Atatürkçü Düşünce

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 16 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    TurkeyArena

    Kitabın yazılışındaki amaç yeni nesillere Atatürkçü sistemi tanıtmak ve modern Türkiye sentezini gençlere tanıtmaktır.
    Atatürkçü düşünce kavramı değerlendirilirken; O'nu, kesinlikle ilahlaştırmadan uzak, salt bir insan olarak kabul etme gereği vardır. O'nun asıl kendine özgü niteliği, çok üstün yetenek ve dehaya sahip bir insan olmasından kaynaklanmaktadır. Zaten Atatürk'ün kendisi de hiçbir zaman bu anlayışın karşısında olmamıştır.
    Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, Atatürk'ün Dünyaya bakış açısı, yaşam felsefesi ve çağdaş düşünce yargısı olmalıdır. Atatürkçü düşüncenin önünde önyargısız, akıl ve bilim bulunmaktadır. Yaşam boyu sorunların çözümünde mutlaka akıl ve bilimi rehber edinme gereği vardır. Akıl ve bilimin dışına çıkmak ise hurafe ve safsatadan başka bir şey değildir. Akıl ve bilimin dışına sapma ve saklanma insanları karanlığa, yanılgıya hatta sonu gelmez belirsizliklere götürür.
    Atatürkçü düşünce gerçekçildir. Atatürkçü yaşam anlayışının mayasında çalışmak, alın teri dökmek ve öğrenmek vardır. Bu kavramı unutan, ihmal eden ya da umursamayan toplumlar, başka toplumların kulu kölesi olmaya mahkumdurlar. Çağdaş uygarlığın peşinde koşmayı amaç edinmeyenler, aydınlığın ve aydınlamanın bilincinde olmayanlar yok olmaktan kurtulamazlar. Çağın uygarlık nimetlerinden pay almanın tek yolunun Atatürk'ün yaşam anlayışında olduğunu unutmamak gerekir. Atatürkçü düşünce, gerçekliğe dayalı olduğu için bireyin üretken, yaratıcı, özverili, barışsever bir yapıya sahip olmasını bekler. Atatürkçü düşünce, ulusal bütünlüğün, eşitliğin paylaşım ve katılımcılığın gerçekleşmesinden yanadır.
    Bu düşüncenin içinde ümmetçi değil, ulusçu, hümanist, çağdaş dünya görüşü egemendir. Kemalizm'in özünde aşağılama ve aşağılanma asla barınamaz, kendine güven, soyluluk ve saygınlık yatar. Atatürkçü düşünce, insan haklarının yanında, her türlü haksızlık, saldırı ve saldırganlığın karşısındadır. Bu düşünce her çeşit aydınlanmanın, bilinçlenmenin, aydınlatmanın ve atılımın yılmaz destekçisi ve savunucusudur.
    Atatürkçülük, özgür düşünceden yana olup, her çeşit bağnazlığa ve yobazlığa karşıdır.

    Atatürkçülük her tür sömürü ve haksızlığın karşısında, özgür düşüncenin, özgürlüğün yanındadır. Kemalist düşünce kesinlikle dogma ve doktrin düşüncesinden uzak kalmıştır. O nedenle Atatürkçülük donmuş kalıplara oturtulmamıştır. Kemalizm pragmatik, devrimci, her tür yeniliğe açık ve isteklidir.

    Atatürkçülüğün temelindeki harçta, barış, hoşgörü, dostluk ve dayanışma vardır. Bu düşüncede, bilime, sanata, yaratıcılığa, erdeme ve sevgiye sonsuz bir bağlılık ve saygı bulunur.

    Atatürkçü düşünce akılcıdır, devlet yönetiminde ve toplum hayatında hurafe, yalan ve belirsizliklerin yerine aklı, bilimi ve aydınlığı egemen kılmaya çalışmış, dinin istismar edilmesine, çıkar aracı olarak kullanılmasına ve gericilik âleti durumuna getirilmesine pozitif ilimlerle karşı çıkmıştır. En önemlisi de bu akılcı gelişmenin, yenileşmenin ve değişimin devamını sağlamak, bir ideolojiye saplanıp kalmamak için İnkılâpçılık kavramını tanıtmıştır. Atatürkçü İnkılâpçılığı akılcılık ilkesinin topluma uygulanmasıdır. İnkılâbın hedefini demokrasi ve barış oluşturur. Temelinde gerçekçilik, bilim ve us vardır. Bu nedenle donmuş, katı ve sert ideolojilerden ayrılır. Atatürkçü İnkılâpçılığı kendi kendini yenileme özelliği ile dinamik bir yapıya sahiptir. Bir yandan yarattığı devleti güçlendirmeyi ve korumayı amaçlar, bir yandan da uygar dünyanın gidişine ayak uydurmaya çalışır.

    Modernleşen ve küreselleşen dünyanın getirdiği yeniliklerle gelenekçilik ve kadercilik arasında bocalayan Türk milleti bu ikilikten aklın, bilimin, mantığın ve tekniğin rehberliğinde kurtarılarak çağdaş uygarlık yoluna sokulmuş, Türk kültürü yüceltilerek Türk milletinin mutluluğu, huzuru, esenliği ve refahı sağlanmıştır.

    Atatürk'ün miras olarak dogmalar, âyetler ve donmuş kurallar bırakması düşünülemezdi bile; zirâ bunlar yeniliklerden ve onun getireceği değişik düşünce sistemlerinden, gelişmeden ve bilimden korkan saplantılı bağnaz beyinlerin ürünüdür. Bir millet akla ve bilime, millet egemenliği ve demokrasi ilkelerine uygun hareket etmezse sonunda yok olmaktan kurtulamaz. Böyle bir örneğe Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle tanık olan Atatürk sonuç olarak Türkiye'nin gelişmesi, yenileşmesi ve millî bir anlayışla çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması ve dahası bu evrimin kalıcı olması için akıl, bilim, zekâ ve sanatın yol gösterici olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuş ve bunların sürekliliğini sağlamak için Atatürk İlke ve İnkılâplarını rehber olarak ortaya koymuştur.

    Sonuç olarak, modern Türkiye'nin Atatürkçülük anlayışı sürekli gelişime ve değişime açık bir sistem ve dimağlar istemektedir. Bu da eski nesil Cumhuriyet çınarlarının Ata'yı ve düşüncelerini yeni nesillere aktarabilmesine bağlıdır.
     



Sayfayı Paylaş