Bulanık Mantık Üzerine Bir Söyleşi

Konusu 'Sosyoloji-Psikoloji' forumundadır ve RüzGaR tarafından 13 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Bulanık Mantık Üzerine Bir Söyleşi

    Prof Dr. İ. Burhan Türkşen ile Söyleşi; Bulanık Mantık konusunda önemli çalışmaları olan, IFSA'nın (Uluslarası Bulanık Mantık Derneği) bir süre başkanlığını yapmış Prof.Dr. İ. Burhan Türkşen (Department of Mechanical and Industrial Engineering; University of Toronto) ile gerçekleştirilen bir sohbet. Öncelikle, bize bu imkanı tanıdığınız için size teşekkür ediyoruz. Sorulara geçmeden önce bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

    İzmir Atatürk Lisesinden mezun oldum. Liseden sonra Amerika'ya gittim. New York'ta bir sene boyunca İngilizce dilini öğrendim. Lisede lisanım Fransızca olduğundan bu dil eğitimini almak zorundaydım. Daha sonra, Pittsburgh Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümüne girdim. BA (Üniversite Öğrenimi) ve MA (Yüksek Lisans) derecelerini elde ettikten sonra, 1964'te Türkiye'ye dönerek 18 ay askerliğimi yaptım. Askerliğim sırasında da, Kara Kuvvetleri Komutanlığında ilk kez kurulan Bilgisayar Merkezini kuran kurucular arasında yer aldım. Aynı zamanda, o sıralarda da Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Lineer Programlama, Üretim Planlama, Bilgisayar Programlama gibi dersler verdim.

    Askerliğimi bitirdikten sonra tekrar Amerika'ya Pittsburgh Üniversitesine döndüm ve 1966-1969 yılları arasında doktoramı tamamladım. Doktora çalışmasını yaptıktan sonra da Toronto Üniversitesine yerleştim. Ve o günden bu yana tam 31 senedir Toronto Üniversitesindeyim. İlkten Simülasyon, Çizelgeleme gibi normal Endüstri Mühendisliği dersleri vermekteydim. Sonradan ise, 1970 yılının yaz mevsiminde İstanbul'da NATO tarafından düzenlenmiş olan Yöneylem Araştırması Eğitim Kongresinde Lotfi A. ZADEH ile tanıştım. Daha sonra, Lotfi A. ZADEH eğitim programı denetlemesi için iki kez bizi denetlemeye geldi. O sırada kendisiyle biraz daha tanıştık. Fakat, herkes gibi ben de Bulanık Mantık alanına girmeye cesaret edemedim. Ben de klasik matematik görerek yetişmiş olduğum için... Gerçi, benim doktoram Yöneylem Araştırması ve Yönetim Sistemleri Mühendisliği dalında idi. Neyse, aşağı yukarı 7 sene geçti.

    Yedi sene sonra Ohio'daki bir konferansta yine Lotfi hocamla karşılaştım. Kendisine bir yıllık araştırma hakkımın olduğunu söyledim. Bana son yazılarınızdan birkaçını gönderin, ben de şu Bulanık Mantık meselesine gireyim, dedim. O sıralarda bu alanda bir sorun vardı: Üyelik fonksiyonu nasıl ölçülür? Diğer yandan, bu Bulanık Mantık ise ben hala niye bulanık küme formülleri ile klasik boolean formülleri aynıdır diye ortaya sual attım ve o nedenle ben bu çalışmalara girdim. O gün bugün bu çalışmalar içerisindeyim. Tabii, yeni bir sahaya girdiğim için bazı temel bilgilere ihtiyacım vardı ve bunları tamamladım.

