Çanakkale savaşı ile ilgili ünlü şairlerden şiirler

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 24 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy


    Gün O Gündü

    ne çok eskidi düşler ufak adımlarla
    ne çok sonbahar
    dündü yüreğimizin bir taka gibi çırpınışı
    akan günde aç açık
    terleyen avuçlarımızın şarkılarını mırıldandığımız
    kavrulan yazı
    umursamadığımız kışı
    devrimi sevdayı barışı
    sözlerimize bayrak ettiğimiz gündü

    ne çok eskidi yeminler ufak yalanlarla
    ne çok döneklik
    dündü karanlıktan hesap sorduğumuz
    kahırlı gecelere boşverip ay ışığında
    sorgülanan ömürleri güneşe verdiğimiz
    yüreklere kazınan bir sevdaydı bağımsızlık
    altıncı filo'nun yüzüne tükürdüğümüz gündü

    ne çok eskidi yurtseverlik uzak pazarlarda
    ne çok dolar
    ne çok hainlik
    dündü Çanakkale anafartalar
    ve o 'mavi gözlü dev'
    sömürgeciye karşı haykırdığımız gün
    dündü
    dündü
    gün o gündü

    Eşref Karadağ


    Çanakkale Şiiri

    Ezanlar çınlasın, göklere yükselsin nida...
    Bu vatan için binlerce canlar olsun feda...
    Yükselirken ruhlar, yaratan Rabbin katına...
    Aşka gelen diller, söyleşir şeyda şeyda...

    Al kanların üzerine, yıldızlar yağmış...
    Ay'ın şavkı Hilal olmuş, uzanmış...
    Yâ Rab! bu ne tablo, şehitler sıra sıra...
    Diller susmuş, gözler tevekküle dalmış...

    Fatima Humeyra Kavak


    Çanakkale Destan Çanakkale İnsan

    Hangi çılgın bu savaşın kurduysa kurgusunu;
    Düşünmeliydi yok oluşun kaçınılmaz sonucunu.
    Kolay değil inip gemilerden çıkmak tepeleri
    Kim gelirse bir daha; çok ağır öder bedelini…

    Bir şafaktan kalma sarı saçlı çocuklar;
    Şimdi yatıyor Anzak Koyu’nun mavi sularında,
    Tarih nasıl yazılırmış öğrendiler;
    Çanakkale topraklarında…
    Yenilmiş; başları önde dönerken ülkelerine;
    Ulus olma bilincini verdik;
    Katık etsinler diye geleceklerine…

    Denizin üstünden düşman geldiler;
    Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
    Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!

    Savaşta düşman, barışta dost olduk,
    Anıtlar diktik, bayrak çektik; selama durduk…
    Haber saldık: Söz verdik ölenlerin analarına,
    “Ağlamayın! Silin göz yaşlarınızı,
    Onlar sonsuza dek bizimle kalacaklar,
    Mehmetçik ile yan yana yatacaklar,
    Çocuklarınız-çocuklarımız;
    Çanakkale topraklarında uyuyacaklar…

    O günden, bu güne kalan sarı saçlı çocuklar!
    Bir daha gelirseniz denizlerimize:
    Dost gelin! Getirin sevginizi gemilerinizle,
    Biz yine orada olacağız kır çiçekleri ellerimizde…

    Denizin üstünden düşman geldiler;
    Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
    Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
    Toprak: Vatan! Altında yatan; Ölümsüz Atam!

    Tevfik Yalçın
     



Sayfayı Paylaş