Cemâl Halîfe

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 26 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    CEMÂL HALÎFE

    On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Anadolu'da yetişen âlimlerden ve evliyâdan. İsmi İshak, lakabı Cemâleddîn'dir. O zamanki Karaman iline bağlı Aksaray'dan olduğu için Karamânî ve Aksarâyî nisbeleriyle tanındı. Cemâleddîn İshak Karamânî veya Cemâl Halîfe diye meşhûr oldu. Büyük âlim ve büyük velî Cemâleddîn-i Aksarâyî hazretlerinin neslindendir. Aksaray'da doğmuş olup, doğum târihi bilinmemektedir. 1526 (H.933) senesinde İstanbul'da vefât etti. Kabri, İstanbul'da Çapa civârında Molla Gürânî Câmiinin karşısındaki Koruklu Tekkesi yanındadır.

    Aksaray'ın meşhûr ve asil âilelerinden Cemâlîoğulları veya Cemâlî âilesine mensub olan Cemâl Halîfe, küçük yaşta ilim tahsîline başladı. İlk tahsîlini Aksaray'da yaptı. Dedelerinden Cemâleddîn Aksarâyî hazretlerinin uzun seneler ilim okuttuğu ve talebe yetiştirdiği Zincirli Medresesinde okudu. Temel ilimleri öğrendikten sonra o devrin önemli ilim ve kültür merkezlerinden olan Konya'ya giderek, Konya Medreselerinde çeşitli âlimlerden aklî ve naklî ilimleri tahsîl etti. Meşhûr Osmanlı âlimleri, Kâdızâde, Molla Muslihuddîn Kastalânî ve Kestelli gibi zâtlardan ilim öğrendi. Ayrıca o devrin meşhûr hat yâni güzel yazı üstâdlarından Yâkût-ı Musta'sımî'nin nesih yazısını öğrendi. Hat sanatında kendini yetiştirip devrinin büyük ve meşhur hattatları arasında yer aldı. Fâtih Sultan Mehmed Han ona İbn-i Hâcib'in nahiv ilmiyle ilgili Kâfiye adlı meşhur eserini yazdırdı. Bundan dolayı Cemâl Halîfeye bol ihsânlarda ve iltifatlarda bulundu. Pâdişâhın verdiği hediye para ile Hicâz'a gitti ve Hac ibâdetini yerine getirip sevgili Peygamberimizin kabr-i şerîflerini ziyâret etti. Bu mübârek yolculuğu sırasında çeşitli İslâm memleketlerinden gelen âlimlerle görüştü, ilmî sohbetlerde bulundu. Pek çok velînin sohbetlerinde bulunup tasavvufa karşı alâka duydu.

    Bir ara hacca gitti. Hac dönüşünde bir müddet müderrislik yapıp ilim öğretti. Tasavvufta Halvetiyye yolu büyüklerinden Molla Yahyâ Şirvânî'nin halîfelerinden Habîb Ömer-i Karamânî'ye bağlandı. Zâhirî ilimlerde yüksek dereceye ulaşmış olmasına rağmen, asıl maksada kavuşmanın ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşmanın bâtınî, gizli ilimleri öğrenmek ve bu yolda çalışmakla olacağını anlayıp tasavvuf yolunda büyük gayret gösterdi. Hocasının hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Çok riyâzet ve mücâhedelerden sonra tasavvuf yolunda velîlik derecesine ulaştı. Hocası Habîb-i Ömer Karamânî ona insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak ve talebe yetiştirmek husûsunda icâzet verdi. Cemâl Halîfe bir müddet memleketi olan Aksaray'da kalıp insanlara hakkı, hakîkatı anlattı. Onların dünyâ ve âhirette kurtuluşa ermelerine vesîle oldu.

    Cemâl Halîfe, tasavvuf yolunda yükselip hocasından icâzet aldıktan sona Aksaray'dan İstanbul'a geldi. Hemşehrisi ve akrabâsı Sadrâzam Pîrî Mehmed Paşa kendisine bir dergâh yaptırdı. Bu dergâhta talebe yetiştirmekle meşgûl olan Cemâl Halîfe, insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatıp onların saâdete ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaları için gayret etti. Onun vâz ve sohbetlerine uzaktan yakından çok kimse gelerek istifâde etti. Kuvvetli bir hatîb olan Cemâl halîfe konuşmalarıyla müminleri coşturur, onlara mârifet deryâsından inciler dağıtırdı. Vâz esnâsında bâzan coşar ve ağlardı. Ağlamaktan konuşamadığı zamanlar olurdu. Onun bu tesirli sözlerini duyanlar kendilerinden geçer, yaptıklarına pişman olurlardı. Nice günahkâr kimse onun nasihatlarını dinleyerek tövbe etmişti. Onun bu husustaki şöhretini duyup gelen hıristiyanlar vâz ve nasîhatlarını dinleyip müslüman olurlardı.

