi Yazar Can Dündar, senaryosunu yazdığı ve yönettiği 'Mustafa' filmiyle bazı çevrelerin şimşeklerini üzerine çekmişti. 'Şu Çılgın Türkler' kitabının yazarı Turgut Özakman'ın eleştirilerinin kendisini çok üzdüğünü söylemesinden sonra Dündar ve Özakman biraraya gelerek filmi birlikte izleyip karşılıklı görüşlerini paylaşmıştı.

    Özakman, 32. GÜn programında bu kez izleyiciler önünde filmle ilgili görüşlerini ve eleştirilerini dile getirdi. Özakman'ın filme yönelik değerlendirmeleri şöyle oldu:

    Mustafa Kemal Atatürk'ün adı, ortaokul birinci sınıftan itibaren resmen 'Mustafa Kemal'dir. Mustafa'lığı 13 yaşından beri yoktur. Onu Atatürk'ten koparabiliriz anlatırken ama Mustafa Kemal'i ikiye bölüp anlatmak, annesinin gözüyle görmeye çalışmak, bütün film o estetikte yapılsaydı ona da itiraz etmezdim.

    -Atatürk'ü biz niye anlatıyoruz? Sıradan, alelade bir insan mı? Bizim ona bir borcumuz var mı? Bizim için büyüklüğü var mı? Devletimizi kuran, dünyanın büyük, ender askerlerinden biri mi? Bir devrimin önderi mi? Bir insan olarak bizim minnet duyduğumuz bir insan mı? Onu anlatıyorsak o zaman onu doğru anlatacağız. Bütün biyografi yazarları için çok ciddi bir tarihçi vicdanı ve sanatçı duyarlılığı gerekiyor. Bunların büyükçe bir bölümünün Can'da olduğunu görüyorum ama bir çok şey gözünden kaçmış, bir çok şey aceleye gelmiş, bir takım şeyleri de işte bu yaştaki gençler Atatürk'ü bilmeden büyüyor. O bilgisizliğin bütün etkilerini ben burada görüyorum. Genel olarak bir şey demiyorum ama tashih yapılması gereken yerler var.

    -Atatürk'ü Atatürk yapan Çanakkale'dir. Onu sadece Conk Bayır'ı ile anlatmak kabil değil. Bir de onu 28 Temmuz diye Rumi tarihle vermişler. Ama onun doğrusu 10 Ağustos 1915

    -Ceset tarlası hikayesi dokunmuş size, haklısınız. Ama o laf zaten uydurma. Yeri yok, kaynağı yok, dayanağı yok. Bir kere onu oradan silip atmak lazım.

    -Vahdettin konusunu Atatürk anlatıyor. Bir üçüncü kişi görüp de Vahdettin Mustafa Kemal'e tarih kitabını gösterip de 'İşte siz bu tarihe geçtiniz' demiyor. Atatürk anlatıyor, o söylüyor bize ve sonra da yorumunu yapıyor. Bu cümlenin nasıl gereksiz, yanlış anlaşılmaya müsait, yani Vahdettin'in iç yüzünü anlatıyor. Onu söyledikten sonra Mustafa Kemal'in yorumunu söylememek hakikate çok büyük ihanet olur. Burada söyleyemeyeceğim kadar sert bir yorum. Onun vatanını sevmediğini, hanedanını ve tahtını koruduğunu ve sadece kendisi adına kullanmak istediğini vs. Atatürk'ün anılarında yazıyor. Bu böyle olur. Bir şey söylüyorsanız karşıtını da vereceksiniz.

    Bir yerde diyor ki Atatürk meçhule gidiyor. Atatürk'ün Anadolu'ya meçhule gitmediği Tayin Kararnamesi'ne eklettiği maddelerle bellidir. Çok büyük planlarla gidiyor. Ali Fuat Paşa ile teferruatıyla konuştuğu söyleniyor. İsmet Paşa ile kısmen, Kazım Karabekir ile konuştuğu söyleniyor. Rauf Orbay ile de genişliğine kavuşmuştur... Meçhule gider değildi.

    Yalnızdı diyor giderken. Atatürk Çanakkale kahramanı olarak hiç yalnız olmadığının farkındaydı.

    23 Nisan töreni için, dayandığı güçlerle ilerde hesaplaşacaktı diyor. Dayandığı güçler dindar, dine bağlı insanlardı. Bunlarla Cumhuriyet'in bir hesaplaşması olamaz. Bugün de olmaz yarın da olmaz. Softalarla, yobazlarladır.

