Bu da olacak mı ya RESULALLAH?

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 15 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    "bu da olacak mı
    ya Resûlallah?"



    "ondan daha kötüsü olacak"


    Nasıl olacak sizin hâliniz?.. Kadınların baş kaldırdığı, feminizm düşüncesinin hâkim olduğu... Kadının sere serpe sokağa döküldüğü, ekranda, sahnede her yerde açılıp saçıldığı ve arkasından da gençlerin baştan çıktığı, fısk u fücûra girdiği zaman, o gün nasıl olacak sizin hâliniz ?..
    Ve bunun karşısında da sizin Allah yolunda cihadı, çabayı, gayreti terk etmeniz; nasıl olacak bu hâliniz sizin?
    Sahâbî hayret içindedir. Çünkü mü'minin bulunduğu bir dünyada bunlar olmaz. Mü'minin bulunduğu bir dünyada kadının sokakta sere serpe dökülmesi durumu söz konu olmaz. Kadının gençlik için bir olta olması ve onları fısk u fücûra itmesi söz konusu değildir.
    Mü'minin olduğu bir dünyada "emr–i bil ma'ruf nehy–i anil münker'in", tebliğ ve irşad vazifesinin terk edilmesi söz konusu değildir. Hak ve hakikatin tebliğ edilmesi, Yüce Mevlâ'nın zikredilmesi, anlatılması, yâdı cemilinin yapılmasının terk edilmesi söz konusu olmaz. Cihadın terk edilmesi söz konusu değildir .
    Onun için sahâbî hayret ve dehşet içindedir, hayretle soruyor:
    "Bu da olacak mı yâ Resûlullah?.."
    "Nefsim kudret elinde olan Allah Teâlâ'ya yemin ederim ki, daha şiddetlisi olacak." Sahâbî yine sorar:
    "Ondan daha şiddetli ne olacak yâ Resûlullah?"
    Allah Resûlü devam ediyor: "(Habîbim!) De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler; size Allah'tan, Resûlü'nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe, 24)
    "Siz bütün kötülükleri iyi, iyilikleri kötü gördüğünüz bir zaman gelecek. Nasıl olacak o zaman sizin hâliniz bir bilseniz!
    "Zinanın teşvik, tevsik ve terviç edildiği... Şehir içi ve şehir dışı eşkıyalığın destek gördüğü, devleti kazıklamanın, milleti hortumlamanın iltifat ve himâye gördüğü... İmanın ve Kur'an'ın saklandığı, mü'minin takibe tâbi tutulduğu... çirkinin güzel, güzelin çirkin gösterildiği... Bütün münkerâtın, bütün kötülüklerin kanunlarla korunduğu, ebedî beraata mazhar olduğu...
    "Cihad; İslâm ile insan arasındaki engelleri ortadan kaldırmaktır. Cihad, Allah rızası için İslâm uğrunda gayret sarf etmek, maddî ve mânevî düşmanlarla gereği gibi mücâdele etmektir. Cihad, çok büyük bir ibadettir. Hayat kitabımız olan Ku'an–ı Kerîm, yüze yakın âyetinde cihaddan söz eder. Bunlardan birinin meâli şudur: "(Habîbim!) De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler; size Allah'tan, Resûlü'nden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe, 24)
    "Bir kimse gazâ etmeyerek ve cihada gitmeyi gönlünden geçirmeyerek ölürse, bir nevi nifak üzere ölür." (Müslim)
    Bunun yanında ma'ruf olan bütün ilâhî emirlerin yasak ve ayıpmış gibi gizli gizli yapıldığı günler gelecek. Nasıl olacak o zaman sizin hâliniz?..
    Sahâbînin dizinin bağı çözülmüş gibidir. "Bu da mı olacak yâ Resûlullah?.." Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
    "Ondan daha büyüğü olacak" buyurur.
    "Bütün münkerâtı–kötülükleri gördüğünüz hâlde dilinizi tutup, onun karşısında bir şey söylemediğiniz, bir şey diyemediğiniz günler gelecek. O zaman ne hâle maruz kalacağınızı ah bir bilseniz... Münkerât karşısında dilsiz şeytan hâline geleceksiniz, ah bir bilseniz... Ne olacak o zaman sizin hâliniz, bir bilseniz!.
    Sahâbî sorar: "Bu da olacak mı yâ Resûlullah?"
    Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
    "Ondan daha kötüsü olacak" buyurur.
    "Ondan daha kötüsü nedir yâ Resûlullah?" Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem devam ediyor:
    "Nasıl olacak hâliniz? Siz bizzat münkerâtı emredip, ma'rufu nehyettiğiniz zaman… Çocuğunuzu namazdan alıkoyduğunuz zaman... Namazdan alıkoyacağınız yola elinizle ittiğiniz zaman… Başıboş bıraktığınız zaman... Fiilî, kavlî ve hâlî münkerâtın, –haramların, kötülüklerin– evinizin içine girmesine teşvikçi olduğunuz zaman nasıl olacak hâliniz sizin?"
    "Ve neslinize ma'rûfu unutturduğunuz zaman... Onlara ilim irfan verdiğiniz yerde özellikle Allah Teâlâ'nın adından bahsetmediğiniz zaman… Peygamberi kafasından sildiğiniz zaman... Kur'an'ın lafzını, mânasını bir nesle unutturduğunuz zaman (Unutturanlar derbeder olsunlar!) nasıl olacak sizin hâliniz?"
    Gayb–bîn gözlerle bir milletin hayatında cereyan eden şeylere teker teker parmak basan Allah'ın şanlı Nebî'si Aleyhisselâm, özellikle üç, dört asırdır uyuşuk insanların, ölü ruhların, hakikate sahip çıkmayan ümitsiz insanların başına gelecek belâ ve musîbetleri sırasıyla deşifre ediyor. Sahabî:
    "Bu da mı olacak yâ Resûlullah?.." diyor. Allah Resûlü:
    "Allah'a kasem ederim ki, ondan daha şiddetlisi olacak." buyuruyor.
    Allah, kasem ederek anlatıyor:
    "Yemin ettim ben Zât–ı Ulûhiyetime" diyor. Bu saydığım şeylerin cereyan ettiği bir milletin içine, çağlayanları bağlar gibi fitneleri bağlayacağım." Allah kasemle anlatıyor:
    "Fitneleri bağlayacağım."
    "İçlerinde halîm selîm, aklı başında olanlar da şaşkına dönecekler."
    Allah ve Resûlü'nün karşısında mükellef bir topluluk, iliklerine kadar tir tir titremelidir. Allah'ın kendisinden istediği şeyi idrak etmelidir.
    Üç asırdan beri üst üste gelip yığılan belâ ve veba var bizim başımızda. Kangren olmuş bir yarayı taşıyoruz kalbin merkezinde. Bunu üzerimizden atmamız gerekmektedir.
    Belki ara sıra camiye gelmemiz bizim için teselli oldu. Bir kısım garibanın hacca gitmesi kendileri için teselli oldu. Sadece kendisinin eğilip doğrulması–namazı teselli oldu. Fakat bu din kimindi, bu kitap kimindi, buna kim sahip çıkacaktı? Batıdan ruhban mı ithal edecekti kitabına sahip çıkmak için?
    Bunu düşünmüyordu insanımız. Hâlâ da düşünmüyor pek çok insanımız. Bu ilahî ve kudsî vazife yapılacak.
    Görülüyor ki bir milletin ayakta durmasının teminatı bu vazifenin yapılmasına bağlı. Bu vazife; hak ve hakikate tercüman olmaktır Fenalıklar karşısında dilsiz şeytan gibi susmamaktır. Ve bu vazifeyi hayatın gayesi bilmektir.
    Allah'ı anlatamadığımız, duyup, duygulanıp yaşamadığımız bir hayata hayat diyemiyoruz. İçinde Allah Teâlâ'nın anlatılmadığı, yâd–ı cemilinin dile getirilmediği bütün bir hayata yazıklar olsun!
    Yüce Allah, bizi kendisini anlatalım diye yarattı. Bu vazife yapılmadığı zaman kıyametler birbirini takip edecektir. Onun için bu vazife yapılacak ve korunacaktır. En aziz varlık olarak korunacaktır. Irzını, namusunu, canını, malını koruyacaksın; ama en başta dinini koruyacaksın!
    Dinini korumayan insanın esasen diğerlerini koruması da mümkün değildir. İnanan insan önce bu vazifeyi yapacak. Bunun muhalifi şudur:
    Gerçekten inanmayanlar, dinin yıkılışı karşısında en azından bağlarına, bahçelerine gösterdikleri ihtimamı göstermiyorlarsa, dinden nasipleri o kadar, Allah'la alâkaları da o kadardır. İsterse camiden çıkmasınlar. Bu vazife öncelikle bir iman konusudur.
    İnsanların arkalarından dedikodu yaptığı, mü'minin bir mü'min kardeşinin yüzüne başka, arkasından başka konuştuğu zaman ne olacak hâlimiz? Mü'min, mü'min kardeşinin arkasından dedikodu yaptığı, yalan yanlış sözler söylediği zaman ne olacak hâlimiz?
    Yazar güzel yazacak; ancak yazdığını kendi nefsinde uygulamadığı zaman ne olacak o yazarın durumu?
    Allah, mukaddes dinine hizmet şerefiyle bizleri şerefyâb eylesin. Âmin.
     



Sayfayı Paylaş