    Daha sonra 80'lerden itibaren bu sahada yayınlara başladım. Oradan zamanla kendimi tanıttım ve şöhret kazandım. Geçtiğimiz son iki senedir de IFSA (International Fuzzy System Association)'nın başkanlığını yaptım. Çalışmalarımda Bulanık Mantık metodunu, Bulanık Mantık teorisini Robotik alanına uygulamaya çalıştım. Buradan bir iki doktora talebem var. Ayrıca, üyelik fonksiyonunun ölçümü konusunda doktora talebelerim oldu. Hatta, onlardan birisi beş sene önce doktorasını verdi. İsmi Taner BİLGİÇ'tir ve Boğaziçi Üniversitesinde şu anda doçent ya da profesördür. Bu arada Türkiye'den yanıma gelen talebelere mümkün olduğu kadar imkan tanıdım. Hatta şu anda yanımda iki Türk talebesi var. Çalışmalarımızda Sistem Modellemesi üzerine duruyoruz. Ve daha ziyade Yöneylem ile ilgili ve bankalarla ve finansman ile stok, market ve portfolyö analizi ile ilgili çalışmalar var. Gene, Bulanık Mantık yöntemi ile yedek parça stoğu ne olsun gibi çalışmalar var. Çizelgeleme konusunda bir demir-çelik fabrikası ile yaptığımız çalışma var. Ayrıca, doktora öğrencilerinden biri, Toronto Üniversitesi hastanelerinden bir tanesinde "ilaçların insanlara etkisi, insanların ilaçlara tepkisi" konusunu Bulanık Mantık teorisiyle çözmeye çalışıyor. Yani ilacın dozajı ne olsun ki, ilaç insanları istenildiği oranda etkilesin. Bunların yanında, "Venture Capital" (Risk Sermayesi) adındaki şirketimi kurmuş durumdayım. Kuzey Amerika'daki zengin insanlar artık şunun farkına varmış durumdalar: Getiriyor 100.000 - 200.000 $'ı, yeni buluşu olan insanlara destek olarak veriyor. Amacı ise bu buluşların, mesela onda birini ticarete dönüştürmek ve yatırımının iki üç mislini buradan çıkararak ekonomik kazanç sağlamak. Bir bakıma "incubator" (kuluçka) gibi çalışmakta. Üniversitenin "innovation center"ı (yenilik merkezi) var. Onun yardımıyla bu para babalarının paraları alınıyor ve "incubator" (kuluçka) için kullanılıyor. Eğer burada bu yenilik piyasada tutarsa proje, ticari şekle dönüştürülüyor ve şirketleşilerek ticari hayata sokuluyor. Üniversitenin avukatları, "venture capital" (risk sermayesi) kapsamında yatırımı yapan para babaları, üniversiteler ve risk sermayesi şirketi sahibiyle hukuki anlaşmayı imzalıyor ve taraflar belli haklara sahip oluyorlar. Bir nevi kazancın paylaşılması... Benim son 20 sene içerisinde Bulanık Mantık teorisiyle ilgili yapmış olduğum çalışmaların bir yazılım firması olacak bu şirket. Bu yönde, verilerin analizi, veri madenciliği meselesi ile sistem modellemesi yapmak ve bu sistem modellemesinden karar destek sistemine geçmek ve oradan da gerekli şekilde şirketlere ve onların idarecilerine yardımcı olmak.

    Hocam, Bulanık Mantığın kısaca bir tanımını yaparak Bulanık Mantık ile klasik mantığı karşılaştırır mısınız?

    Bulanık Mantık teorisini ikiye ayırmak lazım: Birincisi, Bulanık Kümeler teorisi. Burada üyelik fonksiyonu, latis dediğimiz sadece "0" ya da "1" değerini almak yerine "0" ile "1" arasındaki herhangi bir değeri alabilir. Bu ise, kalasik iki değerli (crisp) setin çok değerli olmasına sebep oluyor. Örneğin, uzunluk ölçüsü açısından bir insana 1.70 cm'nin altında ise "kısa boylu", 1.70 cm'nin üstünde ise uzun boylu derseniz bu klasik mantık oluyor. Ama 1.65 cm de bir dereceye kadar uzun boyludur, 1.67 cm de bir dereceye kadar uzun boyludur, hatta 1.60 cm de bir dereceye kadar uzun boyludur. Bu şekilde derecelendirirseniz Bulanık Mantığa girmiş olursunuz. Diğer misalde de, 24 saati gece ve gündüz diye ikiye ayırırsınız. Ama bu kat'i olamaz. Çünkü akşam karanlığı tam karanlık değildir, sabah aydınlığı tam aydınlık değildir. Bunlar ışık yoğunluğuna göre derecelendirilebilir. Bu da, bir Bulanık Mantığı tanımlar. Yani set tanımlaması böyle.

