Cemal Süreya Aşk Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 12 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    SEVGİLİM, BİR GÜNÜN..Şiiri

    Sevgilim, bir günün ortası şimdi
    Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
    Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
    Uzat bana uzat ellerini
    İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
    İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
    Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

    Ben seni düşünüyorum seni
    Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
    Kalbim diyorum kalbim
    Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
    Aşkı anılar besliyor düşler kadar
    Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
    Sevgi eskidikçe sevgi.

    Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
    Çoluğumuz çocuğumuz
    Binalar yan yana yükselip gidiyor
    Vapurların ağzı köpük içinde
    Uzaklarda ne kapılar açılıyor
    Tirenin biri bir istasyona varıyor
    Ordan çıkıyor biri.

    Her şey biliyor her şey
    Sen biliyor musun bakalım
    Seni nice sevdiğimi?
    Üstüne titrrediğimi?

    Geldiğimi?
    Gittiğimi
    Hadi!

    Cemal Süreya


    SEVGİLİM BEN ŞİMDİ


    Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
    Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
    Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
    Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
    "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
    Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
    O gülün yüzü gülmüyor sensiz
    O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
    Hepten hüzünlü bu günlerde
    Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
    Masada tabaklar neşesiz
    Koridor ıssız
    Banyoda havlular yalnız
    Mutfak dersen - derbeder ve pis
    Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
    Vantilatör soluksuz
    Halılar tozlu
    Giysilerim gardropda ve şurda burda
    Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
    Mavi gece lambası hevessiz
    Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
    Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
    Radyo desen sessiz
    Tabure sandalyalardan çekiniyor
    Küçük oda karanlık ve ıssız
    Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
    İçeri girmeni
    Senin elinin değmesini
    Gözünün dokunmasını
    Ve her şey tekrarlıyor
    Seni nice sevdiğimi


    SEVİNCELİK


    Kızkulesi'ni düş getiren pay senetleri
    Kısa günde kapış kapış gitti

    İşçisi köylüsü öğrencisi şairi
    Tam tamına 49,5 milyon kişi

    Yazıldı defterine güzelliğin
    Çocuklar sabah akşam resim çektirdi

    Sevinçler acılar şarkılar ki
    İstanbul'u an an görünür kılar

    Fenerime uğru yeşil tatlı pembe sürülmüş
    Yanında ne ki Koç'lar Sabancı'lar

    Sonra 49,5 milyon düş senedi
    Bir sabah törenle denize verildi

    İçlerinden üç tanesi de
    Şu şu şu kişilere ciro edildi:

    Tarihin babası sayılan Herodotos'a;
    Tarihin bir babası daha varsa ona;

    - Ve uzun tartışmalardan sonra -
    Nüfusumuzun geri kalan kısmına.


    SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?


    Sizin hiç babanız öldü mü?
    Benim bir kere öldü kör oldum
    Yıkadılar aldılar götürdüler
    Babamdan ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç hamama gittiniz mi?
    Ben gittim lambanın biri söndü
    Gözümün biri söndü kör oldum
    Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
    Söylelemesine maviydi kör oldum
    Taşlara gelince hamam taşlarına
    Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
    Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
    Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
    Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
    Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?


    VAKİT VAR DAHA


    Elif Lam Mim. Yirmi üç haziran dokuz yüz altmış yedi
    Bulanık atmosferin içinde gözlerim sımsıcak;
    Yel değirmeni’nden denize sarpa sararak inen bir sokakta.
    Vakit tamamdır diyorum. Ve sokağın sesi
    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Bir kilise tadı taşıyor Dolmabahçe camiinin pencereleri
    Uzaktan bakmak şartıyla ve aydınlık oluşunu saymazsak;
    Ve denizin gişesinde oturan kısa boylu saat kulesi
    Yakasının içine kaydırmış hafifçe basınç-ölçerini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Mermerin memelerinden hafifçe hafifçe damlıyor mavi
    İlk mavi, doğru mavi, çayır çimen bilgisi
    Cücükleniyor orda hemen ılık menekşesi Şems’in
    Çalgıcısını da yanında gezdirirdi Konya’da Şems ki

