Bahattin Karakoç Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 9 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Bahattin Karakoç Tüm Şiirleri

    İnsanlık Türküsü


    - Yurt bahçemizde en güzel çiçekleri yetiştiren, gerçek bahçıvan Saygıdeğer Öğretmenlerimize selâm ve sevgi ile...

    Işığım gül aydınlığı, ya da çiğdem,
    Ben toprağı yeni yaran bir kardelenim.
    Diyelim bir yerde zaman aksadı,
    Araya sen girersin öğretmenim…

    Nereye bak dersen, oraya bakarım ben,
    Işık sularında akçakavak misâli uzayıp giden benim.
    Diyelim bir yerde hızım kesildi,
    Yetişir elimden sen tutarsın öğretmenim…

    “Tahtaya kalk! ” dersin, hemen kalkarım;
    “Anlat! ” dersin, ben anlatır giderim.
    Nerede yanılsam yağmurun keser yolumu,
    Yanlışımı hep sen düzeltirsin öğretmenim…

    Düşüp bir kuşun, bir kelebeğin peşine,
    Uzaklara, çook uzaklara gittiğim olur benim.
    Ne zaman başımı sert bir yere çarpsam,
    İlk üzülen sen olursun öğretmenim…

    Gökyüzü karatahta, yıldızlar harf ve rakam;
    Parmaklarını tebeşir yapıp yazan benim.
    Elimin yetişemediği yerlere,
    Beni sen yükseltirsin öğretmenim…

    Alfabeye başladığım günden beri,
    Durmadan ağaç, kuş, çiçek resimleri çizerim.
    Hangi işi başarsam yüz akıyla ben,
    Sevinen sen olursun öğretmenim…

    Vatanı, milleti, bayrağı sevmeyi,
    Daha çiğdem hâlindeyken senden öğrendim.
    Ne zaman bir yerim kesilip kanamışsa,
    Yüreğinle sarıverdin öğretmenim…

    Barışın, kardeşliğin kutsal güzelliğini
    Ve sevginin bir ibadet olduğunu tekrarlamasan da bilirim.
    Benim haritamı sen çizdin, sen şekil verdin bana;
    Ben, senin eserinim öğretmenim…

    Ben, kendi uygarlığımın en geniş tarlasında
    Yarınlara gülümseyen, daha bir gök ekinim.
    Dost bulutları sağıyorsun üstüme,
    Benim yüreğim kabarıyor öğretmenim.

    Gün ışır, ben ışırım doruk doruk;
    Sarmaşıklar gibi çoğalıp giden benim.
    Senin sesin ufuklarda yankılanır durur,
    Ben, senin eserinim öğretmenim…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Bir Çift Beyaz Kartal)


    Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman


    Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
    Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
    Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
    Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
    Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
    Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
    Bebekler hayta hayta yürümeden
    Geleceğim diyorum, geleceğim sana
    Ne olur kesin bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Beklesen de olur, beklemesen de
    Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
    Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
    Hangi ses yürekten çağırır beni sana
    Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
    Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
    Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
    Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
    Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
    Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
    Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
    Gemileri yaksalar da geleceğim sana
    On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
    Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
    Ne güzellik, ne de tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerle geleceğim
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Bahaeddin KARAKOÇ (Uzaklara Türkü)


    Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman II


    Bilirsin ki burda değilim artık
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
    Gelir benim yüreğimde toplanır,
    Dağların üstünden sıyrılan duman.
    Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
    Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz.
    Can evime bakışların saplanır;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
    Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
    Senden gayrısına bakmam mümkün mü;
    Gözlerimi esir alan dağlardan.
    Kapımı üç defa çalan postacı
    “Adresinde yok! ” Diye notlar düşer,
    Eski adresimde bir hüzün eser;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Eski adresimse kurumuş bir gül,
    Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
    Yaba yaba yelde savrulur gönül,
    Firkatli turnalar geçer uzaktan.
    Dalgınlığım debimetre tanımaz,
    Başım çarpar bir gemi bordasına
    Düşerim bir girdabın ortasına
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Birden bezeklenir sevda haritam,
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...
    Lâleler toplarım ben tutam tutam,
    Bizim için çalar kıvrak bir keman.
    Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
    Aşka ışık dokur kuşların sesi.
    Seninle hep aynı yerde oluruz;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
    İlkyazla uyanır derin uyuyan.
    Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
    Sevdadır anlıma namlu dayayan.
    Havuzuma ay ışığı dökülür.
    Bilirsin ki burda değilim artık,
    Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Gülde çiy damlası... Buzum sırçayım;
    Güneşe çarpınca param parçayım.
    Bir gün Emirgân’dayım, bir Kanlıca’da,
    Üsküdar’da, Beykoz’da, Çamlıca’da.
    Şehir bir hançerken kan burgacında.
    Mekâna sığar mı bu deli yürek?
    Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
    Baylanır, beklerken baygın düşerim;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Bahaettin KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ayışığında Serenatlar-Sıla Kitapları)


    Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman III


    Saçlarına pütür pütür yapışmış,
    Gözlerinin rengi ile sıvanmış
    Bir avuç kuru çiçek topladım.
    Kırılıp dökülmesinler diye
    Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
    Yürek fideledim zamana ve mekâna,
    Hasat vakti geldi yürek topladım.
    Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
    Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
    Ey sevgili umudunu diri tut! ...
    Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
    Er veya geç çıkıp geleceğim sana;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
    Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
    Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
    Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
    Acılardan damıtırsın şekeri,
    Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
    En ışıltılı çağında yıldızların
    Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
    Her umut bir yoldaş, her dert âşina.
    Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? ...
    Beni güneşin ortasına atsalar da
    Yanarım, pişerim, gelirim sana;
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

    BAHAETTİN KARAKOÇ (Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman/Ay Işığında Serenatlar - Sıla Kitapları)


    Kepez


    Ansızın bir karasu iner
    Deniz fenerinin gözlerine
    Fener kör olur.
    Ve ağır ağır uyanmaya başlar
    Deniz dibinin devleri
    Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
    Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
    Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
    Bense bu kaderi iyi bilirim
    Benim adım Kepez…

    Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
    Gökyüzü de kördür.
    Yüreğindeki kara bulutlar
    Durmadan yıldırımlar kusar
    Yorgun bir gemi oturur kayalara
    Karışır birbirine dua ve küfür
    Korkuysa şapkasını her zaman
    Kapkara bir dala asar
    Bir yosun tarlasında dinlenirken
    Gördüm ölümü kaç kez
    Selâm verip geçti gülümseyerek
    Ben korkusuz Kepez…

    Kaç sünger ve inci avcısının
    Kanına girdi bu denizler
    Kaç taze gelin ihtiyarladı
    Bu ufuklara baka baka
    Her sabah
    Neşeli bir ıslık aydınlığına
    Evden çıkıp gidenler
    Ya döndüler ya da hiç dönmediler
    Yaralı akşamlara
    Yalnız kalmayınca aç kalmayınca
    Oğlak, kuzu melemez
    Ben ne dramlar yaşamışımdır bu kıyıda
    Ben Kepez…

    Mutlu insanlar da gördüm
    Gelip kollarımın arasında sevişen
    Ama uzun sürmedi
    Şıngır mıngır kristal ömürleri
    Ne çığlıklar işittim rüzgârlardan
    Mevsim mevsim değişen
    Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
    Tedirgin martıların
    Kanatları vururken gez
    Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
    Benim adım Kepez…

    Gün kısalır,
    Bir gece de değişir renk renk haritam
    Gün uzar,
    Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim
    Sırdır, ayıptır
    Gördüklerimin hepsini anlatamam
    Gemiler gelip geçerken
    Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim
    Gül yanaklı, lâle dudaklı
    Ne güzeller gördüm gitti gelmez
    Ben hep aynı yerde beklerim
    Benim adım Kepez…