    Bunun yanısıra Bulanık Mantık veya klasik mantık meselesi var. Mantık, bir şeyin "doğru" veya "yanlış" olup olmadığı ile ilgilenir. Tanımlamayla uğraşmaz. Küme teorisi tanımlama yapar. Ona "descriptive" (tanımlayıcı) teori, öbürküsüne ise "verification" (doğrulama) teorisi diyoruz. Klasik teoride her şey ya "doğru"dur ya "yanlış"tır. Evet, hayır mantığı. Halbuki Bulanık Mantık teorisinde "doğruluğun" dereceleri vardır, "yanlışlığın" dereceleri vardır. Bu nedenle de mantık, "iki değerli mantık", "çok değerli mantık" olarak ortaya çıkıyor. Burada mantık konusunda bir takım meselelere tabiiki girmek lazım. Ama karmaşık bir konu olduğu için ona şimdilik girmeyelim. Mantık, verilen bir sözün "doğru" veya "yanlış" olduğunu belirtir. Mantığın yaptığı budur. Mantık insanlar tarafından veya insanların kültürleri tarafından ortaya çıkartılır. Mantık kültürden kültüre değişir. O nedenle "mutlak doğru" veya "mutlak yanlış" diye bir şey yoktur. Tabiiki bu benim anladığım kadarıyla. Bazı insanlar vardır, onlar dogmatiktir, bazı şeyler onlarda mutlaktır. Dogmatik din adamlarında, krallarda özellikle. Bu böyledir derler, sen ister inan, ister inanma, olay bitmiştir. Başka bir örnek verelim Kuzey Amerika sisteminden. Bir suçlu vardır. Bir cinayet işlenmiştir. Şimdi, bir takım bilirkişiler suçun nasıl işlendiğini gelip tarif ederler. Uzmanlar da gelir bu suçun o silahla mı, yoksa bu silahla mı işlendiğini doğrularlar. Avukatlar da sualler sorarlar.

    Tabii deliller vardır. Bir takım bilirkişiler vardır. Batıda bir de Jüri dediğimiz bir sistem vardır. Jüri de bütün o söylenenleri dinler. Ve o dinlediklerinin neticesinde de kişinin suçlu olup olmadığı kararına varır. Onlar kendi kültürleri içerisinde ki, buna "common law" (müşterek kanun) denir ve kendi ananeleri içerisinde söylenenleri değerlendirirler ve bu kişi suçludur veya suçlu değildir, der. İşte doğrulama. Ama kültürlerine dayanır, o günün şartlarına dayanır. Bir kaideye dayanmaz. Batının esnekliği de buradan geliyor. Onlarda bir şey vardır. Söylenenlerde eğer bir şüphe veya yanlış yoksa bu adam suçludur, derler. Ama bunlarda bir şüphe ya da yalan varsa adamı serbest bırakırlar. Batının şu tabiri bunu çok güzel açıklar: "Haklı bir kişiyi suçlu görmektense, haksız bir kişiyi serbest bırakmak daha iyidir."

    "0", "1" klasik mantık dedik. Bulanık Mantık ile bunun dışına çıkıldı biraz. Bir nevi klasik mantığa bir alternatif çözüm. Peki, Bulanık Mantığa da böyle bir alternatif çözüm düşünülebilir mi? Böyle çalışmalar var mı?

    Olabilir. Niye olmasın? Olabilir. Çünkü, Non-standard logic'ler (Standart olmayan mantıklar) vardır. Bulanık Mantık ve Bulanık Mantık teorisi monotonik bir teoridir hala. Monotonik aksiyom hala vardır Bulanık Mantık'ta. Non-monotonik logic'lerde (Monotonik olmayan mantıklarda), non-standard logic'lerde (Standart olmayan mantıklarda) bu yok. Alternatifler var. Bunlar mantıkçılar tarafından tartışılan ama, güncel hayata taşınmamış konular.turkeyarena.com

    Peki, Bulanık Mantık teknolojilerinin şu andaki günlük yaşamda kullanım alanları, bugünkü durumu ve gelecekteki durumu hakkında neler söylersiniz?