    Atatürk diktatör değildi

    Bütün gücün Atatürk'ün elinde toplandığı bir an bile olmadı. Meclisi var, hükümeti var, yargıları var. Söyleyip de yaptıramadıklarını konuşalım mı? 3 kere toprak reformu için neredeyse yalvarıyor ama yapılmıyor. Meclisin fesih yetkisinin Cumhurbaşkanı'nda olmasını istiyor, 'Diktatörlük olur, hayır' diyorlar. Veto hakkını kullanmak istiyor, 'Hayır' diyorlar. Birinci Büyük Millet Meclisi'nde de İkinci Büyük Millet Meclisi'nde de Ortaçağ galip gelmiştir. Atatürk keşke diktatör olsaydı da şu toprak reformunu getirip bizim köylümüzü çiftçi yapabilseydi.

    -'Devrim evlatlarını yemişti' ifadesi kullanılıyor filmde. İzmir suikastı dolayısıyla 10 küsur kişi asıldı. Bunların içinde Atatürk'ün arkadaşı olan bir Albay Arif bey vardır. Geri kalanları da devrimin evlatları falan değildir. Bunların devrimle ilgileri bile yok.

    -Yüzde 10'u okur yazar olan bir milletten bahsediliyor. Erkeklerdir onlar. Doğrusu da yüzde 7'dir onun. Kadınlar binde 4. Böyle bir ülkede kadınlara hak veriyor...

    -'Sonunda arkadaşlarından kopmuştur' diyor filmde. Koptuğu 2 tane arkadaşı var. Kazım Karabekir ve Rauf Orbay. Onlarla da barışmaya teşebbüs ediyor eğer Ali Fuat Paşa doğru söylüyorsa ne yazık ki bazı talihsizlikler o barışmayı da engelliyor.

    -Atatürk'ün eleştirilmesi bilimsel olmalı, eleştirilerin yeri filmler olmamalı.

    -Bu film, baba gibi, abi gibi söylüyorum. Ben onun annesiyle iş arkadaşıyım. Her gencin başarısına sevinirim ama Can'ınkine biraz daha fazla sevinirim. Her gencin hatasına üzülürüm, ama Can'ın hatasına biraz daha fazla üzülürüm. Bu film tashih istiyor. Bu filmde bazı yerlerin çıkartılması istiyor. Finali, kadın ve içki düşkünü Atatürk diye bitiremezsiniz. Bu inanılmaz derecede büyük bir saygısızlıktır.

    -Onun ne içkisi ne kadınlarla ilişkisi tartışılır. Bu magazin yaklaşımını temizleyerek, çocuklarımızı, 'Atatürk çok sigara ve içki içiyordu' gibi böyle onlara kabus gibi çöken (Torunumun söylediklerini Can'a da söyledim) bu gölgeden bir kurtaralım. Televizyon için yeniden yapılacakmış. Herhalde bunu düzeltmek gerekir.

    -Eğer çocukların önüne ders gibi gidecekse, dersin uyması gereken fazilet kuralları vardır. Bazen ahlak, hakikatten daha güçlüdür. Bizim ahlaki yaklaşıma ihtiyacımız var.

    -Bu söylediğim hataların dışında özen gösterilmiş. Müzikler, görüntüler çok güzel, çok çalışılmış, her yere gidilmiş. Bu ilk Atatürk filmi olduğu için bu yanlışlar olabilir ama bu filmi o yanlışlardan temizleyerek iyi ve güzel bir film yapalım. Ben bunu rica ediyorum Türkiye ve Türk çocukları adına.

    -Vahdettin hikayesi çok istismara müsait bir şekilde anlatılmış. Onu düzeltmek zorunlu. Tarihe karşı, hakikate karşı.

    -Beraber filmi seyredeceğim için eleştirileri okumuştum. Ben filmde o eleştirilerin yarısını bulamadım. Çok abartılmış bir eleştiri dalgası karşısında.Örneğin, sığır sürüsünün geldiğini anlamamış da Yunan askerleri sanmış! Öyle bir şey yok filmde. Dilden dile anlatıldıkça abartı büyümüş. Şaşakaldım. Var olan şeylere dayanarak söylemeliyiz bunları. Var olmayan şeylere göre söylemenin hem filme hem de emeği geçenlere haksızlık olduğunu düşünüyorum.

    -İlk Atatürk filmi diye Atatürk'ün insan tarafını da söyleyeceğim diye birtakım gereksizliklerle süslememek lazım. Sarı Zeybek'i de izledim. Orada da Can'ın içkisi gibi bir takıntısı vardır. O takıntıdan kurtulmasını diliyorum.

    CAN DÜNDAR'IN ÖZAKMAN'A YANITI:

    -Nihayet filmle ilgili derli toplu bir eleştiri dinledim. Bu ilk defa oluyor. Son 10 günde bine yakın yorum çıktı. Hakikaten ilk defa, şu şu maddelerde dikkatli ol ama bunda kötü niyet yok diyen. Hani biz sırf kötü niyetle yaptık bunu, içinde facia şeyler var dilden dile gezen! Hocam da izlerken dedi ki 'Bunların hiçbiri yokmuş. Başka film seyretmiş bunlar' diyecek noktaya geldi.

