Büyük Satranç Tahtası

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 20 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Zbigniew Brzezinski; Ulusal güvenlik danışmanı olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'na 1977'den 1981'e kadar hizmet etti. Stratejik ve Uluslar arası Araştırmalar Merkezi'nin (Center for Strategic and International Studies) danışmanlığını yapmakta, Washington D.C.'deki John Hopkins Üniversitesi Paul H.Nitze İleri Uluslar arası Araştırmalar Okulunda (Paul H.Nitze School of Advanced International Studies) profesördür.
    Kitap "Yirminci yüzyıl sona ererken, ABD dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Başka hiçbir ulus benzeri bir ekonomik ve askerî güce sahip değil. Dünyadaki bu istisnaî rolünü sürdürebilmesi için ABD'nin küresel stratejisi ne olmalıdır?" sorusuna cevap arayan bir inceleme ve bu soruya yönelik çözüm tarzları, dış politika teklifleri getiren bir çalışmadır.
    Brzezinski'nin jeostratejik çözümlemesinin nirengi noktası nüfusu, doğal kaynakları ve ekonomik etkinliği açısından en büyük kıt'a olan Avrasya'da gücün nasıl kullanılacağıdır.
    Yazara göre Avrasya geleceğin "Büyük Satranç Tahtası"dır. Amerika'nın bu satranç tahtası üzerindeki öncelikli oyuncu olarak görevi, Avrupa, Asya ve Orta Doğu'daki anlaşmazlıkları başka herhangi bir rakip süper gücün Amerikan çıkarlarını tehdit edecek biçimde ortaya çıkmasını engellemek üzere yönlendirmektir.
    Kitapta, ABD'ye bu yönde yapması gereken stratejik çalışmalar teklif edilmekte bölge bölge uygulanacak Amerikan politikası önerilmektedir. Bu inceleme ve teklifler yedi bölüm halinde ele alınmıştır.
    Birinci bölümde Amerika'nın küresel üstünlüğü ele geçirmesinin kısa öyküsü anlatılmakta ve ABD'nin tarihte ortaya çıkmış olan zamanının süper güçleri ile mukayesesi yapılmaktadır. ABD'nin tarihteki diğer süper güçlerle olan farkının küresel güç olmakta yattığı belirlenmektedir. ABD'nin küresel gücün belirleyici dört alanı olan "askerî, ekonomik, teknolojik ve kültürel" alanlarda üstün olduğu, bu sebeple de Amerika'nın rakipsiz bir cazibeye sahip olduğu ve tüm dünyada ABD'ye tabi olmak isteyen bir çok devlet bulunduğu belirtilmiştir.
    Amerika'nın bu kadar büyük siyasî gücü ve cazibesi olması, dolayısıyla diğer devletler ABD'deki aynı etnik veya dinî kimlik taşıyan grupları harekete geçirerek lobicilik faaliyetleri ile Amerika'nın dış politikasını etkileyerek, bu gücü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışmakta oldukları, en etkili lobilerin de Yahudi, Yunan ve Ermeni lobileri olduğundan bahsedilmektedir.
    İkinci bölümde Avrasya'nın ABD için ana jeopolitik ödül olduğu, Amerika'nın küresel önceliğinin, Avrasya'daki hakimiyetin ne kadar süre ile ve nasıl bir etkiyle sürdürülebileceğine bağlı olduğu tespit edilmiştir.
    Avrasya'nın gücünün ABD'ninkini gölgede bıraktığı; ancak Avrasya'da siyasî bütünlük oluşturulamadığı, bunun da Amerika'nın yararına olduğu vurgulanmaktadır.
    Ayrıca Avrasya, üzerinde birden fazla oyuncu olan bir "Büyük Satranç Tahtası"na benzetilmiştir. Avrasya ise, Batı, Orta Alan, Güney ve Doğu olmak üzere dört farklı alana bölünerek incelenmiştir. Mevcut veya olabilecek jeopolitikalar ve jeostratejiler belirlenmiş, ülkeler jeostratejik oyuncular ve jeopolitik mihverler olarak tespit edilmiştir.
    Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan büyük ve etkin jeostratejik oyuncu, Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran jeopolitik mihver olarak tanımlanmış, ancak Türkiye ve İran aynı zamanda sınırlı çapta jeostratejik oyuncu olarak nitelenmişlerdir. Yukarıdaki 10 ülkenin neden böyle tanımlandığı, İngiltere, Japonya ve Endonezya'nın ise neden bu kategorilere alınmadığı açıklanmaktadır.
    Üçüncü bölümde ABD-Avrupa ilişkileri ve Avrupa'nın Avrasya'nın kontrolündeki etkisi anlatılmaktadır. ABD'nin ne tür bir Avrupa istediği ve ne tür bir Avrupa'yı desteklemeye hazır olduğu, AB ve NATO'nun genişleme süreci tartışılmıştır. Almanya ve Fransa'nın konumları NATO - Rusya ilişkileri özellikle incelenmiştir.