    Şu ana kadar Bulanık Küme ve Mantıklar bir çok alana tatbik olundu. Bunu bilhassa Japonlar, ilk başta 70'lerin sonunda ve 80'lerin başında birçok alana uyguladılar. Özellikle, bulaşık makinelerine, çamaşır makinelerine, elektrik süpürgelerine, video kameralarına tatbik ettiler. Daha sonraları bunları, helikopterleri kontrol etmek için kullandılar. Mesela, benim çok yakından tanıdığım profesör Muchiyo Sugeno uzaktan kumandayla pilotsuz bir helikopterin Bulanık Mantık ile nasıl kontrol edildiğinin modelini çıkardı ve bu pilotsuz helikopter bundan 6 ay evvel Hiroşima depreminde kullanıldı. İlk defa tatbik edilmiş oldu. 1 mil mesafeye kadar uzaktan kontrol ile o bölgeye gitti, oranın resimlerini çekti ve geri geldi. Bu çalışmanın üzerine Yamaha şirketi bunun lisansını aldı ve pilotsuz helikopter yapımını piyasalamaya başladı. Ayrıca, gelecekte kullanmak üzere de NASA bunların tatbikatına başladı. Bunun yanında Bulanık Mantık çalışmalarında ünlü, İran asıllı Amerikalı bilim adamı Hamid Berenji'den, Land Rover'ların insansız olarak kullanılmasında uygulandığını birçok defa duydum. Türkiye'deki Aselsan'da da Bulanık Mantık ile çalışan bir grup var. Bu çalışmaların askeri alanda da bir takım faydaları olacak. Bu arada Japonya'da trenlerin frenlemesini kontrol etmek üzere Bulanık Mantık tatbik edildi. Aynı zamanda, Almanya'da tanınmış Bulanık Mantık Bilimcilerinin yapmış olduğu birçok çalışma var. Hatta bir otomobil şirketinin, otomobillerinin ABS (Otomatik Fren Sistemi) ve ASC (Otomatik Vites Kontrolü) kontrolünü Bulanık Mantık ile gerçekleştirdiğini duydum. 1991 - 1992 akademik yılında Japonya'ya davetli olarak gittim. Orada, LIFE (Laboratory for International Fuzzy Engineering) kuruluşunda çalışma yaptığımda bize çamaşır makinesi ve süpürge makinesinin Bulanık Mantık ile çalışanlarını verdiler. Japonlar, özellikle ihracata yönelik mallarında bu yöntemi kullanarak çok muazzam paralar kazandılar. Gelecekte, Bulanık Mantık bence her yere tatbik edilebilir. Artık teorinin esasları biliniyor ve bunlar göreceli olarak basit problemler oluyor. Esas problemler, endüstri mühendislerinin Yöneylem Araştırması, Yönetim Bilimcileri için yapılacak, yeni insanların etkilediği meselelere dönüktür. Mesela, ihracat tercihi problemleri, bankaların ticari modellerinin çıkışı ve finansman modellerinin çıkışı, kalite kontrolün tatbikatı... Kredi değerlendirme analizleri gibi karar destek sistemlerine yönelik Bulanık Mantık, uygulama sahası bence bu yüzyılın en uğraştırıcı problemleri olacaktır. Ve burada da problem, veri analizidir. Çünkü, gerçek hayatta her ne kadar veri ambarında veri toplanıyorsa da bunların analizi çok zor. Şu anda onun için veri madenciliği meselesi çıktı ortaya. Veriyi ön işlemeye tabi tutmak lazım. Hatta veriyi temizlemek lazım. Ondan sonra veriyi modellere sokmak lazım. Oradan da artık hangi değişkenler sizin istediğiniz performans ölçünüzü etkiliyor, ne kadar etkiliyor, o modele girsin mi, girmesin mi, girecekse hangi değişkenler girecek ve onların birbirleriyle ilişkisi nedir? gibi konulara geçilmeli. Oradan da Bulanık Kural Tabanları (Fuzzy Rule Bases) nasıl çıkacak? soruları önümüzdeki yılların en çetin problemleri.

    Pekala, Bulanık Mantığın yetersiz kaldığı yerler ve Bulanık Mantığa olan tepkiler neler?

    Tabiiki, Bulanık Mantık her şeye deva değildir. Nasıl klasik mantık bazı problemleri çözmüşse Bulanık Mantık teorisi de bir takım problemleri çözer. Fakat, herşeye çözüm olamaz. Çok enteresan bir aksiyom, varsayım var. Monotonik olma yaklaşımı vardır Bulanık Mantık'ta. Monotonik olmayan problemleri çözmek mümkün değil. Zor problemlerden bir tanesi de, çözümlerde monotonik olmayan neticeler çıkıyor. Mesela, banka probleminde aynı iki kişi var. İkisi de aynı özelliklere sahipler. Birisi banka kartını çok kullanıyor, öbürü de hiç kullanmıyor. Çık işin içinden çıkabilirsen? Bizim temel eğitimimizde fonksiyon analizi vardır. Fonksiyon demek, çoktan teke gitmek demektir. Mesela - 2 ile + 2, 4'ü verir. Ama tekten çoğa doğru gitmek sözkonusu olduğunda problem çıkıyor. Bunun gibi daha çetin konular var. Bilim, adım adım her yüzyıl biraz ilerleme yapıyor.