    Bazen denize küser de
    Gökteki yıldızlarla konuşurum
    Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim
    Bulamam ellerimi
    Ay doğarken başlar
    En uzun süren sarhoşluğum
    Asırlar kemirse de
    Koparamazlar zincirlerimi
    Kimse kirli ayaklarıyla
    Üzerimi tepeleyemez
    Ben beş vakit
    Sabrın gül suyuyla yıkanırım
    Benim adım Kepez…

    Bahattin Karakoç


    Anadolu Türkçesiyle Bir Ulu Çınar Konuştu


    Görkemli geçmişime nice yasaklar koyup,
    Bizden görünenler kesti benim en gür dallarımı.
    Dört duvar ortasında acıdan anıt yüzüm;
    Ben eskiden böyle kuru bir ağaç değildim! ...

    Yokluk kılıç kuşanamazdı benim toprağımda,
    Tuttuğum altın olurdu ellerimde çil çil
    Ve her selâmım bir ülkeyi beslerdi tekmil;
    Gözüm tok, gönlüm tok, hiç aç değildim.

    Sipahiler uçururdum seferlerden seferlere,
    Demezlerdi Asya neresi, Avrupa nere?
    İnsanlığı benden öğrenirdi palazlanan her kefere;
    Şimdiki gibi Batı’ya muhtaç değildim! ...

    Elçiler yığılırlar, yüz sürerlerdi eşiğime,
    Ufuklar açılırdı, sesime, ışığıma.
    Besmeleyle su verilmiş bir çelik kılıçtım ben;
    Teneke değildim, saç değildim! ...

    Tuna, Sakarya kadar Türk’tü; Fırat kadar Türk;
    Kılıç tutan iki kolumdu Kırım’la, Kerkük!
    Kestiler, acıdan sarhoşum şimdi kör-kütük;
    Kendi derdime bile ilaç değilim! ...

    Estergon Kalesi bre aman su başı durak,
    Git bulut üstümden, git de Vardar Ovası’na bak!
    Ne aşklar yaşamıştır orda yürek;
    Hilâldim her yerde, hiç haç değildim! ...

    Dün er gibi savaşırlardı başı örtülü kızlarımız,
    Bu gün cıscıbıllar, şimdi hepsi birer yalancı yıldız.
    Ne ezgiler bizim ezgimiz, ne ağızlar bizim ağzımız;
    Has ekmektim, baldım, bulamaç değildim! …

    Düşmüşüm çemberine ateşin, yağmurun, karın
    Kokularıyla yaşıyorum şimdi o eski baharların.
    Sür git önüme çıkan haçlı akbabaların;
    Önlerinden kaçacak keklik, turaç değildim! ...

    Baş benim başımdı, eller benim ellerimdi
    Çağlara hükmeden medeniyetimin mayası adaletti, dindi.
    Pis uğurlar yüzünden toprağımın bereketi tükendi;
    Ben eskiden böyle yoz-kıraç değildim! ...

    Şimdi garip çocuklarım yaban ellerinde iş ararlar,
    Kiliselerin gölgelerinde ezik ve sürgün yaşarlar.
    El uşaklarıysa her gün bir kökümü daha koparırlar;
    Eyvah ki eyvah, ben eskiden böyle dalaç değildim! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (İlkyazda – Haziran 1984)
     



  2. EjjeNNa Administrator

    Acelem Var!

    Yarına hükmüm geçmez, heybemde azığım yok
    Ecel pusuda bekler ve benim acelem var.
    Karanlığın çiğ sesi kalkansız karşılanmaz
    Çırpınır tutunacak dalı olmayan kuşlar
    Benim de acelem var! ...

    Yırtık bir paraşütle gökten atlamak olmaz
    Toprak kucak açsa da düşmeden donar kanın.
    Mum eriyip bitiyor, zaman deli bir rüzgâr
    Son nefes ki takvimde hasatı ölü bir yaz
    Ve benim acelem var! ...

