Cami İle İlgili konular

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 17 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    CAMİDE KONUŞUP SOHBET ETMEK CAİZ MİDİR?

    Camide yapılan konuşma din ile ilgili ise ibadet olduğundan makbuldür. Fakat dünyevi olup da bir kimsenin gıybet ve dedikodusu yapılmıyorsa mübahtır. Gıybet ise haramdır: Hülasa camide yapılan konuşmnın helali helal, haramı haramdır.



    CAMİDE YATMAK CAİZ MİDİR?

    İslam dininde caminin büyük bir yeri vardır. Zikir, fikir ve ibadet yeri olduğu gibi 'ın münacatına mazhar olmak için ayrılmış mukaddes bir yerdir. Bu itibarla zaruret olmazsa camide yemek yemek ve yatmak uygun değildir. Ancak yabancıların camide yatmalarında beis yoktur. Bunun için eskiden olduğu gibi bugün de hacılar Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de istirahat edip yatarlar ve kimse de onlara mani olmaz.

    Bazı 'ulema camide yatmakta beis yoktur, yabancı (misafir) yatabildiği gibi yerli de yatabilir, diyor. Mesela İbn Hacer şöyle diyor:

    "Camide yatmakta beis yoktur, çünkü Suffa ehli daima camide oturup kalkarlardı” Selef-i salihinin bir kısmı camide yatmak herkes için mekruhtur, diyor.



    CAMİİ, MEDRESE VE DERNEK GİBİ TOPLUMA HİZMET EDEN MÜESSESELERE ZEKAT VEYA FİTRE VERİLİR Mİ?

    Dört mezhebe göre zekat ve fitre, ancak Kur'an-ı Kerim'de zikri geçen sekiz sınıfın mevcutlarına verilir ve temlik edilir. Başka yere vermek caiz değildir. Kur'an'da zikri geçen sınıflar şunlardır: fakir, miskin, zekat memuru, mü'ellefe-i kulub, hürriyete kavuşmak için efendisiyle mükatebe akdını yapmış köle, borçlu, mücahid ve yolda kalmış kimselerdir. Bu zamanda zekat memuru, mü'ellefe-i kulub ve mükateb olmadığı için beş sınıfa inmiştir. Cami, medrese, okul ve dernek gibi müesseseler bunlardan olmadıklarına göre onlara zekat ve fitre vermek caiz değildir.



    CAMİİ ALTIN SUYU İLE SÜSLEYİP, NAKIŞLI TAŞLARLA İNŞA ETMEK CAİZ MİDİR?

    Camii altın suyu gibi şeylerle süsleyip nakışlı taşlarla inşa etmek doğru değildir. Cami'leri yapmaktan gaye 'a kulluk etmektir. Gururlanmak ve kibirlenmek değildir. Cemaata huzur verecek kadar geniş, yüksek ve havadar olması kafidir. Fazla israfa kaçmak, mihrab ve kubbesini akıl ve hayale gelmeyecek nakışlarla nakışlayıp süslemek ve milletten toplanan parayı lüzumsuz yere harcamanın bir manası yoktur ve bu paralara yazık olur. Zira bu milletin binbir ihtiyacı vardır. Bunların en önemlisi Kur'an Kursu binasıdır. Her caminin yanında mutlaka birer Kur'an kursu ve bir öğretmenin bulunması gerekir. Kur'ansız ve terbiyeden mahrum bir nesil yetişiyor. Buna ahemmiyet verip üzerinde duran da yoktur. Nakış ve süse verilecek paranın buraya aktarılması lazımdır. Nakış ve süs işi, hıristiyan ve yahudilerden gelmedir. Peygamber (sav):

    "Camileri çok yükseltmekle emrolunmadım. Siz –zaman gelecek- yahudi ve hıristiyanlar gibi camilerinizi süsleyeceksiniz”.

    Başka bir hadiste de şöyle buyuruyor: "Halkın camileri yükseltip süslemekle böbürlenmeleri kıyamet alametlerindendir”.