    Eğitim sisteminde bize öğretilen klasik bir mantık var ilkokuldan üniversiteye kadar. Acaba Bulanık Mantık eğitim sistemine nasıl bir bakış açısı getiriyor? Bunu açıklayabilir misiniz?

    Tabii şu anda bunun, eğitim sisteminin üst kademelerinde, yüksek lisanslarda, doktora tezlerinde, bazı yerlerde de yavaş yavaş lisans düzeyinde tatbikatları var. Ve tabii İlk ve ortaokullara hiç girmedi. Zaten son zamanlara kadar kümeler teorisi mantık olarak okutulmazdı. Onlar okutuluyor şimdi. Derece derece eğitim sistemine girecek. Ve bu bir çeşit esneklik oluşturacak eğitim sisteminde ve gençlerin daha katı şeyler öğrenmesinden ziyade, daha esnek şeyler öğrenmesine yol açacak. Mesela Türk adetlerinde bir şey vardır: Hoca söyler, talebe dinler. Bir tür ezbercilik, basmakalıpçılık vardır. Halbuki, İsveç'te şöyle bir durum vardır: Hoca, talebe diye bir şey yoktur. Sadece "öğrenici" var. Yani, hoca da talebe de öğreniyor. Hoca hiçbir zaman ders vermemeli, yol göstermeli. Talebe kendisi öğrenmeli. Hoca, öğrencinin nasıl öğreneceğini öğretmeli, yol göstermeli. Ben şahsen yüksek lisans ve doktora öğrencilerime bu şekilde bir yönlendirme yaparak bunu tatbik etmeye çalışırım. Onlar yaptıkları katkılara, çalışmalara, buluşlara göre tezlerini vermiş olurlar ve o unvanlara hak kazanırlar.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Acaba, Bulanık Mantık insanlardaki şartlanmışlığı yıkar mı?

    Evet, evet. O, gerçekten doğru bir şey. Çünkü, dereceli olarak değerlendiği zaman kati şartlanmayı yıkabiliyor. İnsanlar kelimeleri kullanarak bir takım şeyleri değerlendiriyorlar, manalandırıyorlar. Ama, birine ait şu sözde olduğu gibi, "İnsanlar hem kelimeleri yaratıyorlar, hem de o kelimelerin esiri olabiliyorlar." O kelimelerin esiri olma bir nevi şartlanmadır. Halbuki insanlar, o kelimelerin değişik manaları olduğunu bilerek, kelimeleri daha zengin bir şekilde kullanabilmek için (şairler, filozoflar gayet kolay yapabiliyor) kelimelerin kısıtlamalarından çıkıp fikirlerini izah edebiliyorlar. Bulanık Mantık bir nevi onu diyor. Eğer kelimelerin manalarını kullanabilirseniz, bunların kaskatı manaları olmadığının ve de dolayısıyla esneklik getirdiğinin farkına varırsınız. Dolayısıyla, siz de şartlanmazsınız.turkeyarena.com

    Pekala, İnsan Kaynakları Yönetimindeki gelişmeye Bulanık Mantığın katkısı var mı? Özellikle, şartlanmışlıkla bağlantılı olarak bunu değerlendirir misiniz?

    Direkt olarak yok. Ama, zannederim gerek Bulanık Mantığın mantığa, psikolojiye, sosyolojiye, ekonomiye olan etkisinden dolayı, Bulanık Mantığın indirekt olarak İnsan Kaynakları Yönetimini etkileme özelliği var diyebilirim. Aslında, şu anda bunu değerlendirmek zor. Alev ALATLI, kitabında çok güzel bahsetmiş. Orada, kültürümüzü, kültürümüzün kelimelerde yarattığı şartlanmayı misallerle belirtmiştir. O arada, Aristo mantığının bizde yarattığı katılıkları ve Bulanık Mantığı niye bilmiyoruz, bilseydik daha esnek olabilirdik şeklinde çok güzel misalleri var. Bizim ananelerimizden, adetlerimizden, insanımızdan, hareket tarzlarından güzel örnekler veriyor. Bu şekilde, zannedderim gelecekte Alev ALATLI gibi yazarlar, psikologlar, sosyologlar değerli çalışmalar yaparlarsa herhalde etkisi olacaktır.