    -Niye Mustafa? Ben Küba'da bir mitingde insanları 'Fidel' diye bağırırken gördüm ve çok etkilendim. Bir halkın liderine 'Fidel' demesi, onu çok kendine yakın hissettiğinin göstergesi ve bu hakikaten hoş bir şey. Bizim de liderimize ismiyle hitap etmemiz, sanki daha yakın hissettirir diye düşündüm. Bunda 12 Eylül'ün de etkisi var. Atatürk adına öyle yanlışlar yapıldı ki yeni nesil için bir tanışma vesilesi olur diye düşündüm.

    -Vahdettin konusunu hocamın söylediği çok iyi oldu. Herkes bunu bizim uydurduğumuzu söylüyordu...

    -'Meçhule gidiyordu' şu anlamda kafasındaki planı verdik. Giderken madde madde ne yapacağı belli. O anlamda kendisi meçhul değil ama halk nasıl karşılayacak anlamında meçhule gidiyordu.

    -Yalnız değildi çok eleştiri aldı. Ben hala aynı görüşteyim. Yalnız değilse, niye en yakınındakine bile 'Bu defteri kimseye gösterme' diyor Mazhar Müfit'e. Onu bile saklama ihtiyacı duyuyor. Çünkü, hakikaten kafasında kurduğu şey herkes için çok yeni birşey, Cumhuriyet fikri, örtünmenin kaldırılması, Latin harfleri fikri... Dolayısıyla onları izleyen birisi yalnızdır. En azından ideolojik olarak yalnızdır diye düşünüyorum.

    -'Dayandığı güçlerle sonradan hesaplaştığı' ifadesinde kastettiğim Şeyhülislam, yobazlar vs. Orada yanıldığımı düşünmüyorum.

    -Sigara konusu, burada bir şey diyemiyorum. Atatürk'ü içerken görmesek iyi olur hakikaten ama ailede anne ve babamızı da görüyoruz sigara içerken.

    -Çok büyük bir çoğunluğu sürenin darlığından kaynaklanan şeyler. Mesela Serbest Fırka deneyimi hakikaten çok önemli. Burada ne yazık ki 2 cümleyle geçmek zorunda kaldık.

    -Bir insanın karanlıkta yatamaması eleştiri midir? Bu korku da değil. Yatılı okullarda büyümüş bir insan, sürekli ışıkta yatmış. Öncelikle şunu söyleyeyim: bu film Atatürk'ün özel hayatını anlatmıyor. Film özel hayatına girmiyor bile. Onu düzeltmek lazım. İkincisi, bu film Atatürk'ü bence, bugüne kadar dinleyegeldiğimiz Atatürk'ten daha sıcak, samimi ve hakikaten yakınımıza getiren bir yaklaşımla hazırlandı. Ben birçok çocuğun burada gördüğü Atatürk'ü okulda öğrendiğinden çok daha sıcak ve sahici bulacağını düşünüyorum. Karanlıkta yatamayan çocuklara biz şimdi 'Sen de Atatürk olma potansiyeline bağlısın' diyoruz. Bunda hiç bir yanlışlık yok. Burada bir ahlaksızlık yok. Bu gerçek ve üstelik Atatürk'ün imajını sarsan değil, besleyen birşey. Yani biz bu yöntemle devam edersek, kutsi Atatürk, hiç bir şeyden korkmaz, bizim ulu çizdiğimiz liderle devam edersek, inanın bu törpülenmeye başlanan bir imaj. Bu güne kadar izlenen yöntemin yanlış olduğunu ve kabak tadı verdiğini düşünüyorum. Bu özellikleri ona bir şey ekliyor. Yani onu bizim gibi biri yapıyor. Bizim amacımız eğer 'Bir daha Türkiye asla Atatürk gibi bir lidere sahip olamayacak', bunu kanıtlamaksa bu yönde devam edelim. Eğer amacımız 'Herkes de bir Atatürk potansiyeli vardır ve herkes bu koşullarda bile başarabilir' dedirtmekse gelin bu yaklaşıma geçelim ve bundan sonra böyle anlatmaya çalışalım.
     



  2. OrKuN Well-Known Member

    filmi izlemedim, izleseydim heralde yapanlara söverdim, olmadı can dündar olmadı senden beklemezdik :(
     
  3. EmRe Well-Known Member

    aman abi iiki izlememişin yoksa Allah muhafaza :D
     

Sayfayı Paylaş