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Bir koku gibi dururdu parmağı yüzüğünün içinde
    Gerindikçe bütün Doğuya yayardı bedenini,
    Sağlığından çerçeveler yaratır Kelime Hatun
    Uzun uzun duyardı gözlerine çekilmiş mili

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Evlerden çadırlardan toplananlar bini buldukça
    Padişahın önünde törenle uçuruldu kelleleri.
    Geceyi bir dert gibi geride bırakan Yahudiye
    Gündüz de tırnaklı hayvanların eti haram edildi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Genç Osman annesinin rahmini çekip üstüne
    Adı burgaçlara yazılsın diye bekledi.
    Ve Sinan düdenlerde olsun diye ölümü
    Kurduğu her yapının temelini suya indirdi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Düşmanına ilerlerken tuhafça gülerdi
    Köroğlu’nun sırtında üst üste dokuz dombay derisi.
    Ve kaçarken yılan sokmuş orman perisi
    Gözleriyle izlerdi sessizce erkeğini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Deve, devenin üstünde tabut, biri çekiyor deveyi
    Üçü de Ali: deve, deveyi çeken ve tabutun içindeki,
    Çılgın gibi koşuyorum köylerden şehirlere
    Başını kayalara vura vura ilerleyen bir insan seli

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Hafif kanlı Chevrolet’ler, hırslı Pontiac’lar, kıranta Buick’ler
    Gürültüyle akıp gidiyor General Motors’un enikleri;
    Ve ağır kıçlı, geniş çeneli, soluklu arabaları Ford’un;
    Ve ağaçlar görüyor, gözlüklü, iri kıyım Chrysler ailesini

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha

    Sokak lambaları yerebatanlar yük kamyonları
    Almadan edemeyeceğimiz bir selam gibi
    Sırtlar arkalar talvekler duldalar öte yüzler
    Ve kuyuya sarkıtılmış bir testinin dibi

    Diyor ki değil daha
    Vakit var daha


    YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ

    Oydu bir bakışta tanıdım onu
    Kuşlar bakımından uçarı
    Çocuk tutumuyla beklenmedik
    Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
    Nerden uzatmışsa tenha boynunu

    Dünyanın en güzel kadını oydu
    Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
    Otursa ama hiç oturmaz ki
    Kan kadını rüzgardı atların
    Hep andım ne yaşanır olduğunu

    En çok neresi mi ağzıydı elbet
    Bütün duyarlıklara ayarlı
    Öpüşlerin türlüsünden elhamra
    Sınırsız denizinde çarşafların
    Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

    Ah şimdi benim gözlerim
    Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
    Bir kadın gömleği üstümde
    Günün maviliği ondan
    Gecenin horozu ondan


    ESKİ KADINLAR


    Baktık çıldırmak işten değil
    Söndürüp attık cigaramızı
    Baktık olacak gibi değil
    Bir adam düşündük camların arkasında
    Baktık beyaz pardesülü burunlu
    Bir adam birdenbire peydahlandı
    Kaptığımız gibi şapkamızı eski
    O eski kadınları bilirsiniz
    Keder basınca bilhassa hatırlanan
    Sokaklarda yaşanmış veya evde
    Karanlığın ortalık yerinde beyaz
    Ve sevgili olan enine boyuna

    Baktık olacak gibi değil
    Kaptık şapkamızı dışarı çıktık
    Ama gel ki kazın ayağı öyle değil
    Baktık değişen bir şey yok ortalıkta
    İki kişi bezik oynuyordu veya tavla
    Birinin zavallı olduğunu gördük
    O zavallı kadınları bilirsiniz
    Sevildimi pekalâ sevilebilen
    Geceyken yağmurluyken hava
    İyice inceltip ufak yüzlerini
    Birebir gelirler yağmura karanlığa
    O eski kadınlar o zavallı


    BİLİYORUM SANA GİDEN


    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

    Cemal Süreya
     



Sayfayı Paylaş