    Biraz önce eğitim sistemine bakış açısını belirttiniz Bulanık Mantığın. Onunla bağlantılı olarak, olgunluk ile Bulanık Mantık arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz? Mesela, insanlara belirli bir yaşa kadar öğretilen "şu, sobayı yakar" ifadesindeki şartlanmışlık ile ileriki yaşlardaki şartlanmışlık arasındaki bağlantı nasıldır?

    Olgunluk bir nevi Bulanık Mantığı, bilerek veya bilmeyerek kullanma bence. İnsanlar olgunlaştıkça olan hadiselerin çok yönlü olduğunu, söylenen kelimelerin, söylenen sözlerin değişik manaları olabileceğini anlayarak katılıklarından vazgeçebiliyorlar. Bu, tabii çok zor bir şey. Katı bir kültür içerisinde yetişmiş insanlar için çok zor bir şey.

    Bulanık Mantık olmasaydı hayat nasıl olurdu?
    Şimdi, hayata bağlayınca, Bulanık Mantık olgun kişilerde zaten var. Bulanık Mantık teorisi olsa da olmasa da. Olgun kişilerde zaten bu esneklik var. Onlar olan hadiselerin çok yönlü olduğunu, değişik tefsirler olabileceğini zaten biliyorlar. Zaten onun için İngilizce'de bile bir tabir vardır: "Life is not black and white, in the shade of gray." der (Hayat siyah ve beyaz değildir, grinin tonlarını içerir). Çünkü olgun kişiler olaylara daha mülayim bir görüşle, daha esnek bir görüşle bakabiliyorlar. Katı kişiler bakamıyorlar. O nedenle gerçek hayatta Bulanık Mantık zaten var. Bunun teorisi yeni çıktı 35 sene evvel. O da, dediğim gibi milattan 200-300 yıl önce tartışması Efes ile Heraklit gibi felsefeciler arasında yapılmış bir duruma sahiptir. Fakat nedense o, Aristo mantığında kalıplaşmış. Yani insanlığın temelinde var Bulanık Mantık. Bu nedenle bilhassa Doğulular, Çinliler, Japonlar Bulanık Mantığı çok daha iyi benimseyebildiler. Çünkü, Japonlarla bir konuşma yaparsanız, Japon hiçbir şeye katiyetle "evet" veya "hayır" demez. Japon "belki" der. Japonların özelliklerinden bir tanesi de şöyledir: Onlar "evet kabul ediyorum" derler. Ama Japonların söylemek istedikleri mana "evet kabul ettim" değildir. "Ben seni duydum" demektir. Hiçbir zaman söylediğin "doğru" ya da "yanlış"tır, demek değildir. "Evet" dediği zaman "evet ben seni duydum" manasındadır. Evet, ben seni duydum. Ama doğru musun, yanlış mısın ona bir şey söylemiyorum. Yani hayatın temelinde Bulanık Mantık var. Çünkü biz hadiseleri bir takım kelimelerle derli toplu, kısaca söylemeye çalışıyoruz. O kısaca söyleme esnek bir söyleme. Mesela, masa diyorsunuz ama ne çeşit masa? Kırk çeşit masa var. Bunların hepsini bir kelime altında toplamışsınız. Onun için çeşitleri var. Her kelimeye, eğer dikkat ederseniz, bir sürü manası vardır. Tek manası yoktur. İnsanlar arasındaki en büyük problemlerden bir tanesi de kişi kendi kafasındaki yapıya göre başkasının söylediğini tefsir eder ve arada kavga çıkar. Yani, benim kafamdaki manayla ben sana söylüyorum. Sen onu hiçbir zaman bilmiyorsun. Ta ki, sorarsınız, sen bunu söyledin ama, bende böyle bir imaj oluşturdu. O bu mudur diye sorarsan ancak anlayabilirsin. Yani izahat lazım. Bunun iletişimdeki klasik anlamı, verinin çıktığı kaynakla verinin aldığı kaynak arasında bilgi değişir. Onu çok iyi biliyoruz. O nedenle her verinin manası bambaşka. Zaten hayatta var o. Sadece teorisi gelecektir. Aristo mantığı ile hadiseleri basitleştirmek ve bilimi bu noktaya getirebilmek için bu mantığı atmamak lazım. O çok değerli bir mantık. Bizi buraya getirmiş, bu seviyeye getirmiş. Ama bu arada kültürlerin, kralların o günün şartlarına göre hadiseler katılaşmış. Ne zaman demokrasi ortaya çıktı, söz hürriyeti ortaya çıktı, onun neticesinde tekrardan ortaya çıktı veya esneklik ortaya çıktı.
    IFSA (International Fuzzy System Association) hakkında bizi kısaca bilgilendirebilir misiniz?