    CAMİİ'DE CENAZE NAMAZINI KILMAK CAİZ MİDİR?

    Şafii mezhebine göre camii'de cenaze namazını kılmak sünnettir. Çünkü, Beyza isminde bir sahabiye'niin bir günde iki oğlu vefat etmişti. Ve Peygamber (sav) onların cenaze namazını camiide kıldırdı. Hanefi mezhebine göre ise mekruhtur. Ancak yağmur gibi bir mazeret veya namaz kılanların ayakkabıları müteneccis olursa camii'de cenaze namazını kılmakta beis yoktur. Çünkü cenaze namazıyla diğer namazlar arasında hiç fark yoktur. Sair namazlar temiz olmayan ayakkabıyla kılınmadığı gibi cenaze namazı da kılınmaz. Maalesef buna dikkat eden ve bunu düşünen yoktur. İbn Abidin bu hususta şöyle diyor: Birçok yerde cenaze, camiin dışında bırakılıp namazı kılınır. Dışarısı kirli olduğu ve namaz kılanların ayakkabıları da temiz olmadığı için cenaze namazı fesada gider. Bunun için böyle hallerde camiide cenaze namazını kılmakta beis yoktur.




    CAMİLERDEKİ BİD'ATLAR

    Mahallemizdeki camide namaz bittikten sonra cemaat teker teker ellerini bağırlarına koyuyor ve imamı adeta selâmlayıp öyle ayrılıyorlar. Imam da buna aynıyla mukabale ediyor. Bu hareket doğru mudur? Değilse, böyle doğru olmayan cami içi hareketler nelerdir?

    Yerleşen her bid'at karşılığında bir sünnet gider. Bu gerçeği hiç unutmamak gerekir. "Her bid'at da dalâlettir." "Resûlullah'ın getirdiği dinde bulunmadığı halde, dindenmiş gibi yapılan her davranış merduttur", yapanın yüzüne çarpılır. Maalesef, camilerimizde, mescidlerimize çeşitli bid'atler işlenmektedir ve muhtemelen çoğu iyi niyetle yapılan bu bid'atlar, sünnetlerin oralardan çıkarılmasından başka da bir şeye yaramazlar. Bunlardan bazılarını saymaya çalışalım.

    1. Dediğiniz gibi, namazdan sonra, Imam henüz mihrapta iken, eli göğüse getirmek suretiyle selâmlama faslı. Bu, bid'atliğinin yanında başka dinlerde ibadet olan bazı haraketleri de akla getiriyor. Ayrıca yapmayanlar, Imam efendiye dargınlığı var, zannedilecek diye sıkıntıya düşüyorlar. Bu davranış namaz sonrası serbestliği ortadan kaldırarak, ibadete bir merasim havası veriyor.

    2. "Kâmetten" önce "Ihlas suresi" ya da daha başka şeyler okumak. Camide Kur'an okumak ve dinlemek elbette güzel bir davranıştır ve bu sadece camiye de has değildir. Ama sünnetle farz arasında, sanki namazın ya da müezzinliğin gereklerindenmiş gibi okunması bid'attır. Bu tür okuyuşlar zaten kliseleşmis hale geldikleri için kimse onları, şuuruna vararak Kur'an gibi dinlememektedir. Bazı yerlerde buna başka ayetler veya başka sureler de eklenir. Bunların bid'at olduğunun en açık delili; bunlara alışılan camilerde bir defa terkedilecek olsalar, hemen tepki görmeleriyle müezzinliğin eksik olduğu sanılmasıdır.