    Bir bineğim olsun ki rüzgârdan hızlı uçsun
    Yeri göğe bağlasın som tevhid urganıyla.
    Üstüme kar yağarken içimden tepsin bahar
    Dost gönlümü ısıtsın yıldızlı yorganıyla
    Benim ki acelem var! ...

    Aynayı ayna yapan ışık ile gören göz
    Tara kâküllerini çökmeden karanlıklar.
    Kuş kafesten uçanda dövünmek neye yarar
    Bir kez orman yanmasın neye yarar kül ve köz
    Bundan ki acelem var! ...

    Şeytanı karıştırma, hep sağlam pusat kuşan
    “Biraz daha! ” diyenin avını uyku taşlar.
    Yörük atlar aksamaz besmele göynüğünde
    Son dergâhta yavaşlar
    Ve benim acelem var! ...

    Yarın için tapum yok, Hakk’tan gayri kapım yok!
    Hamurum mayalandı ve benim acelem var! ...
    Her şiirde ruhumu ateşlere veririm
    Bir yandan balım akar, bir yandan torçum akar
    Yüzü ak gitmek için bu günden acelem var! ...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Ay Şafağı Çok Çiçek –Beyan Yay. İstanbul / 1998)


    Ay Bu Gece Yarımdır

    Ay bu gece yarımdır, bu şiir öyle değil
    Bu şiir bildirimi taşıyan bir ebabil
    Ne kadar yalnız insan varsa bu yeryüzünde
    Her yerin tenhasında, bayırında, düzünde
    Hepsine açıyorum gönlümün kapısını
    Dostluk çok sesli müzik, unutulmaz bir tını.

    Ay bu gece yarımdır, bu şarkı öyle değil
    Her yalnızın adına uçurdum bir ebabil
    Ay yarım doğsa bile yarı aydınlık yeter
    Karanlık bahçede de ishak kuşları öter
    Bu gece dua edin, bu gece uyumayın
    Gelin ey garip dostlar, erime vakti ay'ın.

    Ay bu gece yarımdır, bu özlem öyle değil
    Vuslata ne kaldı ki, ne isterseniz sebil
    Doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden
    Gelin ki taşıversin yürek denen bu düden
    İsteyen soframızdan bal, kaymak, börek alsın
    İsteyen yüreğine bedel bir yürek alsın.

    Ay bu gece yarımdır, bu dua öyle değil
    Her can biraz Kabil'dir, her can biraz da Hâbil
    Öldürmenin sonu yok, yararlı erdemi de
    Kader ortaklarıyız dünya denen gemide
    Çiçekleri ezmeden, çocukları üzmeden
    Bana taş yağdırana yüreğimi açtım ben.

    Bağışlar ve seversek ay da imrenir, büyür
    Acıları bölüşmek yârin saçlarınca gür…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2004 / ANKARA)


    Bir Sevgi Oylumu Mor Menekşe

    Sevgi olmasa,
    Üşürdüm kuyularda ey dost!
    Karanlığın rüzgârı dalgalandıkça,
    Sevgidir çoğaltan soyumuzu;
    Sevgiliyi andıkça.

    Şiir olmasa,
    Olur muydum sanki şimdi ben?
    Geçmişin ve geleceğin dilidir şiir.
    Ne zaman yakalasa beni içimden,
    Nadide çiçeklerden bir iksir.

    Umut olmasa,
    Yürekte ne ışıyacaktı kandil kandil?
    O umutlar ki her zaman bir kutlu asa,
    Yeşertir en çorak gönül topraklarını
    Çil çil! ...

    Düş olmasa,
    Tükenir miydi hiç penceresiz geceler?
    Can kendini vururdu yokuşa,
    Kilitli kapılar gibi
    Birbirine kilitlenirdi bilmeceler.

