Bingöl Şiirleri

Konusu 'Doğu Anadolu Bölgesi' forumundadır ve hakan788 tarafından 6 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. hakan788 Well-Known Member


    Bingöl Şiirleri
    Bingöl şiiri, Bingöl hakkında şiirler, Bingölle ilgili şiirler

    BİNGÖL İNSANI
    İlk gözlerini açmış bu topraklarda,
    Birlikte yaşamaya başlamış yeşil yapraklarla,
    İlk terbiyesini almış Osman Dede’ den,
    Büyük annesi edeplendirmiş anlattığı ninilerden,

    Zamanla pişmiş büyük ailesi içinde,
    Aklını çelen olmamış, daima kalmış zinde,
    Kurnazlığı tilkiden öğrenmiş dağda gezerken,
    Mutiliği de öğrenmiş koyun güderken,

    Gün gelmiş köyü orman köyü seçilmiş,
    Köylülere de “Bu köyde hayvan besleyemezsiniz” denilmiş,
    Böylece zorunlu olarak göç etmiş şehir’ e,
    İhtiyar dedesi ile ninesinden başka bir şeyi kalmamış geride,

    Gelip yerleşmiş Çapakçur deresine,
    Okula gitmek istediğini söylemiş annesine,
    Annesi ile babası anlaşarak göndermişler mektebe,
    Daha iyi yetişmesi için de bırakmışlar katibe,

    Katip kendisine şehirdeki kültürü aşılamış,
    Müspet ilimleri de yavaş yavaş okulda almış,
    Böylece hem bedenen hem de ruhen olgunluğa erişmiş.
    Kıskançlığın, hasımlığın, bencilliğin üstüne çıkabilmiş.

    İşte bütün insani yönlerini böylece tamamlamış,
    Vücut uzuvları üzerindeki kontrolü de sağlamış,
    Artık kendisinden sudur edemez olmuş kötülük,
    Hayır işlerinde kullanmak için göremez olmuş mal mülk.

    Kalbindeki tüm hayırlar çiçek gibi açılmış,
    Bütün kötülüklerin üzerini de set gibi kapatmış,
    Bu güzel ve iyi şeylerin kazanımı için gösterilen dirayet,
    Bu bölgede yaşayan tüm insanlara etmiş sirayet.

    Yunus’ un, Mevlana’ nın sevgisi burada da kendini göstermiş,
    Buraya uğrayan yabancıların hepsi bunu hissetmiş,
    Onun için burada daima yabancı haklıdır.
    Her çeşit dokunulmazlığı da aynen saklıdır.

    Buradaki halk kime bağrını açarsa,
    Siper eder kendini, yedirmez onu kurda kuşa,
    Çünkü onun için misafir Allah’ tan emanettir,
    O’ na kötülük şöyle dursun, düşünülmesi dahi hıyanettir.

    Gelir kaynaklarının başında hayvancılık gelir,
    Bu mesleği de en iyi Karlıova’ lılar bilir,
    Köylülerin yüzde doksanı burada rencber,
    Maişetleri için bütün aile fertleri olur seferber,

    Büyük-küçük birbirlerine karşı etmezler kusur,
    Küçükler büyüklerine karşı saygıdan el pençe durur.
    Burada insanlar birbirlerine kendir ipi ile bağlı,
    Herkeste bir sevgi, herkes birbirine sevdalı,

    Bu topraklarda mayasını bulmuş mertlik,
    Buradaki insanlarla yoğrulmuş cömertlik,
    Kanaatkardır insanları bulmasalar da metelik,
    Buradaki insanlara işlememiş, işleyemez nicelik.