    IFSA, International Fuzzy System Association'dır (yani, Uluslar arası Bulanık Sistem Kuruluşu). Galiba 1980'lerin başında kuruldu. Ondan evvel 1976-1977 sırasında da ilk defa Fuzzy System Sets Journal'ine karar verildi. Hatta 1976 sonbaharında, Florida'da ORSA (Operations Research Society of America) Konferansında, Lotfi A. ZADEH, Hanzemiermann, ben ve hocam Al Houthman otururken Journal'ın çıkışına karar vermiştik. Ve o zaman ben karar vermiştim şu Bulanık Sisteme bir gireyim diye. Bir daha da oradan çıkamadım. Enteresan sorular çıktı ortaya. Bu topluluğun (IFSA'nın) şu anda 20 küsür kuruluş üyesi var. Her kuruluş üyesinin de sayısına göre elliden birkaç yüze kadar üyesi var. Kuruluş üyelerinden bir tanesi, en başta geleni North American Fuzzy Information Process Society. Diğer bir tanesi de Japenese Soft Computing Society. Bunun gibi Brezilyalıların var, Macaristanlıların var, İspanya'nın var. Bu arada Türkiye'de Soft Computing üzerine bir kuruluş kuruldu. Bunun kurucuları, benim desteğimle Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden profesör Okyay KAYNAK ve benim talebelerimden, şu anda Endüstri Mühendisliği Bölümünde doçent olan Taner BİLGİÇ başı çektiler ve İstanbul'daki bir gruptan 10 kişi olması lazım başlangıç için.

    Ve bu arada, 2003 yılında IFSA Kongresi İstanbul'da olacak. Geçtiğimiz iki yıl içerisindeki başkanlığını da ben yaptım. Cemiyetin bir başkanı (President), bir başkan yardımcısı (President Elect denilen), dört başkan yardımcısı (Vice President denilen), bir sekreteri (Secretary) ve bir veznedarı (Treasurer) var. Bir de bu kuruluş üyeleri, konsey üyeleridir. Ayrıca, "özel alan" (special interest) gruplarımız vardır. Bunlardan bir tanesi, ekonomi üzerinde Bulanık Sistem Uygulaması (Fuzzy System Application) yapan İspanyol bir grup vardır. Ayrıca, Operations Research and Management Science diye bir özel alan grubu var. Fuzzy Mathematics grubu var. Böyle özel alan grupları da var. Bunların yanında yeni kuruluşlarımız da oldu. Bunlar Finlandiya'da, Türkiye'de ve Tayland'da kuruldu. Konsey üyeleri, kuruluşların bu organizyonun yapısına uyup uymadığına bakıyor ve yakında onların kabulü olacak. Onlar da kuruluş üyesi oluyorlar. Kuruluş üyesi olmak demek, IFSA kuruluşuna üyelik sayısına göre birinci sınıf üyelik, ikinci sınıf üyelik, üçüncü sınıf üyelik olmak demektir. Çoğu kuruluş üçüncü sınıf üyeliktir. Senede 200 $ verirler IFSA'ya. Tabii, kendileri kendi aidatlarını toplarlar. İkinci sınıf üyeler 500 $ verir. Birinci sınıf üyeler ise 1.000 $ verirler. Bu şekilde IFSA bütçesi kendi işlerini ayarlamaya çalışır. Böylece, dünyaya yayılmak üzere. Herhalde söylemem gerekir, Bulanık Sistemler ve Kümesi (Fuzzy Systems and Set) üzerine 30.000'e yakın yayın olduğu biliniyor. Hatta bunu "Inspect" indeksinde görebilirsiniz. Maalesef, Endüstri Mühendisliğinde çıkan makalelerin sayısı 100'lerdeyken Bulanık Kontrolde çıkanların sayısı ise 1000'lerde. Ve orada da bir dengesizlik var. Onun için diyorum, gelecekte, önümüzdeki yüzyılda daha ziyade Yönetim Karar Destek Sistemleri (Management Decision Support Systems), Yöneylem Araştırması (Operations Research), Yönetim Bilimi ve Endüstri Mühendisliği (Management Science and Industrial Engineering) alanlarında daha yeni makalelerin çıkacağını tahmin ediyorum veya öyle arzu ediyorum.