    Hülyâ olmasa,
    Ruh nasıl hicret ederdi tâ yıldızlara?
    Şiir, düş, umut ve hülyâ
    Bir sevgi oylumu mor menekşe;
    Selâm kaleme, kâğıda.

    Sabır olmasa,
    Nasıl yumuşatacaktık ayrılığın kemiklerini?
    Hayatlarımızla bağlı olmasak toprağa,
    Ezgilere karıştırıp kimyasını
    Böylesine koklayabilir miydik çiçeklerini?

    Hasat vaktidir şimdi,
    Şiirin en güzel sabahı,
    Sevginin ak topuklarını yüreğe vurduğu an,
    Ne ışık, ne rüzgâr, ne de sular uyuyabilir artık;
    Dipdiri bir medeniyettir kan…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ocak Yay. – 1983)


    Leyl ü Nehar Aşk


    Hiç bulut yoktu ortalıkta birden peydah oldular
    Serinlikle birlikte içime bir korku düştü
    Dedim, menzile ulaşacaksan geç kalma acele tut
    Sonra sellerle kapaklanırsın yere yüzüstü

    Hani hasat sonrası tarlalardan topladıkları başakları
    Yuvalarına nasıl kımıl kımıl taşırlarsa karıncalar
    Ben de senin sevgini taşıdım yüreğimin doruklarında
    Damıtılmış bir ömür boyu leyl ü nehar

    Vakit gurûp vaktidir rüzgârsa hoyrat esiyor
    Bir vâha görünmüyor ıhtı ıhacak deven
    Yıldızlara bakıp bakıp ahkâm kesiyor
    Kendi dikenleriyle taçlanan yorgun keven

    Sor şu yol kenarındaki meyvesiz karaağaçlara
    Kaç yolcu geçmiştir bu yollardan senden önce
    Şu çeşme, şu ören, şu düşek tanıklık etsin
    Aşk nedir, edeb'i erkânı nice

    Alazsız, dumansız bir yangının ortasındayım
    Sesim daha içimdeyken kavrulup dökülüyor
    Yakınından geçseler bütün kuşlar kül olur
    Yanan binam kerpiç kerpiç sökülüyor

    Seni sevdiğimi yine gururla haykırıyorum işte
    Gemi azıya alarak kişneyip kaçan ufuklara
    Alnınızdaki beyazlık, ayaklarınızdaki seki benim sevgimdir
    Benim sevgilimdir yeni besteler yapan sonsuzluklara

    B. KARAKOÇ (Leyl ü Nehar Aşk- TDV. YAY.)


    Ey gönlümün akışı


    Şimşek Parıltısında Çektim Bu Fotoğrafı Ve Sana İmzaladım
    Ortalık tenhalaştı, meydan yağmura kaldı
    Bulutlar alçaldıkça dağları efkâr aldı
    Suları boşaltıyor sanki yüzlerce savak
    Sanki olup bitenler bir anlık bir masaldı
    Serinliği emiyor akkavak, ince kavak

    Postacı tez buluyor adresi özelleri
    Silip süpürmüş rüzgâr yoldaki gazelleri
    Bir ücret beklemeden doldurmuş çukurlara
    Her kaside öpmeden geçmiyor güzelleri
    Perhizi bırakmaya yanaşmıyor fukara

    Bir yorgun süvaridir yaşadığımız zaman
    Işığa bakamıyor gözlerini ovmadan
    Felsefe sözlüğümde yorgunluğun adı yok
    Öteki teper gelir berikini savmadan
    Kendinle cenkleşmenin kokusu yok, tadı yok

    Ey gönlümün akışı, şiddetlenme, orda dur
    Bir çalımın Kıpçak’tır, bir çalımınsa Uygur
    Hız kesmeye gerek yok suları bulatmakla
    Sevgi ne hendek dinler, ne zindan ne de bir sur
    Gönül hep posta koyar ipliği çürük akla