    Cemâl Halîfe 1526 (H.933) senesinde vazîfe yaptığı Koruklu Dergâhında vefât etti. Eyüp Sultan hazretlerinin karşısındaki Sütlüce kabristanına defnedildi. Kabrinin yanına Süleymâniye Câmiinin yazılarını yazan Hattat Karahisarlı'nın talebesi Hattat Hasan Çelebi ve Şâir Yetim Ali Çelebi de defnedildiler. Cemâl Halîfenin kabri daha sonra, Çapa civârında Molla Gürânî Câmiinin karşısındaki Pîrî Mehmed Paşanın yaptırdığı Koruklu Dergâhının yanına nakledildi. Şimdi Molla Gürânî Câmii yok olmuş, Koruklu Tekkesi de yıkılmış yalnız mezarlığı kalmıştır. Koruklu Tekkesi Halvetî tekkesiydi. Burada şeyhlik yapan Seyyid Mehmed Efendi ve kayınbabası Şeyh Mehmed Fahri Efendi, Odabaşı çarşısı yakınındaki Koruk mahallesinden oldukları için tekke sonradan Koruklu ismiyle anıldı.

    Birçok âlim ve devlet adamı, Cemâl Halîfe'nin sevenleri ve talebeleri arasında yer aldı. Şakâyık-ı Nu'mâniyye adlı eserin müellifi Taşköprülüzâde onun talebelerindendi. Cemâl Halîfenin kendisi gibi zâhirî ve bâtınî ilimlerde iyi yetişmiş ve müderrislik yapmış bir oğlu vardı. Nakşibendiyye yoluna mensub olan oğlu Mehmed Efendi, İstanbul'daki Emir Buhârî dergâhında şeyh olarak vazîfe yaptı.

    Eserleri: Cemâl Halîfenin çeşitli ilimlerde yazdığı kıymetli eserleri şunlardır:

    1- Navâbî: Sarf ilmiyle ilgili bir eserdir. Mevlânâ Arapzâde bu eseri kopya ederek yanında saklamıştır. 2) Tefsîr-i Beydâvî'ye Hâşiye, 3) Tefsîr-i Cemâlî: Mücâdele sûresinden başlayarakKur'ân-ı kerîmin sonuna kadardır. 4) Hadîs-i Erbeîn (Kırk Hadîs) Şerhi, 5) Etvâr-ı Sülûk Hakkında Risâle, 6) Vahdet-i Vücûd Risâlesi, 7) Arapça kasîdeler. Eserlerinin hepsi yazma olup basılmamıştır.

    TASAVVUF EHLİNİ ARA

    Cemâl Halîfe çok ibâdet eder ve az yerdi. Kendi işlerini kendi görmeyi tercih ederdi. Yemeğini kendisi pişirir, çamaşırını kendi yıkardı. Çok temiz idi. Geceleri ibâdetle geçirir, Allahü teâlâya yalvarır, duâ ederdi. Zengin, fakir herkese aynı davranır, ayırım yapmazdı. Bir defâsında talebelerinden Taşköprülüzâde, ziyâretine giderek nasîhat istedi. Ona buyurdu ki:

    "İrfan ehli kimselerin, zamânımızdaki tasavvufu bilmeyen sûfîlere tâbi olmaması lâzımdır. Zamânımızda tasavvufu ve tasavvuf hâllerini bilen kimse yok gibidir. Tevhîd ile ilhâd yâni dinsizliği birbirinden herkes ayıramaz. Şimdi sen, bulunduğun yolda devâm et. Eğer kalbinde tasavvufa meyl artarsa, dînin hudûdunu gözeten, emirleri ve yasakları iyi bilip bunlara uyan bir tasavvuf ehlini ara. Çünkü tarîkatın esâsı, dînin emir ve yasaklarına, bütün edeplerine eksiksiz uymaktır. Tarîkat ve hakîkatın temeli, hazret-i Muhammed'in sallallahü aleyhi ve sellem şerîatının hükümlerine uymaktır. Eteğine sarıldığın ve tâbi olduğun kimsenin, İslâmiyetin emirlerine muhâlif, uygun olmıyan ufak bir hareketini bile görsen onu hemen terket."

    1) Sicilli Osmânî; c.2, s.82
    2) Şakâyık-ı Nu'mâniyye Tercümesi (Mecdi Efendi); s.372
    3) Tâcü't-Tevârih; c.2, s.595
    4) Lemezât; varak. 161b
    5) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.80
    6) Aksaray Târihi; c.2, s.2264
     



Sayfayı Paylaş