    Bu incelemeler neticesi Amerika'ya önerilen dış politika alternatifleri belirtilmiş, ABD'nin Avrupa'daki merkezi jeostratejik hedefi Brzezinski tarafından oldukça basit bir şekilde özetlenmiştir: "Daha gerçek bir Atlantik ötesi ortaklık aracılığıyla Avrasya kıtasındaki köprü başını sağlamlaştırmak, böylece de büyüyen bir Avrupa'nın Avrasya'ya uluslar arası demokratik ve işbirlikçi düzenin yansıtılması için daha uygun bir sıçrama tahtası olabilmesini sağlamak."
    Dördüncü bölümde SSCB'nin dağılması ardından ortaya çıkan bölgesel sorunlar incelenmiştir. Burada Rusya'nın yeni jeopolitik konumu, yeni ortaya çıkan devletlerin önemi - Ukrayna, Azerbaycan, Kazakistan gibi - incelenmiş bu incelemeye Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan da dahil edilmiştir.
    BDT'nin ortaya çıkışı, politikaları ve bu duruma karşı yeni bağımsızlığını kazanan devletlerin tepkileri anlatılmış, AB ile BDT'nin mukayesesi yapılmıştır. Sonuçta Rusya'nın tek seçeneğinin "Osmanlı sonrası Türkiye'nin yayılmacı özlemlerini bir tarafa atıp kasıtlı olarak modernleşme, Avrupalılaşma ve demokratikleşme yolunu tutmaya karar verdiğinde seçtiği rotayı taklit etmek" olduğu ima edilmektedir.
    Beşinci bölümde ise yazar ikinci bölümde açıklanan küresel istikrarsızlıkların merkezi alanını oluşturan Türkiye'nin de içinde bulunduğu Güneydoğu Avrupa, Orta ve Güney Asya'nın belli kesimleri, Basra Körfezi ve çevresiyle Orta Doğu'yu içine alan bölgeyi incelemiştir.
    Yazar Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Hazar Denizi havzası, Rusya'nın Güney kısımları - Kafkasya, Çeçenistan, Gürcistan, Ermenistan, Türkiye'nin Kuzeydoğu bölümü, İran'ın kuzey kesiminden oluşan bölgeyi Avrasya Balkanları olarak nitelemiştir. Bu sıcak ve hareketli bölge ayrıntıları ile incelenmiş, ülkelerin konumları tek tek ele alınmıştır. Bu bölümde Türk Devletleri Kuşağı, Türkiye ve Türklerin konumu da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bölüm içinde Enerji kaynakları ve Hazar da ayrı bir inceleme konusudur.
    Altıncı bölümde Japonya'nın ve Güney Kore'nin ABD için önemi anlatılmıştır. Çin ile olan ilişkilerinde Amerika'nın politikasının ne olması gerektiği Çin - Japonya - ABD üçgeninde tartışılmış, Japonya'nın küresel Güç olma isteği incelenmiştir. Çin'in bölgedeki etkisi, Çin'e karşı oluşan ittifaklar, Endonezya - Avustralya işbirliği, Çin - Tayvan ilişkileri ve ABD'nin tüm bu ihtilâfları nasıl kullanabileceği tartışılmıştır.
    Ayrıca Çin'in neden bölgesel bir güç olabileceği ancak şu anda küresel güç olamayacağı açıklanmıştır.
    Çin - Rusya ilişkilerine de bu bölümde değinilmiştir. Sonuç olarak ABD için Japonya'nın yaşamsal ortak olduğu, ancak Çin'e karşı Japonya'nın askerî müttefiki olunmaması gerektiği belirtilmiştir. Japonya ile Amerika'nın küresel ortak olması gereği üzerinde durulmuştur. Ayrıca Amerika'nın Japonya ve Güney Kore'deki askerî gücünü de muhafaza etmesi teklif edilmektedir.
    Yedinci ve son bölümde Amerika'nın Avrasya'da hakem olduğu, hiçbir büyük Avrasya sorununun Amerika'nın katılımı olmaksızın ya da Amerikan çıkarlarının tersine çözülemeyeceği vurgulanmıştır.
    ABD'nin şimdiki konumunun hiçbir ulus devlet tarafından tehdit edilemeyeceğini ancak, uluslar arası anarşinin ABD liderliğini tehdit edecek tek alternatif olduğunun altı çizilmiştir.
    Ayrıca Amerika'nın küresel önceliğini tehdit etmeyen bölgesel güçlerin yükselişini düzenlemeye öncelik vermesi gerektiği vurgulanmıştır.
    Fransa ve Almanya'nın Avrupa'daki kilit rolleri üzerinde durulmuştur. Rusya'nın küresel işbirliği sistemine adım adım asimile edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak Rusya'yı NATO'nun karar veren bir üyesi yapmanın uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.
    Avrupa'dan dışlanmış bir Türkiye profili çizilerek, yaratacağı sorunlar göz önüne serilmiş ve ABD'nin Türkiye'nin nihaî olarak AB'ye kabulü için Avrupa'ya baskı yapması, ayrıca Türkiye'ye Avrupalı bir devlet gibi davranması ve Boru - Enerji Hatları projelerinin desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir.
    Bir Trans-Avrasya güvenlik sistemi kurulması önerilmektedir.
    Son olarak gelecekte ABD gibi küresel bir gücün tekrarlanamayacağı tezi ileri sürülmekte, ABD bugünkü gücünü kaybederse yerinin dolmayacağı belirtilmektedir.
     



Sayfayı Paylaş