Çalışan kadının işi zor hele bir de anneyse! Yazı

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 11 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Çalışan kadının işi zor hele bir de anneyse!

    Yorucu ve stresli bir günün ardından evde ikinci bir mesai başlıyor kadın için. Yemek, bulaşık, ütü derken bırakın dinlenmeyi, daha çok yoruluyor.

    Evliyse ve çocuğu varsa işler psikolojik rahatsızlıkların yaşanmasına kadar varabiliyor. Yani çalışan kadının işi zor, hele bir de anneyse...

    İşyerinde yorucu ve stresli geçen bir günün akşamındasınız. Bir an önce kendinizi eve atmak, gün boyu sizi bunaltan kıyafetlerinizden kurtulup, çayınızı gazetenizi elinize almak istiyorsunuz. Eğer erkekseniz kurduğunuz hayaller çok da uzak değil. Ancak evli bir kadınsanız, üstelik çocuğunuz da varsa çoğu kez hayalleriniz yalnızca "hayal" olmakla kalabilir. Çünkü akşam sizin için yeni bir mesai başlar. Eve adımınızı attıktan sonra bir iş kadını değil, iyi bir ev hanımı, eş ve anne olmak zorundasınız. İlk yapmanız gereken, nezih bir sofra kurup mutlu bir çehreyle tüm aile bireylerini bir araya toplayıp güzel bir akşam yemeği atmosferi oluşturmak. Yemek sonrası bulaşık safhasını atlattıysanız sırada çocuklarınızla vakit geçirmek var. Bu konuda gayet hassas davranmanız gerekir; çünkü çocuklarınıza ayırdığınız zaman dilimi onların psikolojileri açısından son derece önemli. Kısacası çalışan bir kadınsanız, iş ortamında farklı, evde farklı beklentilere karşı her an hazırlıklı olmak zorundasınız.

    Peki, çalışan kadın, birbirinden farklı rollere büründüğü bu süreçte psikolojisini dengede tutabilir mi? Bu tabiî ki mümkün, ama yalnızca kadının gayretiyle başarilabilecek bir şey değil. Sosyolog Nurhayat Kızılkan, ev içerisindeki rollerin eşler arası paylaşımı anlayışı değişmediği sürece kadının yaşadığı zorlukların hafiflemeyeceğini söylüyor. Yani "kadın işi, erkek işi" ayrımı yapmadan erkek her zaman eşinin en büyük destekçisi olmalı.

    Çalışan annenin belki de en büyük şikâyeti çocuğuna yeterince vakit ayıramamasıdır. Hatta birçok kadın bu yüzden iş hayatına son verir. Psikolog Pınar Ersöz, annelerin çocuklarıyla birlikte, bireysel olarak geçirecekleri günlük zaman dilimini oluşturmalarının çocuğu tatmin edeceğini söylüyor. Uzmanların 'kaliteli zaman' dediği bu süre, ortalama 15 dakika, en fazla 1 saat gibi bir zaman dilimini kapsıyor. İşyerinde yaşanan sıkıntıların eve yansıtılmaması ise yalnızca kadının değil, erkeğin de dikkat etmesi gereken bir diğer mevzu. Ancak erkeklere oranla daha duygusal oldukları için kadınların bu hususa biraz daha fazla özen göstermeleri gerekebiliyor. Psikolog Pınar Ersöz, iş stresini bırakıp eve anne ya da ev hanımı kimliğiyle girmenin, gergin ortamların yaşanmasını önleyeceğini belirtiyor ve küçük bir de tavsiyede bulunuyor: "İşten çıkıldığında 5-10 dakika güzel hayaller kurmak hem kişiyi iş stresinden arındırır, hem de depresif süreçlerin yaşanmasını engeller."

    Sorunları çözmek için üzerine gitmeli

    Psikolog Pınar Ersöz: Çalışan anneler, evine, eşine, çocuklarına yeterli zaman ayırma noktasında sıkıntılar yaşıyor olabilir. Ya da yaptığı işte umduğunu bulamamış ve mutsuz olmuştur. Ancak hayatımız zaten sorunlarla doludur. Önemli olan, sorunun üzerine gitmek ve onu çözmek. Ama eğer ki her yolu denediyse ve olmadıysa, ruh sağlığını etkiliyorsa, işinde verimli olamıyorsa işini değiştirmelidir. Biz kaçışı pek önermiyoruz. Çünkü çözülmeyen ve tolere edilen sıkıntılar bir süre sonra birikerek toptan çıkar karşınıza ve büyük bir hayal kırıklığına, depresifliğe sokar kişiyi. Kadının kendisine vakit ayırabilmesi için önemli olan, işi eve taşımamaktır. İşten çıkıldığında 5-10 dakika güzel hayaller kurmak, hem iş stresinden kişiyi arındırır, hem de depresif süreçlerin yaşanmasını engeller. İş stresini bırakıp, eve anne ya da ev hanımı kimliğiyle girmek gergin ortamların yaşanmasını da önler aynı zamanda.

    Suçluluk duygusuyla çocuğa gereğinden fazla ilgi göstermeyin

    Pedagog Aykut Akova: Annenin çalışmasının çocuğa etkisi çocuğun yaşına göre farklılık gösterir. Çocuk küçük ise ayrılık anksiyetesi yaşıyor. Sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi annesinin her gidişinde ağlıyor. Eğer yaşı uygunsa annenin bunu çocuğa anlatması ya da işyerine götürüp nereye gittiğini göstermesi gerekiyor. Bu, çocuğun kafasındaki belirsizlikleri gidermek açısından önemli. Çünkü belirsizlik kaygı oluşturur. 'Annem çalışıyor, tekrar eve gelecek' algısı oluşmalı çocukta. Bir de, çalışan anneler eve geldikleri zaman suçluluk duygusuna bürünüp, çocuğa gereğinden fazla ilgi gösteriyor. Ama böylesi bir yaklaşım çocukta güvensizliğe, gereksiz şımarıklığa ya da bitmek bilmeyen isteklere yol açabilir. Anne yokken çocuğun kiminle vakit geçirdiği de çok önemli. Çocuğun sevebileceği tanıdığı bir yakını olması daha sağlıklı olabilir. Rastgele bakıcılara çocukları bırakmak doğru değil.

    Evdeki roller cinsiyete göre ayrılmamalı

    Sosyolog Nurhayat Kızılkan: Her ne kadar ülkemizde çalışan kadın sayısında son yıllarda bir azalma olsa da, birçok ülkeye oranla daha fazla nitelikli çalışanımız var. Bir ara kadınların yapamadığı meslekler şimdi neredeyse kadınların eline geçmiş durumda. Hal böyle olunca çalışan kadının yükü daha ağır artık günümüzde. Gelişen koşullarla birlikte çalışan kadının işi kolaylaştı desek de, rollerin cinsler arası paylaşımı anlayışı değişmediği ve evin içindeki emek kadın işi olarak kodlandığı sürece kadının işi hafifleyemez. Bu kodlamanın değişmesi için bir dil geliştirmeliyiz. Bu dili de sevgi ve şefkatle kurmalıyız. Ancak erkekler bu konuda direnç gösterebiliyor. Bazıları erkekliğe halel getirmemek için ve maalesef bazıları da nasılsa işim görülüyor gibi kötü bir niyetle kadın işi olarak kodladıkları işlerden olabildiğince uzak duruyor.
     



Sayfayı Paylaş