    Ey yârim, yağmur kuşum, derinlikli destanım
    Yüreğimin gürlüğü bağım, bahçem, bostanım
    Kanım kanını tutar hemen hemhâl olurum
    Dünyayı umursamam, yalnız senin hastanım
    Sana köprü olurum, sana sandal olurum

    Ey cinim, çık dağlara, kayaları yuvarla
    Çağı yeniden yoğur dağlara yağan karla
    Islığıyla bileğler dişlerini her yılan
    Seller altında kaldı çeltikler tarla tarla
    Yalanan bir çakaldır sicili bozuk yalan

    Tüylerini kabartmış suskun bakar serçeler
    Şimşek parıltıları sanki camları deler
    Dörtnala koşar atlar kılcal damarlarımda
    Son kez bir horoz öter, son kez bir oğlak meler
    Her ses içimi oyar düştükçe damla damla

    Şakır şakır su döker değirmenin oluğu
    Burcu burcu gül kokar sevenlerin soluğu
    Duygu yoğunluğunun, düşünce aklığının
    Nerede görülmüştür yaralısı, uluğu
    Elbette farkındadır çorak çoraklığının

    Ey sevgili böyle kal, değiştirme pozunu
    Silkele yüreğime yüreğinin tozunu
    Bu fotoğraf başkadır, nereden bakarsan bak
    Dengede tutan sensin kantarın topuzunu
    Ey ebrûlî karanfil, beyaz gül, kızıl zambak

    Bahattin Karakoç


    Yürek Yordamıyla Aradığımız


    En vefalı gönüllerde en nazlı güzeller
    En süslü sandıklarda çeyizler örselendi
    «Anneler günü”, «Dünya Çocuk Yılı» diye
    Günler, haftalar ve yıllar kurtlarca parsellendi
    Söyler misiniz bize ey pergelli çokbilmişler,
    Gün görmeden giden canlar nerede?

    Analar panik içinde, çocuklar zayıf ve tutsak
    Şahin avını gökte avlar, yerde parçalar
    Tohumu besleyemiyor artık bu yorgun toprak
    Ve güldürürken ağlatıyor bütün palyaçolar
    Söyler misiniz bize ey ekilmeden gövermişler,
    Toprağı doyuran kanlar nerede?

    En saf mermerin yüreğinde mavi bir (ben) dir hasret
    Seğirir ışığın temposuna seher kuşları öterken
    Cezrin bile yüksekliğine erişemiyor artık med
    Bir beton mezarlıktır bütün kentler gün batarken
    Söyler misiniz bize ey yel esmeden yerlere eğilmişler,
    Yapılan bunca talanlar nerede?

    Ayrık ayrık gözlerle baksanız da göremezsiniz
    Gönül gözünüze mil çekilmişse ya da doğuştan kapanıksa
    Yaz boyunca saz çalsanız da kozanıza öremezsiniz
    Kaderinizde Hakk'ın rahmeti yoksa
    Söyler misiniz bize ey kıraç topraklara düzensiz ekilmişler,
    Leylekler nerede, yılanlar nerede?

    Evler neden meyhane, mabetler niçin boş
    Sızım sızım sızlayan telefon telleri değil ata kemikleri
    Her meyveden şarap yaptık ve herkes sarhoş
    Sevgiyi dumanlarla boğduk, kucakladık kemlikleri
    Söyler misiniz bize ey sahneden çekilmişler,
    Sevgiyi ışık yapıp çoğaltan insanlar nerede?

    Bir el arıyoruz, kopan liflerimizi bağlayacak bir el
    Saatleri yeniden iyi günlere ayarlasın
    Helâl tatlılarla beslensin her soylu güzel
    Şanımız ötelere doğru parıldasın
    Söyler misiniz bize ey sürekli sorulara takılmışlar,
    Tabanlar nerede, tavanlar nerede?

