Bir Hazan Vakti Yazı

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 4 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Bir hazan vakti…Hatırlar mısın, ey sevgili?

    Hüzün renklerinin bütün âhengiyle bir araya gelen ve rüzgârın nefesiyle dans eden yaprakların bir o yana bir bu yana savrulduğu o uzun yolda, o uzun yolun sislere karışan son noktasında yavaş yavaş kayboluyordu bedenin.
    Gidiyordun…
    Benden fersah fersah uzağa attığın adımların, feryâd ü figânıma binbir âh kattığın adımların bir eylül saatinin tik taklarına takılıp sürükleniyordu. Mevsim sonbaharı gösteriyordu.
    Ve sen gidiyordun.
    Yağmurlarına açtığım bütün şemsiyeler iyeliğimden ayrılıyor ve Şems’i elinden alınmış Mevlânâ gibi dönüyor, dönüyor, dönüyor; yollarında peşin sıra yön buluyordu.
    Oysa sen gidiyordun. Dört unsurumu kıyâmete, beş duyumu felâkete ve altı yönümü dalâlete uğratıyordun. Bir hazân vakti…
    Sevgili!
    Bir hazân vakti hatırlarım ben seni...
    Sonumun baharıdır gözlerin ve benim sonbaharımdır terk edip gidişin. Bu mevsimde muammâ, bu mevsimle müsemmâdır sözlerin… Sonbahar kadar soğuk, son bir bahar kadar donuktur sesin…
    Ve bir hikâyeydi gidişin. Mecnûn’u çöllerin kölesi, Ferhâd’ı dağların efendisi ve Kerem’i acılarının veremi yapan bütün hikâyeler, hicrânıma önsöz oluverdi. Mazmûnlar hüzünle beslendi yokluğunda. Bu mevsimde pervânenin kanadı kırık ve mumun ışığı kaybolmuşsa…
    Bu mevsimde bülbülün şeydâsı kısık ve gülün sevdâsı solmuşsa… Bütün kabahât senin.

    Sevgili! Bir hazân vakti hatırlarım ben seni… Kente yağmur yağmış gidişinin ardından. Dışarda keskin bir yalnızlık kokusu, içimdeyse bu yalnızlığın korkusu… Yalnızlık, yalnız bırakmıyor sîretimi. Sararan yapraklar ellerimden tutuyor, bulutlar solgun yanağımı okşuyor. Okyanusa hasret damlalar bir okyanus kadar bomboş kalan içime düşüyor. Toprak bedenim aşka müştâk iken, nisan yağmurları bana hâk iken; şimdi her yanım hazânın hicrân yaşlarıyla sırılsıklam…Vakit akşam…

    Dinlesene ey yâr, Beyatlı bu bendeki hâli nasıl tasvir ediyor:

    Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
    Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
    Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
    Geçtim yine dün eski hazân bahçelerinden

    Hazân bahçelerinden geçmek kolay da senden geçilmiyor, âh yâr!.. Âh bu şarkılar… Nâlân bir tek yüreğin nâdân bir çift göze yazdığı nağmeler yükseliyor dilimden, neye yarar? Âh bu romanlar… Aklımdan Mehmet Rauf’un Eylül’ü geliyor: “Evet, her şey çürüyor, her şey…
    Tabiat da bunu anlamış gibi acı bir düşünceyle üstüne çöken ıssızlığın, matemin altında ezilerek durur.
    Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar dayanabilirse dayansın kışın galip geleceği, artık her şeyin her ümidin bittiği, buna tahammül lâzım geldiğini anlamaktan doğan bir takatsizlik ile ağlar…
    Ne renk, ne de güzel koku… İşte yapraklar ölüyor… Rüzgâr insafsız, yağmur inatçı; her şey çürüyor, oh!.. Her şey çürüyor…”

    Sevgili! Bir hazân vakti hatırlarım ben seni... Gökyüzü kurşunîdir ve ağırdır ölüm kadar… Bilirsin, hava soğuktur ve ateş yanar. Güneşe eş olmaz; lâkin üşüyen ateş yakar. Belli ki üşüyordun; giderken bir kıvılcım fırlattığın melâl yüklü bu gönül, şimdi bir avuç külle örtülü... Bilesin ey yâr, küllerimin üstüne gözlerimden hasret döküldü; hasretimin içine beden diri gömüldü. Ve gönül sonbaharın tam ortasında, ayrılığın hüznünü besteleyen rüzgârın notalarında tek bir noktaya büründü: Süveydâ! Kara göründü.

    Eylülde melül oldu gönül soldu da lâle
    Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
    diyor Akyel. Mısrâlara akseden ahvâlim, bir yeniçeri gibi isyâna kalkışan kalbim, sonbahar yapraklarıyla oluşan esâme defterinde kırmızı çizgilere boyanıyor.

    Ey sevgili! Hazânın en hazîn zamanlarıdır bu ânlar. Ayrılığın hüznü, hicaz makâmından bestelenir nota nota… Âh rüzgâr!.. Yaprağı fidandan, cânânı candan ayıran soğuk havanın en boğuk sesidir rüzgâr... Ve yapraklar... Kederinden sararıp solan ve nihâyetinde, tutundukları daldan medet bulamayıp kendilerini o muâmma boşluğa bırakan yapraklar… Bir nev’î intihardır sonbahar… İçimde milyonlarca kurban var, ey yâr!.. İçimde bu yangından arta kalan koyu bir duman var, âh yâr!.. Şâir Genç diyor ya:

    Dostluklar da biter, düşmanlıklar da
    İzleri kalırmış hâtıralarda
    Ümitler yeşerir her ilkbaharda
    Sonbahar gelince duman olurmuş

    Âh sonbahar… Bu mevsimde ağlamak kader midir bulutlara, yoksa bir keder mi dolanır başlarında?.. Cadde, sokak ıslak... Ve şehir çırılçıplak… Sonbaharın mâtemli yüzüdür dünyâya nazar eden. Zamanın en alacası belirir takvimlerde… Ve ben, ey sevgili!.. Hep seni hatırlarım böyle mevsimlerde… Sevgili! Gidişinle zaman durdu ve saat ayrılığı vurdu. Dört mevsimim de sonbahar şimdi… Unutmak mı? Amennâ! Sevgili! Hâl böyleyken, bir hazân vakti unuturum ben seni… Bir hazân vakti…

    Senem Gezeroğlu
     



Sayfayı Paylaş