Atatürk'ün Balıkesir Konuşması

Konusu 'İle İlgili Sözler' forumundadır ve hakan788 tarafından 14 Eylül 2015 başlatılmıştır.

  1. hakan788 Well-Known Member


    Atatürk'ün 7 şubat 1923 tarihinde okuduğu hutbe (Balıkesit Hutbesi)

    Balıkesir Hutbesi, Atatürk'ün 7 Şubat1923 günü öğle vakti, Balıkesir şehrindeki Zağnos Paşa Camii'nde okunan mevlidden sonra minbere çıkarak yaptığı konuşma.[1] Atatürk hutbesinde Allah'ın birliğinden, şanının yüceliğinden ve İslam dininin son, buna bağlı olarak da kusursuz bir din olduğundan bahsetmiştir. Camilerin itaat ve ibadet ile birlikte din ve dünya için ne yapmak gerektiğini düşünmek için yapıldığını belirtmiştir. Atatürk hutbeden sonra minberden aşağıya inmiş ve çeşitli kişiler tarafından sorulan yirmiyi aşkın sorunun cevaplarını vermiştir. Hutbelerin amacının halkı aydınlatmak ve uyarmak olduğunu söylemiş, hutbelerin tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun olması gerektiğini belirtmiştir.[2]

    Kaynakça
    1. "Atatürk'ün Balıkesir Hutbesi". Balıkesir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ". Erişim tarihi: 18 Nisan 2011.
    2. "Atatürk'ün Balıkesir'de Halkla Konuşma". Prof.Dr. Ali SEVİM, Prof.Dr. M.Akif TURAL, Prof.Dr. İzzet ÖZTOPRAK ". Erişim tarihi: 18 Nisan 2011

    Atatürk'ün Balıkesir Paşa Camisindeki Konuşma Metni


    Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allahın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır.
    Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber'in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz.

    Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevab kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır.

    Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum.

    Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin
    düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir.
    Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.

    Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.

    Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır. İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri genilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber'in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması! Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir.

    Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi. Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi'nde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur." Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.
     



  2. hakan788 Well-Known Member

    O GÜNÜN GÖRGÜ TANIĞI İBRAHİM CUMALI ANLATIYOR

    ‘6 Şubat Salı günü Atamız ile eşi Latife Hanım ve beraberindekiler Balıkesir’e geldiler. Halk ve öğrenciler İstasyon önünde ve Millî Kuvvetler Caddesi’nde Paşalarını bekliyorlardı. Ben o zaman ‘Dâru’l- Hilâfeti Âliye’de okuyordum. Sonra adı ‘İmam ve Hatip Okulu’ oldu. Biz de bugünkü yeni Belediye binasının Millî Kuvvetler Caddesi tarafındaki bahçesinin önünde yerimizi almıştık. Büyük önder bizim önümüze geldiğinde bizleri gözleriyle süzdü, Ahmet adındaki arkadaşımıza sorular sordu.
    7 Şubat Çarşamba günü olan ertesi günü ise öğleden evvel okulları teftiş etmişler, bizim okulumuza da gelmişlerdi. Sınıfımıza teşrif ettiler, bazı arkadaşlarımıza sorular sordular, güzel cevaplar verildi…
    Sınıftan ayrılmak üzere iken Müdürümüz Halil Efendi’ye dönerek, ‘Hocam! Bu çocuklar ilmiye talebesi, başlarında sarık var fakat üzerlerinde herkesin giydiği (karışık renkte) ceketler. Mesleklerini ifâ ederken imam efendilerin giydikleri gibi cübbe giyseler daha güzel olur’ buyurdular. Müdürümüz, ‘Hay hay Paşam… Emredersiniz. Ailelerine haber gönderelim, yaptırsınlar’ cevabını verdi. Bunun üzerine Gazimiz o sırada yanında bulunan Maarif Müdürü Sabri Bey’e, ‘Mâlî durumu müsait olmayanlara biz Hükümet’ten yaptıralım’ emrini verdiler. Sonradan mâlî durumu müsait olmayanlara giysi yardımı yapıldı.
    Büyük önderimizin aynı gün Zağanos Paşa Camii’nde konuşacağı öğrenildi. Kendilerini dinlemek için bize izin verdiler… Öğle namazından sonra Paşamız minbere çıkarak: ‘Bu dakikada milletimizin hal ve istikbâline ait hususatı görüşmek maksadıyla bu mukaddes yerde, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz’ diyerek tarihî konuşmasını yaptı. Ve sonra da ‘Ben, yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum, düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim’ buyurdu. Sorular soruldu, cevaplar verildi. (M. Reşit Kıpçak, a.g.e, s. 56-57)

    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı
     

Sayfayı Paylaş