    Hep yokuşlara mı tırmanacağız düzü görmeden
    Hep buzullarda mı taşıyacağız baharı yazı görmeden?
    Uzak dillidirler, çorak dillidirler çilesiz spikerler
    Karınlarına basılınca öten oyuncak kuşlar gibidirler
    Söyler misiniz bize ey göklere yıldızca çakılmışlar,
    İhlasla dolan kovanlar nerede?

    Bahaeddin KARAKOÇ (Kar Sesi – Ankara / 1983)


    Ve Bu Andaç Şiir Kaldı


    Benim ışıklı küremde ne mavi ne de al kaldı
    Boşaldı bütün kovanlar, ne arı ne de bal kaldı.

    Fırtınanın şiddetini anlatacak her söz eksik
    Savruldu bütün yapraklar, ne sağlam kök ne dal kaldı.

    Bağ viran, bağban çaresiz, çit çekmenin yararı ne,
    Kader dağ koydu omuza, yürüyecek ne hâl kaldı?

    Bel ince, bilekler ak gül, gözlerse yağmur ormanı
    Ne o ince belde kuşak, ne de omuzda şal kaldı.

    Kuğu boyunlu sevgilim, akşam sedef, sabah köpük
    Gökte ayla bütünleşmiş, ne hasret ne visâl kaldı.

    Tanklarla ezdi içimi, ahımı duymadan geçti
    Ne onda insaftan eser, ne bende bir mecâl kaldı.

    Kurtulunca her kesretten, tat aldım aşktan, hasretten
    Bendeki ben'i buldum ben, ne Merih ne Zuhal kaldı.

    Unuttum kuruyu yaşı, dağıttım doluyu boşu
    Neyleyim toprağı taşı, gönlümde zü-l-celâl kaldı.

    İlişkiler zincirinde eşyanın nabzını tuttum
    Islık çalmayı unuttum, dilimde zü-l-cemâl kaldı

    Çöl çiçeğinin ak düşü, çıktığı yerde battı su
    Karakoç'un aynasında yârin yüzü zülâl kaldı...

    Bahaeddin KARAKOÇ (Leyl ü Nehar Aşk – T.Diy.Vak.Yay. 1997 / ANKARA)


    Sen Yoksun


    Girerim-çıkarım, gözüm yoldadır,
    Gezenler ortada ama sen yoksun.
    Tohum ekenekte, meyve daldadır,
    Düzenler ortada ama sen yoksun…

    Yanıktır, yüreği kokar evimin,
    Yorgundur, sıvası akar evimin,
    Kapısı dağlara bakar evimin,
    Hâzânlar ortada ama sen yoksun…

    Umut kovalayıp hayâl kurmaktan,
    Dalga dalga kıyılara vurmaktan,
    Yorgun düştüm yokluğunu sarmaktan,
    Kızanlar ortada ama sen yoksun…

    Muhatap yok, bölüşemem kozumu,
    Annem bile beğenmiyor pozumu,
    Takvim silkeliyor ince tozumu,
    Tozanlar ortada ama sen yoksun…

    Urbam buruş buruş, kunduram çamur,
    Ölüdür kürkünü soyduran samur,
    Kaç kez çiçek açtı koca ıhlamur,
    Sezenler ortada ama sen yoksun…

    Vakit düz ikindi bacalar tüter,
    Gece olur ishak kuşları öter,
    Ne acı azalır, ne hasret biter,
    Yazanlar ortada ama sen yoksun…

    Bir türlü kırılmaz bu sen zinciri,
    Kim takar bu bilek kesen zinciri?
    Hayatım bir garip desen zinciri
    Çizenler ortada ama sen yoksun…

    Rüzgâr kapı kapı gezer evleri,
    Şehri basar Kaf Dağı'nın devleri,
    Aşmak çok zor aşk yolunda şevleri,
    Çözenler ortada ama sen yoksun…

    Bahaeddin KARAKOÇ (Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri – Dolunay Yay. 2005 / Ankara)
     

Sayfayı Paylaş