    Biz gençler için günümüzde belli konular var. Özellikle bu alanlarda gelişme sürekli olmakta. Acaba, sizce gelecekte gözde olabilecek dallar, alanlar veya meslekler neler olabilir? Hangilerinde gelişme yolu daha açık ve sürekli olabilecektir?

    Dal açısından zannederim enformasyon, zeka, internet ve enformasyon teknolojisi konuları mühim konular. Bu bilgisayar biliminden olur, endüstri mühendisliğinden olur, yönetim biliminden olur. Bu konular zannederim gelecekte önemli uğraşı alanları olacaktır. Tabii bu arada süper iletkenlik (super conductivity) meseleleri, fiber optik konuları da var. Fiber optik çok enteresan bir konu. Açıkçası dünyada çok uğraşılacak mesele var. Gelecekte neler olacağı tam bilinemiyor. Ama şu anda, fiber optik ince saç telinin içerisinde pratikte 50-60 dalga uzunluğunu ayırabiliyorlar. Teorik olarak 160 tanesinin laboratuarda yapılmış olduğunu söylüyorlar. Ve teorik olarak 360-400 tanesinin de yapılabileceği üzerinde çalışmaların sürdüğünü belirtiyorlar. Ve her bir dalga boyunda, bundan 6 ay öncesine kadar 10 Giga Byte kapasite olduğunu söylerlerken şimdi, 40 Giga Byte olduğunu söylüyorlar. O bakımdan, fiziki olarak kapasite çok fazladır internette. Fakat çözüm getirilmesi gereken en büyük problem yine endüstri mühendisliği problemi. Bunlar çizelgeleme problemi, sıralama problemi, kaynak ayırma problemi ve bir de kontrol kalitesi ve hizmet kalitesi problemi. Bunlar en önemli uğraşı alanları. Mesela şu anda fiber optik kapasitesinin % 3'nün kullanıldığı söyleniyor Atlantik üzerinden. Kapasite var. Ama % 3 kullanılıyor ve tıkanıklıklar var. Mesela, internette adresi yazıyorsunuz, adresi bulamadım, diyor. Bir daha yazın diyor. Çünkü bağlantısını yapamadı. Kanalların değişimi yetersiz. Yani hizmet kaliteniz yok. Bugün için Alcatel'in, Cisco'nun, Nortel'in en büyük meselelerinden bir tanesi bu. Nasıl çözüm bulacak acaba? Yani gerçek yolu (virtual path) anında nasıl temin edecek? Ya da yine yaklaşık olarak kısa bir zamanda nasıl sağlayacak? Çünkü artık fiber optik ile çalışıyor, ışık hızı ile çalışıyor. Ama değişim hızında problem var. Tahsis etmede problem var. Yani yine karar sistemlerinde problem var. Karar destek sisteminde problem var. Şu anda sıraya koyuyor. En iyi efor hizmetini alabiliyorsan alıyorsun veya çok yavaş alıyorsun. Ama hizmet kalitesi gelirse, birinci sınıflara, uçaklarda olduğu gibi paranı verirsin, parayı veren düdüğü çalar. Ondan sonra kapıları açarsın. Ama az para verirsen, dersin ki mühim değil.turkeyarena.com

    Şu anda benim verimin, elektronik postamın hemen gitmesine lüzum yok. Yarın da gitse olur veya 1 saat sonra da gitse olur. Daha az para vermiş olursun. Ama o aradaki farkı yapamıyor hala. Yani, bence endüstri mühendisliğine büyük uğraşı alanları var gittikçe. Ama, yani endüstri mühendisliğini modern manada anlayacaksınız. Klasik manada tamam, öğrendik, yaptık. Ama yeni problemler var. Çizelgeleme çok, çok büyük bir problem. Hala daha kitaplarımızda bir makineli kısıtlar öğretiriz, paralel tezgahı öğretiriz. Şimdi bunun Bulanık Mantık ile yapılma yollarını aramamız lazım. Şimdilerde uğraşıyoruz, acaba fiber optikte rota sayısını Bulanık Mantık ile belirleyebilir miyiz diye düşünüyoruz. Çözümünü bilmiyoruz. Olabilir de, olmayabilir de.
     

Sayfayı Paylaş