    Bu topraklarda yaşayan insanlar herkese kucak açar,
    Bir daha bırakmamak üzere bağrına basar,
    Küçükleri korurken, yaşlıları da en az babaları kadar sayar,
    İşte BİNGÖL’ lüler analarından bu duygularla doğar

    BİNGÖL'DE OLMALI ŞİMDİ
    Şeytan dağlarını mesken tutmalı
    Ya da Şerafeddin dağlarında çoban olmalı köyümün sürüsüne
    Kavala üflemeli türkü tadında
    Stresten uzak sade bir hayat
    Ekmek elde su gölde yaşamalı
    Yüzlerce kez yüz sürmeli toprağına
    Şimdi Adaklı / ya da köylerinde olmalı

    Doruğuna çıkmalı Akça kara dağının
    Darahênê'nin alnındaki onuru okumalı
    Oradan seyretmeli Murat nehrini
    Buğday / soğan ekmeli ovasına

    Cücüğüyle beslenmeli soğanın
    Mandıralarda süt ürünleri üretmeli
    Başkent’inde yaşamalı bir eyaletin
    Şimdi Genç / ya da köylerinde olmalı

    Arıcılık yapmalı papatya çiçekleri arasında
    Güneşin doğuşunu seyretmeli Kale tepe’de
    Bu doğa harikasındaki hazzı tatmalı
    Çadır kurmalı doyulmaz yaylalarında
    Deliksiz rüya gibi bir yaşam sürmeli
    Şimdi Karlıova / ya da köylerinde olmalı

    Sarp ve yüksek bir kayaya tırmanmalı
    Kiğı kalesine ulaşmalı zoru başarıp
    Nostaljik bir hayat sürmeli eski merkezde
    Asaletli tarihini araştırmalı ilçenin
    Ve bir hayata demir atmalı oralarda
    Şimdi Kiğı / ya da köylerinde olmalı

    Kurulmalı heybetli bir dağın yamacına
    Keke’yi dinlemeli Servet Kocakaya'dan
    Bir hayat adamalı Yüzen ada’nın güzelliğine
    Bir çocuğu sever gibi sevmeli oraları
    Kana kana yaşamalı her halini coşkuyla
    Belki de turizm cenneti olabilecek bir yer
    Şimdi Solhan / ya da köylerinde olmalı

    Görkemli dağların arasında yer edinmeli
    Gölgesinde saklanmalı meşe ağaçlarının
    Kışı kış gibi ve serin karşılamalı yazı
    Özlüce barajına akmalı Peri suyuna kapılıp
    Hayvancılıkla sağlamalı ailenin azığını
    Şimdi Yayladere / ya da köylerinde olmalı

    Erzurum / Erzincan / Tunceli illerinin havasını
    Aynı anda solumalı / Çat / Pülümür / Tercan ilçesiyle
    Sert bir arazide arkadaş edinmeli kayalıkları
    Omzuna yaslanmalı Çavuşlu ve Koşan dağlarının
    Bir ülkenin yolu bulunmayan yegâne ilçesi
    Şimdi Yedisu / ya da köylerinde olmalı

    Seyretmeli folklor oyunlarını
    Kurbanlık kuzu olmalı Kartal oyununda
    Arkadaşlık etmeli şehrin delileriyle
    Dörtyol'da her hangi bir çay bahçesinde
    Tahta bir iskemlede kıtlama çay içmeli
    Yaşlı bir amcanın tabakasından cıgara sarmalı
    En derinlerine dağıtmalı dumanı ciğerlerimin
    Tandırda pişen sıcak ekmekten yemeli
    Afatlar da vurulmalı vahşi bir güzele
    Olmalı şimdi ab-ı hayat başında
    Yüz sürmeli toprağına şimdi Bingöl'de olmalı
    Abdulsemet Telimen

    Bingöl Çobanları
    Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
    Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,
    Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
    Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
    Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
    Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla...

    Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;
    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
    Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;
    Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:

    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
    "Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.

    Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,
    Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
    -Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
    Diye hıçkırır kaval:
    Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,
    Daima eğeceksin, başkalarına boyun;
    Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an!
    Mademki kara bahtın adını koydu: Çoban!

    Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
    Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
    Anlattı uzun uzun.
    Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
    Nadir duyabildiği taze bir heyecanla...
    Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
    Bingöl yaylarının mavi dumanlarına,
    Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına!

    Kemalettin Kamu
     



Sayfayı Paylaş