Biyoloji Tarihi

Konusu 'Biyoloji' forumundadır ve RüzGaR tarafından 20 Nisan 2009 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Biyoloji Tarihi

    Ortaçağ
    Ortaçağ İslâm Dünyası'ndaki biyoloji araştırmalarını bitkibilim ve hayvanbilim çerçevesinde değerlendirilecek olunursa bu alanların daha çok AristOteles ve Dioscorides gibi Yunan bilginleri tarafından derlenmiş olan bilgi birikimine dayandırılmış olduğunu söylenebilir. Ancak bu birikime Müslüman araştırmacıların yaşamış oldukları çevreden edindikleri bilgilerle kişisel gözlemleri de eklemek gerekir.

    Erken tarihli biyoloji yapıtları genellikle ansiklopedik bir nitelik taşır. Bunlarda bitkilerle ve hayvanlarla ilgili yüzeysel gözlemlerin yanı sıra hikayelere ve hadislere de yer verilmiştir. İncelenen bitkiler daha çok tıbbî bitkilerdir. Hayvanlara ilişkin açıklamaların ise özellikle at deve ve koyun gibi gündelik yaşantıyı doğrudan doğruya etkileyen canlılar üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

    Bitkibilimle ilgilenenler genellikle doktorlardır bunlar tedavi sırasında daha çok bitkilerden yapılan ilaçlar kullanılmaktadır. Hayvan türlerinden ve onların yararlarından ve zararlarından söz eden hayvanbilim ise Aristoteles tarafından kurulmuş ve Ortaçağ İslâm Dünyası'nda özellikle Câhiz ile Demirî'nin yapıtları sayesinde tanınmıştır.

    Ancak Müslüman hayvanbilimcilerin Yunanlıların bilimsel birikiminden yeterince yararlandıklarını ve hayvanbilimi mesela bir coğrafya veya bir tıp ölçüsünde geliştirdiklerini söylemek olanaklı değildir.

    İslâm ülkelerinin zengin bir hayvan örtüsü ile kaplı olduğu Aristoteles'in Hayvanların Tarihi'nin daha 8. yüzyılın sonlarında Arapça'ya tercüme edildiği ve İslâm Hukuku'nun hayvanlara büyük bir ilgi gösterdiği hesaba katıldığında Müslüman düşünür ve bilginlerin hayvanbilim alanındaki bilimsel kayıtsızlıklarını anlamak oldukça güçtür.

    Yeniçağ
    Bu dönemde geliştirilen mikroskop aracılığı ile Malpighi Leewenhook ve Swammerdan gibi bilim adamları değişik canlı yapılar üzerinde araştırmalar yapmış ve böylece Hücre Kuramı'nın kurulmasını sağlamışlardır. Ayrıca Willis Hooke ve Mayow yapmış oldukları çalışmalar sırasında canlı ve cansız yapıların çok küçük parçacıklardan oluştuğunu ve temel yapılarının benzer olması dolayısıyla işlevlerinin de birbirine benzemesi gerektiğini düşünmüşlerdir.

    Yakınçağ
    Bu dönemde doğa bilimlerinden botanik ve zooloji alanlarındaki çalışmalar gelişmiş ve özellikle Darwin'in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck'ın yapmış olduğu araştırmalar sonucunda yeni bitki ve hayvan türlerinin oluşumunu açıklamaya yönelik Evrim Kuramı'nın temelleri atılmıştır.

    Bu dönemde hücrenin yapısı ve işlevlerine ilişkin çalışmalar biyolojiyi büyük ölçüde etkilemiştir. Bunun yanı sıra genetik alanında çok önemli adımlar atılmış ve özellikle son dönemde yapılan araştırmalarla klonlama yöntemine götüren yol açılmıştır. Ayrıca kimyaya dayanan hormon çalışmaları tarım alanındaki verimi arttırmış ve canlıların kökeni ve evrimiyle ilgili araştırmalar yeni bilimsel bulgularla güç kazanmıştır.

    Yaklasik 2300 yil önce Yunan bilim adami Polibus, “Insanin Dogasi Üzerine” adli bir kitap yazmistir. Aristo, çalismalarini “Hayvanlarin Tarihi, Hayvan Nesli Üzerine” ve “Hayvan Vücutlarinin Kisimlari Üzerine” adli kitaplarinda toplamistir. Aristo, canlilarin olusumlarini ve hayvanlarin davranislarini incelerken onlarin siniflandirma yoluna da gitmistir.

    Galen, canlilarin organlariyla bu organlarin görevini inceleyen fizyoloji biliminin dogmasini saglamistir. Galileo, 1610’da ilk mikroskobun yapimini basarmistir. Robert Hook, 1665’de bir mantar kesitinin mikroskopta nasil göründügünü açiklamis ve gördügü yapilara “Cellula” (hücre) adini vermistir. Leeuwenhoek, 1675’de mikroskop kullanarak tek hücrelileri göstermeyi basarmistir. Carolus Linnaeus, 1707-1778 yillarinda ilk bilimsel siniflandirmayi yapmistir.

    Charles Darwin, 1859’da “Türlerin Kökeni” adli kitabini yayinlayarak evrimle ilgili görüslerini ortaya koymustur. Pasteur, mikroskobik canlilarin fermantasyona neden oldugunu tespit etmis, tavuk kolerasina neden olan mikrobu bulmus ve kuduz asisini bulmustur.

    Gregor Mendel, bezelyelerle yaptigi deneyler sonucunda, kalitsal özelliklerin dölden döle geçisi ile ilgili önemli sonuçlar elde etmistir.turkeyarena.com

    Genetik bilimi 19. yüzyilin ortasinda, biyolojide bir alt bilim dali olan moleküler biyolojinin gelisimine olanak saglamistir. Beijrinck, 1899’da tütün bitkilerinin yapraklarinda görülen tütün mozaik hastaligini incelemistir.

    Wilhelm Röntgen, 1895’de tipta teshis ve tedavi amaciyla kullanilan Röntgen isinlarini bulmustur.

    Otto Mayerhof, 1992’de kastaki enerji dönüsümlerinin solunumu ve isi akisini incelemis. Bu çalisma ile Nobel tip ödülünü almistir.

    Alexander Fleming, 1927’de penisilini, E.A.F Ruska’da 1931’de elektron mikroskobunu bulmustur.

    James Watson ile Francis Crick 1953’te günümüzde kabul edilen DNA’nin yapisina ait bir model ortaya koymuslardir.

    Steven Howell, 1986’da ates böceklerinin isik saçmasini saglayan maddenin yapimini kodlayan geni ayirarak tütün bitkisine aktarmis ve bu bitkilerin isik saçtigini görmüstür. Bu olay gen naklinin baslangici olmustur.

    Dr. Wilmut, yetiskin bir koyundan alinan vücut hücresinin çekirdegini, baska bir koyuna ait çekirdegi alinmis bir yumurta hücresine yerlestirerek genetik ikiz elde etmistir.
     



Sayfayı Paylaş