    3. Farzdan sonra müezzinlerin -Istanbul'un bazı büyük camilerinde olduğu gibi- koro halinde tesbihleri okumaları, "âmin, âmin, âmin" diye bağırmaları, mesnun ve me'sür olmayan bir takım nakaratlar söylemeleri, Hatta "Ayetel-Kürsî" ve herkesin kendi başına yapması gereken tesbihati yüksek sesle ve bağırarak okumaları, böylece cemaati bunları okumaktan mahrum etmeleri ve onları kendi gürültülü seslerini dinlemek zorunda bırakmaları. 4. Namazlardan sonra, namazın bir tetimmesi olarak, herkesin herkesle musafaha etmesi. Musafaha aslında sevgi doğurucu bir sünnet olmakla beraber, namazlardan sonra, namazın bir parçası ve bütünleyicisi gibi icra edilmesi, ibadete bir katma anlamı taşıdığından bid'at olmuş olur.5. Cumanın iç ezanından önce çeşitli salatü selamlar ve temennalar okumak.6. Erzurum ve havalisinde olduğu gibi, ezanlardan sonra "salâ" okumak. (Bunun bid'at haline geldiğinin güzel bir delili, bir hatıramdır: 70'li yılllarda Erzurum'da talebe iken, bir gün müezzin bulunmadığı için, muhterem Hocam Mehmet Tavlas'ın imamlık yaptığı Gez Camiinde bir ezan okumuş ve beceremem endişesiyle "sala"yı terketmiştim. Namazın hemen peşinden ve caminin içinden cematten biri tarafından "Sen bu dini bozmak mı istiyorsun!?" diye ciddi bir hücüma uğradım. Milletin araya girmesiyle tartaklanmaktan kurtuldum.) Bunlar camilerimizde işlenen bid'atların ilk aklımıza gelenleridir. Başka münasebetle, başkalarından da söz edeceğiz. Ancak şunu da bilmek gerekir ki, Kâtip Çelebi'nin de israrla anlatmaya çalıştığı gibi, avam bunlara farzdan daha çok değer verirler ve kaldırılmalarına asla müsaade etmezler. Bu yüzden adeta "dinde devrim" gibi gelecek tarzda bunların üzerine sertçe gitmeli, şuurlu imam ve müezzinlerin bunları yavaş yavaş, tedricen kaldırmaları gerekir. Bir büyüğümüzün dediği gibi, "Bunlar folklor müslümanlığı çıkıncaya kadar olmayan, ondan sonra ortaya çıkan adetlerdir." Ve ibadetlerin adeta dönüşmüşlüğünü gösterirler. Bu konularla ilgili olarak şu kaideyi akılda tutmak yararlı olur: "Eşyada aslolan ibahadır, ibadetlerde aslolan ise men'dir. Çünkü ibadet koyma yetkisi sadece şarı'e has bir keyfiyettir.




    CAMİERİN ESKİMİŞ HALILARINI KULLANMAK

    Bir hayırsever, camimizi tek tip hali ile donattı. Eski halilalar da fazlalık olmuş oldu. Bu halıları imamların, müezzinlerin kullanması, ya da talebe evlerine verilmesi veya satılması caiz olur mu?

    Camilere bağışlanan halı, kilim, avize ve benzeri şeyler, ihtiyaç duyulmaz ve kendilerinden yararlanılmaz hale gelince; Imam Muhammed'e göre sahiplerin ya da sahiplerinin varislerine iade edilir. Imam Ebu Yusufa göre başka bir mescide nakledilir. (Bk. Ekmeleddin el-Baberti, el-Inaye; Ibn Hümam, Fethu'l-Kadir VI/236. ) Halı, kilim, avize vb. gibi gereçlerde Imam Muhammed'in, yıkılan mescidin bizzat kendisi enkazı konusunda da Imam Ebu Yusuf'un görüşüyle fetva verilir. (Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-Islamî VN/220; Fetava-yi Hiniye N/458.) Buna göre sözü edilen eski halıların sahipleri biliniyorsa onlara, ölmüşlerse varislerine verilmelidirler. Bilinmiyorlarsa onların hayrına müslüman talebe evlerine verilebilir. Ancak sahipleri bilinmesi halinde dahi onlardan izin alınarak da buralara verilebilir. Camiin mütevellisi bulunupta onların izni olmadan bunları Imam ya da müezzinlerin kendi evlerinde kullanmaları uygun olmaz. (Fetavay-i Hindiye N/462 ) Çünkü bu suistimallere yol açabilir.
     



Sayfayı Paylaş