Atatürkün Hayatı Anıları

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 21 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Atatürk Anıları

    Ankara`da kaldığım müddetçe yaptığım müşahede şuydu ki, her huzuruna çıkan muhakkak onun tesiri altında kalıyordu. Bir defasında, onunla mühim müzakerelerde bulunmuş olan Yunan devlet adamı Venizelos`tan aynen şu sözleri dinlemiştim:
    -Çok büyük bir adam. Bu kadar geniş fikirli bir asker daha tanıdığımı hatırlamıyorum. Hükûmet ve devlet işlerindeki vukufu sonsuz.
    Mustafa Kemal hakikaten fiilin en geniş manasıyla "hükmetmişti". Vekillerden herhangi biri konuştuğu, şu veya bu mesele hakkında fikir yürüttüğü zaman Gazi`yi dinliyormuş gibi olurdum. Vücudu orada olmamakla beraber, fikrî varlığı her yerde hazır ve nazırdı...
    Mustafa Kemal`in bilhassa ikna etme kabiliyeti şayanı dikkatti. Konuşmaları ne kadar uzun sürerse sürsün, samimî manâda kimsenin canı sıkılmazdı... Hatta muhaliflerinden birinin:
    -Bu şekilde iki üç gün üst üste, konuşsa beni bile ikna edecek,dediği rivayet edilmişti.


    Atatürk’ün Tarih Öğretmenleriyle Bir Sohbeti

    Öğretmenimiz Mim Kâzım (Kızıltuğ) anlatıyor:
    “Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz Tarih’ti. Kıymetli öğretmenimiz Cemal Bey:
    —Çocuklar, size başımdan geçen, hayatımda asla unutamayacağım bir hatırayı anlatacağım… Dedi ve sözüne şöyle devam etti:
    —1930 yılında gene böyle bir yatılı okulun Tarih muallimi idim. Dersimiz, Yeni Çağlar idi. Ben hararetli bir şekilde konuyu anlatıyor, misaller göstererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı, içeriye okul müdürü ile Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış ve şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim. “Hoş geldiniz Paşam.” dedim. Bana ve öğrencilere tebessümle iltifat ederek:
    —Hocam dersinize devam ediniz. Dedi.
    Dersten sonra Müdürlük odasında toplanmıştık. Gazi, Tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki:
    —Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.


    Atatürk’ün Coğrafya Dersinde Türkiye Haritasını Çizdirmesi


    Samsun Lisesi’nde Coğrafya dersine girmesi ile ilgili hatırayı da Eflatun Cem Güney şöyle anlatıyor:
    Gazi, bu yurt gezilerinden birinde Samsun’a uğramıştı. Lise’de sınıflara girip çıktı. Hasan Ali Yücel Bakanlık Müfettişi, ben de o Lise’nin bir idarecisi olarak emirlerinde bulunuyorduk.
    Coğrafya dersinde çocuklardan birine yurt (Türkiye) haritası çizdirdi. Çocuk kendisine inanan bir rahatlıkla tebeşiri yürüttü ve umulmadık bir çabuklukla yurt haritasını yazı tahtası üzerinde çizileştirdi.
    Gazi, şöyle bir baktı. Sonra tatlı, yumuşak bir sesle:
    —Oğlum, dedi; şu senin haritada bin yıllık bir yurt parçası sınırlarımızın dışında kaldı.
    Bu tomurcuk yavrunun körpe zekâsı, bir çift mavi gözle kamaşmıştı. Bilerek, bilmeyerek tebeşiri uzattı. Gazi de çocuğun titreyen parmaklarından aldı ve güney sınırlarımızı düzeltti. Herkes göz kulak kesilmişti. Çizdiği sınır Hatay topraklarından geçiyordu.
    Çocuğa döndü:
    —Böyle olmayacak mı? dedi.
    Bu küçük çocuk, büyük bir cevap verdi:
    —Sınırlarımız çizdiğiniz yerden geçer.


    Atatürkün Çocuklarla İlgili Anıları


    Atatürk bir okula gitmişti.her zaman olduğu gibi bütün çocuklar etrafını sardı. hepsi sevinç içinde onu alkışlıyordu. Yalnız küçük bir çocuk;bir kenara çekilmiş,ilgisiz gibi duruyordu bu durum Atatürk'ün gözünden kaçmadı. Onu yanına çağırdı:
    - ''Çocuğum,neden durgunsun? Bir derdin mi var? Hasta mısın?'' dedi.
    Çocuk:
    - ''Bir şeyim yok efendim'' dedi.Arkasını döndü, gözlerinden akan yaşları gizlice sildi.
    Atatürk:
    - ''Niçin ağlıyorsun yavrum? Sen ağlayınca ben çok üzülüyorum'' dedi.
    Küçük çocuk,o vakit yaşlı gözlerini Atatürk'e çevirdi:
    - ''Atam,seni böyle yakından görmek isterdik. Geldin,gördük,sevindik. Ama artık sıramızı savdık.Bir daha seni ne zaman göreceğiz? Ona ağlıyorum.''
    Atatürk oradaki çocuklara baktı:
    - ''Beni ne zaman görmek isterseniz,aynaya bakın.Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız.Bende sizin'' dedi.

    -- * --

    Yıl 1934 o dönemde milli eğitim bakanlığı ulus'tadır Bakan ise niğdeli abidin özmen'dir Bakan makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır Bakanın gür sesi "giriniz" atatürk'ün yaverlerinden biri yanında iki çocukla makama girerler. Hoşbeşten sonra yaver bey bakan abidin özmen'e bir zarf uzatır. Konuklara yer gösterir ve zarfı açar Atatürk'ten gelen bir mektuptur bu : "bay abidin özmen milli eğitim bakanı" abidin özmen zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur : "yaver bey'le size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum.

    Bu çocukları uygun göreceğiniz bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırıp" bu atatürk'ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan abidin özmen ortaöğretim genel müdürü'nü çağırtır ve şu direktifi verir: "yaver bey'in yanındaki bu iki çocuğun evraklarını alınız ve bu çocukları hplisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine atatürk'ün ismini yazdırarak' bana getiriniz" der.

    Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin özmen de kısa bir mektup yazarak yaver bey'le atatürk'e yollar. Mektubun içeriği şöyle : "muhterem atatürk yaver bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak arkasında türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu ve cumhurbaskanı atatürk gibi birisinin bulunduğu için bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme hem yasalarımız hem de mantığımız izin vermedi.

    Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği hplisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim"

    Atatürk bu mektup üzerine devrin başbakanı ismet inönü'ye telefon ederek: "bak" demiş "senin milli eğitim bakanın bana ne yaptı" diyerek olayı anlatmış Inönü bakan'ı adına özür diler.

    Atatürk : "yok" der "özür dileme çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve gösterebilse.
     



Sayfayı Paylaş