Celâleddîn Ebû Yezîd Pürâni

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 26 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    CELÂLEDDÎN EBÛ YEZİD PÜRÂNÎ


    Meşhûr velîlerden. Doğum târihi bilinmemektedir. 1457 (H.862) senesinde vefât etti. Kabri Püran'dadır. Önce din ilimlerini öğrenip, bu hususta yetişti. Öğrendiği din bilgilerine ve Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine son derece bağlı idi. Dînin emirlerine iyice bağlı olduğundan ve bütün gücüyle uyduğundan, tasavvufta kemâle erip, üstün hâllere kavuştu. Zâhirüddîn Halvetî'nin sohbetlerinde bulundu.

    İnsanlarla münâsebetinde ve yaşayışında dâimâ dînin koyduğu ölçülere uyardı. Vaktinin çoğunu ibâdetle geçirirdi. Bunun dışında kalan vakitlerde müslümanların işlerini görürdü. Her kimin bir sıkıntısı olsa, hemen yardımına koşar bu hususta büyük bir gayretle işini görür, sıkıntıdan kurtararak duâsını alırdı. O işin halledilmesi için her kime mürâcaat edilmesi gerekirse bunu yapar ve işi halletmeye, müslüman kardeşini sıkıntıdan kurtarmaya çalışırdı. Nasîhatları ve vâzları çok tesirli idi. İnsanlara dînin emirlerine uymaları ve yasakladıklarından sakınmaları husûsunda çok nasîhat ederdi. Onun ağzından çıkan sözler bilinse ve daha önce duyulmuş olsa da dinleyenlere o söylediği zaman bambaşka bir tesiri vardı.

    Tasavvufta üveysî idi. Peygamber efendimizin rûhâniyetinden feyz alırdı. Kendisi şöyle demiştir: "Her ne zaman bir zorlukla karşılaşsam veya bir sıkıntıya düşsem, Peygamber efendimizin rûhâniyeti vâsıtasız olarak beni, sıkıntıdan kurtarır." Evinden misâfir eksik olmazdı. Misâfirleri için nefis yemekler hazırlardı. Halbuki bağından ve tarlasından az bir mahsul elde ederdi. Her ne zaman şehirden kendisine misâfir olmak için yola çıkan olsa, bunu kerâmetiyle bilir, gelecek olanların sayısına göre nefis yemekler hazırlatırdı.

    Yiyeceğin helâl olmasını ve şüpheli şeylerden sakınmak gerektiğini şöyle anlatmıştır: "Bir gece mescidde Kur'ân-ı kerîmi hatmettik. Irmak kenarında bulunan Türklerden biri, birkaç pişi ekmek getirip bana yemem için ısrar etti, yemin verdi. Ben de bir ekmek alıp dörde böldüm, bu parçalardan birinden az bir miktar yedim. Bunu yeyince feyz yolum bir müddet tıkandı."

    Mevlânâ Câmî şöyle anlatmıştır: Bir gün bir cemâatle Celâleddîn Ebû Yezîd Pürânî'yi ziyârete gittik. O sıra üzüm zamânı idi. Bizi üzüm yememiz için bağına bıraktı. Kendisi gitti. Biz bağı gezdik ve dilediğimiz şekilde üzüm yedik. Aramızdan biri birkaç salkım üzümü götürmek için yanına aldı. Bir başkası üzümü alan kimseye götürmeye izin vermemiştir, dedi. Bu sırada bir başka zât bu hususla ilgili olarak şöyle anlattı: Bir zâta bir grup misâfir gelmişti. Misâfirlerden biri teberrüken sofradan bir şeyi yanına almıştı. Hizmetçi sofrayı kaldırınca, o âlim hizmetçiye niçin sofradan bir şeyin alınmasına mâni olmadın diye sorup, alınan şeyin tekrar sofraya bırakılmasını istedi. Hizmetçi de o şeyi sofraya geri bırakmasını ricâ edince, alan kimse bıraktı. Aramızdaki zât bunu anlattıktan sonra, Celâleddîn Ebû Yezîd hazretleri yanımıza geldi. Bizi yanına çağırıp yemek yedirdi. Yemekten sonra müsâde alıp gideceğimiz sırada kapının önüne durup; "Her kime bağa girmeye izin verilmişse, bu izin, yemeye ve götürmeye izindir. O sofrasından alınanı geri bıraktıran zât iyi etmemiştir. Şâyet baştan buna izin vermemiş ise, alınan şeyi sonradan helal edip almaması iyi olurdu, dedi." Kerâmetiyle hâdiseye ve konuşulanlara vâkıf oldu.

    Bir defâsında da yine bir grup misâfir onu ziyârete gitmişti. İçlerinden biri hatırından şöyle geçirmişti: "Eğer bu zât evliyâ ve kerâmet sâhibi ise, bana bir miktar kişniş verir. Evine vardıklarında o kimseyi çağırıp bir müddet beklemesini söyledi. Evine girip bir miktar üzüm getirdi. Ona verip, kusura bakma bizim bağlarımızda kişniş olmaz!" dedi.

    Namaz kılarken, kendinden geçer, bambaşka bir hâle girerdi. Yanında bulunanlar onun bu hâline şaşıp kalırdı.

    1) Sefînet-ül-Evliyâ; s.188
    2) Nefehât-ül-Üns; s.569
    3) Nesâyim-ül-Mehabbe; s.322
     



Sayfayı Paylaş